1. bölüm / 6
Başlangıç1-Her şey böyle başladı
Bölümler 6Şu an: 1-Her şey böyle başladı
- 1 1-Her şey böyle başladı963 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 2-İlk iz571 kelime
- 3 3-Boş sayfa810 kelime
- 4 4-Seçmeler1.193 kelime
- 5 5-Eskisi gibi1.521 kelime
- 6 6-Arada867 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sonbaharın sıcaklığı henüz tamamen kaybolmamıştı. Pencereden içeri giren hafif rüzgâr perdeyi usulca hareket ettiriyor, mutfaktaki sessizliği daha da belirgin hâle getiriyordu.
Evde babam yoktu.
Yine.
Annem odasından çıkmamıştı. Son zamanlarda çoğu sabah böyle geçiyordu. Kapısının önünden geçerken içeri bakmadım. Bakarsam ne göreceğimi biliyordum ve bunu görmek istemiyordum.
Mutfağa girdiğimde Tülin ve Ezgi'yi masanın başında bir şeyler hazırlarken gördüm. Beni fark ettiklerinde ikisi de bir anda sustu. Ezgi elindeki tabağı arkasına saklamaya çalıştı ama masanın üzerindeki ekmek, peynir ve tabaklar yaptıkları şeyi zaten ele veriyordu.
“Abla, uyandın.”
“Uyandım. Ne çeviriyorsunuz siz?”
“Bir şey yok.”dedi. Ezgi'nin yüzündeki gülümsemeyi görünce inanmış gibi yaptım.
“Tabii. O zaman ben de hiçbir şey görmedim.”
Yanlarına geçip masaya baktım. Kahvaltıyı kendi başlarına hazırlamaya çalışmışlardı. Çok büyük bir şey değildi belki ama ikisinin bunu özellikle benim için yapmış olması içimi ısıttı.
“Çekilin bakalım, biraz yardım edeyim.”
“Hayır,” dedi Tülin hemen. “Bugün biz yapacaktık.”
“Tamam, yapın. Ama yumurtayı ben yapıyorum.”
İtiraz etmelerine fırsat vermeden ocağın başına geçtim. Arkadan gelen söylenmelerine gülerek kahvaltıyı birlikte tamamladık.
Masaya oturduğumuzda ikisinin yüzündeki gurur hâlâ geçmemişti. Birkaç dakika önce mutfakta yaşanan küçük telaş, evin geri kalanındaki sessizliği bir nebze olsun unutturmuştu bana.
Babamın kaç gündür eve gelmediğini düşünmemeye çalıştım.
Annemin neden odasından çıkmadığını da.
Şimdilik önümde kahvaltı vardı ve ben de ona odaklanmaya çalıştım.
Kapının zili çaldığında masadan yeni kalkmıştım. Kim olduğunu tahmin etmek zor değildi.
Kapıyı açtığımda Gamze'yi karşımdaki hâliyle görünce tahminimin doğru olduğunu anladım. Çantası omzundaydı ve daha günün başından enerjisi taşacak gibiydi.
“Sonunda!” dedi sitemli bir şekilde.
“Günaydın sana da.”
“Günaydın. Hadi hazırlan, gidiyoruz.”
İki haftadır nakil işlemlerinin tamamlanmasını bekliyordu. Bugün sonunda bizim okula başlayacaktı ve belli ki bu durum onu benden daha fazla heyecanlandırıyordu.
Çantamı almak için odama giderken arkamdan konuşmaya başladı. Okula girer girmez ne yapacağından, önce kimlerin popüler olduğunu anlaması gerektiğinden, kendini nasıl göstereceğinden bahsediyordu. Daha okulun kapısından girmeden kendine bir plan çıkarmıştı bile.
“Senin özgüvenine hayranım,” dedim odadan çıkarken.
“Olman gereken de bu.”
Gülerek başımı salladım.
Gamze'yi yıllardır tanıyordum. Okul dışında da hayatımızın içindeydi. Bir yere girdiğinde sessizce kenarda beklemek ona göre değildi. İnsanların arasına karışmak ve dikkat çekmek zaten kendiliğinden yaptığı şeylerdi.
Evden çıkıp okula doğru yürümeye başladığımızda yol boyunca planlarını anlatıp durdu. Kimlerle tanışacağını, nasıl dikkat çekeceğini, okulda kendine nasıl bir yer bulacağını çoktan kafasında kurmuştu. Ben de onu dinlerken arada çevreye bakıyor, söylediklerine gülüyordum.
Okula birkaç sokak kala birden önümde durup iki elini havaya kaldırdı.
“Bekleyin beni, geliyorum!”
Ne yaptığını anlamadan gülmeye başladım.
“Merak etme daha kimse senden kaçmıyor.”
“Şimdilik.” dedi yüzünde sinsi bir gülümsemeyle.
Tekrar yanıma gelip yürümeye devam etti.
Bir süre sonra sesi yavaşladı.
“Bu arada... baban?”
Soruyu bekliyordum.
“Bilmiyorum. Hâlâ gelmedi.”
Yüzündeki ifade hemen değişti.
“Annen?”
“Odasında.” dedim. Sesimdeki durgunluğu fark etmiş olacak ki Gamze birkaç saniye sustu. Daha fazla soru sormadı. Ben de anlatmak istemedim.
