2. bölüm / 6
Bazı Sırlar ÖlmezBÖLÜM 2🩵
Bölümler 6Şu an: BÖLÜM 2🩵
- 1 BÖLÜM 12.711 kelime
- 2 BÖLÜM 2🩵1.221 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 BÖLÜM 3783 kelime
- 4 BÖLÜM 4♥️2.052 kelime
- 5 BÖLÜM 5🤎771 kelime
- 6 BÖLÜM 62.274 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Aklım doluydu; geçmişin gizemleri, derin acıları ve bir zamanlar tattığımız ama artık çok uzak gelen mutluluklarıyla.
Geçmiş geri dönüşü olmayan sonsuz bir sarmala hapsediyordu seni.
Geçmişin o ağır yükünden kurtulamıyor, geleceğe yönelik tek bir yeni adım bile atamıyordun. Kendi hayatının hem kurbanı hem de celladı olmuştun; ölümün o buz gibi nefesini her an boynunda hissediyor ama ne kaçabiliyor ne de yaşananları insanlara anlatabiliyordun. Dudakların lal olmuş tek bir kelime bile edemiyordun.
Kimse anlamazdı içindeki fırtınaları, kimse neyin neden olduğunu sorgulamazdı; sadece yargılarlardı. Seni bu hale neyin getirdiğini zerre kadar düşünmez, vicdansızca sadece ortaya çıkan sonucuna bakarlardı. İnsanlar ne kadar da bencildi aslında derinlerdeki sebepleri düşünmez, yaptığın tek bir hatayla seni bir çırpıda silip atarlardı kalplerinden.
Peki, ben de mi onlardan biriydim? Ben de mi düşüncesizdim? Hayır, kesinlikle değildim. Bundan son derece emindim. O, bu sonu hak etmişti; hem de fazlasıyla, zerre kadar şüpheye yer bırakmayacak kadar çok.
Alisa beni bugün o zor durumdan kurtardığından beri, zihnimi meşgul eden bin bir türlü soru ve endişe başımı döndürüyordu. Bayan Storm her ne kadar içten içe istemese de ona inanmak zorunda kalmış ve bugün için ikimize de dinlenmemiz adına izin vermişti. İzin alır almaz kendimi odama atmıştım.
Adımlarım odanın ortasında durdu ve gözlerim istemsizce karşıdaki boş yatağa kaydı.
Eskiden bu odadan ses, kahkaha ve neşe hiç eksilmezdi. Herkesi gülümseten, kalbi gencecik bir heyecanla çarpan cıvıl cıvıl bir kız yatardı o yatakta. Şimdi ise o kız, karanlık ve soğuk bir mezarda, cümlenin en acı noktasında yapayalnız yatıyordu.
Sertçe yutkundum, boğazımdaki o düğüm gitmiyordu.
Soğuk mezarda.
Tek başına yatıyordu.
Sessiz sedasız, kimsesiz.
Bir ihanetin, bedeliydi onun canı…
Başımı hafifçe iki yana sallayarak zihnimi bu zehirli düşüncelerden uzaklaştırmaya çalıştım. Kulaklığımı kulağıma takıp yatağıma uzandım. Bugün olanları zihnimde tartmaya çalıştım ama şarkının melodisi düşüncelerimi yavaşça kafamdan uzaklaştırdı. Dakikalar ilerledikçe müziğin ritmine kapıldım; sanki bugün o kadar dehşet verici olay hiç yaşanmamış ve her şey yolundaymış gibi hissetmeye çalışarak kendimi kandırdım.
Ancak kulaklıktaki şarkının notaları arasında garip bir gürültü duydum; ya da kulaklığın sesinden dolayı duyduğumu sandım. Tam olarak emin olamadığım için içimdeki huzursuzlukla kulaklığımı çıkardım. Odada mutlak bir sessizlik vardı. Zaten bulunduğum katın koridorunda tek oda benimdi; yani bu sesin başka bir yerden gelme ihtimali imkânsıza yakın derecede düşüktü. Merakın ve artan korkunun körüklediği bir refleksle yataktan çıkıp kapıyı açmaya karar verdim.
Kapıda ne bir dürbün ne de dışarıyı gösteren küçük bir delik olduğu için, gelenin kim olduğunu önceden görmem imkânsızdı.
