2. bölüm / 6
BANA AİTKORKMA
Bölümler 6Şu an: KORKMA
- 1 İLK KARŞILAŞMA3.371 kelime
- 2 KORKMA3.183 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 GERÇEKLER2.825 kelime
- 4 DÜŞMAN3.024 kelime
- 5 ÖZÜR DİLERİM3.791 kelime
- 6 GÖZLERİNİ AÇ2.978 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bu kişi Bay Morgan'dan başkası değildi. Yemyeşil gözleri sinirden kısılmış, kan kırmızıya dönmüştü. Gözünü dahi kırpmadan yanımda ki kişiye bakıyordu. Beni kurtarmak için mi gelmişti yoksa?
Yanımda ki çocuk panikle elini ağzımdan çekip iki elinide havaya kaldırdı.
Kan kırmızısı gözleri beni bulmuş "İyi misin?" diye sormuştu Bay Morgan.
Korku ve panikle sadece başımı onaylarcasına sallayabilmiştim. O öfke kusan gözlerini hiç kırpmadan "Korkma. Her şey geçti." deyip yanımda oturan kişiyi tek eliyle yakasından kavradı. Tek hamleyle o kişiyi arabanın camından dışarı çekip yere yapıştırmıştı. Tek elle bunu nasıl başarmıştı, inanılır gibi değildi.
Sonrası duyduğum tek şey bir el silah sesiydi. Adamı gözlerimin önünde alnından vurmuştu...
1 AY SONRA
Olayın üstünden tam tamına bir ay geçmişti, ama ben hâlâ kendime gelememiştim. O günden sonra yıllık izne ayrılmış, eve kapanmıştım. İhtiyaçlarım dışında odamdan çıkmıyordum. Bu süreçte kızımı Kanadaya annemin yanına göndermiştim. En azından kendimi toparlayana kadar orda kalmalıydı.
Olayın olduğu geceye dair pek bir şey hatırlamıyordum. O kurşun sesinden sonrası yoktu. Gözlerimi hastanede açmıştım. Emma, durakta baygın halde beni bulduklarını ve yalnız olduğumu söylemişti. Sonrasında ise sayısız terapiler..Çünkü bana inanan olmamıştı. Bayıldığımda başımı çarpıp bu olayları kafamda kurduğumu düşünmüşlerdi. Israrla polislere tüm olanları anlatmama rağmen bi sonuca varamamıştık. Çünkü ortada ne bir ceset vardı nede bir görgü tanığı. Sadece hafızamdan hiç silinmeyen o görüntüler ve onun öfke dolu, kanlı bakışları kalmıştı.
Akşama kadar yataktan çıkmamıştım. Bir gayret yavaşça yatağımdan kalkıp banyoda ki aynanın karşısına geçtim. Uzunca kendime bakmıştım, bakmıştım ama bu kişi ben olamazdım. Tenim solgun gözlerim ağlamaktan davul gibi şişmişti. Bu ben değildim. Kalçama kadar uzanan saçlarımı at kuyruğu yapıp tekrar yatağıma döndüm. Bugün de olmayacaktı. Bugün de odamdan çıkmayacaktım. O gücü kendimde bulamıyordum.
Kapının çalma sesiyle gözlerimi kapıya diktim. Emma her zaman ki güler yüzüyle içeri girmişti. Elinde ki kahve bardaklarını gösterip çalışma masama geçti.
"Bu kadar yetmez mi Bella? Artık dışarı çıkmalısın."
Ayağa kalkıp ona doğru ilerledim. Bana uzattığı kahveden bi yudum alıp pencerenin kenarına oturdum.
"Yapabileceğimi sanmıyorum."
Gözlerim uzaklara dalmıştı. Bunu yapabilmeyi bende çok isterdim. Ama bir türlü olmuyordu. Sanırım tahmin ettiğimden de güçsüzdüm. Bunda Morgan'ın payı büyüktü. Onu o geceden sonra hiç görmemiştim. Görmeyi de hiç istemiyordum. Bana inanmamış olabilirler, ama ben ne yaşadığımı gayet iyi biliyordum.
