5. bölüm / 6
BANA AİTÖZÜR DİLERİM
Bölümler 6Şu an: ÖZÜR DİLERİM
- 1 İLK KARŞILAŞMA3.371 kelime
- 2 KORKMA3.183 kelime
- 3 GERÇEKLER2.825 kelime
- 4 DÜŞMAN3.024 kelime
- 5 ÖZÜR DİLERİM3.791 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 GÖZLERİNİ AÇ2.978 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Teklifinin hâlâ geçerli olduğunu az sonra atacağı konuma en kısa zamanda gelmemi söylemişti. Son olarak Morgan'ın Rusya'ya gitmiş olabileceğini söylediğimde araştıracağını söyleyip telefonu kapatmıştı. Telefonumu masanın üzerine bırakıp Steven'dan mesaj beklemeye başladım.
"Steven da kim Bella?"
Emma'nın sorusuyla başımı iki elimin arasına alıp "Bileğimi burktuğum gün tanışmıştık. Morgan'ı uzun zamandır tanıyormuş. En büyük düşmanı olduğunu ve onu hapse tıkmak istediğini söylemişti. Morgan yüzünden yaşadığım şeyleri de biliyordu. Bana onu hapse tıkmak için yardım teklif etmişti. O gün kabul etmemiştim ama şu an bunu kabul etmekten başka bir çarem yoktu." Dediğimde "Peki sen bu konuda ne yapabilirmişsin? Dahası bu adam seni nereden tanıyormuş? Bella ona bu şekilde güvenemezsin." Demişti telaşlı bir şekilde.
Telefonuma bildirim geldiğinde hemen ayağa fırlayıp mesaja tıkladım. Gideceğim konum gelmişti.
"Beni nereden tanıyor bilmiyorum. Açıkcası şu an merak dahi etmiyorum. Ona güvenmekten başka çarem yok Emma. Kızım söz konusu." Deyip arabaya doğru koştum. Emma'da peşimden koşuyordu.
Arabanın yanına geldiğimizde Emma'yı durdurmuştum.
"Sen gelmiyorsun Emma. Ben tek gidiyorum." Demiştim net bir tavırla.
"Bileğin bu halde nasıl araba kullanacaksın. Bırak bende geleyim." Dediğinde ancak bileğimin acısını fark etmiştim. O söyleyene kadar hiçbir acı hissetmemiştim. Kızıma bir şey olacak korkusu bileğimin acısının önüne geçmişti.
Anahtarı bir hışımla Emma'dan alıp eve gitmesi gerektiğini bir sorun olursa ona ulaşacağımı, asla benden haber almadan bir şeye kalkışmaması gerektiğini söyleyip son gaz gönderilen konuma sürmüştüm. Gaza bastıkça bileğimin ağrısı daha da artıyordu. Tam iyileşmeden bileğimi fazlasıyla zorluyordum.
Söz konusu kızım ise yapamayacağım hiçbir şey yoktu. Gözümü karartmış emin bir şekilde gidiyordum. Umarım Steven bana yardım edebilir ve kızıma bir şey olmadan ona kavuşabilirdim.
...
Yol gittikçe tenhalaşıyordu. Etrafımda hiç ev kalmamıştı. Konuma varmama çok az kalmıştı. Sanırım konum beni az ilerde ki terkedilmiş eve götürecekti. Normalde korkacağım yere tüm cesaretimle gidiyordum.
Evet haklı çıkmıştım. Konum doğruca beni o terkedilmiş eve getirmişti. Evin girişinde bir çok siyah takım elbiseli adamlar vardı. Büyük ihtimalle Steven'ın adamlarıydı. Arabayı girişe Park edip aşağı inmiştim. İçlerinden biri yanıma gelip arabanın anahtarını istemişti. Anahtarı verdiğimde arabaya binip evin arka tarafına doğru gitmişti. Buna bir anlam verememiştim ama kurcalamayacaktım.
Hızlı adımlarla eve girdim. Evin içi kırık dökük tozlu eşyalarla doluydu. Hemen girişte beni kocaman bir aile tablosu karşılamıştı. Bir zamanlar burada güzel zamanlar geçiren bir aile varmış. Orada ki küçük çocuğun duvarda çocukluktan gençliğe, gençlikten yaşlılığa bir sürü fotoğrafları bulunuyordu. Bu ev düşündüğümden de eski bir evdi. Neden bu eve gelmiştik?
Steven'ın aklımdan neler geçiyordu. Bir tek Tanrı bilir. Dikkatli bir şekilde ilerleyip üst kata çıkmıştım.
Salona girdiğim an Steven sinir bozucu bir gülümsemeyle yanıma gelmişti. Elini bana doğru uzatıp "Hoş geldin. Teklifimi kabul edeceğini hiç düşünmemiştim. Sahi ya neden kabul ettin? Bir sorun mu var ?" Dediğinde uzattığı eli sıkmıştım.
