6. bölüm · Ben Sana Gelemem.
6.bölüm.
"Geçmiş, yalnızca hatıralardan ibaret değildir."
Asena, Kerem’e baktığında gözlerinden yankılanan sessiz bir çığlık vardı. Bu bakışlar, bir an önce kaçmak için yalvaran birinin bakışlarıydı. Artık burada daha fazla kalamaz, bu acıyı kendi ruhunda büyütmeye devam edemezdi. Aras, onun için hiçbir şeydi artık. Aras, kalbinin en derin köşesine saklanmış bir umut olmayı bile hak etmiyordu; çünkü o, Asena’nın değil, annesinin hayaliyle yanıyordu.
Kerem, Asena'nın gözlerindeki çaresizliği gördü. Bu bakışların ne dediğini anlamış gibiydi. Hiçbir şey söylemeden, nazik ama kararlı bir şekilde Asena'nın elinden tuttu ve onu istemediği bu boğucu ortamdan çekip çıkardı. Sessizlik içinde, yalnızca ayak sesleri yankılanırken Asena derin bir nefes aldı; belki de uzun zamandır ilk kez.
İkili, sessiz adımlarla oradan uzaklaşırken Aras ve Arzu, varlıklarını fark etmiyormuş gibi kendi dünyalarına dalmıştı. Aras’ın bakışları Arzu’nun yüzünde geziniyor, sanki her sözcüğünde kayboluyordu. Bu, Asena için bir kez daha keskin bir gerçeklik tokadıydı. Kerem, onun omzuna hafifçe dokunarak adımlarını hızlandırdı; bu ortamdan uzaklaşmaları gerekiyordu ve Asena, bir an önce bu ağır havayı geride bırakmak istiyordu.
Kerem, Asena'nın yanında yürürken onun sessizliği içinde yankılanan fırtınayı hissediyordu. Gözleri, yüzüne sinmiş hüznü ve yorgunluğu saklamaya çalışsa da, Kerem bunun bir perde olduğunu anlamıştı. Asena'nın iyi olmadığını anlamak için ne bir kelimeye ne de bir açıklamaya ihtiyacı vardı. Gözleri kızarmış, nefesi düzensizdi. Bir an önce kurtulmak istediği bu ortam, onun ruhuna derin izler bırakmış gibi görünüyordu.
Kerem, Asena'nın içinde bir şeylerin kırıldığını hissediyordu. Ancak bu sadece hüzün değildi; daha derin, daha karanlık bir şey vardı. Bunu anlamlandıramıyor ama bir şekilde hissedebiliyordu. Asena'nın bakışlarında yalnızca üzüntü değil, kendisiyle savaşan birinin yorgunluğu vardı. Sanki o gözler, bir şeyleri anlatmaya çalışıyordu ama bir yandan da bunu yapmaktan korkuyordu.
Kerem birkaç kez konuşmayı denedi, ama kelimeler dudaklarında kurudu. "Neden bu kadar üzgünsün?" diye sormak istiyordu. "Neler oluyor İnci? Sana ne oldu?" Ama bu soruları sorarsa onu daha da uzaklaştıracağından korkuyordu. Sessizlik, aralarındaki mesafeyi koruyordu.
Sonunda derin bir nefes alarak, nazik bir ses tonuyla, "İyi misin?" diye sordu. Bu kadar basit bir soru bile ona yetersiz geldi. Ancak Asena cevap vermedi. Yalnızca yürümeye devam etti, başını hafifçe öne eğmiş, elleri titriyordu. Kerem, onun konuşmaya hazır olmadığını biliyordu. Ona zaman tanıması gerekiyordu.
Yine de, Asena'nın bu haline tanık olmak Kerem'i daha çok endişelendiriyordu. Onun bu sessizliği ardında neler gizlediğini bilmese de, hissettiği şey yalnızca üzüntü değil, aynı zamanda korkuydu. Asena'nın omuzlarına eğildiği bu yük, çok daha fazlasını barındırıyor olabilirdi ve Kerem, bunu çözmeye hazır olup olmadığından emin değildi.
Kerem, Asena’yla sessiz adımlarla evin girişine doğru ilerlerken, kapıda onları bekleyen Makbule teyzenin endişeli bakışlarıyla karşılaştı. Yaşlı kadın, ikisinin halinden bir şeylerin yolunda gitmediğini hemen anlamış gibiydi. Özellikle Asena’ya dikkatle bakıyordu; genç kızın solgun yüzü, derinleşen gözaltı halkaları ve dalgın bakışları Makbule teyzenin içini ürpertiyordu.
"İnci, iyi misin yavrum?" diye sordu kadın, sesi sevgi dolu ama aynı zamanda temkinliydi. Makbule teyze, Asena’nın bedeninden çok ruhunun yaralı olduğunu seziyor gibiydi.
Asena, ona zoraki bir gülümseme göndermeye çalıştı ama bu çabanın ne kadar sahte olduğu ortadaydı. “İyiyim,” dedi kısık bir sesle, ama sesi titriyordu. Bu, yalnızca söylenmiş olması için söylenen bir yalandı ve Makbule teyze bunu hemen fark etti.
Kerem, yaşlı kadının bakışlarındaki kaygıyı görüp omuzlarını silkerek, "Bugün biraz yoruldu, Makbule teyze," dedi. Bu kısa açıklama bile onun içinde bir huzursuzluk yaratmıştı. Asena hakkında konuşmak istemiyordu, çünkü onun sessizliğinde saklı bir sır olduğunu hissediyordu.
Makbule teyze, başını hafifçe sallayarak, “Yorgunluk değil bu, başka bir şey var. İnsan, baktığında anlar evladım,” dedi. Gözleri bir an Asena’nın yüzünde sabitlendi. Yaşadığı uzun yıllar boyunca birçok insan görmüştü; kaygıyı, korkuyu ve acıyı tanıyordu. Asena’nın saklamaya çalıştığı o karanlık, onun için bir sır değildi.
“Gel, sana biraz ıhlamur yapayım,” diye ekledi Makbule teyze. Bu, basit bir davet gibi görünse de, aslında Asena’nın içine kapanmış kapıları aralamak için bir çabaydı. Asena, başını sallayarak teklifi kabul etti ve sessizce eve doğru ilerledi. Kerem ise onları izlerken içinden bir an için, Makbule teyzenin Asena’ya ulaşabileceğini umdu. Belki de yaşlı kadının şefkati, Asena’nın içinde biriken fırtınayı hafifletebilirdi.
Kerem, Makbule teyzeyle Asena'yı yalnız bırakma kararı alarak geri döndü. Yollar, her adımda biraz daha daralıyordu sanki. Her şeyin hızlıca değişen yüzleri arasında kaybolduğunu hissediyordu. İnci'nin, her Arzu'yu ve Aras'ı gördüğünde değişen ruh halleri, gözlerinin derinliklerinde gezinirken içindeki hüzün, gözünden hiç kaçmadı. Yüzündeki her ifadeyi anlamak, sanki bir parçası olmadan bir başka dünyada yaşıyor gibi hissettiriyordu. İşler daha karmaşıklaşmıştı.
Öte yandan, Asena hüzünle oturmuş, boşluğa bakar gibi aynı noktaya dalmıştı. Gözleri, derin bir yerlerde kaybolmuş gibiydi; sanki etrafındaki dünyadan tamamen uzaklaşmış, zihni başka bir yerlerde, belki de geçmişin içindeydi. Gözlerinde bir boşluk vardı, sanki o anı, o zamanı yakalamaya çalışıyor ama bir türlü ulaşamıyordu. Ne kadar uğraşsa da, içindeki eksikliği, kaybolan parçayı bulamıyordu.
