Başlangıç kitap kapağı

5. bölüm / 6

Başlangıç

5-Eskisi gibi

Vaveyla Yazarı: Dlr O

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 5-Eskisi gibi

Odada bir süre aynanın karşısında durdum.Yeşil, ince elbisemin üzerine hafif ceketimi almıştım. Saçlarımı da fazla uğraşmadan düzeltmiştim. Birkaç saniye kendime baktıktan sonra içimdeki kararsızlığı bastırmaya çalıştım.
Aslında gitmek istemediğimden değildi.
Koridora çıktığımda annemin odasının kapısına baktım. Hâlâ kapalıydı. Kız kardeşlerim içeride kendi hâllerindeydi ama babam yine evde yoktu. Onları bırakıp çıkmak içime tam olarak sinmiyordu.Ama kutlamayı da kaçırmak istemiyordum. Öncelikle bu Emin'in hayaliydi ve hep birlikte olmamız gerekirdi.Üstelik Nil ile Gamze'nin WhatsApp'tan peş peşe attığı mesajlar da hâlâ aklımdaydı.
Gelmezsen seni evden almaya geliriz.
İkisinin de bunu gerçekten yapabileceğini bildiğim için sonunda çantamı aldım.

Koridorda kız kardeşlerimle karşılaştığımda ikisinin de bakışları aynı anda üzerime çevrildi. Ezgi elbiseme bakıp gülümseyerek beğendiğini anlatmaya çalıştı.

"Berk abimizi bizim yerimize de tebrik et."
"Tamam." Dedim. Kapıya yöneldikten sonra tekrar onlara döndüm.
"Ben sizi aradığımda telefonu açın. Merak ettirmeyin beni."
Kızlar birbirlerine bakıp güldüler.
"Aklın biz de kalmasın, erken gelirsin zaten."
"Umarım."

Kapıyı açtığımda Emin'i karşımda buldum.
Beni görünce birkaç saniye sustu. Bakışları üzerimde gezinirken yüzünde alıştığım o kendinden emin gülümseme belirdi.
"Vay be, Deniz...sen... nasıl desem bayağı güzel olmuşsun."
İltifatına gülümseyerek karşılık verdim. Ben de onun gibi şaşkındım çünkü Emin'i uzun zamandır ilk kez takım elbise içinde görüyordum. Çocukluğumuzdan beri alıştığım dağınık hâlinin yerine saçlarını bile özenle düzeltmiş, takım elbisenin içinde olduğundan daha ciddi görünmeye çalışıyordu.
"Teşekkür ederim, Emin Bey," dedim kıyafetini işaret ederek "Seni de böyle görünce bir an tanıyamadım."
Emin ceketinin yakasını düzeltti.
"Hahaha. Ben de kendimi tanıyamadım zaten."
"Çok yakışmış."
"İşte bunu duymak için giydim."dedi mutlulukla," ama başkaları da söylese daha iyi olur be Deniz kızı."
"Merak etme bu gece fark edilmeme gibi bir lüksün olmayacak"dedim. "Ayrıca sen her zaman ortamlarda kendine yer edinirsin."Gerçekten de öyleydi. Onu tanıyıpta sevmeyen kimseyi görmemiştim, Nil hep onda şeytan tüyü olduğunu söylerdi.
Kapının önünden çekilip eliyle sokağı gösterdi.
"Hadi! Hadi. Kavalyen benim. Seni yalnız bırakmak istemedim."
"İnanir mısın birazdan gözlerim dolacak"dedim onunla uğraşmak için.Sesimi kalınlaştırıp biraz yüzüme de ciddi bir ifade vermiştim. "Kiyafetiniz nezaket sahibi de yapmış sizleri."
Hiç bozuntuya vermeden yanağımdan bir makas alıp, sırıttı.
"Seni götüren kişi ben olduğum için çok şanslısın, bebeğim."dedikten sonra elimi tutup beni bir tur kendi etrafımda döndürdü."Bütün gözler üzerinde olacak. E tabi bunda senin de biraz payın var."
Çantamla koluna hafifçe vurdum. Onunla uğraşırsanız mutlaka daha fazlası her zaman gelirdi.
"Off yürü hadi."
Emin kahkaha atarak yanımda yürümeye başladı.