Bir cevap beklediğinin farkındaydım.
"Kızım Morgan'ın elinde. Kızımı ondan almam lazım. Bu arada araştırdın mı? Morgan, kızımla birlikte Rusya'da olabilir mi?" Diye sorup dolan gözlerimi görmemesi için başka yöne dönmüştüm.
"Bak bunu duyduğuma üzüldüm. Merak etme küçük ama etkili bir planım var. Sen bana güven. Ayrıca araştırmalarıma göre evet Morgan Rusya'ya gitmiş. Korkma mesajımı alır almaz ilk uçakla buraya gelecek." Dediğinde içim azda olsa rahatlamıştı.
Açıkça planı sorduğumda anlatmaya başlamıştı.
Plan; Steven, Morgan'ın bana karşı ilgisini öğrenmişti. Bu yüzden Steven beni kaçırmış gibi gösterecek Morgan dayanamayıp buraya gelecek. Steven benim karşılığımda Morgan'dan itiraf kaydı alıp onu hapse tıkacaktı.
Plan bana pek mantıklı gelmemişti. Kızımı kaçıran adam beni kurtarmaya gelecek ve bir şekilde ondan itiraf kaydı alacaktık. İşe yarayacağını hiç düşünmüyordum. Ama bunu denemekten başka bir çarem yoktu.
Sadece bir sorun vardı. Morgan'a ulaşamıyordum. O nasıl ulaşacaktı.
"Morgan'a nasıl ulaşacağız. Mesaj attığı numarayı aradım kapalı." Diye sorduğumda Steven itici bir kahkaha atıp "Onu bana bırak." Demişti.
...
Steven ile eski koltuklardan birine geçip oturmuştuk. Oturduğumuz an bir toz bulutu havaya yükselmişti. Genel evin durumuna bakılırsa salon yine en temiz yerdi. Sanırım Steven bu kısmı temizletmişti. Koltuklar hariç..
"Hazırsan başlayalım. Birazdan Morgan'ı arayacağım. Seni kaçırmış gibi konuşacağım sende ona yardım etmesi için yalvaracaksın. Kızının konusunu asla açmayacaksın. Buraya geldiğinde kızımın yerini öğreneceğiz." Dediğinde el mahkum kabul etmiştim. Yapacak bir şeyim yoktu.
Steven telefonunu çıkarıp Morgan'ı aradı. Ama yanlış hatırlamıyorsam Morgan'ın bana mesaj attığı numara bu değildi. Tanrım bu adamın kaç tane numarası var? Sessizce telefonun açılmasını bekledim.
Telefon açılmıştı. Steven telefonu hoparlöre alıp konuşmaya başladı.
Steven alaycı bir ses tonuyla "Eski dostum Morgan... Görüşmeyeli uzun zaman oldu değil mi?" Diye sorduğunda Morgan derin bi iç çekmiş ardından küçük bir kahkaha atmıştı. Bir insan hem bu kadar korkutucu olup hemde bu kadar güzel gülemezdi. Tanrım! Kızımı kaçıran psikopat katil hakkında neler düşünüyordum böyle?
Morgan "O gece seni bırakmakla hata ettiğimi düşündürmeye başladın Steven. Yoksa seni oracıkta öldürmeli miydim? " Diye sorduğunda ses tonu kalın ve bir o kadar sakin çıkmıştı.
"Fırsatın varken yapmalıydın. Şimdi ise sıra bana geçti."dediğinde ne demek istediğini almamıştım. Sadece dinlemekle yetiniyordum.
"Neyse uzatmayacağım. Bil bakalım yanımda kim var?" Diye sorduğunda Morgan sessiz kalmıştı. Sadece bir şeylerin yolunda gitmediğini anlamış olacak ki öfkeyle aldığı nefesi geri bırakmıştı.
Steven ses vermem içi bana döndüğünde "Morgan! Bana yardım et. Bu adamlar beni kaçırdı. Lütfen beni kurtar." Diye ağlamaklı bir şekilde yardım istemiştim. Oldu mu diye Steven'a bakış attığımda onaylarcasına başını sallamıştı.
Morgan sesimi duyar duymaz tehditler savurmaya başlamıştı bile. Öfkeden tabiri caizse kudurmuştu. Gerçekten beni bu kadar önemsiyor muydu?
"Konum gönder bana."
Morgan'ın ses tonu beni bile korkutmuştu. Eminim ki o gözleri yine sinirden kan çanağına dönmüştü. Morgan konum istediğinde Steven heyecanlanmıştı. Tanrım sanırım plan işe yarıyordu.
Steven telefonu kapatıp Morgan'a yalnız gelmesi koşuluyla konumu göndermişti. Şu an Rusya'da olduğu için gelmesi biraz zaman alacaktı. Olsun bekleyebilirdim. Yeter ki sonunda Laura'ya kızıma kavuşabiliyim.
