7. bölüm · Bana sevmeyi öğret

7. Geçmişin tutsakları

Masal Kılıç

Mina'dan

Fotoğrafa daha yakın bakmaya başladım.

- Mina: Yoksa Karan mı bu tatlı çocuk ya?

Leya fotoğrafa baktı.

- Leya: Aslında benziyor gibi ha.
-Mina: Sanki.

Fotoğrafa bakıp gülümsedim.

- Mina: Mutluymuş burda. Hemde çok mutluymuş.
- Leya: Şimdi mutluysa bile göstermez, dimi?
- Mina: Aynen.
- Leya: Şimdi annesiyle babasından ayrı yaşıyordur herhalde.
- Mina: Bencede. Ailesiyle yaşamıyordur diye düşünüyorum. Acaba ailesi onun bir zorba olduğunu biliyor mu?
- Leya: Belki de taşınmışlardır. O da rahat rahat istediğini yapıyordur.
- Mina: Olabilir.

Leyayla biraz daha konuşup uyuduk. Sabah erken kalktık. Hazırlanıp evden çıktık. Karanın ceketini geri vermek için götürmüştüm. Üniversiteye gelmiştik. Girişe doğru gittik.

Gözlerimle Karanı arıyordum. Arkadaşları bahçedeydi ama kendisi yoktu. Gerektiği zaman ortalıklarda yok beyfendi. Bide ara bul şimdi.

- Mina: Gel arkadaşlarından soralım kuzum.
- Leya: Tamam.

Yanlarına gidip sorduk.

- Mina: Karanı gördünüz mü?
- Mert: Gördük tabi.
- Leya: Nerde peki?
- Aras: Hayırdır prenses? Niye arıyorsunuz onu?
- Mina: Ceketini geri vericem. Borçlu kalmak istemiyorum.
- Ege: Arka bahçede. Gelir birazdan.
- Mina: O kadar bekleyemem kendisini. Gidip veriyim hemen.

Leyaya döndüm.

- Mina: Kuzum sen bekle beni 5 dakika. Geliyorum hemen.
- Leya: Tamam canım.

Diyip arka bahçeye, Karanı bulmaya gittim.

Aras'tan

Leya yanımızda yalnız kalmıştı. Elimi omzuna attım ve konuştum.

- Aras: Ah be prenses. Görüyor musun, kaldın yine tek başına.

Geri çekildi.

- Leya: Birincisi yalnız kalmadım, ikincisi ise diyelim ki öyle oldu, sana ne bundan acaba?
- Aras: Ne demek sana ne? E düşmanlar tabiki de bu günler için varlar prenses.

Bu dediğime hafif güldü.

- Leya: Çattık ya. Deli.
- Aras: Aynen, tam üstüne bastın.
- Leya: Aras.
- Aras: Evet?
- Leya: Sus.
- Aras: İyi, öyle olsun.

Mina'dan

Arka bahçeye gittim. Etrafa baktım, Karanı gördüğümde yanına gittim.

- Mina: Karan.
- Karan: Ne var Asi kız?
- Mina: Gel 5 dakikaya.
- Karan: Nereye?
- Mina: Ya gel işte hadi.

Kimsenin olmadığı, boş bir yere geldik.

- Karan: Ne istiyorsun Asi kız?

Karana ceketini uzattım.

- Mina: Bende kalmış.
- Karan: Kalsaydı o zaman. Hem beni hatırlardın sık sık.
- Mina: Yok, almıyım ben. Hem borçlu kalmayı sevmem.

Ceketi ona uzattım. Tam alıcakken geri çektim.

- Karan: E neyi bekliyorsun?

Ceketinin cebinden fotoğrafı çıkardım ve ona uzattım.

- Mina: Ceketini asarken, cebinden düştü.

Fotoğrafı görünce öfkelendi. Hırsla elimden aldı ikisinide.

- Karan: Sen de baktın, öyle mi?
- Mina: Kaldırırken gördüm. Hem ne var bunda? Ailen değil mi sonuçta.
- Karan: Bu seni hiç ilgilendirmiyor. Bir daha eşyalarıma sakın dokunma Asi kız.