Sahile doğru ilerlerken ilerleyen saatlerde hava, serin olacağını hissettirmeye başlamıştı. Akşamın ışığı yavaş yavaş azalıyor, sokak lambaları birer birer yanıyordu. Denizden gelen hafif rüzgâr saçlarımı hareket ettirirken Emin yol boyunca yine ilginç şeyler anlatıyor, ben de arada gülerek onu dinliyordum.
"İşte kızım istiklal caddesi var ya, ben ordayken.."
"Emin! Sen hiç İstanbul'a gitmedin..."
"Allah Allah dur be kızım daha hikayeye başlamadım."

Kafeye yaklaştığımızda içeriden yükselen müzik sesi sokağa kadar taşıyordu. İçeri girdiğimizde kalabalık hemen kendini belli etti. Masaların çoğu doluydu. Konuşmalar, kahkahalar ve müzik birbirine karışırken açık kapıdan içeri deniz kokusu giriyordu.
Nil ve Gamze bizi görür görmez el salladı.
Emin goreviymiş gibi beni onların yanına bıraktıktan sonra hiç oyalanmadan Berk'in olduğu tarafa geçti.
Ben sandalyeye otururken Gamze'nin bakışları çoktan Berk'i bulmuştu.Berk'in yanında birkaç kız vardı. Gamze bunu hiç saklamadan ona baktı.
"Takıma girdi ya, hemen üstüne üşüştüler." Dedi ses tonunda ki kederi duymanızı isterdim.
Nil de kısa bir an Berk'in olduğu tarafa baktı. Sonra bardağını eline alıp omuz silkti.
"Takımın yeni göz bebekleri."
Gamze gülerek ona döndü.
"Sen ne kadar sakin karşılıyorsun."
Nil dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümsemeyle bardağından bir yudum aldı.
"Ne yapayım?"
Gamze tekrar Berk'e baktı. Hali tavrı ona normal gelmiş olacak ki;
"Ben olsam biraz hava atardım." dedi."Ne bileyim o kadar takıma girmişim azcık yüksekten bakardım herkese,hatta size bile."
Nil yalnızca gülümsedi.
"Berk hava atacak biri değil."
Gamze başıyla bu cümleyi onayladı.
"İşte bu yüzden daha çok dikkat çekiyor."
Nil cevap vermedi. Sadece bardağıyla oynarken gözleri bir an daha Berk'in olduğu tarafa kaydı.Sonra hemen başka yere baktı.
Kuzenim ise yanındaki kızlardan biriyle konuşuyor, arada gülümseyerek cevap veriyordu. Bir süre sonra gözleri bizim masaya geldi, bana göz kırptı. Gamze hemen araya girmek ister gibi ona el salladı.Berk başıyla karşılık verdi. Nil ise sanki hiç fark etmemiş gibi önündeki bardağa baktı.
Ben tüm bunları fark edip izliyordum ama asla yorum yapmıyordum.

Emin ise çoktan başka bir grubun arasına karışmıştı. Birkaç kızla konuşuyor, ellerini kullanarak bir şeyler anlatıyordu.
"Basketbolu bu kadar iyi oynadığını bilmiyordum," dedi kızlardan biri.
Emin hemen ciddi bir ifadeye büründü.
"Ben de uzun süre kendimden sakladım."
Kızlar gülerken bizim ki cebinden bir şeyler çıkarıp uzattı. Ne olduğunu göremedim ama bir tanesinin yüzü,aldığı küçük hediye sayesinde kocaman gülümsemişti.
Nil de onları izliyormuş ki başını iki yana salladı.
"Emin yine başladı."
Gamze gülerek,
"Onu durduramazsın," dedi.
"Ayy ben hiç uğraşmam zaten."
Üçümüz de Nil'in ani tepkisiyle gülmeye başladık.