Artık bir karar vermesi gerekiyordu. Bu zaman diliminde geçirdiği her an, ona içindeki boşluğu daha derinden hissettiriyordu. Buraya vakit geçirmek, başka insanların hayatlarına dahil olmak ya da birilerinden hoşlanmak için gelmemişti. O an, hissettiği her şey bir saplantıya dönüşüyordu. Aras’ın gözleri, ona yansıyan bir yansıma, bir parıltıydı; ama ne kadar bakarsa baksın, her şey aslında başka bir boşluğun derinliklerinden çıkarak ona doğru geliyordu. Arzu’nun varlığı, Asena'nın geçmişindeki, belki de en derin yarasıydı; ama bir başka hayatın, başka bir zamanın insanlarına takılı kalmak, ona çözüm getirmiyordu. Bu duygular ona hiç ait değildi.
Zihninde yankılanan düşünceler, zamanı sorgulamasına neden oldu. Gerçekten burada olmalı mıydı? Ya da belki de zamanında, kendi geçmişine, kendi hayatına dönmeliydi. Asena’nın içindeki güç, onu oraya çağırıyordu. Burada bir yabancı gibi, ama zamanın içinde sıkışmış bir insan gibi hissediyordu. Kendini terk edilmiş gibi, kaybolmuş gibi hissediyordu. Gerçekten bir karar vermeliydi. Zamanın ona sunduğu şansı daha fazla heba edemezdi. Her geçen saniye, ona bir şeyler kaybettiriyordu.
Kendi zamanına dönmeliydi. Geçmişin ve geleceğin arasındaki o ince çizgide sıkışıp kalmamalıydı. Bu belirsizlik, Asena’nın içindeki huzursuzluğu daha da derinleştiriyordu. Ne Aras, ne de Arzu, ona gerçek bir çözüm sunamazdı. O, bir yolculuktaydı, ama ne bu yolculuk ne de bu dünyadaki insanlar, Asena'nın gerçek yolunu bulmasına yardımcı oluyordu.
Bir an önce kendi zamanına, kendi dünyasına geri dönmeliydi. Çünkü geriye dönüp baktığında, buranın ona hiç ait olmadığını hissediyordu. Bu dünya, sadece geçici bir duraktı. Buradaki yüzler, sesler, renkler, hepsi zamanın getirdiği bir illüzyon gibiydi. Asena, geriye, kendi zamanına adım atmalıydı. Kendi hayatının kontrolünü yeniden ele almalıydı. Yalnızca o zaman huzuru bulabilecekti.
Aras’ın o güzel mavi gözleri her aklına geldiğinde, Asena kendisine daha çok kızıyordu. Gözlerinde bir tür büyü vardı, ama o büyü, Asena için sadece bir tuzaktan başka bir şey değildi. Aras ona ait değildi, hiçbir zaman da olmayacaktı. Gönlü, her ne kadar ondan yana olsa da, bu dünyadaki yerleri birbirine ait değildi. Kafasında bir karışıklık vardı, ama bir gerçek de vardı: Aras’ın hayatı, kendi hayatından ayrıydı. O, annesinin dünyasına aitti, Asena’nın değil.
Annesi Aras’ı seviyordu, bu da Asena’nın aklındaki yolu belirlemesine neden oluyordu. Madem annesi ona aşık olmuştu, o zaman bir yolunu bulup ikisini birleştirecek, hatta evlenmelerini sağlayacaktı. İçinde fırtınalar kopsa da, Asena, annesinin mutluluğunu düşünmek zorundaydı. Kendi duygularını bir kenara koymalıydı, çünkü bu dünyada annesinin sevgiye ve huzura ihtiyacı vardı. Belki de o, zamanın akışına müdahale etmekle yanlış bir şey yapıyordu. Ama ne olursa olsun, annesinin yüzündeki gülümseme, onun için her şeyden daha değerliydi.
Zordu, çok zordu. İçinde büyüyen bir duygu vardı ki, bu duygu, ona bir yandan aşkı, diğer yandan ihaneti hissettiriyordu. Ama Asena, tek bir şey biliyordu: Evlatlar, annelerinin mutluluğunun önündeki engel olmamalıydı. Aras ve annesi bir arada olmalıydı, çünkü bu, sadece annesinin değil, Asena’nın da doğru bir karar vermesiydi. Yavaşça, düşüncelerini netleştirdiğinde, zamanın ya da duygularının onu geri çekmesine izin veremeyeceğini fark etti. Bu, onun yapması gereken bir şeydi. Zamanı durdurup, annesinin mutluluğu için adım atmak zorundaydı.
Asena, tam 1 hafta sonra babasının gelip annesini isteyeceğini bir anda hatırladı. Zihninde bir kırılma oldu; sanki zaman, her an yeniden şekilleniyordu. Eğer babası, Murat, Arzu’yu istemeye gelirse, her şey değişecekti. Arzu ve Aras asla bir araya gelemeyeceklerdi. Bu düşünce, Asena'nın içinde derin bir korku uyandırdı. Annesi ve Aras, birbirlerine ait olmalıydılar, birbirlerinin hayatlarına girmeliydiler, ama Murat’ın gelişi, her şeyi paramparça edecekti.
Asena, kalbinin her atışında, kendini bir çıkmazın içinde hissediyordu. Zihninde yankılanan düşünce, onu adeta delirtecek gibiydi. Babası, annesinin mutluluğunu hiçe sayarak, her şeyin sonunu getirebilirdi. Ne kadar korkutucu olsa da, Asena için bir seçenek vardı: Engellemek. Bir yolunu bulmalıydı, ne olursa olsun, babasının annesinin hayatına girmesine engel olmalıydı. Ama bu engelleme, ona bir bedel ödetebilirdi.
Bu düşünceler, Asena’yı derin bir çıkmaza sürüklüyordu. Eğer babası Arzu’yu alırsa, her şey sona ererdi. Aras’la annesinin hikayesi hiç başlamadan bitmiş olurdu. Kendisiyle birlikte her şey sona ererdi. Asena biliyordu; babasının, annesini istediği o günü engellediğinde, kendisinin varlık anlamı kalmazdı. Ancak, o anı engellemek için her şeyi göze alması gerekiyordu. Zihnindeki düşünceler keskin ve kararlıydı. Ne olursa olsun, babasının Arzu’yla evlenmesine izin verememeliydi.
Bu karar, Asena’nın ölümüne neden olsa bile, hiçbir şeyin önemi yoktu. Annesinin mutluluğu, kendi hayatından daha önemliydi. Kendi varlığının bir anlamı yoktu. Eğer Arzu ve Aras bir arada olamayacaksa, o zaman Asena'nın bu dünyada bir yeri olmayacaktı. Ve o, annesinin yanında, onun mutluluğu için her şeyi yapmaya hazırdı.
Öte yandan, tekrar babasını göreceği için içi mutlulukla doluydu. Babası, onun için bir zamanlar güvenin, sevgilerin ve huzurun simgesiydi. Genç ve hayat dolu halini düşündükçe, Asena'nın içinde bir neşe dalgası yükseliyordu. Babasının varlığı, ona her zaman bir sıcaklık, bir güç vermişti. O an, geçmişteki o sıcak anıları hatırlarken, Asena kendini gülümsemeden alı koyamıyordu. Babasının gülüşü, konuşmalarındaki o neşeli tonu, Asena'nın içinde bir umut ışığı yakıyordu.
