BÖLÜM 6

Vaveyla Yazarı: Şeyma nur

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: BÖLÜM 6

Bu 1K olduğum için size söz verdiğim bölüm. Gerçekten bana bu yolda destek olan herkese çok teşekkür ederim💜

Şimdi bölümümüze geçelimm. İyi okumalarrr.

_____________

Etrafta yoğun bir sohbet dönüyordu. Ama ne dediklerini anlayamıyordum. Kelimeler bana anlamsız bir gürültü gibi geliyordu. Tek değildim. Yanımda oturan Damon ve tam karşımızda oturan Lioya da tıpkı benim gibiydi.
Onlara bugün olanları anlatmamıştım. Onların böyle görünmek için geçerli sebepleri vardı. Peki ya benim? Bugün yaşadıklarımı anlatmam gerekiyordu ama istemiyor, belki de kendi gururuma yediremiyordum.
Ne diyecektim? Annabel'in hayatına son veren o katil beni cezadan kurtardı mı, diyecektim?
Bunu söylesem bile bana karşı olan duygularının değişmeyeceğini biliyordum. Yine de dilimin ucundaki kelimeler bir türlü dökülmüyordu.
Alisa uyandığında hızla odadan çıkmıştı. Lioya'nın söylediklerini duyduğunu anlamıştım ama içimde herhangi bir pişmanlık oluşmamıştı. Yanlış bir şey söylememiştik. Onun acı çekmesini istememiz, Alisa için bir sürpriz değildi.
Damon elini omzuma attı. Beni kendisine doğru çekip saçlarımın üzerine bir öpücük kondurdu. Gülümsedim.
Başım onun karnına dayanıyordu. Başımı kaldırıp ona baktığımda onun da gülümsediğini gördüm. Bu pozisyonda rahat değildim. Doğrulmak istedim ama beni sıkıca tuttu.
“Kalkma.”
“Böyle rahat değilim ama—”
Cümlemi bitirmeme fırsat vermedi. Beni bir anda koltuktan aşağı itti.
Fırsatını bulduğu anda beni ters tarafa doğru itmiş, koltuktan düşmeme neden olmuştu.
Yerden başımı kaldırdığımda herkesin bıyık altından bana güldüğünü gördüm. Gülüşünü saklamaya bile çalışmayan tek kişi oydu.
Kaşlarımı çattım ama istemsizce gülümsüyordum.
“Üç saniyen var.”
Bunu söylememle birlikte Damon koşmaya başladı. Ben de peşinden koştum.
Holden yaklaşık iki tur attıktan sonra Lioya'nın arkasına geçerek onu kendisine siper etti.
“Sakla beni!”
Başını yukarı kaldırıp kahkaha attı.
“Bu deli beni kovalayıp duruyor.”
“Ben mi başlattım, salak?”
Kaşlarımı çatmıştım ama sinirli görünmediğimi biliyordum. Lioya'ya baktım. O da gülüyordu. Etrafıma göz gezdirdiğimde herkesin bize baktığını ve güldüğünü fark ettim.
Tekrar Lioya'ya döndüm.
“Onu bana verir misin, lütfen?” Son kelimeyi özellikle uzatmıştım.
“Sanki normal bir şey istiyor.”
Arkasını dönüp Damon'a baktı. Biz daha ne olduğunu anlayamadan ayağa kalktı. Damon'a doğru dönerek kolunu sırtına doladı ve beklenmedik bir sertlikle onu tutup benim bulunduğum yere doğru düşmesini sağladı.
Herkes, yerde yatan Damon'a ve onun tepesimde duran Lioya'ya şaşkınlık içerisinde bakıp duruyordu.
Aradan on beş saniye kadar geçtikten sonra Damon homurdanarak düştüğü yerden kalktı.
“Ben sizi güldürmek için düşmüştüm zaten.”
Sözlerine kendisi de dâhil olmak üzere kimse inanmıyordu. Yüzündeki ifade ise insanı içten içe gülme isteğiyle dolduruyordu.
Hiçbir şey olmamış gibi yerine oturdu. Ben de yanına geçtim. Herkesin üzerindeki o ölü toprağı kalkmış, yerini koyu bir sohbete bırakmıştı.
Bugün tüm gölgeler ve yarasalar büyük holde buluşmuştuk. Bizim gibi gölgelerden arkadaşları olanlar da vardı. Bu yüzden Annabel böyle bir çözüm bulmuştu.
Neredeyse bir ay boyunca biriktirdiği parayı kafeteryadan herkese küçük şekerler almak için harcamıştı. Ona göre bunlar dostluğumuzun simgesiydi.
Başlangıçta herkese komik gelmişti tabii. Ama zamanla iki takım tamamen dost olmuştu.
Artık birbirimizle dertleşebiliyor, benzer acılarımızı birbirimize rahatlıkla anlatabiliyorduk. Elbette herkes buluşmalara katılmıyordu ama aramızdaki bu bağı açıkça bozmaya çalışan kimse olmadığı için mutluyduk.