Steven keyifli bir şekilde "Bakalım seni gerçekten seviyor mu? Seviyorsa en kısa zamanda burada olur." Dediğinde öyle olmasını umut etmiştim.
"O geldiğinde kimseye bir şey olmayacak değil mi?" Diye sormuştum. Ne olursa olsun kimsenin kılına zarar gelsin istemiyordum. Sadece kızımı onun elinden kurtarıp eve gitmek istiyordum.
"Korkma kimseye bir şey olmayacak. Seni kullanarak itiraf kaydı alacağım sonra onu hapse tıktıracağım. Sende kızını alıp eve gideceksin." Dediğinde azda olsa rahatlamıştım.
Saat akşam 20.30...
Hava çoktan kararmış evin her yerine mumlar yakılmıştı. Ev çok eski olduğu için elektrik yoktu bu yüzden her köşede bir mum vardı. Evin bahçesine bir araba yaklaştığında kalbimin ritmi değişmişti. Sanırım Morgan gelmişti. Tam oturduğum yerden kalkıp hamle yapacakken Steven kolumdan tutmuştu.
"Bırak içeri girsin. Aceleci davranma." Deyip beni durdurmuştu. Sadece cama yaklaşıp aşağı bakmakla yetinmiştim.
Sokak lambasının ışığı sayesinde her şeyi net görebiliyordum. Evet gelen kişi Morgan'dı. Ve yalnızdı. O geceki görünüşünden farklıydı. Eski haline dönmüş gibiydi. Siyah gömlek; gömleğin ilk iki düğmesi açık, siyah kumaş pantolon. Yapılı saç ve o kolundan hiç çıkarmadığı saati. Arabadan indiğinde Steven'ın adamları hızla etrafını sarmıştı. İki kişi Morgan'ın belinde ki silahı almaya yeltendiğinde buna izin vermemişti. Morgan kendi silahını belinden çıkarıp telefonuyla birlikte onlara uzatmıştı.
Buraya yalnız gelip silahını verecek kadar gözünü karartmıştı. Steven'ın adamlarından biri bir eliyle Morgan'a silah doğrulturken diğer eliylede onu kolundan tutmak için hamle yapmıştı. Tabi ki Morgan bunada müsade etmemişti. Kıvrak hareketlerle adamın elinde ki silahı alıp onu tek yumrukla yere sermişti. Diğerleri ikinci bi hamleye yeltenmemişlerdi bile. Morgan aldığı silahı onlara geri verip o önde adamlar arkada eve giriş yaptı.
Morgan üst kata çıkıp salona girdiğinde önce gölgesi daha sonra gözleri beni bulmuştu. O yeşil gözleri endişeyle bana bakıyordu. Benim ise korkudan kalbim çıkacak gibiydi. Benim için buraya geleceğini hiç düşünmemiştim.
"Bella! iyi misin?" Diye sorduğunda mahcup bir şekilde başımı sallamakla yetinmiştim. Onu bu şekilde kandırmayı hiç istemezdim ama bana başka çare bırakmamıştı.
Morgan gözlerini benden çekip Steven'a çevirmişti. "Seni bu kez öldürmekten beter edeceğim Steven. Seni öldürmem için bana yalvaracaksın." Diye kükremişti.
Onu tuzağa çekmiştik ama hâlâ bi itiraf kaydı almamıştık. Steven'dan bunun için bir hamle beklerken o belindeki silahı çıkarıp bir anda Morgan'a doğrulttu. Neler oluyor? Steven ne yapmaya çalışıyor? Bu silahta ne şimdi? İşler iyice karışık bir hal almaya başlamıştı.
Panikle Morgan'ın önüne geçip "Kimseye bir şey olmayacaktı. Söz vermiştin." Dediğimde Morgan afallamıştı. Doğal olarak bizden bir açıklama bekliyordu.
Steven'ın iğrenç kahkasıyla neye uğradığımı şaşırmıştım.
"Bella... Bella.. Bella. Keşke güzel olduğun kadar biraz da zeki olsaydın." Dediğinde artık bir şeylerin yolunda gitmediğini anlamıştım.
Steven "Kızını kimse kaçırmadı Bella. Sadece öyle düşünmeni sağladım. Morgan'ı tuzağıma düşürmek için seni kullandım Bella." Dediğinde Morgan'a dönüp gözlerimi gözlerine sabitlemiştim. Ne yani Morgan kızımı kaçırmamış mıydı? Tanrım bu nasıl bir oyun?
Morgan ise neler olduğunu anlamaya çalışıyordu.
"Peki ya o mesaj. O mesajı bana Morgan atmadı mı?" Diye sorduğumda Morgan fazlasıyla sinirlenmişti. Dişlerini sıkmış, çenesi gerilmişti. Yumruklarını sıkıp Steven'a hemle yapacağı sırada Steven silahını göstererek "Ben olsaydım buna kalkışmazdım." Dedi tehditkar bir şekilde.
