4. bölüm · Bana sevmeyi öğret
4. Tehlikeli temaslar
Karan'dan
Mina ve arkadaşı yanımızdan gidince bizimkilere bakıp konuştum.
- Karan: Öğrendiniz mi hakkında birşeyler?
- Aras: Öğrendik abi.
- Karan: Anlatın o zaman. Bakalım Asi kız kimmiş.
Duvara yaslandım ve dinlemeye başladım.
- Mert: Mina Kılıç. 18 yaşında, bildiğimiz gibi liseyi yeni bitirdi. Annesiyle birlikte yaşıyor, babası yok.
- Ege: Yani yok derken, leylekler getirmedi bu kızı tabikide. Kız küçükken onları terk edip gitmiş babası.
Nedensizce kafamda Mina'nın küçük bir kız çocuğu olduğu an geldi. Babasını özleyen küçük bir kız çocuğu. Bunu düşünürken garip hissettim.
- Aras: Abi?
Arasın sesiyle kendime geldim.
- Karan: Devam edin.
Anlatmaya devam ettiler.
- Aras: Bide bir kaç kişiyle adı geçen bir kavga var.
- Karan: O ne demek şimdi?
- Mert: Anladığımız kadarıyla zorbalık gibi birşey.
- Ege: Ama kurban kızın kendisi.
- Karan: Bak sen, demek Asi kız pençelerini çıkarmadan önce uslu bir kedicikmiş.
Öğrendiklerim işime yarıyacaktı. Ders başladığında derse gittik. Teneffüs olduğunda onunla konuşmak için fırsat kovalıyordum. Kafeteryada Mina tek başına oturuyordu. Arkadaşı sırada bekliyordu.
Arasa yanındaki kızı oyalaması için birşeyler yapmasını söyledim. Aras kızı oyalarken bende onun yanına gittim. Beni görünce konuştu.
- Mina: Ne var?
- Karan: Yürü hadi.
Diyip onu bileğinden tutup yürümeye başladım. Önce şaşırdı, sonra elini çekmeye çalıştı.
- Mina: Bırak ya, napıyorsun?
- Karan: Az bekle, öğrenirsin.
Boş bir amfiye girip kapıyı kapadım. Onu kapıyla arama aldım. Bir elimi duvara yasladım.
- Mina: Ne istiyorsun benden? Niye getirdin beni buraya?
- Karan: Konuşmak için Asi kız.
- Mina: Biz? Konuşucaz?
- Karan: Evet. Ne o, şaşırmış gibisin.
- Mina: Söyle bakalım ne söyliceksen. Sonra da gidicem, arkadaşım bekliyor.
- Karan: İyi peki.
Elimi saçlarına götürdüm, saçlarıyla oynamaya başladım.
- Karan: Duyduğuma göre hep böyle Asi değilmişsin.
Ne söylemek istediğimi anlamış olucak ki, gerildiğini hissettim.
- Mina: O ne demek şimdi?
- Karan: Şu demek ki, sen lisedeyken zorbalığa uğruyormuşsun.
- Mina: Nerden öğrendin bunu?
- Karan: Doğru yani?
Birşey söylemeyince sırıttım.
- Karan: Doğru.
- Mina: Sana ne benim geçmişimden? Ben geçmişimi unuttum.
Diyip gitmek istedi. Diğer elimide duvara yaslayınca gidicek yeri kalmadı. Bana dönüp baktı.
- Karan: Geçmişini unutarak gelecek kuramazsın Asi kız.
- Mina: Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun? Belki kurarım.
- Karan: Dene bakalım ama pek başarılı olamicaksın.
- Mina: Hayat dersin bittiyse, çek artık ellerini, gidicem.
Ona biraz daha yaklaştım. Aramızda az olan mesafeyi iyice sıfırladım.
- Karan: Ya bırakmak istemiyorsam?
Gözlerini kaçırdı. Elimle çenesinden tutup bana bakmasını sağladım.
- Karan: Benimle konuşurken yüzüme bak.
- Mina: Ben seninle konuşmak istemiyorum ama.