Kapıyı yavaşça aralayıp dışarı baktığımda gördüğüm manzara karşısında adeta kanım çekildi, olduğum yerde donakaldım.
Alisa. Yerde, bilincini kaybetmiş halde yatıyordu.
Üzerindeki lacivert pantolonunun sırılsıklam ve tuhaf bir koyulukta olduğunu fark ettim. İçimden dualar ederek düşündüğüm o korkunç şeyin gerçek olmamasını diledim ve parmaklarımı pantolonuna dokundurup çektim. Parmaklarıma bulaşan koyu kıvamlı sıvıyı gördüğümde, ne yazık ki haklı olduğumu anladım.
Kan.
Pantolonun ön ve arka kısmı tamamen kan içerisindeydi ve hala sıcaklığını koruyordu.
Hiç vakit kaybetmeden yanına diz çöktüm. Titreyen ellerimi hemen şah damarına götürdüm. Nabzı atıyordu ama tehlikeli bir şekilde yavaştı; normal bir insan kalbine göre oldukça cılız ve yavaştı. Bedenini kavrayıp kollarıma doladım, onu yukarı kaldırmaya çalıştım fakat kollarındaki o aciz güç bir iki adım sonra tamamen tükendi.
Tekrar denedim, var gücümü topladım ama yine birkaç küçük adımdan ileri gidemedim, taşıyamıyordum. Daha fazla hırpalamamak için onu dikkatle ve nazikçe tekrar yere yatırdım. Başının altına, boynunu rahatlatacak çok yüksek olmayan yumuşak bir yastık koydum.
Neredeyse panikten kalbim duracaktı. Koşarak yatağımın yanındaki komodine ulaştım ve telefonumu kaptım. Hiç düşünmeden Damon’ı aradım. Telefon uzun uzun çaldı ama açan olmadı. Pes etmeyip üst üste tekrar aradım, yine açılmadı.
*ELERA’DAN 10 CEVAPSIZ ÇAĞRI*
ELERA:
Acil odama gelmen lazım.
Aradan geçen o, ömür gibi uzayan üç dakika boyunca Alisa’nın kan akışının olduğu yaraya bütün gücümle baskı uygulamaya devam ettim. Üç dakikanın sonunda nihayet Damon çağrıya cevap verdi. Bir elimle yaraya aralıksız baskı uygularken, diğer titreyen elimle ekrana bakıp mesajı okumaya çalıştım.
DAMON:
Elera iyi misin, ne oldu?
DAMON:
Korkutuyorsun. Odana geliyorum.
Odama geleceğini bildiren o satırları okuduğum anda telefonu fırlatırcasına yere bıraktım ve iki elimle birden yaraya baskı uygulamaya devam ettim. Korkuyla nabzını tekrardan kontrol ettiğimde, saniyeler içinde daha da yavaşladığını dehşetle gördüm. Damon’un gelmesini bekleyerek vakit kaybetmenin Alisa’nın ölümüne mal olacağını fark ettiğim an, aniden Alisa’nın başından kalkıp odanın diğer köşesine doğru koştum. Mutfak için kullandığım, masaya benzeyen tezgâhın üzerinden keskin bir bıçak kaptım.
Hızla geri dönüp Alisa’nın yanına diz çöktüm. Bıçağın ucunu dikkatle pantolonun dikiş kısmına geçirdim ve kumaşı kestim; ardından kesilen yeri ellerimle yırtmaya başladım. Yaranın kaynağına tam olarak ulaşana kadar bu yırtma işlemini sürdürdüm. Kalan son kumaş parçasını tamamen ortadan kaldırmak için tekrar bıçaktan yardım aldım. Tam o kumaş parçasını yana fırlatacağım sırada dışarıdan kapı çalındı. Hızla ayağa kalkıp kapıya koştum ve açtım.
Damon karşımdaydı; nefes nefese kalmış, göğsü inip kalkıyordu. Ağzından, “Elera, ne olduğunu söylen artık—” kelimeleri döküldü ama cümlesi havada yarıda kaldı.
