3. bölüm · Bana sevmeyi öğret

3. Savaşın kurbanları

Masal Kılıç

Dersler bittiğinde Leyayla eve doğru yürüyorduk.

- Mina: Hatırlamamaya çalışıyorum ama olmuyor. Yapamıyorum.
- Leya: Boşver be kuzum. İki ukala yüzünden bütün senemizi böyle geçiremeyiz herhalde.
- Mina: Umarım musallat olmazlar.
- Leya: Hele bir denesinler bakalım.

Leyayla bizim yerimiz dediğimiz parka geldik. Salıncaklarda oturduk. Konuştum.

- Mina: Ben aynı şeyleri tekrar yaşamak istemiyorum kuzum.
- Leya: Sakın hatırlama bunları. Unutman gerek.
- Mina: Biliyorum ama yapamıyorum işte. Olmuyor. Allah kahretsin ki olmuyor.

Leya hafifçe elime dokundu.

- Leya: Zamanla unutucaksın, inan bana.
- Mina: Umarım canım.

Leyayla bir kaç dakika salıncakta sallandık. Sonra tekrar eve doğru yürümeye başladık. Leyayla yollarımız ayrıldı, sarıldık ve ayrı yollardan yürümeye devam ettik.
Eve geldiğimde annem evdeydi. İşten erken gelmiş olmalı.

- Mina: Erkencisin anne, hayret. Yoksa doktor hanım işini çabuk mu bitirdi?
- Sevim: Öyle oldu canım evet. Bugün çok hasta yoktu.
- Mina: İyi olmuş o zaman.
- Sevim: Senin ilk günün nasıl geçti?
- Mina: Berbat. Yani daha kötüsü olamazdı herhalde.

Öyle dememle annem kaşlarını çattı.

- Sevim: Neden? Birşey mi oldu?

Derin bir nefes alarak yanına oturdum.

- Mina: Aynen öyle annecim.
- Sevim: Anlat bakalım. Noldu?
- Mina: Bir çocukla kavga ettik. Baya baya kavga ettik.
- Sevim: Nasıl bir kavga? Ve neden?
- Mina: Şöyle yani, biz Leyayla girişe doğru giderken, ben birden birisine çarptım. Özürde diledim bu arada. Ama kendini beğenmiş ukala bir tip başladı kör müsün, önüne baksana falan demeye. Ben gıcık kaptım tabi, devam ettik. Sonra teneffüste kafeteryaya gidip yiyicek birşeyler alıp masaya oturduk. Bu ukala tip ve arkadaşları geldiler. Bana dik dik baktı, bende ne bakıyorsun diye başımı salladım sinirle. Sonra yanıma geldi, işte çok şansımı zorluyormuşum falan dedi. Bende naparsın dedim, masamdaki içeceği kafamdan aşağı döktü. Bende sinirlenip diğer içeceği onun kafasından aşağı döktüm. Sonra da bana savaş başlattığımı, artık düşman olduğumuzu söyledi.

Annem anlattıklarımı dinliyordu. Şaşırdıyı her halinden belliydi. Anlatmayı bitirdiğimde konuşmaya başladı.

- Sevim: Aferin kızım. İyi yapmışsın.

Annemin dediğine şaşırdım.

- Mina: Gerçekten mi?
- Sevin: Evet canım. Bir daha kendini ezdirme. Bu sefer koru kendini.

Annem eliyle yanağımı okşadı.

- Mina: Anne sana birşey sorsam bana kızar mısın?
- Sevim: Sor canım.

Bu soruyu sormak beni de çok üzdü. Ama her seferinde yenik düşüyordum.

- Mina: Babam olsa beni korur muydu?

Sorduğum soruyla annem duraksadı. Üzgünlügünü gizlemeye çalıştı ama ben yine de anladım üzüldüğünü.

- Mina: Seni üzmek istemedim anne.

Annem bana bakıp gülümsemeye çalıştı.

- Sevim: Yok üzmedin canım. Baban olsa seni korurdu, bundan hiç şüphen olmasın kızım.

Başımı eğdim ve konuştum.

- Mina: Neden bizi terk etti o zaman?

Sorduğum sorunun cevapsız kalıcağını biliyordum. Ama yine de sordum işte.

- Sevim: Bu konuları tekrardan konuşmaya hiç gerek yok canım.

Daha fazla uzatmadan konuyu kapattım.

- Mina: Neyse. Ben duş almaya gidiyorum.
- Sevim: Sonra da sofraya gel. Yemek hazır olur.
- Mina: Tamam.

Diyip odama gittim. Çantamı masaya bıraktım ve kendime rahat giysiler seçip duşa girdim.
Bedenimden akan sularla rahatlıyordum. Sanki üstümde çok büyük bir yük varmış gibiydi. Az önce annemle konuştuklarımızı düşünüyordum. Babamın bizi terk etmesini sindiremiyordum hiç bir zaman. Hep neden diye düşünürdüm. Ama tabi ki bir cevap bulamazdım. Elimi boynuma götürdüm ve kolyeme baktım. Babamdan kalan tek ve son şeydi bana. Az kalsın onu da kaybediyordum bugün.

Yarım saat sonra duştan çıktım. Giyinirken bedenimdeki geçmişin izlerini görüyordum hep. Saçımı kurutup odamdan çıktım. Yemeğimizi yedikten sonra anneme yardım ettim ve odama döndüm. Biraz telefona baktıktan sonra uyumaya karar verdim.

Sabah kalkıp hazırlandım. Evden çıkarken annemi yanağından öptüm.

- Mina: Görüşürüz akşam anne.
- Sevim: Görüşürüzde, yine mi kahvaltı etmiceksin?
- Mina: Canım istemiyor ya. Sonra yerim, hadi bay bay, çıktım ben.

Diyip evden çıktım. Leyayla buluşup yürümeye başladık. Üniversitenin bahçesine girince Leya konuştu.

- Leya: Evet kuzum, yeni bir aksiyonlu güne hazır mısın bakalım?

Leyanın dediğine güldüm.

- Mina: Hazırım kuzum. Karan varken, aksiyon eksik olmaz.

Girişe doğru gittiğimizde Karan ve arkadaşlarını gördük.

- Mina: İti an çomağı hazırla dedikleri bu olsa gerek.

Biraz daha yaklaştığımızda Karan konuştu.

- Karan: Asi kızda geldi.
- Mina: Düşmanını mı bekliyorsun yoksa?
- Karan: Daha doğrusu düşmanıma hayatı zindan etmeyi bekliyorum.
- Mina: O zaman daha çok beklersin sen.

Diyip yanlarından gittik. Girişe doğru devam ettik. Ders başladığında derse girdik.