İkimizde susmuştuk. Odanın sessizliğini rüzgarla cama çarpan ağacın dalları ve çiseleyen yağmur bozuyordu. Geceyi aydınlatan yağmura eşlik eden şimşeklerdi.Bu gece hava her zamankinden biraz daha kasvetliydi. Böyle havalardan nefret ediyordum. Odam evin arka kısmında kaldığı için pek bir manzarası yoktu. Gördüğüm tek şey karanlığın içine doğru uzayıp giden uzun ve sessiz bir yoldu. Birde yanıp sönen sokak lambası. Gözlerim dışarda kahvemden bir yudum daha almıştım ki o sokak lambasının hemen yanında birini farkettim. Doğruca bizim eve bakıyordu.
Uzakta kaldığı için kim olduğunu anlayamamıştım. Bir hışımla ayağa fırlayıp Emma'ya doğru döndüm.
" He..hemen buraya gel. Dışarıda biri var ve doğruca buraya bakıyor."
Emma oturduğu yerden fırlayıp yanıma gelmişti. Emma'yla birlikte tekrar adamın olduğu yere baktığımda artık orada değildi.
"Hani Bella nerede? " dedi bir yandan da etrafı süzüp.
"Gitmiş. Hemen sokak lambasının yanında duruyordu."
Bakışlarını camdan çekip bana çevirmişti. Gözleri dolmuş buruk bir gülümsemeyle sıkıca bana sarılmıştı.
"Belki de sana öyle gelmiştir canım arkadaşım. Yaşadıkların kolay şeyler değil. Korkmana gerek yok. Kendine biraz daha zaman tanı."
Ben ne gördüğümün gayet farkındaydım, ama Emma'yı daha fazla endişelendirmemek adına konuyu uzatmamıştım. Zaten dışarısı çok karanlıktı. Belkide cidden bana öyle gelmiştir. Zaten bu bir ay içinde ona yeteri kadar deli gibi görünmüştüm. Artık kendimi toparlama zamanıydı. Ya da öyle görünme...
"Haklısın Emma, bana öyle gelmiş olmalı." deyip yüzüme zoraki bir gülümseme yerleştirdim.
Kendimi sert bir şekilde yatağa bırakıp gözlerimi tavana diktim. Emma alnıma bir öpücük kondurup uyumaya gitmişti. Benim ise gözüme bir gram uyku girmiyordu. Yatakta tekrardan oturur pozisyona gelip cama doğru baktım. Hâlâ yağmur yağıyordu. Biraz ıslanmak iyi gelebilirdi. Yataktan fırladığım gibi odadan çıktım. Yanıma anahtar harici bir şey almamıştım.
Kapıdan dışarı adımımı attığım anda birbiri ardına yağmur damlaları yüzüme çarpmıştı. Bu biraz irkilmeme neden olmuştu. Emma'nın odası ön tarafa bakıyordu, beni bu halde görüp endişelenmemesi adına adımlarımı hızlandırıp odamın olduğu tarafa geçtim. Yüzümü gökyüzüne çevirip kollarımı iki yana açmıştım. Yağmur nedensizce bana iyi gelmişti. İçimden söylediğim şarkılarla kendi etrafında dönmeye başladığımda ise ayağım takılıp yere düşmüştüm. Sinirim bozulmuş, kahkahayı patlatmıştım. Üstüm başım baştan aşağı çamur olmuştu. Oturur konuma geldiğimde gözüme karşıda ki sokak lambası takılmıştı. Yine bir yanıp bir sönüyordu. Sönüp tekrar yandığında ise yine o kişiyi görmüştüm. Bana bakıyordu. Korkuyla yerimden kalkıp eve gitmek için hamle yaptığım sırada arkamdan biri kollarımı sıkı sıkıya tutmuştu.
"Korkma Bella. Sana zarar vermeyeceğim."
