2. bölüm · Ben Sana Gelemem.
2.bölüm.
"Her baktığım şeyi görseydim göremediklerimin ne anlamı
olurdu ki"
Yüzümü okşayan rüzgarın hafif esintisini duyargibiydim. Yattığım yatak o kadar rahattı ki, biraz bile olsun kımıldayıpta bu anı bozmak istemiyordum. Ciğerlerime dolan temiz ve ferah havayı iyice içime çektim. O kadar huzurlu hissediyordum ki kendimi anlatamam. Daha önce hiç kendimi bu kadar iyi hissetmemiştim. Pencere açık olmalı ki esen rüzgarla gıcırdayarak ileri geri haraket ediyor, tiz sesi odayı kaplıyordu. Sanki bu huzurlu anın kusuru değil de bir parçası gibiydi. Kulaklarıma gelen kuş sesleri ve arı vızıltısı ilkbaharın geldiğini gösteriyordu. Açık pencereden gelen Güneş ışınları sağ kolumu ve yanağımı ısıtıyordu. Birkaç horoz ve tavukların sesi birbirine karışmış, sanki bir müzik odasındaymış gibi ritim tutmuşlardı.
Dur bir dakika horoz mu?
Aniden gözlerimi açıp yattığım yerden fırlayarak ayağa kalktım.
Düşmekten son anda kurtulup etrafıma baktım.Bulunduğum oda küçük ve eskiydi. Duvarları kerpiçten yapılan bu oda bana hiçte tanıdık gelmiyordu. Tek kişilik eski yatağın hemen sağ tarafında duvar dibinde eski ve küçük bir masa, onun üzerinde de eski bir lamba vardı. Bu lambaların hala kullanıldığını bilmiyordum. Yerde eski bir halı dışında bide duvara asılmış kırık ama yuvarlak bir ayna vardı. Bu ayna aynı annemin aynası gibiydi ama daha küçüğüydü. Bir anda vücudum kaskatı kesilirken olduğum yerde kalakaldım.
Son yaşananlar aklıma geldikçe ayaklarım titriyor, soğuk terler akıtıyordum. Bir anda oda kasvetli bir hal aldı gözümde. Artık hiçte huzur vermiyordu. Benim annem kendini bıçaklamıştı. Aman tanrım anneme ne oldu öyle!?
Hala yaşıyor muydu?
Burası neresi ve ben buraya nasıl gelmiştim?
Bir sürü soru aklımdan geçip dururken bakışlarım aynada kesilen parmağıma kaydı. Ama artık orada ne acı nede yara izi vardı. Şaşkınlığım giderek artarken dengemi kaybedip dizlerimin üzerine düştüm.
Tam o sırada kapının ardından yüksek bir kadın sesi duyuldu.
"İnci!"
"Kız kalkmadın mı daha?"
Sesler gittikçe yaklaşırken ne yapacağımı bilmeden öylece dizlerimin üzerinde duruyordum. Sonunda eski tahta kapı gıcırdayarak açıldı ve eşikte yaşlı bir kadın göründü. Kafasındaki keleğayıyı düzelterek yaşlı gözlerini bana dikti.
"Kız niye yerdesin sen kalksana."
Şaşkınlıkla onu izlemeye devam ettim. Karşımdaki tonton teyze iki elinide beline koyup kaşlarını çatarak üzerime geldi ve tek eliyle kulağımdan tutarak beni ayağa kalkmaya zorladı. Kulağımın ağrısını es geçerek iki büklüm halde ayağa kalktım ama hala tek kelime edemiyordum. Teyze bir anda kaşlarını yukarı kaldırarak elini kulağımdan çekti ve "Neden sudan çıkmış balık gibi bakıyorsun İnci?" dedi telaşla.
Neden bana İnci diyor anlamıyordum. Benim ismim Asena, İnci değil. Büyük bir yanlış anlaşılma vardı burada. Derin bir nefes alarak duruşumu dikleştirdim.
"Bakın teyzecim İnci kim bilmiyorum ama benim ismim Asena. Lütfen bana nerede olduğumu söyler misiniz? En son evimdeydim buraya nasıl geldim?"
