7. bölüm · BENİM KIRMIZI ÇİZGİM
Bölüm 7
Yorucu geçen gecenin ardından aradan koskoca bir gün geçmişti. Yeni hayatımın ilk gününü bu devasa malikanede, tek başıma geçirilmiş bir alışma süreciyle tamamlamıştım. Akşam saatlerine doğru Kayra, dışarıda yemek yiyeceğimizi söyledi.
Şık bir restorana geçtiğimizde aramızdaki o ağır sessizlik bu kez biraz daha sakindi. Masaya oturduğumuzda ikimiz de içeceklerimizden birer yudum aldık. Kayra sandalyesine geriye doğru yaslandı ve gözlerini doğrudan bana dikti.
"Eve alışabildin mi?" diye sordu. Sesi ilk defa bu kadar sakindi.
Tabağıma bakıp hafifçe gülümsedim. "Ev o kadar büyük ki, alışmaktan ziyade kaybolmamaya çalışıyorum diyelim. Melek dün gece odaları gezdirirken bile kafam karıştı."
Kayra’nın dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı. "Alışırsın. Malikane büyüktür ama güvenlidir. Artık orada kendini yabancı gibi hissetmeni istemiyorum."
"Yabancı hissetmemek kolay değil Kayra. Dün gece o masada otururken, bugün seninle bu yemekte otururken... Her şey çok hızlı gelişti," dedim, bakışlarımı kaçırmadan doğrudan gözlerinin içine bakarak. "Ama merak ettiğim bir şey var. Dün gece etrafta hiç koruman yoktu, salonda yalnızdık. Bu senin her zamanki halin mi, yoksa düne özel bir durum mu?"
Kayra tabağındakileri sakince yerken bakışlarındaki o tanıdık keskinlik yeniden belirdi. "Ben yanımda orduyla gezmeyi sevmem Çağla. Ama bu, tedbirsiz olduğum anlamına gelmez. Dün gece kontrol bendeydi."
"Kontrolün sende olduğundan o kadar emin misin?" diye sordum, sesimdeki imalı tonu hafifçe yumuşatarak. "Bazen gözünden kaçan küçük detaylar olabilir."
Kayra kaşlarını hafifçe çatarak masaya doğru öne eğildi. "Neyi kaçırmışım?"
"Benim hakkımda hiçbir şey bilmiyorsun Kayra," dedim kadehimi masada hafifçe çevirirken. "Sadece adım, soyadım ve ailem. Bu gün buraya gelirken yanımızda hiç koruma yoktu. Sana zarar verme şansım vardı. Bana niye bu kadar güveniyorsun. Beni ne kadar tanıyorsun? İki yabancı aynı masada oturuyoruz. Madem bu oyunu birlikte oynayacağız, en azından karşımdaki adamın nasıl biri olduğunu bilmeye hakkım var diye düşünüyorum."
Kayra’nın dudaklarında hafif, belli belirsiz bir tebessüm belirdi. Ciddiyetini korusa da bu sorum hoşuna gitmiş gibiydi. Sandalyesine tekrar geriye yaslandı, ellerini masada birleştirdi.
"Merak ettiğin şey tam olarak ne Çağla?" diye sordu, sesi bu kez daha derindi. "Medyadan okuyabileceğin şeyler mi, yoksa arkamda bıraktığım o karanlık dünya mı?"
Gözlerimi bir an bile ondan ayırmadan kendimden emin bir şekilde yanıtladım: "İkisi de değil. Gerçek Kayra Aslan kim, onu merak ediyorum."
Kayra sandalyesine iyice geriye yaslandı. Sözlerimden sonra gözlerinde beliren o meraklı ifade, yerini derin bir sessizliğe bıraktı. İçkisinden bir yudum daha alıp kadehi masaya bıraktı ve doğrudan gözlerimin içine baktı.
"Karanlık dünyalarda birinin gerçekliğini sorgulamak risklidir Çağla," diye başladı, sesi o kadar sakindi ki bir an içimdeki gerginlik yerini meraka bıraktı. "Ama madem sordun, anlatayım. Ailem bu yollardan ilk yürümeye başladığında ben henüz dünyada bile yoktum. Yani anlayacağın, ben bu hayatı sonradan seçmedim; bu hayatın içine doğdum. Babamdan, dedemden ne gördüysem oyum. Bize 'mafya' derler ama bizim dünyamızda bu adını soyadını ve gücünü korumaktır."
Hafifçe gülümsedi. O sert yüz hatlarında anlık beliren bu ifade, onda nadir görülen bir şeydi.
"Çocukken..." dedi, bakışları bir an masanın boş bir noktasına kaydı. "Böyle sadece silahlarla büyümedim. Eskrim yapardım mesela. O kılıç hamleleri, odaklanma, rakibinin bir sonraki adımını tahmin etmek. Bana kılıç tutmayı öğrettiklerinde aslında bu dünyada nasıl hayatta kalacağımı öğretiyorlardı. Ama zamanla o spor salonları yerini gerçek çatışmalara bıraktı."
Gözlerini tekrar bana çevirdi, bakışları yeniden o bildiğim keskinliğine ve soğukluğuna kavuşmuştu.
"Dün gece koruma olmaması meselesine gelince... Yalnız değildin Çağla, ben de yalnız değildim. Görmediğin şeyler, orada olmadıkları anlamına gelmez. Sağ kolum var mesela, adı Melih. Dün akşam özel bir durum için şehir dışındaydı, eve gelemedi ama bugün gelecek. Geldiğinde sizi tanıştırırım. Aynı zamanda sayamayacağın kadar fazla korumam var"
Tabağındaki yemeğe kısa bir bakış atıp konuşmaya devam etti:
"Ayrıca dün evi yeterince incelemedin. Sen sadece evin içini gördün. Evin her tarafı aslında senin görmediğin korumalarla dolu. Merak etme."
"Teşekkür ederim," dedim, sesimdeki samimiyeti saklamadan.
Kayra hafifçe kaşlarını kaldırıp "Ne için?" diye sordu.
"Bana her şeyi anlattığın için. Hiçbir şeyi saklamadan, kendin olduğun gibi anlattığın için..."
Sözlerim masadaki o ağır ve mesafeli havayı bir anda dağıttı. Kayra’nın yüzündeki o sert, keskin ifade yerini yumuşak bir bakışa bıraktı. Bakışlarındaki o buzlar erirken dudaklarında belli belirsiz, sıcak bir tebessüm belirdi.
"Rica ederim," dedi, sesi ilk defa bu kadar içten ve sakindi.