Bu ses korkuyu iliklerime kadar hissetmeme neden olmuştu. Yavaşça kollarımı ondan kurtarıp geriye doğru döndüm. Tahminimde haklıydım. Bu ses Morgan'a aitti. O yeşil gözlerini pür dikkat benim gözlerime sabitlemişti. Yağmurdan ıslanmış saçlarının ucundan yüzüne damlalar süzülüyordu. Sırılsıklamdı. Siyah gömleği o kusursuz vücuduna yapışmış, göğsünden hızlı hızlı nefes alış verişini görebiliyordum.
"Se..sen.."
Korkudan cümlemi bile tamamlayamıyordum. Kollarımdan tekrar sıkıca kavrayıp beni kendine doğru çekmişti. Bedenlerimiz birbirine yapışmıştı. Kollarımı ondan kurtarmaya çalışsam da bu kez başaramamıştım. O heybetli adamın yanında yavru kediden farksızdım.
İntiikam için mi gelmişti?Titrememe engel olamıyordum. Daha kaç kez ölümle burun buruna gelecektim.
"Benden sakın korkma."
Gözlerini gözlerimden bir saniye olsun ayırmadan kalın ve gür sesini olabildiğince kısıp benimle o şekilde konuşmuştu.
"Sen.. sen birini öldürdün."
Zorda olsa bir cümle kurabilmiştim. Beni kurtarmak içinde olsa birini öldürmüştü. Ben günlerdir onun yüzünden vicdan azabı çekerken onda tık yoktu. Sanki onu o değil ben öldürmüştüm.
"Senin için yaptım. Bana ait olana bir kez dokunuldu, ikinciye asla izin veremezdim."
Çenesini sıkıp yüz ifadesinin değiştiğini gördüğümde sinirlendiğini anlamıştım. Gözleri yine o geceki gibi kan çanağına dönmüştü. Adım gibi eminim o geceki olayı kafasında döndürüp döndürüp duruyordu. Bana ait olana bir kez dokunuldu ikinciye izin veremezdim derken neyi kastediyordu. Konuşmaya devam ettiğinde düşüncelerimden sıyrılmıştım.
"Yine olsa yine yapardım." dedi. Bu sefer sesi daha gür çıkmıştı. Öfkeden istemsizce kollarımı sıktığını fark ettiğinde ellerini hızla kollarımdan çekip benden uzaklaşmıştı. Yağmur daha da hızlanmıştı. Artık göz gözü görmüyordu. Sadece susup birbirimize bakıyorduk. Acaba şu an aklından neler geçiyordu.
Bize doğru yaklaşan ayak seslerini işittiğimizde gözlerimizi o yöne çevirmiştik. Gelen kişi sokak lambasının altında bekleyen Morgan'ın adamıydı.
"Patron! Acil bi telefon aldık, gitmemiz gerekiyor." dediğinde bunu fırsat bilip koşar adım yanlarından uzaklaştım. Alelacele kapıyı açıp eve girmiştim. Üstümden şakır şakır sular akıyordu. Vestiyerden bir şal alıp üzerime atmıştım. Emma'yı uyandırmamak için olabildiğince sessiz hareket etmeye çalışıyordum.
Sessizce odama çıkıp camın önüne geçtim. Aşağı baktığımda Morgan hâlâ oradaydı. Gözlerini odamın camına dikmiş öylece bana bakıyordu. Sert bir şekilde perdeyi çekip banyoya geçtim.
Saçlarımı kurulayıp üzerimi değiştirdim. Az önce ben ne yaşamıştım. İnanılır gibi değildi. Resmen bir ay boyunca eve kapanmama neden olan katille az önce aşağıda yağmurun altında anlamsız bir konuşma yapmıştım. Tanrıya şükürler olsun ki adamlarından biri yanımıza gelmişti de bunu fırsat bilip yanlarından kaçmıştım.
Kendimi yatağa bırakıp az önce olanları kafamda anlamlandırmaya çalışıyordum. Bu adamın benimle derdi neydi? Dahası o söylediği şeyle neyi kastediyordu.