Teyze şaşkınlıkla gözlerini büyüterek bana bakmaya devam etti. Dediklerimden bir şey anlamamış gibiydi.
"Ne diyorsun kızım sen başına güneş mi geçti. Çabucak hazırlanda gel kahvaltı yapalım. Çeşmeden su getirmek gerek sen hallediverirsin çabucak."
Bir şey söylememi beklemeden arkasını dönüp kapıya doğru yürümeye başladı. Kapıdan çıkmadan hemen önce omzunun üzerinden bana bakmayı da ihmal etmemişti.
Sakin kalıp doğru düzgün kafamı toplamam gerekiyordu.
'Tamam Asena bakalım elimizde ne var.'
Kendi kendime konuşarak ileri geri yürümeye başladım.
'Tanımadığım bir yerde, tanımadığım bir teyzeyle kalıyorum ve bu teyze benim İnci olduğumu iddia ediyor.'
Pencerenin önünde duraksayarak dışarıya bakmaya başladım. Burası çok canlı gözüküyordu. Etrafta bir sürü meyve ağaçları, çiçekler vardı. Yeşil çimenlerin üzerinde küçük civcivler bir o yana bir bu yana koşturup duruyordu. Bu manzara karşısında gülümsemeden edemedim. Hemen sağ tarafta telden örgüler vardı ve onun ardından tavuk, kaz, ve ördek gibi hayvanları görebiliyordum. Burası bir köy yeriydi ama o kadar güzeldi ki gözlerimi bir an bile olsun bu manzaradan çekemiyordum.
"Kız İnci orda dikilip durma çabuk buraya gel."
Tanıdık sesle bir anda kendime gelip sol tarafta bir ağacın yanında duran tonton teyzeye baktım. Hemen önünde bir masa vardı ve onunda etrafında 4-5 tane sandalye diziliydi. Masanın üzerindeki bal, kaymak, peynir gibi yiyecekler o kadar güzel gözüküyordu ki, bir anda karnımın gurultusuyla başımı onaylar anlamda sallayıp hemen içeri girdim.
Açtım ve nerde olduğumla alakalı hiçbir fikrim yoktu. Kahvaltı yaparken teyzeden birkaç şey öğrenirdim belki.
Bu düşünceyle üzerimdeki bana ait olmayan beyaz uzun geceliği bir çırpıda çıkarıp yatağa attım ve giyecek bir şeyler aramaya başladım. Gözüme sol tarafta duvarın dibine koyulmuş eski sandık takıldı. Odayı incelerken onu farketmemiştim. Vakit kaybetmeden sandığı açıp içindekilere göz gezdirdim. İçinde kıyafetler, tarak ve birkaç boncuktan yapılma aksesuarlar dışında pek bir şey yoktu.
Fazla beklemeden elime gelen ilk elbiseyi alıp sandığı kapadım. Yeşil elbiseyi kafamdan geçirerek vücudumu kapatmasına izin verdim.
Elbise dizlerimin hemen altında bitiyordu. Böyle uzun elbiseler giymeye alışık olmadığım için kendimi tuhaf hissetmiştim ama daha sonra tek sorunumun bu olmadığının farkına vararak aceleyle odadan çıktım. Ev düşündüğümden daha küçüktü. Odadan çıkar çıkmaz beni küçük bir salon karşıladı. Burada küçük bir koltuk ve onunda önünde küçük bir masa vardı. Ama en çok dikkatimi çeken şey küçük bir masanın üzerine yerleştirilmiş eski bir televizyondu. Televizyona şaşkınlıkla baktım. Bunların devri biteli çok oluyordu. Burada kaldıkça aklımı yitirecek gibi oluyordum. Daha fazla kendime bu işkenceyi yapmayarak kapıya doğru yürüdüm. Kapının önündeki 90'lı yıllarını anımsatan terliklerle şaşkınlığım iyice artarken ne tepki vereceğimi bilmiyordum. Aklıma öyle bir düşünce nüfuz etmiştiki bacaklarım zangır zangır titremeye başlamıştı.
"Niye orada duruyorsun kızım gelsene hadi çaylar soğuyor."