Özellikle de o çok mutlu olmuştu.
Belki artık yanımızda değildi ama arkasında onu hatırlayan, onun için üzülen ve onu seven dostları vardı.
“Haydi, kalkın bakalım!” diye bağırdı Alara.
Uzun kahverengi saçlarını savurarak arkasına attı.
O cidden çok güzeldi.
Sıradan ama çarpıcı bir güzelliği vardı. Nasıl olduğunu anlamasam da herkes adeta onun büyüsüne kapılıyordu.
“Eski günlerdeki gibi bir dedikodu çemberi oluşturalım mı?”
Sol kaşını, cevap beklediğini belli etmek istercesine yukarı kaldırdı.
Herkes başıyla onayladı. Alara ellerini bir kez birbirine vurdu ve yere ilk o oturdu.
Ardından herkes teker teker yanına oturdu. Sonunda gerçekten devasa bir çember oluşturmuştuk.
“Sohbeti ben başlatıyorum o zaman,” dedi Damon.
“Normalde Lioya beni yere düşüremez ama onun rezil olmaması için kendimi feda ettim.”
Gerçekten böyle bir şey yaşanmış gibi başını gururla yukarı kaldırdı ve iç çekti.
“İşte benim kadar empati yapmanız lazım.”
Bunu özellikle erkeklere hitaben söylemişti.
Cümlesini bitirir bitirmez herkes gülmeye başladı. Hâlâ kendini savunmaya çalışması çok tatlıydı.
Karşı tarafta oturan Olivia söze girdi.
“Cedric var ya, kuzgunlardan olan…”
Herkes başını sallayarak onu onayladı.
Olivia kısa bir kahkaha attı.
“Kılıç antrenmanında kendi kolunu kesmiş. Hem de boylu boyunca!”
Herkes hayretle bakakaldı. Çünkü Cedric sürekli kılıcı ne kadar mükemmel kullandığıyla övünürdü. Üstelik gerçekten de kılıcını neredeyse kusursuz sallardı.
“Asıl nedenini öğrendiğinizde şaşıracaksınız.”
Heyecanımızı iyice artırmıştı.
“Korkudan.”
Ne olmuş olabilirdi de Cedric korkudan kendi kolunu kesmişti?
“Neden olduğunu ben de anlayamadım ama sanırım çoğu kişi de bilmiyor.”
Birkaç saniye düşünür gibi durdu. Yüzü tiksinmişçesine buruştu, gözlerinde adeta nefret belirdi.
“Bilen kişilerden biri de Alisa.”
Çoğumuzun yüzüne hüzün yerleşmişti. Ama bu hüzünden daha güçlü bir şey varsa o da nefretimizdi.
Bir süre kimse konuşmadı. Herkesin onu düşündüğünü biliyordum.
Annabel'i.
Yaşama sevinciyle, gülüşüyle bize pek çok şey katmıştı. Aile olmayı öğrenmiştik mesela. Şimdi de bize öğrettiği gibi birbirimizin acılarına teselli oluyorduk.
Hepimizin hayalini kurduğu gibi burada, birlik içindeydik. Ama tek bir eksiğimiz vardı.
Hepimizin kalbinde ayrı bir yeri olan kişi artık aramızda değildi.
Ortamdaki ölüm sessizliğini Damon bozdu.
“Ben biliyorum sanırım.”
Bir an duraksadı.
“Ama tam emin değilim, haberiniz olsun. Sonra yanlış bilgi verdin demeyin.”
Herkesin dikkatini üzerine topladığından emin olduktan sonra devam etti.
“Dün gece yarısı odamda su kalmadığını fark ettim. İlaç içmem gerektiği için mecburen kafeteryaya indim.”
Bir an durdu.
“Bayan Storm ile Bay Daniel'in konuşmasına kulak misafiri oldum. Anladığım kadarıyla Bay Daniel'in görevine son verilmiş.”
Herkes donup kalmıştı. Çünkü bugüne kadar eğitmenler yalnızca öldüklerinde ya da çok büyük bir saldırı, isyan gibi olaylar yaşandığında değiştirilirdi.
Ortada bilinen herhangi bir sorun olmadığına göre bu değişiklik oldukça şüpheliydi.
Peki, kuzgunların eğitmeni Bay Daniel gidecekse yerine kim gelecekti?
“Sizce de ortada bir sorun yokken bunun olması çok garip değil mi?” diye sordu karşımda oturan bir çocuk.
Herkes onu onayladı.
Böyle bir şeyin yaşanması için çok büyük bir olay olması gerekiyordu.
Ama gerçekten çok büyük bir olay.
Binlerce insanın ölmesi gibi...
İki üç dakikalık sessizliğin ardından Alara sessizliği bozdu.
“Arkadaşlar…” Son harfi uzatarak hepimize baktı.
“Ben eğlenelim diye bir şey buluyorum, siz hemen dramaya bağlıyorsunuz!”
Ayağa kalktı ve çemberin ortasına geçerek gözlerini üzerimizde gezdirdi.
Elini kalbine koydu.