Gözlerimi kapayıp bir an olsun yaşadıklarımı unutmak ve uykuya dalmak istiyordum.
...
Odanın içinden gelen tıkırtı sesleriyle gözlerimi aralamıştım. Komodinin üzerinde ki saate baktığımda daha uyuyalı bir saat bile olmadığını fark etmiştim. Yavaşça yerimde toparlanıp hemen başucumdaki lambayı açtım. Sesin nereden geldiğini anlamaya çalışırken hemen karşımda sandalyede oturan birini görmüştüm. Bu Morgan'dan başkası değildi. Bacaklarını iki yana hafifçe açmış, kollarını bacaklarının üzerine dayamış şekilde bana pür dikkat bakıyordu.
Tanrım o neden burada? Kanım donmuştu. İstemsiz yine titremeye başlamıştım. Bir cesaret yataktan kalkıp hemen komodinin üzerinde ki törpüyü elime geçirdim. Elim zangır zangır titriyordu. Her ne kadar korksamda ona belli etmemeye çalışıyordum.
"Senin odamda ne işin var? Buraya nasıl girdin?" diyip elimdeki törpüyü ona doğru savurmuştum.
"Gidemedim." deyip geriye doğru yaslanmıştı.
"Benden ne istiyorsun? Beni neden rahat bırakmıyorsun?" dediğimde yerinden kalkıp bana doğru yaklaştı.
"Seni istiyorum sadece. " dedi ve devam etti. "Bir ay boyunca senden uzak durmak cehennemden farksızdı." dedi bana biraz daha yaklaşıp.
Bu ne saçmalıyordu?
Aramızda artık yok denecek kadar az bir mesafe kalmıştı. Elimde ki törpüyü sıkı sıkıya tutuyordum. Ona karşı kendimi koruyabileceğim tek şeydi buydu. Adeta gözlerini yüzümde gezdiriyordu. Çapkınca bir gülüş atıp gözlerini gözlerime sabitledi.
"Sana bu kadar yakın olmak bana iyi hissettiriyor." dediğinde afallamıştım.
Bana doğru bir adım daha atacakken ne yapacağımı bilmez bir halde törpüyü Morgan'ın karın boşluğuna saplamıştım. Acıyla tüm vücudu gerildiğinde dudaklarının arasından bastırılmış boğuk bir "ah" iniltisi çıkmıştı. Korkuyla kendimi geri çekip pür dikkat onu izliyordum.
Elini yarasına bastırıp gözlerini bana çevirdi. Parmaklarının arasından kanlar süzülüyordu.
"Tamam bir şey yok, korkma." deyip kendini yatağa bıraktı. Acı çektiği yüzünden okunabiliyordu.
"Be..ben çok özür dilerim. Bi anda oldu."
Bir yandan ağlıyor bi yandan da özürler diliyordum. Karşımda ki kişi katilde olsa böyle bir şey yapacak insan değildim. Elimde ki törpüyü yere atıp ona doğru yaklaştım.
"Ölme tamam mı?" deyip hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamıştım.
Beni o halde gördüğünde içten bi gülümsemeyle "Merak etme bu yarayla ölecek değilim." deyip gömleğinin düğmelerini bir bir açmaya başladı. Ne yapacağımı bilmez halde sadece izlemekle yetiniyordum. Gömleğinin önünü tamamen açtığında komodinin üzerinde ki fularımı alıp yarasına bastırdım. Vücuduna bakmaktan yarasına odaklanamıyordum. Fit bir vücuda sahipti. Tanrım neler diyorum ben? Gözlerimi vücundan çekip gözlerine çevirmiştim ki onun zaten bana baktığını fark etmiştim. Resmen bıyık altı bana gülüyordu. Bu biraz utanmama neden olmuştu.
"Bella her şey yolunda mı?"
Bu ses Emma'ya aitti. Sanırım sesler onuda uyandırmıştı. Bir hışımla odadan çıkıp Emma'nın yanına koştum. Odama girecek olursa durumu ona açıklayamazdım. Emma'yı tamda koridorda yakalamıştım. Uyku sersemi "İyi misin? Bi ses duydum. Bende odana geliyordum." deyip gözlerini evin içinde gezdirdi.