Teyzenin sesiyle bakışlarımı ona çevirdim. Yüzündeki gülümsemeyle elindeki ekmeğe reçel sürüyordu. Ne kadarda huzur dolu gözüküyordu öyle. Ama yıllar ondan çok şey almış gibi yüzünde kırışıklıklar yer edinmişti. 50'li yaşlarındaydı büyük ihtimalle ama buna rağmen çok dinç gözüküyordu. Bu kadını izlerken yüzümde anlamsız bir gülümseme oluşmuştu. Nedense bir anda kendimi ona çok yakın hissetmiştim. Sanki uzun zamandır tanışıyormuşuz gibi.
Sakinleştiğimi hissedince daha fazla kapıda dikilmeyip beyaz terlikleri çıplak ayaklarıma geçirdim ve masaya doğru yürüdüm.
Ama belli ki bugün bana huzur yoktu.
Ağaçların arasından koşturarak üzerime gelen ayıyla çığlığı basıp bende koşmaya başladım. Hadi ama bu kadar şanssız olamam.
Ağaçların arasında koşarken ayağım bir şeye takıldı ve kendimi yüzüstü yerde buldum. Zafer kazanmış gibi ayı burnunu ilk önce bacaklarımda daha sonra da saçlarımda gezdirdi. Her an bayıla bilirim. Tam o sırada üzerime bir gölge düştü ve kulaklarıma erkeksi bir kıkırdı ilişti. O kadar güzel ve melodikti ki gülüşü bir anda herşeyi unutup sese odaklandım. Ama bu sese başka bir ses daha eşlik etti.
"Kızım niye koşturup duruyorsun çocuk musun sen?"
Tonton teyzenin keyifli sesiyle yüzümü iyice çimenlere gömdüm. O da keyif alıyordu bu halimden. Üstelik yüzüne bakmaya cesaret edemediğim bir adamın önünde de rezil olmuştum.
Sitemle parmağımı ayının olduğu tarafa çevirip "Orda bir ayı var ve az önce beni yemeye hazırlanıyordu tonton ve sen orda dikilmiş bana gülüyorsun alacağın olsun."
"Makbule teyze şu hanımefendi bana ayı mı dedi yoksa bana mı öyle geldi?"
Ne kadarda hoştu sesi, keşke yüzüne bakabilsem...
Ani bir farkındalıkla yüzümü çimlerden kaldırıp karşımdaki dağ gibi adama baktım. Aman Allah'ım bu insan mıydı? Gökyüzü gibi mavi gözler, kara kaşlar, düzgün burun ve kiraz gibi dolgun dudaklar...
Alnında süzülen asi birkaç siyah tutamlara takıldı gözlerim. Rüzgar olupda saçlarını okşayasım geldi bir an.
Ben bu adama ayı demiştim.
HAYIR!!
Utançla tekrar yüzümü gizlemek istedim ama tam o sırada bana doğru uzanan elle kala kaldım. Önümdeki şaheser o büyük, damarlı elini bana uzatmış bekliyordu. Heyecan ve anlamlandıramadığım mutlulukla hemen sağ elimi kaldırarak eline doğru uzattım ama o an elimdeki kiri farkedip utançla elimi geri çekmek zorunda kaldım.
Gözlerimi kaçırarak başka yerlere bakmaya başladım ve o an tonton teyzenin imalı bakışlarıyla karşılaşınca kaşlarımı çattım. Bu kadın ciddi ciddi bu halimden zevk alıyordu.
" Hanımefendi iyiyi misiniz?"
Yüzüm asık bir şekilde ismini bilmediğim adama baktım.
"Teşekkür ederim iyiyim, siz nasılsınız?"
Cevabımla adam gözle görülür bir şekilde şaşırdı. Şimdi yüzüme daha dikkatli bakıyordu. İlk önce tıpkı onunki gibi renkli olan yeşil gözlerime, daha sonra da kısaca yüzüme baktı ama bakışları en çok gözlerimde oyalandı. Sanki gözlerimde dikkatini çeken bir şeyler varmış gibiydi.
"Teşekkür ederim iyiyim, siz iyi olun."