“Sizinleyken kendimi öleceği belli olan bir hastanın yanındaymışım gibi hissediyorum.”
Ardından ellerini iki yana açtı.
“O kadar kasvetlisiniz işte!” Kendini işaret etti.
“Bir de bana bakın. Ay gibi parlıyorum!” Saçlarını şakayla karışık savurdu.
“Sen her zaman parlıyorsun.”Alara bir anda sesin geldiği yöne döndü.
Ve onu gördü.
Cedric.
Yıllardır Alara'dan hoşlanıyordu.
Fakat Alara'nın da aralarında bulunduğu salondaki hiç kimse onu gördüğüne sevinmemişti.
Bunun tek ve basit bir nedeni vardı.
Kuzgundu.
Üstelik bizim ortak alanımıza sızmıştı.
İlk tepki Alara'dan geldi. “Ne işin var senin burada?!”
Koşarak yanına gitti ve yumruk yaptığı elini yüzüne geçirdi.
Cedric'in adımları sendeledi ama düşmedi. Elini darbe aldığı yere götürerek sırıttı.
Ağzı kanla dolmuştu. Dişleri, kanın etkisiyle kıpkırmızı görünüyordu.
“Yediğim en güzel yumruktu.”
“Vallahi seni buraya gömerim!”
Alara ellerini Cedric'in saçlarına doladı ve saçlarını çekiştirmeye başladı. Onu saçlarından tutup sürüklerken hâlâ azarladığını hepimiz biliyorduk.