Ancak, bu sevinç duygusu, içinde bir çatışmaya yol açıyordu. Babasını görmek, onu sevindirmek istese de, aynı zamanda içindeki o karanlık düşüncelerle de yüzleşmek zorundaydı. Babasının Arzu ile evlenmesini engellemek, bir yandan onu sevindirme çabasıyla çelişiyordu. İçindeki kararsızlık, yüzünde beliren o gülümsemenin ardında kaybolan bir hüzün gibi ağırlaşıyordu. Ama o an, babasına olan sevgisi, içindeki diğer duygulardan bir adım öndeydi. Gülümsemesi, her ne kadar karmaşık bir duygunun yansıması olsa da, yine de gerçekti.
Asena kararını vermişti. Babasının annesiyle olan evliliğine engel olup, Arzu’nun Aras’la olmasını sağlayacaktı. İçinde bir huzursuzluk vardı, çünkü zamana müdahale etmenin doğru olup olmadığına dair kuşkuları hep vardı, ama bu defa sessizce durup olanları izlemek ona yeterli gelmiyordu. O an, geçmişi değiştirmek için bir fırsatı olduğunu biliyordu. Geldiği yerde annesinin mutlu bir evliliği olmamıştı, ancak şimdi Asena'nın elinde, her şeyi farklı kılacak bir şans vardı.
Zihnindeki her düşünce, bunu başarmaya yönelikti. Arzu ve Aras, birbirlerine ait olmalıydılar, bunun önünde hiçbir engel olmamalıydı. Asena, geçmişin hatalarını silmek için bir adım atmalıydı. Babasının kararı, sadece Arzu’nun değil, aynı zamanda kendi hayatının da sonunu getirebilirdi. Bu yolculuk, belki de bir kurtuluş değil, ama en azından annesinin mutlu olabilmesi için atılması gereken bir adımdı.
Evet, zamanın akışını değiştirmek, belki de büyük bir riskti, ama bu kadar önemli bir karar için başka bir seçenek yoktu. Asena, artık ne hissettiğini ve ne yapması gerektiğini biliyordu. Annesinin mutluluğu, her şeyden önce gelmeliydi ve bunu başarmak, ona en büyük anlamı verecekti. Ne olursa olsun, bu yolculuk, geçmişi ve geleceği birleştirecek bir fırsattı.
Asena, ne kadar kararını vermiş olsada, içindeki hüzün hala yerli yerindeydi. Bu karar, ona bir güç, bir amaç verdiği kadar, aynı zamanda derin bir boşluk da bıraktı. Kendi duygularını, annesinin mutluluğu uğruna bastırmaya çalışsa da, içinde bir yerlerde kopan fırtınalar, hiçbir zaman tamamen susturulamıyordu. Aras’a olan duyguları, ona ait olmayan bir aşk gibi kalıyordu; bu aşk, onun hayatında bir iz bırakmıştı, ama aynı zamanda bir yara da açıyordu.
Annesinin Aras’la olmasını sağlamak, belki de doğru bir şeydi, ama Asena'nın içindeki boşluk, hiçbir şeyle dolmuyordu. Kendi duygularını geride bırakmak, ne kadar mantıklı olsa da, ona bir yandan eksiklik hissi veriyordu. Annesinin mutluluğu için yapacağı bu fedakârlık, onun içindeki acıyı dindirmiyordu. Hüzün, hem ona yük oluyor, hem de bu yolculuğun sonunun nereye varacağını bilmemesi gibi bir belirsizliğin gölgesinde büyüyordu.
Yine de, ne kadar zor olsa da, bu yola adım atmıştı. Her adımda, bir parça daha kırılıyordu, ama bir şekilde devam etmek zorundaydı. Kendini kaybetmek ve annesinin mutluluğu uğruna her şeyi feda etmek, Asena'nın aldığı kararın bedeliydi.
Makbule teyze, sıcak ıhlamuru Asena’nın önüne koyup karşısına oturdu. Bir an sessizlik hakimdi, sadece ıhlamurun buharı havada süzüldü. Makbule teyzenin bakışları, Asena’yı anlamaya çalışan bir kadının derinliğini taşıyordu. İçindeki karmaşa ve hüzün, her geçen gün biraz daha yüzüne yansıyordu, ama Makbule teyze, hep aynı sakinlikle ona bakıyordu. Onun bu sessiz ama anlayışlı bakışları, Asena’yı bir parça da olsa rahatlatıyordu.
“İç, kızım,” dedi Makbule teyze, sesi yumuşak ve derindi. “Bazen, en zor kararlar bile içimizdeki huzuru bulmamıza yardımcı olur. Ama unutma, her seçim bir yol açar ve bazen o yol, bizi çok uzağa götürür.”
Asena, ıhlamuru yudumladı, sıcaklığı vücudunu sararken içindeki duygularla yüzleşmek zorlaştı. Makbule teyzenin sözleri, her zamankinden farklıydı. Asena, içindeki hüzünle bu anın belki de hayatındaki en zor an olduğunu fark etti. O an, her şeyin tam ortasında bir karar verme anıydı. Makbule teyzenin varlığı, ona bir güven duygusu veriyordu, ama kararını vermişti. Şimdi, o güveni sadece içinde taşıması gerekiyordu.
Asena, Makbule teyze ve ıhlamurun sıcaklığıyla biraz olsun rahatlamış, gülümseyerek bardağını yudumlamaya başlamıştı. Gözlerinde hafif bir huzur vardı ama hala içinde derin bir çatışma sürüyordu. O sırada kapı hafifçe açıldı ve Kerem içeri girdi. Biraz mahcup, biraz da tedirgin bir şekilde Asena'ya bakarak selam verdi.
"Merhaba," dedi, sesi hafif titrek ama içten. "Sizi merak ettim, her şey yolunda mı?"
Asena, Kerem’in içeri girmesiyle kısa bir an duraksadı. Onun meraklı bakışlarını fark etti ve o anda içindeki karmaşa bir nebze daha arttı. Ne de olsa, Kerem ona yakın bir arkadaştı, ama şu an onunla konuşmak, ona dürüst olmak bir başka zordu. Zihninde dönen binlerce düşünceyi bir kenara bırakıp, ona gülümsedi.
"Merhaba, Kerem," dedi, sesindeki huzuru yansıtmaya çalışarak. "İyi sayılırım. Gerçekten endişelenme, her şey yolunda."
Kerem, Asena’nın yüzüne bakarken, içinde bir huzursuzluk hissetti. Onun rahatsızlıklarını fark etmek zor değildi. Asena, her ne kadar sakin gibi gözükse de, içindeki fırtınayı saklamaya çalışıyordu. Ama Kerem, Asena'nın sadece dışarıdaki soğuk görünümüne değil, gözlerindeki derinlere de bakıyordu.
Makbule teyze, Kerem’in içeri girdiğini fark edince, gülümsedi ve sessizce ıhlamurdan bir fincan daha doldurdu. "Buyur, Kerem oğlum," dedi, sıcak bir tavırla. "Hadi, otur, bir çay iç. Biraz yalnız kalın, belki konuşmak istersiniz."
Kerem, ne diyeceğini bilemeden bir an tereddüt etti ama Makbule teyzenin nazik davetini kırmak istemedi. Başını sallayarak teşekkür etti ve sandalyeyi çekip oturdu. Makbule teyze ise bir adım geri atarak gençlerin arasında bir sessizlik yaratmak için sessizce odadan çıktı.
