2. bölüm · BENİM KIRMIZI ÇİZGİM

Bölüm 2

Zeynep Altiner

Bir odada yatakta uzanır vaziyette uyandım. Avuçlarımdan destek alarak doğruldum ve içinde bulunduğum odayı incelemeye başladım. Oda, sade ve krem rengi tonlarındaydı; ancak asıl dikkatimi çeken şey, sanki gözüme sokulmak istenir gibi tam karşıma asılmış olan gelinlikti.

Burası bizim evimizdeki odalardan biri değildi. Neden buradaydım? Kayra beni gerçekten kaçırmış mıydı? Tam bunları düşünürken sergide söyledikleri bir tokat gibi yüzüme çarptı: "Benimle evlenerek babanın borcunu ödeyeceksin." O an şaka yaptığını sanmıştım ama şu an söylediği şeylerin doğru olduğunu kanıtlayan beyaz bir gelinliğe bakıyordum.

Sessizce yataktan indim ve gelinliğin yanına gittim. Sanki bakınca her şey düzelecekmiş ya da bu bir rüyaymış gibi uzun uzun gelinliğe baktım. Daldığımı fark edince kendime gelmek için yüzüme hafif tokatlar atıp. "Kendine gel Çağla," diye mırıldandım.

Asıl odaklanmam gereken konuya döndüm: Neredeydim ve buradan nasıl çıkacaktım? Cevap bulma ümidiyle pencereye doğru yürüdüm. Perdeyi aralayıp dışarı baktığımda ise gördüğüm tek şey ağaçlardı. Ev, bir dağın tepesindeydi.

"Harika, bir bu eksikti," diye söylenirken masanın üzerindeki bir kâğıt parçası dikkatimi çekti. Masaya doğru yürüyüp notu okudum: "Her saat başı Çağla’nın uyanıp uyanmadığını kontrol et veya ettir." Hemen saate baktım; saat başına sadece üç dakika kalmıştı. İçimi bir korku kapladı; üç dakika sonra ya Kayra ya da adamlarından biri beni kontrol etmeye gelecekti. Vakit kaybetmeden küçük adımlarla yatağa döndüm ve uyuyormuş gibi yaparak beklemeye başladım. Tek isteğim, gelen kişinin beni hızlıca kontrol edip gitmesiydi; böylece kaçış planı yapmak için zaman kazanabilecektim.

Düşüncelerim, kapının açılma sesiyle bıçak gibi kesildi. Gelen kişinin adım seslerini dinlemeye başladım. Bu gelen kesinlikle bir koruma olamazdı. Adımları fazla kendinden emin, fazla rahattı. Korumalar genellikle bu kadar rahat hareket edemezlerdi; çünkü can korkusu denen bir gerçek vardı. Patronlarının emirlerinin dışına çıktıkları an, ertesi güne toprak altında başlayacaklarını bilirlerdi.

Gelen kişi nefes alıp almadığımı kontrol etti. Hala uyuduğumu düşünüp odadan çıktığında derin bir nefes aldım bu kesinlikle Kayra’ydı. Hemen gitmesine sevinmiştim çünkü biraz daha kalsaydı rol yapmaya devam edemezdim.

Kayra kapıyı kapatır kapatmaz gözlerimi açtım ve yeniden pencerenin önüne gittim. Kesinlikle buradan kaçmalıydım ama elimi kolumu sallayarak kapıdan çıkmam imkansızdı; kim bilir evde kaç koruma vardı. Camı açmadan aşağıya bakmaya çalıştım. Aslında atlamayı düşünüyordum ama yeni fark ettiğim küçük bir detay planımı bozdu. Oda çok yüksekteydi. Eğer atlarsam ayağımı kırabilirdim ve o halde hiçbir yere kaçamazdım. Dağın tepesindeydik ve görünüşe göre buradan gerçekten çıkış yoktu.

Ben bunları düşünürken arkamda bir hareketlilik hissettim. Hızla arkamı döndüğümde karşımda Kayra duruyordu. Üstündeki ceketi çıkarmış, gömleğinin kollarını hafifçe yukarı katlamıştı. O kadar sakindi ki, sanki beni kaçırıp bir dağ başına kapatan o değilmiş gibiydi.

"Manzarayı beğendin mi?" diye sordu. Sesi o alaycı tondan sıyrılmış, daha ciddi bir hâl almıştı.

"Neredeyiz biz?" diye bağırdım, sesimin titremesine engel olmaya çalıştım. "Beni hemen eve, ailemin yanına geri götür!"

Hafifçe gülümsedi ama bu kez gözlerinde sinir bozucu bir acıma duygusu vardı. "Ailen mi?" dedi, bana doğru birkaç adım atarken. "Çağla, seni buraya kimin, neyin karşılığında bıraktığını gerçekten anlamadın mı?"

Dizlerimin bağı çözülecek gibi oldu ama ona belli etmedim. "Ne demek istiyorsun?"

Gelinliğin yanına kadar gelip parmaklarını beyaz kumaşın üzerinde gezdirdi. "Babanın borçları, senin sandığından çok daha derin. Annen o gün seni o koridora tek başına gönderirken, karşılığında ne aldığını gayet iyi biliyordu. Sen artık babanın kızı değil, benim karımsın."

Duyduklarımın ağırlığıyla sırtımı pencereye yasladım. Ailem beni gerçekten satmış olabilir miydi? Annemin o sergiye gelmem için yaptığı baskı, o koridora yalnız gönderilmem. Hepsi bir oyun muydu?