Koridorun ışığında Alisa’nın kanlar içindeki korkunç halini görünce, adeta vücudundaki tüm kan çekilmiş gibi bembeyaz kesilerek bana baktı. Bir şeyler söylemek istercesine ağzını araladı ama boğazından hiçbir ses çıkmadı; diyecek tek bir kelime bile bulamayacağını anlayınca çaresizce tekrar kapattı.
O koca, güçlü bedeninin aksine, gözlerinin derinliklerindeki o çocuksu ve çaresiz acı oradan asla gitmeyecekti, biliyordum. Birbirimizden uzak olmaya hâlâ alışamamıştık, özellikle de o buna bir türlü adapte olamamıştı. Ancak şu an ona karşı içinde beslediği o devasa nefret, diğer tüm savunmasız duygularını çok kolay bir şekilde bastırıyordu.
Daha fazla saniyenin bile kayıp gitmesine izin veremezdim; gözlerimi onun acıdan kavrulan yüzünden çekip yerde ölümle pençeleşen Alisa’ya sabitledim. Kelimelerin tamamen tükendiği, artık sadece saf eylemin hüküm sürdüğü o keskin eşikte, odadaki dondurucu sessizliği delip geçen sarsılmaz bir kararlılıkla öne atıldım.
"Sorularının sırası değil, Damon!" Sesim, içimdeki tüm korkuyu bastırmaya çalışan sert bir fısıltıyla koptu boğazımdan. "Kan kaybetmekten ölmek üzere. Kaldır onu, yatağa taşıyalım. Hemen!”
Damon, tek bir kelime bile etmeden o devasa gücünü ortaya koydu. Dizlerini büküp ellerini Alisa’nın kanlar içindeki bedeninin altına dikkatle yerleştirdi. Onu yerden keserken yüzünde en ufak bir zorlanma emaresi yoktu ama gözlerindeki o derin sarsıntı, içeride ne büyük bir fırtına koptuğunu ele veriyordu. Alisa’nın başı omzuna doğru sarktığında, pantolonundaki o koyu leke Damon’ın koyu renk montuna bulaştı.
"Arkandayım," dedi Damon, sesindeki o kararlı tonla birlikte adımlarını hızlandırarak odama doğru yöneldi.
Kapıyı omuzuyla itip içeri girdiğinde, odanın o tanıdık ve güvenli havası birden hastane odasının o boğucu ve steril kâbusuna dönüştü. Alisa’yı yatağın üzerine, aramızda hiç geçmeyen o soğuk savaşın izlerini taşıyan yorganın tam orta merkezine dikkatle yatırdı. Yüzü kireç gibi beyazdı; dudaklarındaki o canlı renk tamamen çekilmiş, yerine ölümün o soluk gri tonu yerleşmişti.
Damon geri çekilirken, "Ben ne yapabilirim?" diye sordu, elleri hâlâ havada kalmış bir halde. Alışkın olmadığı bu çaresizlik ona yabancıydı.
"Kapıyı kilitli tut," dedim, yatağın kenarına adeta yapışarak. Gözlerimi Alisa’nın yüzünden ayırmadan, masanın üzerinde bıraktığım o keskin bıçağa ve kanlı ellerime baktım. "Kimsenin içeri girmesine izin verme. Özellikle de Bayan Storm’un…"
Damon başını sertçe sallayıp kapıya doğru adımlarken, ben çoktan Alisa’nın yarasının üzerindeki kumaşı tamamen sıyırmıştım. Kendi elleriyle benim içim açtığı o derin kesik, gözlerimin önünde tüm çirkinliğiyle duruyordu.
Kendi canını benim için bu kadar acımasızca yakan bir insan, nasıl olur da aynı zamanda nefretimin en büyük sahibi olabilirdi?
Zihnimdeki bu çelişkiyle savaşmayı bir kenara bırakıp ellerimi yaranın üzerine bastırdım.
Çünkü ne olursa olsun, bu odada birinin ölmesine izin vermeyecektim. Özellikle de onca yıldan sonra geriye elimizde kalan tek şey bunca acıyken asla.
Geçmişin tekerrür etmesine izin vermeyecektim.
2. bölüm sonu.
Okukuduğunuz için teşekkürler. Yarında saat 7-8 gibi 3. Bölümü atıcağım ondan donra hafta bir bölüme geçeceğim.
💙
Bölüm etkileşimi