"E..evet iyiyim sorun yok. Bende o sese uyandım. Sanırım dışardan geldi." deyip kanlı ellerimi arkama gizlemiştim.
Şimdi olanları anlatıp onu korkutamazdım. En iyisi uygun bir vakitte anlatmaktı. Bana inanmış olacakki hiç sorgulamadan kabul etmişti. İyi geceler dileyip onu odasına geri gönderdim. Hızlı adımlarla odanın kapısına geçip bir hışımla içeri daldım.
Panikle gözlerimi odada gezdirdim ama burada değildi. Gitmişti... Pencere sonuna kadar açılmış. Perde rüzgarın etkisiyle içeri doğru savruluyordu. Yaralı halde camdan kaçmış olamazdı. Camın kenarına geçip dışarıya baktım. Kimse yoktu... Camı kapatıp yatağıma geçtim.
Ben neler yaşıyordum böyle? Ya ölürse.. Ben ne yaparım o zaman? Kızımı bir daha göremeyebilirdim.
...
Güneş doğmaya başlamıştı. Benim ise gözüme uyku girmemişti. Aklım hâlâ Morgan'daydı. Sabaha kadar onu düşünmüştüm. Ondan nasıl haber alacaktım? Tanrım lütfen ölmesin...
...
BİR HAFTA SONRA
Makyaj aynamın önüne geçip hafif bir makyaj yapmaya başladım. Dün iznim bitmişti. Bugün ise iş başı yapacaktım. Açıkcası biraz tedirgindim. Bir hafta boyunca Morgan'dan haber alamamıştım. Ölmüş olabileceği düşüncesi beni korkutuyordu. Düşüncelerimi bir kenara bırakıp dolabıma yöneldim. üzerime krem, boğazlı bi kazak geçirip altıma kot pantolon giymiştim. Hazır olduğumda aşağı Emma'nın yanına indim.
Kahvaltı masasına oturduğumuz esnada kızım beni görüntülü aramıştı. Bir iki hafta sonra onu yanıma geri almalıydım. Ondan bu kadar ayrı kalmak beni mahvediyordu.
Aramasını cevaplayıp yüzüme samimi bir gülümseme yerleştirmiştim. Onu o kadar çok özlemiştim ki onunla konuşurken gözlerimin dolmasına engel olamıyordum. Kahvaltı boyunca Laura'yla konuşup hasret gidermiştik.
Kahvaltı bitimi eşyalarımızı alıp arabaya geçtik. Dikkat dağınıklılığım yüzünden arabayı Emma kullanıyordu.
"Dün şef söyledi. Bugün restoranda toplantı olacakmış. Tamda yoğun günde işe geri dönüyorsun." deyip kahkahayı patlattı. En azından birimizin keyfi yerindeydi.
"Gülmeyi keser misin?" deyip omuzuna hafif yumruk atmıştım.
Tüm yolu Morgan'ı düşünerek geçirmiştim. Normalde asla görmek istemeyeceğim adamı bir kez canlı görsem bana yetecekti. Restoranın önüne geldiğimizden bi haberdim. Emma aşağı inmemi beklemişti ama ben çok dalgındım. Tabi ki bunu Emma da fark etmişti.
"Bella sen iyi misin?"
Onaylarcasına başımı sallayıp "İyiyim Emma. Sorun yok."
Emma her ne kadar bana inanmasada inanmış gibi yapmıştı. Çünkü bariz bi sorun olduğunun farkındaydı. Sadece üstüme gelmek istemiyordu. Arabadan aşağı inip restorana geçtik.
Tüm iş arkadaşlarımı özlemiştim. İnanamayacaksınız ama sinir bozucu şefimi bile.. Direkt soyunma odasına geçip üzerimizi değiştirdik. Üst kata çıkana kadar Emma'yla uğraşmıştım. İş arkadaşlarımı görmek keyfimi yerine getirmiş, biraz olsun Morgan'ı unutmuştum.