Asena ve Kerem, birbirlerine bakarken her şey birden sessizleşti. İçlerindeki duygular, her ikisinin de hissettikleri, sesizce oda da yankılandı. Birbirlerinin gözlerinde, hem bir sorgulama hem de bir belirsizlik vardı. Kerem, Asena’nın yüzündeki huzur arayışını fark etti, ama Asena, ona ne kadar güven duysa da, içindeki karmaşadan bir adım daha ilerlemeye karar verememişti.
Aralarındaki sessizlik, bir an için her şeyin ne kadar değiştiğini ve hala çözülmesi gereken çok şey olduğunu hatırlattı.
Kerem, ıhlamurunu yudumlarken Asena'ya şefkatle baktı. Birkaç gündür yanında olmanın ona gerçekten iyi geldiğini hissediyordu. Asena'nın içindeki karmaşa ve sessiz hüzün, Kerem'in dikkatinden kaçmamıştı. Onun için önemli bir şey vardı; İnci'ye güven verip, her şeyin daha iyi olacağını hissettirebilmek.
"İnci," dedi Kerem, yavaşça konuşarak. "Bana her şeyi anlatabilirsin, biliyorsun değil mi? Seni asla yargılamam."
Asena, Kerem’in bu sözlerini duyduğunda, bir an düşüncelerinin içinde kayboldu. O kadar uzun zamandır içindeki acıyı, kaybolmuşluğu kimseye anlatmamıştı ki, bu sözler ona bir kapı gibi açılmıştı. Ama o kapıyı geçmek, her şeyin gerçeğiyle yüzleşmek demekti. Kerem’in içindeki samimiyeti görmek, Asena için hem rahatlatıcı hem de korkutucuydu.
Asena, bir an düşünerek derin bir nefes aldı. İçinde yıllardır biriktirdiği duygular ve sırlar, onunla konuşmaya hazır değildi. Gerçekten hazır mıydı? Kendini olduğu gibi gösterebilir miydi? 2024’ten, 1999’a geldiğini söylese, ya da İnci değil, Asena olduğunu anlatsa, Kerem nasıl tepki verirdi?
Zihninde, ‘Zaman yolculuğu’ gibi bir şey söylemek bile bir absürtlük gibi geliyordu. Ama bir yandan da bu dünyada, bu zamanda yalnız değildi. O an, yanında birinin olduğunu hissediyordu. Kerem’e açılmak, içindeki sırrı ona vermek, ona gerçekleri anlatmak… Bu, ne kadar korkutucu olsa da, Asena’nın içinde bir umut ışığı da yaratıyordu.
Bir an, belki de her şeyi olduğu gibi anlatmanın zamanı gelmişti. Ama aynı zamanda, geçmişin karanlıklarıyla yüzleşmek, tüm bu yaşadıklarının ve duygularının gerçekliğini kabul etmek Asena için büyük bir adım olacaktı.
Asena, Kerem’in gözlerinin içine bakarak derin bir nefes aldı. İçindeki karışıklığı ve korkuyu bir kenara bırakmaya çalışarak, kelimelerini özenle seçmeye başladı. Her cümlesinde bir ağırlık vardı, bir gerçeklik vardı ki, Asena bunu şu an Kerem’e açıklamak zorundaydı. Kendi içinde bu açıklamayı ne kadar hazır hissediyorsa da, her kelimeyi söyledikçe, içindeki belirsizlik biraz daha büyüyordu. Kerem’in tepkisini görmek, en az onun söylediklerini anlatmak kadar önemliydi.
“Kerem,” diye başladı Asena, sesi alışılmıştan farklı, daha derindi. “Bunları sana söylemek… çok zor. Ama artık birinin bilmesi gerektiğini düşünüyorum. Sana güveniyorum.” Bir süre sessizlik oldu, gözlerini ondan ayırmadan devam etti. "Beni… aslında ben, İnci değilim. İsmim Asena. "
Kerem, söylediklerine odaklanmış bir şekilde, Asena'nın her kelimesini dikkatle dinlemeye başladı. İlk başta, gözlerinde bir sorgulama belirdi, ama Asena’nın ciddiyetini görünce, dikkatini daha da arttırdı.
“Ben… 2024 yılından geldim,” diye ekledi Asena, her kelimeyi birer çivi gibi doğru yerine çakıyormuş gibi hissetti. “Bunu sana anlatmak kolay değil, çünkü ne kadar garip olduğunu biliyorum. Ama zaman yolculuğu yaptım ve buraya, 1999’a geldim. Ben aslında başka bir hayatımda… bir başka zamanda yaşıyordum.”
Kerem, önce kelimelerin ağırlığıyla kısa bir süre şok oldu. Ama gözlerinden şaşkınlık, merak ve biraz da korku karışımı bir ifade geçti. Asena'nın söyledikleri sıradan bir hikaye değil, çok daha derindi. Bir yandan hala inanmakta zorlanıyor, diğer yandan Asena’nın yüzündeki ciddiyeti ve kararlılığı görüyordu. Bir süre sessiz kaldı, gözlerini dikip ona bakarak bu açıklamanın gerisindeki duyguyu çözmeye çalıştı.
“Yani… sen… gerçekten 2024’ten mi geldin?” diye sordu, sesi titrek ama derindi. Kerem’in sesi, Asena’nın anlattıklarıyla paralel olarak değişmişti. İlk başta kafa karışıklığı, sonra da yavaş yavaş kabul etmek gibi bir durum vardı. “Bunu nasıl yapıyorsun? Nasıl mümkün olabilir?”
Asena, Kerem’in şaşkınlıkla sorduğu sorulara biraz da korkuyla cevap verirken, kelimeler dudaklarından çıkarken zorlayıcıydı. Ama bir şekilde içinde bir şeyin doğru olduğunu hissediyordu.
"Nasıl olduğunu bilmiyorum, sadece… bu şekilde oldum. Ama zamanın akışı, buradaki hayatımda bana her şeyi değiştirtecek kadar güçlü. Sadece Arzu ve Aras’ın mutlu olmasını istiyorum. Zamanın bana verdiği tek fırsat bu."
Kerem, gözleri Asena'dan bir an bile ayrılmadan, her bir kelimeyi sindirmeye çalıştı. Yavaşça bir gülümseme belirirken yüzünde, hem bir inanç hem de merak vardı. "Yani… gerçekten başka bir zamandansın. 2024’ten, Asena. Bunu kabul ediyorum."
Her iki kişi de sessizliğe gömüldü. Asena, kalbinin hızla çarptığını hissediyordu. Gerçekleri paylaştığı bu an, hem bir özgürlük gibiydi hem de korkutucuydu. Ama bir şey belliydi: Kerem ona inanıyordu.
Asena, Kerem’in söylediklerine duyduğu minnettarlığı yüzünden hissetti. Onun şaşkınlığını kabullenmesi, her şeyin daha da gerçek olmasına neden olmuştu. Bir anlık sessizlikte, Asena'nın kalbinde bir yük hafifledi ve sonunda derin bir nefes aldı. Gözleri, Kerem’in gözlerinde güven bulmuştu. Şimdi, sıradaki gerçekleri anlatma zamanıydı.
Gülümsedi, ama bu gülümseme acı ve şükranla karışmıştı. "Kerem, teşekkür ederim. Gerçekten… anlatmak çok zordu ama bunu duyduğumda bana güvenmen, bana yardımcı olman çok değerli." Asena, birkaç saniye boyunca Kerem’e bakarak düşündü. O an, söylediklerini tam olarak nasıl anlatacağına karar vermeye çalıştı.