Bildiğin suçluyordu beni ama ya.

- Mina: Farkındaysan ben almadım eşyalarını, sen verdin bana. Sana iyilikte yaramıyor Karan.
- Karan: Yaramıyor Mina. Bana iyilik yaramıyor. Yeni mi anladın bunu?

Neden bu kadar sinirlendiğini anlamıyordum.

- Mina: Ne bu sinir ya? Duyanda aileni öldürdüğümü sanıcak ha.

Daha çok sinirlendiğini farkettim. Üstüme yürüdü. Kolumu sıktı.

- Karan: Sakın. Sakın bir daha böyle saçma sapan şeyler söyleme. Yoksa sonuçlarına katlanırsın. Ve emin ol, dün ki kadar insaflı olmam küçük hanım.

Alayla güldüm.

- Mina: Dün ki halin insaflı halin miydi? Karıştırıyorsun herhalde. Sende vicdan, insaf, iyilik gibi duygular aramaz Karan. Kandırmayalım boşuna birbirimizi.

Kolumu daha çok sıktı.

- Karan: Bana bak Asi kız.
- Mina: Baktım ukala çocuk, nolmuş?

Kolumu sertçe çektim.

- Mina: Sana boyun eğmicem demiştim. Benden sana itaat etmemi bekleme.
- Karan: Orasını daha görücez. Ben istediğimi alırım.
- Mina: Bu sefer değil ama Karan.

Giderken arkama dönüp tekrar ona baktım.

- Mina: Biliyor musun, burda çok mutluymuşsun. Normal insan gibi gözüküyorsun. Ama bir de şimdiki haline bak. Annenle baban biliyor mu böyle olduğunu? Eğer ayrı yaşadığınız için bilmiyorlarsa, sakın söyleme. Yoksa böyle bir çocukları oldukları için çok utanırlar.

Diyip gittim. Bunları söylemek beni çok üzdü. Ama onun söyledikleri de çok kırıcıydı.

Karan'dan

Mina'nın söyledikleri zihnimde tekrar tekrar dönüyordu. Onun bir suçu olmadığını biliyordum. Ama ailemin fotoğrafını ve beni gördüğünü düşününce çok sinirlenmiştim. Son söyledikleri çok daha kötü hissettirdi. Sanki hissettiğim sadece öfke değildi. Başka birşeyde vardı, ama ne?

Ben insanlara karşı sadece öfke duyardım, dediklerimi yapmadıkları zaman. Ya da bana karşı gelmeye çalıştıkları zaman. O öyle yapınca başka şeyler de oluyor gibiydi.

Bana verdiği cekete ve fotoğrafa baktım. Fotoğraf annem ve babamın öldüğü gün çekilmişti. Sadece bir kaç saat farkı vardı. Ama o bir kaç saat, o kadar çok şeye mani oldu ki.

Düşüncelerden çıkıp bizimkilerin yanına gittim. Sinirli olduğum her halimden belliydi.

- Aras: Noldu? Sadece ceketini vermeye geldi? Yine ne konu da kavga ettiniz?
- Ege: O elindeki ne senin?

Elimdeki fotoğrafa baktılar.

- Mert: Gördü mü?

Fotoğrafı cebime geri koydum.

- Karan: Görmüş.
- Aras: Ne dedi peki?
- Karan: Ben birşey söylemesine izin vermeden, sinirlendim. Niye baktın diye bağırmaya başladım.
- Mert: Sonra da kız alttan almayınca, daha çok kavga ettiniz.
- Karan: Aynen.
- Ege: Sonra?
- Karan: İyi ki annenle baban böyle birisi olduğunu bilmiyorlar dedi bana, yoksa çok utanırlarmış. Öyle söyledi hanımefendi.
- Aras: Bilmiyor dimi?
- Karan: Yok hayır. Ailemin ben çocukken öldüğünü bilmiyor. Ve öğrenmicek. Asla.
- Mert: Tamam, anlaşıldı.

Ders zili çaldı. Hepimiz derse gittik.