Morgan'ın asla geri adım atmayacağını bildiğim için onu göğsünden geriye doğru itip ben durdurmuştum.
Morgan "Burda neler oluyor Bella? Hemen bana bi açıklama yap." Dediğinde nereden başlayacağımı bilememiştim. Zaten Steven'da bana müsade etmeden anlatmaya başlamıştı.
Steven "O zaman itiraf vakti geldi demektir. Biliyorsun ki yıllardır senin peşindeydim Morgan. Ama Bella'nın bildiğinin aksine hapse tıkmak için değil öldürmek için. Biliyordum ki sen istemeden seni kimse bulamazdı. Bu yüzden sağlam bir plana ihtiyacım vardı. Araştırmalarım sonucunda karşıma Bella çıktı. Meğer bizim o kimseye boyun eğmeyen, sadece ölümün durdurabileceği o heybetli beyimiz bir kadına aşık olmuştu.Yıllardır bana kapalı olan bütün kapıları açabilecek anahtarı bulmuştum sonunda. Benim için bulunmaz bir nimetti. Önce Bella'yla bir tanışma planladım. Tanıştığımızda da sözde seni hapse tıkmak istediğimi söyleyip Bella'yı yalanıma inandırmıştım. Ama o gün seni hapse tıkma teklifimi kabul etmemişti. Son yaşadıkları şeyden kaynaklı kabul edeceğini düşünmüştüm ama etmemişti. Bu biraz planımın uzamasına neden olmuştu." Dedi yüzünü düşürüp.
Kısa bir sessizlikten sonra anlatmaya devam etti.
"Hemen B planına geçip senin ağzından Bella'ya kızını kaçırdığına dair mesaj attım. Bella' da senin numaranın olup olmadığını bilmiyordum ama yinede risk alıp mesajı attım. Büyük ihtimalle ya numaran yoktu ya da başka bir numaradan atmıştır diye düşünüp hiç sorgulamadan senin kızını kaçırdığına inanmıştı. Söz konusu kızı olunca sağlıklı düşünememişti. Bella mesajı alır almaz numarayı aramıştı. Tabi ki bende hemen çağrıyı meşgule atmıştım. Kızının durumunu öğrenmek için annesinii arayacağını da tahmin etmiştim. Bende Kanada'daki adamlarımdan yardım alıp gerekeni yaptım. Şansa bak ki Bella'nın annesi telefonunu çaldırtmıştı." Deyip keyifle kahkaha atmıştı.
Biz daha söylediği şeyleri hazmetmeye çalışırken o anlatmaya devam etti.
"Ve bu yüzden Bella annesine ulaşamamıştı. Böylelikle senin kızını kaçırdığından artık emindi. Hiç sorgulamadan beni arayıp teklifimi kabul etmişti. Bella buraya geldiğinde seni gerçek numarandan arayıp sanki Bella'yı kaçırmışım gibi numara yaptım. Bella da bana eşlik edip güzelce rolünü oynadı. Ne yalan söyleyeyim bu kadar beklemiyordum. Yalan yok ilk başta Rusya'ya gittiğini öğrendiğimde bu biraz canımı sıkmıştı. Gelmezsin diye düşünürken bi baktım ki tek başına buradaydın. Sırf Bella'yı kurtarmak için kendini tehlikeye atmıştın. Gerçekten Bella'yı veya kızını kaçırıp seni tehdit edebilirdim ama işte öylede işin eğlencesi kalmazdı. Fena mı oldu bak Bella kendi ayaklarıyla bana geldi ve seni benim tuzağıma çekti. Şimdi ise Bella yüzünden burada öleceksin. Böylelikle sevdiğin kişi tarafından ihanete uğramak neymiş onu öğreneceksin." Dediğinde Steven'ın yüzündeki o alaycı gülüş gitmiş yerini saf öfke almıştı.
Artık çok emindim Morgan ve Steven'ın arasında öylesine bir düşmanlık değildi. Bu düşmanlığın altında geçmişten gelen ağır bir ihanet yatıyordu. Aptal Bella. Nasıl olurda bu adamın yalanlarına kanarsın? Morgan sana ne yaparsa ne ederse sonuna kadar haklıydı.
Titreyen sesimle "Kızım nerede peki? O iyi mi?" Diye sorduğumda Steven pis pis sırıtıp "Ona hiç dokunmadım. Muhtemelen annenle mutlu bir akşam geçiriyordur." Diye alay etmişti.
Morgan'ın yaşadığı hayal kırıklığı içinde bir şeyleri paramparça etmişti. Öfkesinin ardında kabullenmek istemediği gerçekler tokat gibi yüzüne çarpıyordu. Sevdiği kadın tarafından ihanete uğramıştı. Steven'ın yapacağı her şeye hazırlıklıydı ama benden gelecek darbeye çok hazırlıksız yakalanmıştı. Çenesini sıktı, yumruklarını öyle sert kenetlediki parmaklarının eklem yerleri beyazlamıştı. Şu an Steven'a duyduğu öfke onu paramparça edecek güçteydi.