"Arzu," dedi, sesi biraz daha yavaşladı ve derinleşti. "O, benim zamanımda, 2024'te… annem. Burada, 1999’da ise, Arzu’nun başka bir dünyası var. Ama ben, annemin bu halini çok sevdim. Buradaki hayatı bana çok şey öğretti."
Asena, kelimelerinin her birini dikkatle seçerken, Kerem’in tepkilerini gözlemliyordu. Kerem, hafifçe başını sallayarak dinlemeye devam etti, yüzünde hâlâ o şaşkınlık ama aynı zamanda dikkatli bir anlayış vardı. Asena’nın söyledikleri, daha da derinleşiyordu.
"Arzu, kendi zamanımda çok güçlü bir kadındı," diye devam etti Asena, sesi biraz daha sertleşti. "Ama burada, 1999’da, her şey farklı. O zamanlar, annemin hayatı o kadar karmaşıktı ki, her şeyin nasıl yoluna gireceğini bilemiyordum. Ama buraya geldim ve şimdi… şimdi Arzu’nun başka bir yolu, başka bir mutluluğu var. Bunu görmek, bana bazı şeyleri öğretmişti. Arzu’nun burada başka bir hayatı, bu dünyada çok farklı. Buradaki Arzu, belki de ona daha çok ihtiyacım olduğu bir anda karşıma çıktı."
Asena, içindeki acıyı bir nebze olsun yansıtmaya çalıştı. "Kerem, ben aslında zamanın akışına müdahale etmek istemiyorum, ama burada her şeyin yolunda olmasını istiyorum. Arzu’nun mutlu olmasını… Aras’la birlikte olmasını. Ama o kadar karmaşık bir şey ki, bazen anlamıyorum ne yapmam gerektiğini. Hem de tüm bu duygular içinde."
Kerem, gözlerini ondan ayırmadan dinlerken, biraz daha yaklaşıp içindeki şaşkınlığı atarak derin bir nefes aldı. Asena’nın söyledikleri, bir yanıyla ona büyük bir gerçeklik yüklerken, diğer yanıyla da, her şeyin ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyordu.
“Bunu, gerçekten anlamaya çalışıyorum, Asena,” dedi Kerem, samimiyetle. “Ama sana güveniyorum. Bu söylediklerin, çok derin ve karmaşık… ama… ben buradayım, seni anlıyorum. Her ne olursa olsun, yanında olacağım.”
Asena, bir an için rahatlamış gibi hissetti. Kerem’in sözleri, ona bir destek gibi geldi. Şimdi, tüm bu karmaşık duygularla yüzleşebilirdi. Hem geçmişin hem de geleceğin arasında sıkışmışken, birinin onu gerçekten anlamaya çalışması, bu kadar zor bir yolculukta ona ışık oluyordu.
Kerem, Asena'nın söylediklerini duydukça, her kelimeyle sanki zaman bir anlığına duruyor gibiydi. İçinde bir şeyler kıpırdıyor, zihninde binlerce soru uçuşuyordu ama bir şey daha vardı; bir güven duygusu. Asena'nın gözlerinde o kadar derin bir kararlılık ve samimiyet vardı ki, şüphe duymak neredeyse imkansızdı. Evet, söyledikleri inanılması güçtü, neredeyse gerçek dışı. Ama burada, şu anda, Asena'nın gözlerine bakarken, bir yalan söylemediğini biliyordu.
“2024’ten geldiğini mi söylüyorsun?” diye düşündü içinden. Bu, o kadar garip ve mantıksız bir şeydi ki, biraz önce bahsedilen zaman yolculuğu, bu dünyada tam anlamıyla bir bilim kurgu senaryosu gibiydi. Ama… Asena’nın o sıradışı ve kararlı ifadesi, Kerem’in hislerini karıştırıyordu. Zihni, söylediklerinin doğruluğunu tartmaya çalıştı, ama her şeyin karmaşık bir hal alması, onu başka bir noktada tutuyordu. Bir şeyler onu düşündürmeye, anlamaya zorladı.
Kerem, Asena’ya bakarken, ona inandığını hissediyordu. Tüm bu anlatılanlar, hiç beklemediği bir şekilde ona doğru gelmişti, ama Asena’nın gözlerinde, belki de hiçbir açıklama ya da mantık gerekmeden, bir gerçeklik vardı.
Yavaşça derin bir nefes aldı ve kendisini yeniden toparladı. Ne hissettiğini bilmiyordu, çünkü mantıkla açıklanabilir bir şey değildi. Yine de, Asena'nın içindeki o acıyı, o hüzünlü kararlılığı görüyordu ve bu duygular ona inanmasını sağlıyordu. Bir şey vardı ki, her şüpheden daha güçlüydü: Asena’nın hissettiklerini anlamaya çalışmak, ona güvenmekti.
Söylediklerinin doğruluğu, Kerem’in mantığına tamamen zıt olsa da, içindeki bir ses ona "doğru" olduğunu söylüyordu. Asena’nın yanında olmak, her ne kadar garip bir yolculuk gibi gözükse de, Kerem bunu kabul etmekte tereddüt etmiyordu. Ne olursa olsun, Asena'ya yardımcı olmak istiyordu.
"Her ne olursa olsun, yanında olacağım," diye düşündü içinden, ama bunu bir şekilde ona da hissettirmeliydi. Onun gözlerinde yer eden bir güven duygusu, Kerem için yeterince anlamlıydı.
Kerem, Asena'nın söylediklerinin derinliğini anlamaya çalışırken, içinde bir başka sorunun büyümeye başladığını fark etti. Her şeyin karmaşası içinde bir şey daha vardı, bir şey ki, Asena'nın içindeki boşlukla çok ilgiliydi. Onun, babası ve annesinin evliliğine karşı duyduğu bu büyük tepkileri ve kararlılığı, Kerem’in kafasında bir dizi soru işareti oluşturuyordu.
Asena, her ne kadar ona güveniyor olsa da, içinde taşıdığı hüzün ve kararsızlık, Kerem’in kafasında hala belirsizdi. Şimdi, ona en önemli soruyu sormak gerekiyordu, ama bunu yaparken çok dikkatliydi. “Asena…” dedi, sesi önceki kadar sakin değildi. "Annenle babanın evliliğine karşı neden bu kadar... karşısın? Gerçekten mi bu evliliği engellemek istiyorsun?"
Asena, Kerem’in bu sorusuna cevap verirken, içindeki duygular bir anda kontrolsüz bir şekilde yükseldi. Sanki tüm bu hikayeyi ilk kez anlatıyormuş gibi, o kadar derin bir acı, öfke ve hayal kırıklığı birikmişti ki, kelimeler dudaklarından dökülürken zorlanıyordu. Gözleri, içindeki tüm bu acıyı yansıtıyordu, ama Asena bu duygularını dışa vurmakta zorlanıyordu.
Derin bir iç çekişle, gözlerini yere indirdi. “Kerem...” dedi, sesi titriyordu, “Beni anlayacağını biliyorum. Ama bu… gerçekten çok zor. Babam… annemi hep incitti. Hiç de gerçek bir aile olamadık. Bunu anlatmak, kelimelere dökmek o kadar kolay değil ki. Sadece bir zamanlar… annemin mutlu olabilmesi için hep bir umut vardı. Ama bu evlilik, benim için hiçbir anlam taşımıyor. Babamın evliliği, annemin mutluluğuyla hiçbir zaman örtüşmedi. Onu hep bir şekilde kırdı, hep hayal kırıklığına uğrattı. Zamanla annemin gözlerinde kaybolan o ışığı gördüm.”