Toparlanarak gözlerini az önce benim yaptığım gibi etrafta gezdirmeye başladı.
"Merakımı maruz görün ama az önce yardımımı neden kabul etmediniz?"
Böyle bir soru beklemediğim için şaşırdım.
"Ellerim kirli, elleriniz kirlensin istemedim".
Yüzünde oluşan hafif gülümsemeyle tekrar elini bana uzattı ve şöyle dedi.
"Elinizin kirli olması onu temizleyemeceğiniz anlamına gelmiyor hanımefendi. Önemli olan kalbinizin kirli olmamasıdır."
Yutkundum. Kalbim deli gibi atmaya başladı ve ben hiç beklemeden elimi sıcak elinin içine bıraktım. Nazikçe beni ayağa kaldırıp elini geri çekti.
Birkaç saniye bakıştık ve bu bana saatlermiş gibi geldi nedense.
Bacaklarıma sürtünen tüylü şeyle yerimde sıçrayıp iki adım geri gittim. Bakışlarım beyaz ayıyı bulunca yüzümü sağ tarafa çevirip işaret parmağımla ayıyı göstererek
"İşte beni yemeğe hazırlanan ayı bu."
Kafama gelen şaplakla parmağımı indirip başımı tuttum. Tonton teyze gülerek "bu mu ayı?"
Aynı anda ismini bilmediğim adam da parmağıyla beyaz ayıyı gösterdi ve gülmeye başladı. Bakışlarım gülüşüne takıldı ve yine herşeyi unuttum. Sanki bir tek o ve ben vardık.
"Köpek o, ismi de Şaşkın."
Ve tabi bide tonton teyze vardı.
Dur bir dakika köpek mi dedi o?
Bakışlarımı beyaz ayıya indirip dikkatlice onu izlemeye başladım. Dilini çıkarmış haylazca bana bakıyordu. Sanki bu yaşananlardan oldukça keyiflenmiş gibiydi.
"Ama ayıya benziyor köpek olduğuna emin misiniz?"
Kısık sesli sorum ile bu sefer ismini bilmediğim adam konuştu.
"O bir köpek ve bundan eminiz."
"Ama o bir ayıya benziyor."
"Hayır o bir köpek sadece ayıya benziyor."
"Bende onu söylüyorum işte o bir ayıya benziyor."
"Ama bu onun bir köpek olduğu gerçeğini değiştirmiyor."
Hala bakışlarım ayı görünümlü köpekteyken konuşmaya devam ettim.
"Neden ayıya benzeyen bir köpeğimiz var?"
Bu sefer tonton teyze konuştu.
"Çünkü sen öyle istedin."
"Neden ayıya benzeyen bir köpek istedim ki?"
"Bunu burada söylememi istiyor musun gerçekten?"
"Lütfen beni aydınlat tonton"
"Sana o kadar köpek gösterdik ama sen inatla Şaşkını istedin ve 'bu ufaklıkla köydeki herkesi korkutacağım ayım var diye' dedin "
Bakışlarımı tontona çevirip "akıllıca aslında" diye ekledim.
Tontonda gülümseyerek "Ama senden başka kimse ondan korkmadı" diyince bu sefer diğer adamda ona eşlik ederek gülmeye başladı.
Hadi ama bu ikisi benimle resmen dalga geçiyordu. Üstelik bu ufaklığıda ben seçmemiştim ki. Ama o an bunu söyleyipte bu neşeli anı bozmak istemedim. Bende onlara eşlik ederek gülmeye başladım. Uzun zaman olmuştu böyle eğlenerek gülmediğim.
Sahi ben hiç gerçekten gülmüş müydüm ki? Bir an içimde bir burukluk oluştu ve yüzümdeki gülümseme anında kayboldu.
Annemi özlemiştim. O iyiyi miydi acaba?
"Haydi bu kadar yeterli sofraya geçinde beraber kahvaltı yapalım, Aras oğlum sende geç"
Demek ismi Arastı.
Aras... kendisininmiş gibi sahip çıkılan.
Ne kadar da güzeldi ismi. Bir isim insana bu kadar mı yakışırdı.