---

Dün bir türlü bitmek bilmemişti.
Sabah Alisa benim için kendisini yaralamış, ardından kan kaybından bayılmıştı. Yaralarına tek başıma müdahale etmek zorunda kalmıştım. Daha sonra Lioya şans eseri odama gelmiş ve Alisa'yı öldürmeye çalışmıştı.
Tam her şey düzeldi diye düşünerek grup buluşmamıza katılmıştım ki onlar, yani kuzgunlar, yetmezmiş gibi buluşmamıza sızmış ve konuştuklarımızı dinlemişlerdi.
Dün yaşadıklarımı düşünmek bile beni yoruyordu.
Cidden, biz ne yaşamıştık öyle?
O gece yataklarımıza büyük bir kaygı ve endişeyle girmiştik. Neyse ki önemli konuları henüz konuşmaya başlamamıştık.
Ama aklıma en çok takılan şey şuydu:
Ya önceki buluşmalarımıza ve toplantılarımıza da sızdılarsa?
Bunun cevabını öğrenmek ve belki de Cedric hakkında bilgi almak için saatlerce Alara'yı beklemiştik. Ama gelmemişti.
Gelmeyeceğini anladığımızda herkes sessiz sedasız odalarına çekilmişti.
Alara'nın onu susturup susturmadığını bilmiyorduk. İçimden bir ses, onun Cedric'i ikna ettiğini söylüyordu. Ancak Alara gelmeden bundan emin olamayacaktık.
Şimdiyse tüm yarasalar, kendilerine ait dövüş sanatları salonunda eğitim almak için Bayan Cholie'yi bekliyorduk.
Eğitimin başlamasının üzerinden en az bir saat geçmişti ama hâlâ ortalıkta görünmüyordu.
Zaten bu ilk geç kalışı da değildi.
Onu bu yüzden bile seviyorduk. Bize güveniyor ve bizi seviyordu.
Fikirlerimize saygı duyan, doğrudan şiddete başvurmak yerine bizi dinlemeyi tercih eden nadir kişilerden biriydi.
Onu seviyordum.
Hem de çok.
“Selamlar!”
Tam onu düşünürken salona giriş yaptı.
Oturan herkes ayağa kalktı ve hep birlikte selamını aldık.
“Oturun bakalım kızlarım.” Son harfi uzatarak konuştu.
En yakınımda olan boş yere oturdum. Erkekler ise endişeyle birbirlerine bakıyordu.
Ama biz keyifliydik.
Bu, eğleneceğimiz anlamına geliyordu. Çünkü Bayan Cholie erkeklerle uğraşmayı çok severdi.
Bana doğru gelip yanımdaki boş yere oturdu.
Bayan Cholie yanıma oturduğunda yüzündeki muzip ifadeyi fark etmemek imkânsızdı. Gözlerini salonda gezdiriyor, sanki hepimizi ilgilendiren büyük bir plan yapıyormuş gibi gülümsüyordu.
“Pekâlâ, kızlarım.” Ellerini dizlerinin üzerine koydu. “Bugün sizin için harika bir şey düşündüm.”
Birbirimize baktık.
Bayan Cholie'nin harika fikirleri genellikle erkeklerin başına bela olurdu.
Ve açıkçası bundan şikâyetçi değildik.
“Ne düşündünüz, hocam?” diye sordum.
Başını bana doğru çevirip göz kırptı.
“Birazdan öğreneceksin, tatlım.”
İşte şimdi meraklanmıştım.
Ayağa kalktı ve ellerini birbirine vurarak bütün kızların dikkatini topladı.
“Haydi bakalım, güzel kızlarım! Ayağa kalkıyoruz.”
Hepimiz aynı anda doğrulduk. Bayan Cholie bizi salonun ortasına doğru yönlendirdi. Ardından kapıya döndü ve yüksek sesle bağırdı.
“ERKEKLER! BURAYA TOPLANIN!"
Ayakta oldukları için dağılan erkekler karşımıza geçti.
Damon da aralarındaydı.
Aynı salonda olduğumuzu dahi görmediğim Damon beni görünce önce şaşırdı, sonra bakışlarını Bayan Cholie'ye çevirdi. Kadının yüzündeki ifadeyi gördüğünde ise sanki başına gelecekleri anlamış gibi gözlerini devirdi.