Yolun geri kalanında yeniden okuldan bahsetmeye başladı.
Bahçeye girdiğimizde Nil'i koca ağacın altında bizi beklerken gördüm.
Beni görünce gözleri parladı. Gamze yanına yaklaşınca ikisinin arasındaki ilk birkaç saniye biraz mesafeli geçti. Kötü değildi, sadece henüz birbirlerine çok alışkın değillerdi. Daha doğrusu Nil değildi.
“Sonunda gelebildim,” dedi Gamze.
Nil hafifçe gülerek başını salladı.
“Belli oldu.” dedi. "Sen kapıdan daha girmeden çığlık sesleri duydum"
Gamze de güldü. Sonra hep birlikte sahaya doğru baktık.
Nil'in bakışları bir anda değişti.
“Emin sonunda Berk'i ikna etmiş.”
Ben de sahaya baktım. Berk gerçekten de çocuklarla birlikteydi.
“Basketbol seçmelerine mi?”
“Evet. Sen girmezsen ben de girmem demiş.”
Emin yüzünden kendini yine hiç planlamadığı bir maceranın içinde bulmuştu.
“Canım kuzenimi de sonunda sürüklemiş,” dedim gülerek.
Gamze'nin bakışları sahaya kaydı.
“Berk'i basket oynarken izlemek güzel olacak.”
Nil'in başı hemen ona döndü.
Gamze bakışını yakalayınca küçük bir gülümsemeyle toparladı.
“Yani... bizimkileri izlemek güzel olacak.”
Nil birkaç saniye hiçbir şey söylemeden ona baktı. Sonra bankı işaret etti.
“Hadi oturalım da Berk'i izleyelim. Ay, pardon... bizimkileri.”
Gamze de güldü.
Ben ise Nil'in bunu şaka olsun diye mi söylediğini anlayamadım. Üzerinde durmadım.
Üçümüz banka oturduk.
Gamze'nin gözleri sahadan ayrılmıyordu.
Çok geçmeden okulun diğer tarafından gelen uğultu dikkatimizi dağıttı. Birkaç kişinin aynı anda konuştuğu, arada kahkahaların yükseldiği kalabalığın arasından Efe ve Onur göründü.
Onları görünce çevredeki birkaç kişinin bakışının aynı anda o tarafa kayması, kim olduklarını anlamak için yeterliydi.
Efe diğerlerinin aksine daha sakindi. Yanlarından geçen birkaç kızın ona bakıp gülüştüğünü fark ettim ama o pek umursamıyor gibiydi.
Onur ise etraflarında toplanan, onlar kadar dikkat çeken birkaç kıza bir şeyler anlatıp duruyordu. Kızların kahkahaları arada kalabalığın içinden bize kadar ulaşıyordu.
Gamze'nin dikkatini çekmeleri uzun sürmedi.
“Sanırım aradığım insanlar bunlar.”dedi başını eğip o tarafa doğru bakarak.
Birkaç saniye Efe'yle Onur'u izledi. Sonra bakışları Onur'un üzerinde kaldı.
Yüzünde bir gülümseme belirdi. Gözlerini Onur'dan çekmiyordu.
“Benim için kolay olacak.”
“Ne?”
Ellerini iki yana açıp mutlulukla, “Bu okulun kalbini kazanmak.” dedi.
Gülerek ona baktım.
“Ondan şüphem yok.”
Çocuklar sahada kendi aralarında oynamaya devam ederken biz de banktan onları izliyorduk.
Berk fazla konuşmadan oyununa odaklanmıştı. Emin ise her zamanki gibi oyunun ortasında bile birilerine laf yetiştiriyor, sahadaki havayı sürekli hareketlendiriyordu.
Bir ara kenarda duran kızlardan biri Efe'ye bir şey söyledi.
Efe'nin dikkati dağıldı.
Elindeki top kontrolden çıkıp bizim tarafa doğru yuvarlandı.
Onur kahkahayla kıza döndü.
“Kaptanı rahat bırakın, dikkati dağılıyor.”
Kızların gülüşmeleri bahçeye yayıldı.
Ardından bize doğru seslendi.
“Kızlar, top yanınızda. Biriniz atsın.”
Nil bana baktı.
“Deniz, sen atsana.”
Ayağa kalkıp topun yanına gittim.
Tam eğilip topu alacaktım ki Efe'nin de ona doğru geldiğini gördüm.
Bir an durdum. Neden durduğumu bilmiyordum.
O da durdu.
Gözleri gözlerimdeydi.
İkimiz aynı anda topa uzandık.
Parmaklarımız birbirine değdi.
Çok kısa bir andı ama elim istemsizce geri çekildi.
Efe topu aldı. Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir tebessüm vardı. Hiçbir şey söylemeden doğrulup sahaya döndü.
“Ah be kızım!”
Emin'in sesiyle kendime geldim.
“Direkt bize atsaydın ya. Şimdi bir de onların yanına gidip top almaya çalışıyoruz.”
Sonra sahaya baktı.
“Neyse, Beko halleder.”
Berk topu alıp oyuna döndü.
Ben de bankta yeniden yerime geçtim.
Gözüm yeniden sahaya kaydı.
Bu kez neden baktığımı ben de bilmiyordum.