- Karan: Ona ancak ben karar veririm.
Biraz duraksadı, sonra konuştu.
- Mina: Ya birşey söylicem.
- Karan: Neymiş o?
- Mina: Senin bu emredişli hallerin, kendini üstün görmeler neyden kaynaklı? Yoksa
- Karan: Yoksa?
- Mina: Yoksa küçükken çok mu ezdiler seni?
- Karan: Ne saçmalıyorsun sen?
Gülümseyip parmağını göğsümün yanına, kalbime dokundu.
- Mina: Burda küçük bir çocuğun kırılmış kalbimi var yoksa?
- Karan: Saçmalama. Yok öyle birşey.
Bana yaklaştı.
- Mina: Çek elini. Gidicem.
Elimi duvardan çektim. Gidicekken kolundan tuttum.
- Karan: Sakın bir daha benimle böyle konuşmaya cesaret etme. Yoksa sonuçları senin için hiç iyi olmaz.
- Mina: Elinden geleni ardına koyma Karan. Senden korkan senin gibi olsun.
- Karan: Görücez küçük hanım.
Kapıdan çıkmadan önce bana son kez dönüp baktı.
- Mina: Zorba.
Diyip amfiden çıktı. Bende arkasından çıktım. Babasının konusunu açmadım. Onun için ayrı bir zamanı bekliyordum. Kafeteryaya doğru gittim.
Leya'dan
Mina'yla kafeteryaya gelmiştik.
- Leya: Sen otur kuzum, ben bize birşeyler alıp geliyorum.
- Mina: Tamam canım.
Yanından ayrıldım. Sıraya girdim, birisi yanıma geldi.
- Aras: Prenses kızı alışverişe mi göndermişler yoksa?
Yanıma gelenin Aras olduğunu anladım. Ona bakıp konuştum.
- Leya: Sana ne? Hem niye geldin? Ne istiyorsun?
- Aras: Canım istedi be prenses.
- Leya: Benden uzakta dur o zaman.
- Aras: Durmazsam?
- Leya: Çattık ya.
Yiyicek birşey alıp gidicekken önümde durdu.
- Aras: Gidebilirsin dediğimi hatırlamıyorum.
- Leya: Bende senden izin aldığımı hatırlamıyorum.
Karanın Minayı götürdüğünü görünce hemen yanlarına gitmek istedim. Ama Aras kolumdan tuttu.
- Leya: Bırak.
- Aras: Sadece konuşucaklar.
- Leya: Onların konuşabileceği bir konu yok.
- Aras: Bu kadar emin olma istersen prenses. Hem böyle ayak üstümü beklicez onları?
- Leya: Beklicez derken?
- Aras: Aynen, beklicez.
- Leya: İkimiz?
- Aras: İkimiz.
- Leya: Pardon da, neden ikimiz bekliyoruz?
- Aras: Seni bırakırsam arkalarından gidersin. O yüzden yürü hadi, en azından oturalım onlar gelene kadar.
Kolumdan tutup beni Mina'yla benim oturduğumuz masaya doğru ilerledi.
- Leya: Offf
- Aras: Oflama prenses, oflama.
- Leya: Ukala.
Beni masaya oturttu. Diğer masayı çekerek yanımda oturdu. Ona bakıp konuştum.
- Leya: Dibime kadar girmene gerek yok.
- Aras: Napıcağın belli olmaz.
Sırıtıp göz kırptı. Bana yaklaşıp konuştu.
- Aras: Noldu? Çok mu heyecan yaptın yoksa?
Geri çekilip konuştum.
- Leya: Saçmalama. Yok öyle birşey.
Arkasına yaslandı.
- Aras: İyi, öyle olsun.
- Leya: Öyle zaten.
Bir kaç dakika tek kelime etmeden sadece oturup birbirimize baktık. Mina içeri girince yanıma geldi.
Ayağa kalktım.
- Leya: Sonunda geldin kuzum. İyimisin?
- Mina: İyiyim. Ama gidelim burdan.
Biz giderken Karan geldi. Arasın yanına gitti.
Mina'yla bahçeye çıktık.