Düşüncelerimden ayrılıp çoktan masaya yerleşmiş ikilinin yanına gittim ve Arasın tam karşısındaki sandalyeyi çekerek oturdum. Kirli ellerimi tonton teyzenin uzattığı bir kap suyla yıkayarak çabucak kuruladım ve çayımdan bir yudum aldım. Hava gittikçe sıcaklaşıyordu.
"Kaçıncı yıldayız?"
Bu soru kafamda dönüp duruyordu. Cevabına hazır mıyım bilmiyordum ama az çok tahmin edebiliyordum cevabı. Fazla uzatmanın bir anlamı yoktu. Tüm sorularıma cevap alıp acilen bir çözüm yolu bulmam gerekiyordu.
Soruma cevap veren Aras oldu.
"1999 yılındayız hanımefendi"
Yutkundum. Aras o kadar sakin cevap vermiştiki soruma içimdeki fırtınadan haberi olsa yinede cevap verir miydi acaba?
25 yıl öncesine gelmiştim.
2024 senesinden 1999 senesine yani.
Ama nasıl?
En son yaşananları tekrar aklımdan geçirdim ve ayna olayında takılıp kaldım. O ayna sebep olmuştu tüm bunlara.
"İnci, kızım sen iyiyi misin, sabahtandır bir tuhafsın. Kaçıncı yılda olduğunu bilmiyor musun, o nasıl bir soru?"
Tonton teyzenin sorusuyla ne diyeceğimi bilemedim. Kadın haklı bu nasıl bir soruydu böyle.
Kendimi gülümsemeye zorlayarak "şaka yapıyorum tontoncum."
Teyze yüzüme dikkatle bakarak "var sende bir haller ama yakında çıkar kokusu " diyerek kahvaltısına geri döndü. Bu süre boyunca Arasın sesi hiç çıkmamıştı. Sanki bir anda moodu düşmüştü. Çayını içerek boşluğa bakar gibi ağaçlara bakıyordu. Belli ki bir derdi vardı, keşke öğrene bilseydim canını sıkan şeyin ne olduğunu.
"Aras oğlum noldu senin şu gönül işin var mı bir gelişme?"
Teyzenin sorusuyla kaskatı kesildim. Arasın sevdiği biri vardı. Nedense bunu bilmek beni üzmüştü.
Aras bir anlık bana bakarak yanımda konuşmakta bir sorun görmemiş olacak ki konuşmaya başladı.
"Ne olsun be Makbule teyze, herkesin imdadına yeten ben bir tek kendi imdadıma yetişemiyorum. Yazıyorum, yazıyorum ama onu görünce tüm cesaretim kayboluyor. Tamam bu sefer olacak diyorum ama sonuç hiç değişmiyor. Günden güne kalbime işliyor şu sevda ama ne engel olabiliyorum nede deva bulabiliyorum."
Aşk böyle bir şey miydi?
Bir an içimde anlam veremediğim duygular oluşmaya başladı. Keşke biriside bana böyle derin dugular besleseydi.
O kadın her kimse çok şanslıydı.
Aras onu çok seviyordu. Bunu görebiliyordum o kadına karşı gerçektende derin duygular besliyordu. Bunu bilmek beni üzmüştü nedense. Arasın bir başkasını seviyor düşüncesi kalbime dokunmuştu.
"Ah be oğlum içini ferah tut. Elbet bir gün seninde yüzün güler. Aras Soylusun sen, vazgeçmek yakışmaz sana".
Bir anda zaman durdu ve ben kelimenin tam anlamıyla donakaldım.
Aras Soylu.
A.S.
Gerçekten o olabilir miydi?
Nefesim daralıyor, kalbim sıkışıyordu. Kulağıma gelen sesle yerimde huzursuzca kıpırdandım.
Tik tak, tik tak, tik tak....
Merhaba sevgili "Ben Sana Gelemem" okuyucuları. Yeni bir bölümle sizlerleyim. Fikirlerinizi benimle bölüşmeyi unutmayın lütfen. Yıldızınızın parlaması dileğiyle. Tekrar görüşmek üzere kendinize iyi bakın.
