15. bölüm · Beklenmedik Hikaye

Sessizligin icindeki sesler

İroşş 💖

Saat gece 23:32. Şehir bir kez daha uykunun derinliğine gömülürken, bazı duygular uyanıktı. Ve bazıları asla uyumuyordu.

Gece, Atlas’ın evinde koltuğa yayılmış, ince bir battaniyenin altına girmişti. Televizyonda sessizce akan bir film vardı ama hiçbir sahne, Atlas’ın ona bakarken kurduğu hayalleri geçemiyordu. Film arka planda, sessiz bir müzik gibiydi artık.

Atlas yanına oturdu, bir şey söylemeden sadece gözlerini Gece’ye dikti. Gece başını Atlas’ın omzuna koyduğunda, kelimeler gereksiz hâle gelmişti. Varlıklarıyla konuşuyorlardı.

Dakikalar geçti, film akıp gitti ama Gece usulca Atlas’ın boynuna doğru kıvrıldı ve orada uyuyakaldı.

Atlas önce nefesini tuttu. Ardından usulca Gece’nin saçlarına dokundu, birkaç telini parmaklarının arasından geçirdi. Saçlarını kokladı, alnına küçük bir öpücük bıraktı. Sonra kolunu Gece’nin beline doladı. Sanki onu kimsenin bulamayacağı bir yere saklamaya çalışır gibi.

O sırada Atlas’ın telefonuna kısa bir titreşim düştü. Sessizce cebine uzandı. Ekranda tek bir isim: "Gold".

Ama bu mesajlar Atlas’a değil, Gece’nin telefonuna geliyordu. Gold, günlerdir ona yazıyordu. Tehdit içermeyen ama tedirgin eden bir dille…

> “Orada olmamalısın.”
“Sen benim yarım kaldımsın, Gece.”
“Onun yanında her nefesin sahte.”
“Gözlerin hâlâ aynı bakıyor, neden hâlâ inat ediyorsun?”
“Gecenin sonu sensin. Benimle tamamlanırsın.”

Gece telefonu kapatmıştı. O mesajlara bakmak istemiyordu. O an sadece Atlas vardı. Sıcaklığı, dokunuşu, koruyan tavrı… İçinde uzun süredir hissetmediği o “güvende” duygusu.

---

O gecenin başka bir köşesinde biri daha uyanıktı.

Ali.

Odasında ışıklar kapalıydı ama zihni hiç bu kadar aydınlık olmamıştı. Gece’nin yüzü, sesi, gülüşü, sonra Atlas’ın kolundaki hali… Aklını kemiren bir görüntü gibi dönüp duruyordu.

Telefonunu eline aldı, Gece’ye yazdı, sildi… tekrar yazdı, yine sildi.

Sonra ellerini yüzüne kapattı.
“Ben neyi yanlış yaptım?” diye fısıldadı kendi kendine.

Gözlerinden yaşlar sessizce süzüldü. Kıskanmak, özlemekten daha kolaydı. Ama o gece sadece özlüyordu. Ve kabulleniyordu. Yavaş yavaş kaybettiğini…

---

Umut ise çok daha farklı bir dünyadaydı.

Yeni tanıştığı bir kızla, gece boyu mesajlaştı. Gülümsedi, espriler yaptı, o klasik flört havasına yeniden büründü. Ama her cümlenin sonunda gözleri hâlâ bir noktada takılı kalıyordu:
Gece’nin isminin hâlâ silinmediği o eski sohbet kutusunda…

Bir ara girdi, eski mesajlara baktı. Sonra derin bir nefes alıp, sohbeti sildi.
O da bir kapanış yapmak istiyordu. En azından öyle sandı.

Ama bazen insanın sildiği şey, hafızasından değil sadece ekrandan silinirdi.

---

Sabahın ilk ışıkları salonun perdelerine vurduğunda, Gece hâlâ Atlas’ın boynunda uyuyordu. Atlas başını eğip onu izledi. Bu sessiz sabahın içinde sadece bir şey mırıldandı:

> “Hep burada kal, olur mu?”

Ve o an, hiç kimse bilmeden bir savaş daha başlamıştı.
Ama bu kez sessizdi.
Tıpkı kalpte büyüyen, adı konmamış bir korku gibi…

---