“Hayır,” dedi.
Bayan Cholie masumca başını yana eğdi.
“Daha ne olduğunu söylemedim ki, Damon'cuğum.”
“Yüzünüzden belli.”
Kahkaha atmamak için dudaklarımı birbirine bastırdım.
Bayan Cholie elini göğsüne götürerek incinmiş gibi yaptı.
“Benim gibi sevecen bir kadının yüzünden nasıl böyle bir anlam çıkarabilirsin?”
Damon yanındaki çocuğa döndü.
“Geçmiş olsun.”
Bu kez kendimi tutamadım. Kahkaha attım. Yanımdaki kızlar da gülmeye başlayınca salon bir anda neşeli seslerle doldu.
Bayan Cholie ellerini beline koydu.
“Pekâlâ! Madem hepiniz bu kadar neşelisiniz, o hâlde bugün küçük bir yarışma yapacağız.”
Erkeklerin yüzündeki ifadeler görülmeye değerdi.
“Yarışma mı?” diye sordu içlerinden biri.
“Evet, sevgili yarasalarım. Bugün kızlar ve erkekler karşı karşıya gelecek.”
Kızların arasında sevinç çığlıkları yükseldi.
Erkeklerse birbirlerine bakıyordu.
“Bu hiç adil değil,” dedi Damon.
“Henüz kuralları açıklamadım.”
“Kurallara ihtiyacımız yok. Sonucu şimdiden biliyoruz.”
Damon'ın kendinden emin tavrına kaşlarımı kaldırarak karşılık verdim.
“Kaybedeceğiniz kesin olduğu için mi bu kadar konuşuyorsun?”
Başını bana çevirdi.
“Ben mi kaybedeceğim?”
“Evet, sen.” Dudaklarının kenarı yukarı kıvrıldı.
“Bunu birazdan göreceğiz, küçük hanım.”
Bayan Cholie ellerini bir kez daha çırptı.
“Dikkat, dikkat! Yarışmamız üç aşamadan oluşacak. İlk aşama çeviklik, ikinci aşama dayanıklılık, üçüncü aşama ise…” Bir an durdu. Gözlerinde tehlikeli bir parıltı belirdi. “Tamamen benim seçtiğim bir sürpriz.”
“İtiraz ediyorum,” dedi Damon anında.
“Reddedildi.”
Kızlar kahkahalara boğulurken Damon başını iki yana salladı.
“Bizi resmen kurban ediyorsunuz.”
Bayan Cholie ona tatlı bir gülümsemeyle baktı.
“Abartma, Damon. Henüz kimsenin canına kastetmedim.”
“Henüz mi?” diye mırıldandı biri.
Bu kez Bayan Cholie bile güldü.
“İlk aşama için herkes çizginin arkasına geçsin!”
Salonun bir ucuna iki sıra hâlinde dizildik. Kızlar bir tarafta, erkekler diğer taraftaydı. Aramızda birkaç adımlık mesafe vardı.
Bayan Cholie ortada durarak ellerini arkasında birleştirdi.
“İlk yarışımız engelli parkur. Ama öyle sıradan bir parkur beklemeyin. Engelleri aşacak, belirlenen noktaya ulaşacak ve geri döneceksiniz. Rakibinize dokunmak, yolunu kesmek veya birbirinizi itmek yasak.”
Damon bana bakıp sırıttı.
“Umarım kuralları iyi dinlemişsindir.”
“Sen kendin için endişelen.”
“Kaybettiğinde ağlamanı istemiyorum.”
“Kaybettiğinde seni teselli etmemi bekleme.”
İkimiz de gülümseyerek birbirimize bakıyorduk.
Bayan Cholie aramıza girip ellerini iki yana açtı.
“Çocuklar, birbirinize bakmayı bırakın. Henüz yarış başlamadı.”
Ardından cebinden küçük bir düdük çıkardı.
“Hazır mıyız?”
Herkes pozisyon aldı.
“Üç!”
Kalbim heyecanla atmaya başladı.
“İki!”
Damon göz kırptı.
“Bir!”
Düdük sesi salonu doldurdu.
Hepimiz aynı anda ileri atıldık.
İlk engel alçak bir duvardı. Ellerimi kenarına koyup kendimi yukarı çektim ve diğer tarafa atladım. Yanımdaki Alara benden önce yere indi.
“Geç kaldın!” diye seslendi.
“Daha yeni başladık!”