Düşmanının bile yapamayacağı şeyi ona ben yapmıştım. Benim için her şeyi yapan adamı düşmanının önüne atmıştım. Ama şu an önceliğim kızımdı. Onun iyi olup olmadığından emin bile değildim.
Morgan kolumu sıkıca kavrayıp beni kendine çevirmişti. Canım çok yanmıştı. Ama Morgan'ın acısının yanında bir hiçti. Güçlükle nefes alıp "Kızını kaçırıp seni tehdit edeceğimi nasıl düşünürsün.Ben o kadar adi bir adam mıyım?" Dedi. Artık o yeşil gözler bana da öfkeyle bakıyordu. Onu çok üzmüştüm. O gece deponun orda ona o kadar ağır konuşmama rağmen bana böyle bakmamıştı. Şimdi ise bir düşmana bakar gibi bakıyordu.
"Özür dilerim Morgan. Çok özür dilerim. Steven beni yalanlarıyla kandırdı." Dediğimde kolumu bırakıp benden uzaklaşmıştı. Bana cevap dahi vermemişti. Öylece yüzüme bakmıştı. Hoş cevap versede ne diyebilecektim ki? Öfke dolu bakışları ağzımın payını vermişti.
"Bella'yı bırak gitsin. Beni çağırdın geldim. Onunla bir işin yok." Morgan bu halde bile beni düşünüyordu. Belkide benim yüzümden birazdan ölecekti. Ama o bunu düşünmek yerine hâlâ beni korumaya çalışıyordu. Daha ne kadar yerin dibine girecektim, Tanrı bilir.
Steven'a dönüp "Bırak gidelim lütfen." Dediğimde yine iğrenç bir kahkaha atıp “Kimse bir yere gitmiyor. Bella sen kalıp Morgan'ın ölümüne şahitlik edeceksin. Buda benden sana hayatın boyunca unutamayacağın bir hediye olacak." Demişti.
Steven, Morgan'ı öldürmekte çok kararlıydı. Eğer böyle bir şey olursa kendimi hayatım boyunca affetmeyecektim. Morgan benimde burada onunla birlikte kalacağımı anladığında bir hışımla beni arkasına çekmişti. Morgan'ın heybetinden resmen arkasında kaybolmuştum. Bileğimi sıkı sıkıya kavrayıp öne çıkmama engel oluyordu. Sadece başımı hafif yana eğip Steven'ı izlemekle yetindim.
"Dua et burada öleyim. Yoksa seninle senin bile hayal edemeyeceğin şekilde eğleneceğim." Dedi Morgan.
Steven, Morgan'ın buradan sağ çıkamayacağını düşündüğü için onun bu tehditlerini ciddiye almıyordu. Sadece gülüp geçiyordu. Tanrım lütfen bir mucize olsun ve buradan sağ salim çıkalım.
Sadece Steven olsa bir ihtimalimiz olabilirdi ama etrafımızda bir ton adam vardı. Hangi birinden kaçacaktık. Bir iki defa kolumu Morgan'dan kurtarmaya çalışsamda başaramamıştım. Kurtarabilsem önüne geçip Steven'a bizi bırakması için yalvaracaktım. Ama Morgan'da bunu tahmin ettiği için asla buna müsade etmiyordu.
"Dua etmeme gerek yok Morgan. Buradan sadece ölün çıkacak."
Morgan, Steven'ın söylediği şeye karşı sadece kahkaha atmıştı. Bu bile Steven'ı deli etmeye yetmişti. Ortamın gerginliğini Steven'ın telefonunun zil sesi bozmuştu.
Steven telefonunu açıp bize doğrulttuğu silahı indirmeden diğer eliylede telefonu kulağına götürdü. Telefonda ki her kimse keyfini kaçırmıştı. Silahını indirdiğinde bu kez arkamızda ki adamları bize doğru silahlarını kaldırmıştı. Steven karşımızda sinirden volta atıyordu. Öfkeyle telefonu kapatıp "Sizi biraz bekleteceğim. Alın sizede vedalaşmak için bir fırsat."deyip telaşlı bir şekilde salondan çıkmıştı. Ardından adamları da çantamı ve telefonumu alıp salondan çıkmıştı. Çıkarkende kapıyı üzerimize kilitlemişlerdi.
Dışarda Steven'ın sesini işittiğimizde cama yönelmiştik. Steven "Ben gelene kadar gözünüz o ikisinde olsun. Kaçmaya kalkarlarsa kızı vurun. Morgan benim." Diye emirler savurarak çalışır halde bekleyen arabasına atlayıp gitmişti. Kızı vurun derken bize doğru bakmıştı. Resmen bu Morgan'a uslu dur yoksa kız ölür imasıydı.
Morgan sinirle koltuğa tekme atmıştı. Onunda eli kolu bağlıydı. Yalanımız gerçeğe dönmüştü. Morgan'ı benimle tehdit ediyordu. Ve bu fırsatı Steven'a ben vermiştim.