Asena’nın gözleri nemlendi, her cümlesinde, her kelimede daha da yoğunlaşan bir acı vardı. Gözlerini kaçırmadan Kerem’e bakmaya devam etti. “İlk zamanlar buna inanmak istemedim, ama o kadar uzun süre gördüm ki… annemin mutsuz olduğunu. Oysa ki annem hak ediyordu… mutlu olmayı hak ediyordu, ama bu evlilikle hiçbir yere varamayacaktı.”
Sözleri giderek daha duygusal ve kırılgan hale gelmişti. Asena, gözlerinden süzülen yaşları fark ederek, elinin tersiyle silmeye çalıştı. “Bu yüzden… neden engellemek istediğimi soruyorsun, değil mi? Çünkü… babamla birlikte olmak, anneme mutluluk getirmedi. Bir şans daha vermek, bu yoldan gitmek, ona tekrar o ışığı verebilirdi belki de. Ama babam… belki de o hiç değişemeyecek biri."
Kerem, bu sözleri duyarken, Asena’nın içindeki duygusal yükün büyüklüğünü daha iyi kavramaya başlamıştı. Gözlerinde gördüğü hüzün, onun yıllardır taşıdığı bir yük gibi görünüyordu. Bu kadar derin bir acıyı, bu kadar uzun süre içinde tutmak, Asena’nın ruhunu fazlasıyla yormuştu.
Kerem, sessizce ona baktı, ama sözlerini dikkatle seçti. “Asena, bu kadar acıyı taşıman çok zor olmalı... Ama şimdi, buradasın. Bunu değiştirmek için bir şansın var. Bunu yapmak zor, ama sen bunu yapabilirsin.”
Asena, Kerem’in söylediklerini içtenlikle duydu, ama yine de içindeki boşluğu ve kaybolmuşluğu hissediyordu. Her şeyin ne kadar karmaşık olduğunu biliyordu. Ancak şimdi, bir şekilde, yeniden umut bulmaya çalışıyordu.
Asena, gözlerinde biriken yaşları silmeye çalışırken, derin bir iç çekişle kelimeleri dudaklarından dökmeye devam etti. Cümlesi, sanki yılların yükünü taşıyan, ama sonunda nihayet ağızdan dökülen bir gerçeği içeriyordu. Bir an için gözleri uzaklara, sanki geçmişin en karanlık anılarına dalmış gibiydi. O an, zamanın nasıl geçtiğini bile fark etmeden, kelimeler ona acı veriyordu.
“Bizim evimiz…” diye başladı, sesi bir anda yumuşayarak, ama içinde biriken hüzünle karışmıştı. “Vazolar çiçek konulmak için alınmazdı, Kerem. Bizim evimizdeki vazolar yalnızca kırılmak içindi. Bazen sadece bir hareket, bir ses, bir bakışla kırılırlardı. Hiçbir zaman olmasını istemediğim bir şeydi bu, ama… o evde hep öyle oldu. Hiçbiri gerçekten yerli yerinde durmazdı. Bir darbe, bir yanlış söz, bir huzursuzluk, hepsi… her şeyin kırılmasına yetiyordu.”
Asena'nın gözleri, sanki o geçmişteki anların tam ortasında sıkışıp kalmış gibiydi. O anda, evdeki her şeyin nasıl birbiri ardına dağılmaya başladığını ve her günün, bir öncekinden daha kırılgan bir hale geldiğini hatırladı. Annesinin yüzündeki sabırla karışan yorgunluk, babasının gözlerindeki kaybolmuş umutlar, hepsi onu bir başka zamana, bir başka dünyaya götürüyordu.
“Anneme bir zamanlar çok kızmıştım,” diye devam etti Asena, sesi daha yavaş, ama çok daha duygusal bir şekilde titriyordu. “Çünkü o zamanlar, hiç fark etmeden vazoların kırıldığını kabul etmiş gibiydi. O hiç sesini çıkarmazdı. Ama… belki de ne kadar kırıldığını kimse bilemezdi, Kerem. Hiçbir şey, bir evdeki bu sessiz kırılmaların ne kadar kalıcı izler bıraktığını göstermez. Ama biz her gün buna tanıklık ettik, hep beraber… ama hiç kimse ne olduğunu sormazdı, kimse o kırıkları toplamazdı.”
Bir an için, Asena gözlerini kapatarak derin bir nefes aldı. Hafifçe başını sağa sola sallayarak, içindeki öfkeyi bastırmaya çalıştı. “Bazen sadece bir gülümseme yeterli oluyordu. Ama o gülümsemeyi bile görmek zor oluyordu. Annem, sanki her gün içindeki parçaları toparlamaya çalışıyordu. Ama her şey daha da kırılıyordu. Her şey, her an, biraz daha parçalanıyordu.”
Asena’nın sesinde derin bir kırılma, bir acı vardı. Bu, sadece geçmişin bir yansıması değil, aynı zamanda geleceğe dair bir umutsuzluk da taşıyordu. Kendi içindeki o kırılganlık, bir şekilde annesinin de ruhunu sarmış gibiydi. Birbiriyle uyumsuz bir hayatın her gün biraz daha yıkılması, Asena’yı hem duygusal olarak hem de psikolojik olarak fazlasıyla zorluyordu.
“Vazolar kırıldı,” dedi son olarak, ağzındaki kelimeleri zorlayarak. “Ama hiç kimse onları onarmaya çalışmadı. Hep, hiç yokmuş gibi davranıldı. Annem hep sustu. Bunu sadece hissettim, ama hiçbir zaman tam olarak anlayamadım. Bizim evimizde her şey sessizce, ama bir o kadar da çığlıklarla kırılıyordu.”
Asena, kelimeleri bitirip biraz daha sessizleşti. İçindeki duygusal yükün ağırlığı, onu fazlasıyla sarhoş etmiş gibiydi. O kırılgan anları, evdeki tüm o kasvetli atmosferi, bir şekilde anlatmak istiyordu. Ama bir yandan da, kendi içinde taşıdığı o duygusal kırıklıkla yüzleşmek istemiyordu. Yine de, Kerem’e her şeyi anlatma gerekliliği ağır basmıştı.
Asena, derin bir iç çekişle sözlerine devam ederken, gözlerinde bir hüzün beliriyordu. Anlatmaya başladığı her kelime, sanki içindeki ağır bir yükü hafifletiyordu, ama yine de o acı dolu anılar, geçmişin gölgesi gibi üzerine düşüyordu.
“Abim… her kavgada evi terk eder oldu,” dedi, sesi neredeyse fısıldar gibi çıkıyordu. Her kelimesi, yılların birikmiş acısını taşıyor, bir zamanlar yaşananların yankılarını tekrar hayata geçiriyordu. “O kadar yalnız kaldım ki. Evde sadece dört duvar, o duvarlar arasındaki yankılar vardı. Hiç kimse beni anlamıyordu. Anlamadılar da zaten. Abim gitmeye başladığında, her şey iyice çürüdü. Birlikte yaşadığımız ev, bir zamanlar o kadar neşeli, huzurluydu ama sonra her şey, her şey bir enkaza dönüştü. Kavgalar, bağırışlar, o rahatsız edici sessizlik… o boşluk. Hepsi beni daha da yalnızlaştırdı.”
Asena’nın gözlerinde bir anda uzak, silik bir bakış belirdi. Zihninde, o karanlık günlerin görüntüleri akıp gitmeye başladı. Abisinin kaybolan varlığı, ona ne kadar derin bir yalnızlık hissettirmişti. Evin içinde hep bir boşluk vardı, o boşluk Asena’yı içten içe kemiriyordu. Artık hiçbir şeyin yerli yerinde olmadığını hissediyordu. Yalnız kalmak, yalnız hissetmek, en büyük acısına dönüşmüştü.