Tam o sırada gözüm kafenin diğer tarafına kaydı.
Efe birkaç kişinin arasında duruyordu.
İrem yanına gelmişti. Her zaman ki gibi.
Bulunduğumuz yerden ne konuştuklarını duyamıyorduk. İrem bir şeyler anlatıyor, ellerini hareket ettiriyordu. Efe ise ara sıra cevap veriyor, fakat pek ilgili görünmüyordu.
Gamze de onları fark etmişti.
Bir süre sonra elindeki dolu bardağı masaya bıraktı.
"Ben bir şeyler içmeye gidiyorum, susadım."
Nil ona bakıp hafifçe gülümsedi.
"Bu bahaneyle kesin olayı çözeceksin."
"Ne alakası var?" Diye sırıttı Gamze.
Cevap beklemeden ayağa kalktı.

Bizim bulunduğumuz yerden Efe ile İrem'in konuşmaları hâlâ duyulmuyordu. İrem konuşmaya devam ettikçe Efe'nin yüzündeki sabırsızlık biraz daha belirginleşti.
Sonunda Efe bir şey söyledi.
İrem sinirli bir şekilde hemen karşılık verdi.
Birkaç saniye sonra Efe başını iki yana sallayıp konuşmayı kesti ve yanından ayrıldı.
İrem arkasından bakarken Gözde elbisesini toplayarak Koşup yanına geldi ve onun ellerini tutarak dinlemeye başladı.

Gamze de birkaç adım ötede durmuş, içeceğini elinde tutuyordu. Gözlerini onlardan ayırmamaya çalışırken konuşulanları duymaya çalıştığı belliydi.
Bir süre sonra hızlı adımlarla yanımıza döndü.
"Neler duydum, inanmazsınız!"
Nil ona döndü.
"Ne oldu?"
Gamze sandalyesine oturup sesini biraz alçalttı.
"İrem Efe'ye takmış."
Nil'in yüzündeki şaşkınlık kısa sürdü. Bana baktıktan sonra omuzlarını hafifçe kaldırdı.
"Onların garip bir ilişkileri var." Dedi. "Aileleri çocukluktan birbirlerine yamamış gibi."
Gamze hemen başını salladı.
"Evet evet." Dedi Nil'in söylediğini heyecanlı bir şekilde onaylayarak. "Çünkü Efe ona, aileleri dost olduğu için geçmişteki durumlarına saygı göstermek istediğini ama artık bu durumun onu zorladığını söylemiş."
Bir an durup gözlerini büyüttü.
"Yaa, inanamıyorum. Artık birlikte değiller demek."Sonra bir an düşündü. "Ya da belki hiç olmadılar."
Ben sessizce ikisini dinliyordum.
Gamze elindeki bardağı masaya bıraktı.
"Neyse, ben daha fazla karışmayacağım. Sadece bilmeniz gerekiyordu."
Nil bana baktı. Birkaç saniye yüzümü inceledikten sonra konuyu uzatmadan gülümsedi.
"Neyse. Bizi ilgilendirmez."
Başımı salladım.
Tam o sırada Onur masaların arasından geçerek tuvaletlerin olduğu koridora yöneldi.
Gamze onun arkasından bakıp ayağa kalktı.
"Bu kadar dedikodu yaptık, çişim geldi."
Nil kahkaha attı.
"Sen gerçekten..."
Gamze tebessüm ederek Onur'un arkasından yürüdü.Tuvaletin önüne geldiğinde bir an durdu. Tam kapıya yönelmişti ki Gamze birkaç adım gerisinde göründü.
Onur onu fark edince dönüp baktı.
"Bir şey soracağım," dedi. "Seni nereden tanıyorum?"
Gamze'nin yüzünde hemen bir gülümseme oluştu.
"Hatırladın mı?"
Onur başını iki yana salladı.
"Hayır. Ama okula geldiğinden beri seni bir yerden tanıdığımı biliyorum. Sadece..."dedi biraz düşünceli bir şekilde. "Nereden olduğunu hatırlayamıyorum."
Gamze'nin gülümsemesi bir anda zayıfladı.
"Nasıl yani?" diye sordu şaşkınlıkla. "Gerçekten beni hatırlamıyor musun?" Hayal kırıklığına uğramıştı
Onur birkaç saniye yüzüne baktı.
"Hatırlayamıyorum."
Gamze içten içe bozulsa da bunu belli etmemek için saçlarını omzunun arkasına attı.
Onur'un yüzünde hafif bir gülümseme belirdi.
"Haklısın. Benim hatam. Böyle güzel birini unutmak biraz ayıp olmuş."
Gamze istemeden gülümsedi.
"Hmm... O zaman hatırladığın zaman gel yanıma." başını sallayıp tuvalete girdi. Cevap vermesini bile beklemedi. Yüzündeki gülümsemeyi korumaya çalışıyordu.
Ama içten içe canı sıkılmıştı.