Kaçmaktan başka çaremiz yoktu. Ama kaçmakta mümkün görünmüyordu. Evin etrafı komple Steven'ın adamlarıyla sarılıydı. Morgan tüm çaresizliğiyle kendini tekli koltuklardan birine atmıştı. İki elini dizlerinin üstünde koyup başını ellerinin arasına aldı. Onu bu duruma ben sokmuştum. Her şey benim yüzümden olmuştu.
"Morgan, birşeyler yapmalıyız. Yoksa seni öldürecek."
Dediğimde o hayal kırıklığı dolu gözlerini bana çevirdi. Onu her seferinde daha çok kırıyordum. Bir yol bulup onu bu durumdan kurtarmalıydım. Ama nasıl?
"Ölümden korktuğumu mu düşünüyorsun?"
Ölümden korkmadığını biliyordum. Sadece buna sebep olan bendim ve bu vicdan azabıyla yaşayamazdım. Morgan'a doğru yaklaşıp tam karşısına geçtim. Ne diyeceğimi bile bilmiyordum. Resmen bana karşı buz gibiydi. Haklıydı da onu kandırıp Steven'ın tuzağına çekmiştim. Ona karşı çok mahcup hissediyordum.
"Çok özür dilerim." Özrüm onun için bir anlam ifade etmemişti. Gözlerinden anlayabiliyordum. Onun ölmesini hiç istemiyordum. Bunun için ben bir şeyler yapmalıydım.
"Beni sevmemeni anlayabilirim. Ama beni bu kadar kötü biri bilip nefret etmeni anlayamıyorum. Kızını kaçırıp seni tehdit edeceğimi nasıl düşündün?"
Gözlerim dolmuştu. Bende kendimi anlayamıyordum. Nasıl olur da o adama inanıp bütün bunları yapabilmiştim? Resmen şu an psikopat bir katil için ağlıyordum. Vicdan azabı çekiyordum. Ölsün istemiyordum. Neden ona karşı bu kadar ikilemdeydim ben bile bilmiyordum?
Morgan bir hışımla ayağa kalkmıştı. Mum ışığının etkisiyle gölgesi tavana ulaşmıştı. Gölgeside onun kadar heybetliydi. Bir yandan "Beni neden sevmeyi denemedin? Neden benden nefret ettin?" Diye söylenirken bir yandan da iki elini saçlarının arasına geçirip başını sıkıca kavramış, gözlerini kapatmıştı. Sanki zihninin içinde ki düşünceleri susturmaya çalışıyor gibiydi.
Üzüntüsü öfkeye dönmüştü. Sesi yükseldikçe korkum daha da katlanıyordu. Pencerenin yanına geçip iki avucunu cama dayayıp başını hafifçe öne eğmişti. Karanlığın ortasında sokak lambasının ışığı yüzündeki öfkeyi daha da belli ediyordu. Bir süre öylece sessiz kalıp dışarıda ki adamları izlemişti. Ellerini cama bastırırken çenesi gerilmişti. Gözlerini kapatıp derin bir nefes almaya çalıştı. Ama yapamamıştı. Yaşadığı hayal kırıklığı o kadar büyüktü ki nefesi bile ona artık yük oluyordu.
Onun yanında olmak istiyordum. Ama o bunu istemiyordu. Birden içinde biriktirdiği bütün öfkeyi ve çaresizliği tek bir harekete sığdırarak duvara yumruk atmıştı. Hemde bir çok kez. Durmayacağını anladığım an yumruğunu tutup önüne geçtim. Yumruğunu göğsüme bastırıp durmasını istercesine gözlerinin içine bakmıştım. Eli buz gibiydi tıpkı bana bakışları gibi.
Hırsından nefes nefese kalmıştı.
Göğüsü hızlı hızlı kalkıp iniyordu. Eli kan içinde kalmıştı. Öfkesi Steven'dan çok banaydı. Onun böyle bir şey yapacağını düşünerek bizi bu cehenneme ben itmiştim.
"Ne olur dur. Kendine zarar vereceksin."
Dudaklarında acı bir tebessüm oluşmuştu.
Yavaşça tuttuğum eli bırakıp elimi Morgan'ın yanağına götürmüştüm. Belki bu onu biraz olsun sakinleştirir düşüncesiyle. Ona dokunmak istemiştim. Ve öylede yapmıştım. Yüzünü avucuma almıştım. Sanki büyülenmiş gibi gözlerini kapatıp derin bir iç çekmişti. Başparmağımla sakalını okşadığım anda kendine gelip benden uzaklaşmıştı. Sanki büyü bozulmuştu. Yine o öfke dolu bakışları beni bulmuştu.