“Günler geçtikçe… kavga ve gürültü gittikçe arttı,” diye devam etti, sesi biraz daha zayıf ve kırılganlaşarak. “Ev artık bir savaş alanına dönmüştü. Hangi odada olursam olayım, dışarıda ne olduğunu hissedebiliyordum. Hangi duvarın ardında hangi gözyaşının aktığını görebiliyordum. O kadar çok şey vardı ki… hiçbir yere sığmıyordu. Annemle babamın arasındaki her çatlak, her tartışma, evin her köşesine sirayet etti. O kadar çok öfke vardı ki, içinde hiçbir huzur kalmadı. En son, ne zaman birlikte yemek yediğimizi hatırlamıyorum. Hiçbir şeyin yolunda gitmediği bir dünyada, ne konuşacak ne de bir arada kalacak bir şey kaldı.”
Asena, bir an için gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Her şeyin ne kadar yıkıcı olduğunu hatırlamak, ona acı veriyordu. Ama o kadar da çaresizdi ki, bu duygularla baş etmek zorundaydı. Birbirini kıran, birbirine yabancılaşan bir ailede büyümek, insanın ruhunda iz bırakıyordu. O izler, her an her saniye kendini yeniden hatırlatıyordu.
“Ben o enkazda tek başıma kaldım,” dedi, başını hafifçe eğerek. "Her şeyin alt üst olduğu o anlarda… hiç kimse yoktu yanımda. Sadece dört duvar ve sürekli artan gürültü vardı. Her şeyin bana ait olduğunu düşündüğüm bir zaman var mıydı, Kerem?”
Bu soruyu sormak, Asena için çok zor olmuştu. Ama her şeyin enkaz haline gelmesi, ona geçmişin tüm bozuk parçalarını yeniden hatırlatıyordu.
Kerem, Asena’nın her kelimesiyle, içine düşen bir boşluk gibi hissetti. Ne diyeceğini, nasıl bir karşılık vereceğini bilemiyordu. Asena’nın söylediği her şey o kadar ağır, o kadar derin ve duygusal bir yük taşıyordu ki, kendi sözlerinin bu yükü hafifletebileceğini düşünmek bile zor geliyordu. O kadar kolay değildi… Asena’nın yaşadığı yalnızlık, içindeki kırık dökük duygular, kelimelerle tarif edilemeyecek kadar derindi.
Kerem, sadece ona bakarak, sessizce dinleyerek, onun acısını bir nebze olsun anlamaya çalışıyordu. Asena’nın her cümlesinde, bir yıkımın izleri vardı; bir zamanlar kırılmış olan bir ailenin ve o ailede kaybolan bir kızın izleri… O kadar sessiz ve derindi ki, Kerem de bir süre kelimelerinden kayboldu. Ne diyeceğini bilemiyordu çünkü Asena’nın acısı, bir insanın taşıyabileceğinden çok fazlasıydı.
İçinde bir sıkışmışlık, bir çaresizlik hissetti. "Bir şey demeliyim," diye düşündü ama tam olarak ne söylemesi gerektiğini bulamıyordu. Sadece, "Bunu tek başına yaşaman zor olmalı, Asena," diyebildi. Sözleri, içindeki karmaşayı ve onu nasıl anladığını ifade etmeye yetmiyordu, ama başka bir şey de bulamıyordu.
O an, Asena'nın yanında olmak ve sadece onu dinlemek tek şeydi yapabileceği. Asena’nın içindeki kırıklığın, kaybolmuşluğun, yalnızlığın ve sevgiye duyduğu o derin açlığın karşısında, söyleyeceği herhangi bir şeyin ne kadar küçük kalacağını fark etti. O yüzden sadece susarak, ona güven vermek istiyordu. Belki de, bazen kelimeler, sessizliğin yerine geçemezdi.
Asena'nın gözleri, bir an için kararmış gibi oldu, ama hemen ardından bir gülümseme belirdi. O gülümseme, acı ve özlemle karışmıştı; sanki kaybolan bir parçayı arıyor, bulmak için son bir çaba harcıyordu. Gözlerinden süzülen yaşlar, bir anlığına o gülümsemenin ardında kayboldu, ama bu gülümseme Asena'nın derin duygularını yansıtan bir maske gibiydi.
“Abimi özledim,” dedi, sesi hafif titreyerek. Her kelime, içinde biriken yılların acısını taşıyor gibiydi. “Buraya gelmeden önce… aradım. Ama açmadı. Bir an, belki de son kez sesini duymak istedim. Son kez… belki de son kez konuşacaktık.”
Bir an sessiz kaldı. O kadar çok şey vardı ki içinde, ama tüm bunları bir arada sözcüklere dökmek, ona hiç kolay gelmiyordu. Asena'nın yüreği, abisinin yokluğunda her geçen gün biraz daha yalnız hissediyordu. Abisi, o evin en önemli parçasıydı. O olmadan, her şey sanki eksikti. O kadar çok şey anlatmak, o kadar çok şey paylaşmak istemişti ki… ama ona ulaşamamak, bir tür kayıp duygusu oluşturuyordu.
“Belki de… belki de aradığımda, son defa sesini duyabileceğimi düşündüm,” dedi, gözleri uzaklara dalarak. “Ama olmadı. O açmadı. O an, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Bunu sana anlatmak zor, Kerem… ama burada, 1999 yılında, her şey bir anda değişmişken, bir parçamın daha kaybolduğunu hissediyorum. Benimle kalmadığı, benle birlikte olmadığında, her şey eksikmiş gibi hissediyorum.”
Asena'nın gözlerinden süzülen yaşlar, bir zamanlar paylaşamadığı, ya da belki de artık paylaşamayacağı bir özlemin iziydi. Abisini özlüyordu, belki de en çok ona ihtiyacı olduğu zamanlarda. Ama o an, o anki boşlukta, bir türlü ulaşamadığı bir sesin yankısını duyuyordu. O kadar yakındı, ama bir o kadar da uzaktı.
Kerem, Asena'nın söyledikleriyle bir anda dondu kaldı. İçinde bir korku dalgası yükseldi, bir şeylerin yanlış gittiğini hissediyordu. Asena'nın kararlarının, onu içinden çıkamayacağı bir çıkmaza sürükleyeceğini anlamıştı. Yavaşça, her kelimenin ağırlaşan etkisiyle, zihninde tüm olasılıkları tartmaya çalıştı.
Eğer Asena gerçekten annesinin ve babasının evliliğine engel olursa, bu sadece zamanın doğal akışını bozmakla kalmaz, aynı zamanda onu ve abisini de yıkılacak bir geleceğe sürüklerdi. Her şey, hem Asena’nın hem de abisinin hayatındaki en korkutucu karar olabilirdi. Annesiyle babasının ilişkisini engellemek, daha büyük bir felaketin başlangıcıydı.
“Bunu yapmamalısın, İnci,” diye mırıldandı, derin bir endişeyle. Asena'nın kararı, her ne kadar annesinin mutluluğunu düşünerek verilmiş bir niyet gibi gözükse de, bu müdahale her şeyin sonunu getirebilirdi. Kerem, kalbinin hızla çarptığını hissediyordu. Sözlerinin ne kadar büyük bir anlam taşıdığını bilerek, daha dikkatli olmaya çalıştı.
