18. bölüm · Beklenmedik Hikaye
Yeni başlangıçlar 🤍
Zaman, bazı acıları unutturmaz.
Sadece üzerini örter.
Yıllar geçse bile, bazı sesler, bazı bakışlar hâlâ insanın içinde yankılanır.
Gece, sabahın erken saatlerinde uyanmıştı. İstanbul’un gri bir sabahıydı. Pencereden baktığında yağmur ince ince yağıyordu. Arkasında Samet’in derin uykuda kalan siluetine baktı. Dudaklarının kenarında hafif bir tebessüm vardı ama kalbi huzurlu değildi.
O huzursuzluk, yıllardır içinde taşıdığı sessiz bir yankıydı.
> “Bir gün döneceğim,” demişti kendi kendine, o şehirden giderken.
“Ama kimseye söz vermeden…”
Yıllar geçmişti.
Artık başka bir hayattaydı.
Samet sakin bir adamdı — onu incitmeyen, ona güven veren biriydi. Ama Samet’in gülümseyişi bile bazen Atlas’ın bir bakışı kadar etki etmiyordu içinde.
Bu, sevgiyle geçmişin çatışmasıydı.
O gün Samet şehir dışında kısa bir iş toplantısına gitmişti.
Gece ise sıkılmıştı.
Bir kahve içmek, biraz sokaklarda dolaşmak istedi.
Şehrin merkezine yürüdü, yıllar önce adımlarını bıraktığı kaldırımlarda yankılandı sesi.
Bir köşede bir kafe vardı — hiç değişmemişti.
Kapısından içeri girerken, bir anda gözleri takıldı.
Bir masada Ali, Atlas ve Umut oturuyordu.
Gülüyorlardı. Gerçekten gülüyorlardı.
Ali’nin yüzü olgunlaşmış, Umut’un gözlerinde bir dinginlik belirmiş, Atlas’ınsa artık o eskisi kadar öfkeli olmayan bir hâli vardı.
Ama o an, zaman dondu.
Gece nefes almayı unuttu.
Atlas, ilk fark eden oldu.
Saniyeler içinde hepsi başını çevirdi.
O an, yıllar bir anda geri sardı sanki.
> “Gece…” dedi Ali, neredeyse fısıltıyla.
Gece’nin parmakları titredi.
Ne yapacağını bilemeden gülümsedi.
“Merhaba,” diyebildi yalnızca.
Umut ayağa kalktı, sandalyeyi geri itti.
“Bu kadar zaman sonra...” dedi. “Gerçekten sen misin?”
Gece sadece başını salladı.
Herkes sustu.
Sonra Umut, “Gel,” dedi. “Biraz yürüyelim.”
---
Dört kişi, akşamüstü deniz kenarına doğru yürüdü.
Rüzgâr saçlarını savururken Gece’nin kalbi karmaşayla çarpıyordu.
Hiçbiri birbirine eskisi gibi davranamıyordu ama hepsinin gözlerinde aynı soru vardı:
“Neden gittin?”
Gece derin bir nefes aldı.
> “Gittim çünkü kalırsam kendimi kaybedecektim. Siz kavga ederken, ben kendi içimde her gün yandım. O yüzden uzaklaştım. Belki unuturum sandım… Ama olmadı.”
Atlas başını eğdi.
“Ben seni hep affedemedim,” dedi. “Ama nefret edemedim de.”
Ali iç çekti.
“Biz birbirimize çok zarar verdik. Ama en çok kendimize…”
Rüzgârın sesi, konuşmaların arasında yankılandı.
Güneş batarken sessizlik aralarına oturdu.
Umut, uzaklara bakıp “Ben evlendim,” dedi gülümseyerek. “Adı Elif. Sakin biri. Artık huzurluyum.”
Gece’nin gözleri doldu.
“Mutlu olmanı diledim hep,” dedi sessizce.
Ali ekledi, “Benim de biri var. Ama seninle konuşmadan hiçbir şey tam olmadı.”
Gece başını salladı.
“Biliyorum,” dedi. “Ama şimdi herkes iyi görünüyor. Belki de olması gereken buymuş.”
Atlas bir adım yaklaştı.
“Yine de… seni görünce, içim hâlâ yerinden oynuyor,” dedi alçak sesle.
Gece hafifçe gülümsedi.
“Geçmiş, Atlas. Biz artık o değiliz.”
---
O gece eve döndüğünde, Samet çoktan gelmişti.
Salonda oturuyordu, elinde kahve.
“Geç kaldın,” dedi yumuşak bir sesle.
Gece sadece gülümsedi.
“Eski arkadaşlarla karşılaştım.”
Samet gülümsedi, hiçbir şey sormadı.
Ama Gece’nin gözlerindeki o eski ışığı fark etti.
O an Gece, bir dönemin kapanıp başka bir dönemin başladığını hissetti.
Bazen geçmiş, bir yara değil, sadece bir iz bırakır.
Ve o iz, insanı artık acıtmadan hatırlatır.
---
İçinden geçirdi:
> “Artık hiçbirimiz aynı değiliz.
Ama hâlâ birbirimizin hikâyesindeyiz.”