Bana doğru bir kaç adım attığında aramızda ki mesafeyi korumak için bende geriye çekilmiştim. Ama Morgan her adımda bana biraz daha yaklaşıyordu. Sırtım sonunda duvara değdiğinde artık kaçacak yerim kalmamıştı. Morgan iki elini duvara yaslayıp beni bakışlarının arasına hapsetmişti. Aramızda ki mesafe yok denecek kadar azdı. Nefeslerimiz birbirine karışıyordu.
"Benim dengemle oynama."
Ses tonu tehditkardı. Bir an susup gözlerini üzerimde gezdirdi. Korkudan mı yoksa heyecandan mı bilmiyorum ama kalbimin ritmi değişmişti. Gözlerimi ondan kaçırmaya çalışsam da başarısız oluyordum. Bir şekilde yine o yeşil gözlere yakalanıyordum.
"Beni ne hale getirdiğinin farkında bile değilsin." Dedi boynuma doğru biraz daha yaklaşıp. Nefesimi boynumda hissedebiliyordum. "Ben kendime bile söz geçiremezken sen bunu nasıl yapabiliyorsun?" Diye kulağıma fısıldamıştı.
Morgan'ı kendimden uzaklaştırmak için tüm gücümle göğsünden itmiştim. Geriye doğru bir kaç adım atıp gözlerini bana dikmişti. Şu an aklından neler geçiyordu, anlamak çok zordu. Bakışlarında öfke vardı ama o öfkenin altında sakladığı başka bir şey daha vardı. Hissedebiliyordum. Sanki söylemek istediği binlerce söz vardı da hiçbiri dudaklarından dökülmeye cesaret edemiyormuş gibiydi.
Yapmacık bir şekilde boğazını temizleyip benden biraz daha uzaklaşmıştı. O keskin bakışlarını dışarı dikip "Çok oyalandık. Steven gelmeden bir an önce buradan çıkmalıyız." Demişti. Nihayet hareket geçiyordu.
Sanırım bir planı vardı. Ama aklımda ki planı benimle paylaşmaya tenezzül bile etmemişti. Parmaklarıyla bileğimi kavradığında ne olduğunu anlamama fırsat vermeden beni koltuğun arkasına çekmişti. Gözlerini gözlerime dikerek itiraza yer vermeksizin net ve kararlı bir şekilde "Burada beni bekle. Ne olursa olsun sakın çıkma. Seni almaya geleceğim."
Cevabımı dahi beklemeden arkasını döndü ve penecereye doğru ilerledi. Bir eliyle pencerenin kolunu kavrayıp sessizce açtı. Dışardaki karanlık Morgan için kusursuz bir fırsattı. Son kez etrafı kontrol edip kimsenin onu görmediğinden emin olunca pencerenin pervazına çıktı.
Kalbim korkudan göğsümde bir kuş gibi çırpınıyordu. Ya onu fark ederlerse. Ya da oradan düşerse o zaman ne olacaktı? Mecburen sessizce onu beklemekten başka bir çarem yoktu. Morgan tamamen gözden kaybolduğunda sessizce arkasından pencerenin yanına geçip onu izledim.
Morgan, dikkatli bir şekilde pencerenin pervazından tutunarak aşağı kadar inmişti. Derin bir oh çekip onu izlemeye devam ettim. Morgan önce Steven'ın adamlarından birini sessizce etkisiz hâle getirip silahını ele geçirmişti. Zaten silahı eline alır almaz silah sesleri havada uçuşmaya başlamıştı bile. Resmen çatışmadan farksızdı. Korku içinde yerime geri dönmüştüm. Umarım Morgan'a bir şey olmaz ve sağ salim buraya geri döner.
Aşağıdan silah sesleri gelmeye devam ediyordu. Ya Morgan'a bir şey olursa diye içim içimi yiyordu. Bu vicdan azabıyla yaşayamazdım. Saklandığım yerden çıkıp kapıya yönelmiştim ama kilitliydi. Pencereden de çıkmazdım çok yüksekti. Ne yapacaktım böyle?
Çok geçmeden silah sesleri susmuştu. Tanrım lütfen Morgan'a bir şey olmuş olmasın. Üst kata birinin çıktığını fark ettiğimde korkuyla koltuğun arkasına saklanmıştım. Merdivenin ahşap gıcırtı sesleri git gide yaklaşıyordu. Ayak sesleri tamda kapının önünde durmuştu. Tüm bedenim korkuyla titriyordu. Kapının arkasında ki kişi kapıya öyle bir tekme atmıştı ki kapı yerinden sökülüp büyük bir gürültüyle yere çarpmıştı.
İçeri giren sert hava bütün mumları söndürmüştü. Artık tamamen karanlıkta kalmıştım. Gelen kişinin kim olduğunu görememiştim bile. Ayak sesleri bana doğru yaklaşıyordu. Sadece bir silüet görebiliyordum. Bir cesaret yerimden fırlayıp bana doğru gelen kişinin yakasına yapışmıştım.