İkinci engelde yerdeki işaretlerin üzerinden belirli bir sırayla geçmemiz gerekiyordu. Yanlış bir noktaya basan yarışmacı başa dönmek zorundaydı.
Erkeklerden biri yanlış yere bastığında Bayan Cholie'nin sesi salonu çınlattı.
“BAŞA DÖN, EVLADIM!”
Bütün kızlar gülmeye başladı.
Çocuk çaresizce arkasını döndü.
“Hocam, bir kerecik affetseniz?”
“Hayır. Adalet her şeyden önce gelir özelliklede konu kızlarımsa.”
Damon yanından geçerken ona omuz silkti.
“Kolay gelsin.”
Ancak kendi sırası geldiğinde aynı hatayı yaptı.
Bir an durdu.
Ardından yavaşça başını kaldırıp Bayan Cholie'ye baktı. Küçük bir çocuk gibi parmaklarımla onu işaret ettim.
Kadın kollarını göğsünde birleştirdi.
“Başa dön, Damon'cuğum.”
Salon kahkahalarla sarsıldı.
Damon gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
“Bunun intikamını alacağım.”
“Önce parkuru bitir!” diye bağırdım.
Bana döndü ve gülerek koşmaya devam etti.
Son engeli geçtiğimde nefes nefeseydim. Dönüş çizgisine ulaşıp geriye döndüm ve bütün gücümle koşmaya başladım.
Alara hemen arkamdaydı.
Birkaç saniye sonra bitiş çizgisini geçtim.
“BİTTİ!” diye bağırdı Bayan Cholie. “İlk puan kızların!”
Sevinçle kollarımı havaya kaldırdım. Alara yanıma gelip bana sarıldı. Diğer kızlar da birbirlerine sarılıp gülüşmeye başladılar.
Erkeklerin bulunduğu tarafa baktım.
Damon ellerini beline koymuş, nefesini düzenlemeye çalışıyordu.
Ona doğru yürüdüm.
“Ne oldu, Damon? Hani kaybedeceğimi söylüyordun?”
Başını kaldırdı."Bu sadece ilk aşamaydı.”
“Tabii, tabii.”
Yanından geçerken omzuna hafifçe dokundum.
“Biraz daha çalışman gerekiyor.”
Arkamdan kahkahası yükseldi. Sinirle gülüşünü duyarken arkamda tekrar bağırdı.
“Bunun hesabını soracağım!”
“Önce beni yakalaman gerekiyor!” Bayan Cholie düdüğünü yeniden çaldı.
“İkinci aşama için herkes yanıma gelsin!”
Gülüşmelerimiz yavaş yavaş dinerken hepimiz ona döndük.
Kadının yüzündeki ifade değişmişti. Hâlâ gülümsüyordu ama gözlerinde yeni bir yaramazlık vardı.
“Şimdi,” dedi ellerini ovuşturarak, “bakalım hanginizin dayanıklılığı gerçekten yerinde.”
Damon yanıma gelip alçak sesle konuştu.
“Bence kaçmalıyız.” Gülmemek için dudağımı ısırdım. “İlk kez seninle aynı fikirdeyim.” Ama ikimiz de yerimizden kıpırdamadık.
Çünkü ne kadar şikâyet etsek de hepimiz bunun eğlenceli olacağını biliyorduk...
İkinci aşamayı tekrardan kızlar kazanmıştı. İlk ben yapmıştım. Tabiki birazcık Bayan Cholie'ninde yardımıyla.
İkinci tur bittiğinde kazanan zaten belliydi ama yinede karşısında durmamızı istedi.
"Alara, Elera gelin bakalım kızlar."
Alara'nın elini tuttum ve beraber herkesin karşısına, Bayan Cholie'nin yanına geçtik. "Sanırım bizi tebrik edicek." Dedim kısık bir sesle. Alara kıkırdadı "Umarım."
"HERKES DİNLESİN! ÜÇÜNCÜ TUR BEŞ GÜN SONRA KUZGUNLARLA YAPILACAK!" Bize döndü.
"Birinizi şeçin." Dedi.
Alara'ya döndüm. "Bence sen çıkmalısın sana güveniyorum."
Kafasını salladı. Ve Bayan Cholie'nin kulağına bir şeyler fısıldadı.
"ELERA BEŞ GÜN SONRA KUZGUNLARLA SAVAŞICAK! KARAR VERİLMİŞTİR!"

Bölüm sonu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

31okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.