Onur'un onu çoktan hatırladığını düşünmüştü. Meğer Onur, onu hatırlamak bir yana, nereden tanıdığını bile çıkaramıyordu.

İçerideki müzik ve kalabalık bir süre sonra üzerime gelmeye başlamıştı. Hem biraz hava almak hem de kızları merak ettiğim için masadan kalkıp kafenin dışına çıktım. Telefonumu çıkarıp kız kardeşlerimi aradım.

Seslerini duyunca içim rahatladı. Bir süre konuştuktan sonra onları tembihleyip telefonu kapattım.
Denizin karşısında birkaç saniye durdum.
Kafenin kapısı arkamdan açıldı.
Efe dışarı çıktı.
Beni görünce adımlarını yavaşlattı. Ellerini cebine sokup yanıma geldi.
"Gelmişsin."
"Gelmesem ayıp olurdu."
Efe'nin dudaklarında hafif bir gülümseme belirdi.
"Öyle."
Yanımda durup denize baktı.
İçeriden gelen müzik kapının ardından boğuklaşmış, sahilin sesi daha belirgin hâle gelmişti.
Bir süre sonra Efe başını bana çevirdi.
"Ee..Nasıl gidiyor?"
"Bildiğin gibi."dedim hızlıca.
Efe'nin bakışları yüzümde kaldı.
"Ben.. ben artık bilmiyorum."
Cümlesi beni hazırlıksız yakaladı.Bir an ne söyleyeceğimi bilemedim. Hava serinlemeye başlamıştı ama benim ellerim terliyordu.
"Uzun zamandır konuşmadık," dedi sonunda.
Yutkundum.
"Farkındayım."
Sesimde kırgınlıktan çok, aramızda geçen zamanın ağırlığı vardı.
İçeriden bir ses yükseldi.
"Kaptan! Kaptan, buraya!"
Efe sesin geldiği tarafa baktı.
"Gitmem lazım. Yoksa biliyorsun susmayacaklar." Başımla onayladım. Fark ettim ki gülümseyince gözleri daha da çekik görünüyordu.
"Bugün iyi oldu," dedi. "Gelmen...Bu konuşma... yani kısa bile olsa."
Bakışlarımı istemsizce yere doğru kaydırdım "Bence de."
Efe bir kaç saniyelik sessizlikten sonra kapıya doğru yürümeye başladı.
Tam içeri girecekken durdu.
"Deniz."
Arkasından baktım.
"Hava serinlemeye başladı. Üstün ince, üşütme."
Bir an yüzüne baktım. Olduğum yerde kalakaldım. Hiçbir şey diyemedim dudaklarım sanki kenetlenmişti.
Efe hafifçe gülümsedi ve içeri girdi. Başımı denize doğru çevirdim. Yüzümün kızardığına o kadar emindim ki esen rüzgarın beni de alıp götürmesini diledim.
Aslında düşündüğüm şey hava değildi,rüzgâr değildi..
Bu konuşma, uzun zamandır ilk kez aramızdaki eski hâle dokunmuştu.
Ve beni asıl şaşırtan şey, Efe'nin bunu hissetmesi değildi.
Benim de hâlâ onu düşündüğümü fark etmemdi.