Eğer bu müdahale gerçekleşirse, tüm denge alt üst olacaktı. Asena'nın o naif, ama aynı zamanda güçlü kararları, her şeyin akışını değiştirebilir, hem kendi hayatlarını hem de başkalarının hayatlarını tehdit edebilirdi. Zamanın birbirine bağlanmış ipleri, bir yanlış adımla tamamen kopabilirdi.
Kerem, geri çekilerek, Asena'nın gözlerinin içine bakmaya çalıştı. "Bunu yapmaya karar verirsen, İnci, her şey... her şey daha kötüye gider," dedi, sesi bir tedirginlikle doluydu. "Anne ve babanın evliliğini engellemeyi düşündüğünde, bu sadece senin değil, başkalarının da hayatını tehdit eder."
Yavaşça gözlerini kapattı. Asena’nın kararları, artık sadece kendisini değil, herkesin geleceğini tehlikeye atacak kadar büyük bir güç taşıyordu. Ama bir şekilde, ne olursa olsun, onu bu yoldan döndürmesi gerekiyordu.
Asena, Kerem’in endişeli bakışlarını fark etti, fakat içinde bir güç hissetti. Bu güç, yıllarca bastırdığı duyguların ve çözülmemiş hesapların bir sonucu olarak, ona kararlılığını verdi. Asena, bir zamanlar yaşadığı ailenin içindeki bozulmuşluk ve kaybolmuş mutluluğu hatırladıkça, daha da belirginleşti kararının doğru olduğunu düşündü.
“Bunu yapmalıyım, Kerem,” dedi, sesi sakin ama bir o kadar da kesindi. “Bu evlilik, o kadar çok şeyi değiştirdi ki, hiç sağlıklı değildi. O kadar çok acı vardı ki, bir daha aynı şeyin yaşanmasını istemiyorum. Annemin, babamın mutlu olmasını istiyorum, ama gerçek bir mutlulukla, kırık dökük olmayan bir mutlulukla…”
Asena’nın gözleri, geçmişin yıkık duvarları arasından bakarak, geleceğe doğru bir yol çiziyordu. Onun içinde bulunduğu bu zamanda, geçmişin acılarına karşı bir savaş başlatma kararı almıştı. Her şey, çok geçmeden düzelmesi gereken bir yaraya dönüşmüştü.
"Bu fırsat, bir daha asla gelmeyecek," diye devam etti, gözlerinde kararlılıkla. "Gelecekte, biz bir aile olamamıştık. O yüzden, şimdi… belki de bazı şeyleri değiştirebilirim. Bunca yıllık acıdan sonra, artık bir şeyler düzelsin istiyorum. Bir şeyler doğru olmalı, Kerem. Bu bizim elimizde, bu değişimi ben yapabilirim. Her şey, artık benim elimde."
Her kelimesi, o kadar netti ki, bir an için Kerem, onun bu kararlılığını sorgulamak bile istemedi. Asena, gerçekten geçmişin zincirlerinden kurtulmaya kararlıydı. Bir zamanlar bozuk olan her şeyin bir düzene girmesi için, bu şansı değerlendirecekti.
Bunun ne kadar tehlikeli bir yol olduğunu bilse de, Asena, umutsuzca geleceği değiştirmeyi arzuluyordu. Onun içindeki o karanlık geçmişi geride bırakıp, annesinin ve tüm ailenin hayatını doğru yolda ilerletebilmesi için bu şansı kullanmalıydı.
“Zamanı geri alabilsem de her şey farklı olsaydı, belki de böyle bir karar vermek zorunda kalmazdım,” dedi Asena, sesi biraz yorgundu ama hala kararlıydı. “Ama bu şu anki gerçekliğimiz ve bunu değiştirebilirim. İstemediğim bir geleceği engellemek için, bu adımı atmalıyım.”
Kerem, Asena’nın gözlerindeki kararlılığı gördükçe, bir an için ne kadar yalnız kaldığını fark etti. O kadar derin ve zor bir mücadeleye girmişti ki, ne kadar zorlayacaksa o kadar güçlü olacağını hissediyordu. Her şeyin yeniden şekillendiği bu dönemde, sadece geleceği değil, tüm hayatını yeniden inşa etmeye karar vermişti.
Kerem, Asena'nın kararlılığını gözlerken, içinde karmaşık duygular denizinin derinliklerinde kayboluyordu. Onun bu kadar güçlü ve kararlı oluşu, Kerem’i hem hayran bırakıyor hem de korkutuyordu. Ama bir gerçek vardı; Asena'nın kararı, kendi duygularını bir kenara bırakmasını zorluyordu.
Ne kadar dile getirmese de, Asena'ya karşı duyduğu hisler her geçen gün daha da belirginleşiyordu. Onun yanında olmak, sadece onun duygularını dinlemek değil, her anını paylaşmak istiyordu. Asena’yı kaybetmek, düşündükçe içini bir boşlukla dolduruyordu. Her an, her dakika, onun yanındayken, bir şeyler daha derinleşiyor, daha güçlü bir bağ kuruyordu aralarındaki.
Kerem, Asena'nın söyledikleriyle zihninde bir hesap yaparken, aslında bir şeylerin çok farklı olduğunun farkına vardı. Ne kadar bu düşüncelerini bastırmaya çalışsa da, kalbinde bir şeyler yerle bir oluyordu. Asena'nın bu kadar duygusal ve kararlı olması, onu daha da içsel bir şekilde etkiliyordu. O kadar yakın olmak, bir yanda huzur verirken, bir yanda da bir kayıp korkusu yaratıyordu.
Kendini, onun kararlı bakışlarıyla bir anda güçsüz hissetti. "Asena," dedi, bu kez sesindeki duygulara engel olamayarak. "Sana yardım etmek, sana destek olmak istiyorum. Ama… ama bu yolu tek başına gitmeni istemiyorum."
Kerem, Asena'ya bakarken, içindeki duyguların doğru kelimelerle ifade edilmesine ne kadar uzak olduğunu fark etti. Ona yardımcı olmak istiyordu, ama aynı zamanda kendi içinde ona duyduğu hislerle mücadele ediyordu. Asena'yı kaybetmek, düşünmekten bile korktuğu bir şeydi.
"Ben... seni kaybetmek istemiyorum, Asena," dedi, bu kez gözleri bir parça kırılganlık taşıyarak. "Sadece... ne olursa olsun, yanında olmak istiyorum. Seninle her şeye karşı durmak, sana destek olmak istiyorum."
Kerem içindeki hislerin sesini duyduğu o an, kalbinin ne kadar derinden bağlı olduğunu fark etti. Asena'ya karşı duyduğu duygular, ne kadar sessiz olsa da, her geçen gün daha fazla keskinleşiyordu. Ama o kadar karmaşık bir duyguların içinde kaybolmuştu ki, ne hissettiğini anlamakta zorlanıyordu.
Sevgili okur,
Bu bölümde Asena’nın geçmişle bağ kurma yolculuğuna tanıklık ettik. Her adımda karşılaştığı sırlar ve duygular, onun için olduğu kadar bizim için de yeni sorular doğuruyor. Peki ya geçmiş, Asena'nın aradığı cevapları mı, yoksa beklenmedik bir gerçekle yüzleşmeyi mi saklıyor?
Bir sonraki bölümde bu yolculuğun nasıl şekilleneceğini birlikte keşfedeceğiz. Siz de Asena’nın hislerini ve olaylara dair tahminlerinizi paylaşmak isterseniz, yorumlarınızı duymaktan mutluluk duyarım.
Görüşmek üzere,
Pelin Aksel.