Yumruklarımı birbiri ardına göğsüne indiriyordum ama bana mısın demiyordu? Gıkı bile çıkmıyordu. "Morgan nerede? Ona ne yaptınız?" Diye bağırıp bir yandan da yumruk atmaya devam ediyordum. Gelen kişi elleriyle bileklerimi kavrayıp "Bella. Sakin ol benim. Morgan." Demişti.
Evet oydu. Bu ses Morgan'a aitti. Ellerimi Morgan'dan kurtarıp sevinçle boynuna sarılmıştım. İçimdeki korku yerini sevince bırakmıştı.
"Sana bir şey oldu sandım." Deyip kollarımı sıkıca sarmıştım. Vücudu kaskatı olmuştu. Ona yakın olmamdan rahatsız olmuştu sanırım. Kendimi geri çektiğim anda elimden tutup "Yanımdan ayrılma." Demişti kendine doğru çekerek.
Olduğumuz yer çok karanlıktı. Bastığımız yeri dahi göremiyorduk. Odanın bir kısmı sadece sokak lambasının ışığıyla aydınlanıyordu. Zorda olsa kapıya doğru ilerlemeye çalışırken ayağımın halıya takılmasıyla yere kapaklanmıştım. Morgan panikle yanıma çöküp "İyi misin Bella." Diye sormuştu.
"İyiyim sadece bileğim. Bileğimin üstüne düştüm." Diyebilmiştim, acıyla yüzümü buruşturup. Şansıma tamda burktuğum bileğinin üstüne düşmüştüm. Morgan'ın yardımıyla ayağa kalkıp sıkıca kolundan tutunmuştum.
Hafif sekerek tekrar kapıya yöneldiğimiz sırada bir elinde mum diğer elinde bize doğrultulmuş silahla Steven belirmişti. İğrenç bir gülümsemeyle bize bakıyordu. Tanrım! Biz daha dışarı çıkamadan geri dönmüştü. Morgan beni arkasına çekip resmen bana siper olmuştu.
"Böyle alelacele nereye? Daha eğlence yeni başlıyor." Deyip kahkahayı patlatmıştı.
Morgan sinirden dişlerini sıkıyordu. Steven bir an olsun silahın namlusu Morgan'ın üzerinden çekmiyordu. Ben ise Morgan'ın arkasında gömleğine sıkı sıkıya tutunmuş halde öylece dua ediyordum. Ellerimin titremesine Morgan'da hissetmiş olacak ki bir an için bana doğru dönüp "Korkma! Senin kılına bile dokunamaz." Deyip tekrar Steven'a dönmüştü.
Steven'ın elindeki silahla Morgan'ın yüzü arasında gidip gelirken, korkudan kalbim göğüs kafesimi parçalayacak gibiydi.
"Silahını indir, Steven."
Morgan'ın sakin sesi öfkesini gizlemeye yetmiyordu. Steven alaycı bir tavırla başını yana eğdi.
"Bana emir verecek durumda değilsin Morgan." Dedi ve devam etti. "Cehennemde görüşmek üzere..."
Steven sözünü bitirdiğinde önce bana baktı daha sonra Morgan'a döndü. Sanırım sonumuz gelmişti. Silahı indirmesi için dua ederken tamda korktuğum şey olmuştu. Bir el silah sesi duymamla korkuyla yerimde sıçramam bir olmuştu. Steven, Morgan'ı tam göğsünden vurmuştu. Morgan'ın dudaklarından sadece "Ah.." diye bir inilti çıkmıştı. Yüzüme yayılan acı şu ana dek dimdik duran heybetli bedenini güçsüz bırakmıştı.
Buna rağmen hâlâ ayakta durmak için kendini zorluyordu. Bu halde bile bana bir şey olmasın diye uğraşıyordu. Çünkü biliyordu ki o yere yığılırsa sıradaki hedef bendim. Morgan acıyla sendelediğinde daha fazla dayanamayıp arkasından çıktığım gibi yanına geçmiştim, onu ayakta tutabilmek için kollarımı sıkıca bedenine sarmıştım. Fakat ne kadar sıkı sarılırsam sarılayım onu tutacak gücüm yoktu. Daha fazla dayanamayıp birlikte yere düşmüştük. Dizlerim sert zemine çarptığında canım yanmıştı ama bu hiç umrumda değildi. Morgan'ın başı dizlerimde kanlar içinde öylece uzanmıştı. Elimle yarasına bastırıyordum ama bir işe yaramıyordu. Parmaklarımın arasından kanının süzülmesine engel olamıyordum. Gözleri gözlerimde dudaklarını aralayıp bir şey demeye çalışıyordu. Ama ona bile gücü yoktu.
Steven "Merak etme Bella. Birazdan senide onun yanına göndereceğim." Dediğinde bu kez namlu bana dönmüştü. Yapacak hiçbir şeyim yoktu. Elim Morgan'ın yarasında gözlerimi sıkıca kapatmıştım.
Bölüm etkileşimi