Emma'yla görevimiz yine aynıydı. Salonun düzeni ve yemek servisinden sorumluyduk. İkimiz gerekli malzemeleri alıp doğruca salona geçtik. Bu sefer toplantı sabah on gibi yapılacaktı. O yüzden fazla zamanımız yoktu. Ben temizlikle Emma ise masa düzeniyle ilgilecekti. Bu şekilde iş paylaşımı yapmıştık.
...
Emma telefonuna gelen bildirim sesiyle işini bırakıp telefonuna baktı. Mesajı okuduğunda yüzünde tebessüm oluşmuştu.
"Brandon mesej attı. Beş dakikaya burada olacakmış, iki dakika beni idare edebilir misin?"
"Buda soru mu? Çabuk koş. Bekletme çocuğu."
Brandon, Emma'nın evlilik hayalleri kurduğu sevgilisiydi. Benim durumumdan dolayı pek ona vakit ayıramamıştı. Şu an bunu ona borçluydum. Yanağıma öpücük kondurup koşarak salondan dışarı çıktı.
...
Temizliği bitirip Emma'nın işinin başına geçmiştim. Zaten işin çoğunu bitirmişti. Sadece bi kaç dokunuş yapıp salondan ayrıldım. Telefonumu eteğimin cebinden çıkarıp bildirimlere bakmıştım. Bir umut Morgan veya adamlarından mesaj gelmiştir diye ama yoktu. Telefonu tekrar cebime koyup mutfağa geçmiştim.
Çok geçmeden Emma da mutfağa giriş yapmıştı. Resmen mutluluktan havalara uçuyordu. Anlaşılan buluşması iyi geçmişti.
"Mutluluk sebebinizi öğrenebilir miyiz Emma hanım?" deyip pis pis sırıtmıştım.
Emma omzuma hafifçe omuz atıp göz kırpmıştı. Onu böyle mutlu görmek benide mutlu ediyordu. Daha fazla utandırmamak için konuyu kapatmıştım. Umarım bu güzel ilişkilerini en yakın zamanda evlilikle taçlanırdı.
Şefin mutfağa paldır küldür girişiyle hepimiz irkilmiştik. Yüzü bembeyazdı.
"Toplantı erkene alınmış. Birazdan burada olurlar. Yemeklerden sorumlu kişiler harici herkes girişin oraya geçip karşılama için yerlerini alsın."dediği an ben dahil boşta olan herkes şefin peşine takıldı. Müdür bey çoktan yerini almıştı. Hızla yan yana sıra yapıp beklemeye başladık.
Restoranın önüne bir Jeep yanaşmıştı. İki koruma, bir asistan ve patron olduğunu düşündüğüm kadın arabadan inip içeri giriş yapmıştı. Kadın o kadar güler yüzlüydü ki istemsizce hepimizin yüzünde tebessüm oluşmuştu. Müdür bey gelen kadınla el sıkışıp salona kadar eşlik etmişti. Diğer kişide gelene kadar burada bekleyecektik.
On dakika geçmemişti ki diğer kişide gelmişti. Peş peşe iki araba restoranın önünde durmuş, ilk arabadan komple korumalar inmişti. Diğer arabadan ise önce şoför inip arka kapıyı açtı. Pür dikkat arabadan inecek kişiyi bakıyorduk.
Şoför kenara çekilip inen kişiyi gördüğümüzde Emma'yla birbirimize bakakalmıştık. Son gelen kişi Morgan'dı. Siyah takım elbisesi, siyah Güneş gözlüğü, kirli sakalı ve o yapılı vücudu kusursuz görünüyordu. Betty'nin gözleri parlamıştı. Katil olduğunu bilmeyenler bunlardan etkilenebilirdi ama ben onun ne olduğunu gayet iyi biliyordum. Kimseye inandıramasam da. Morgan önde iki koruması arkada girişe doğru yöneldiler. Morgan gayet iyi görünüyordu. Bunun için ayrı mutlu olmuştum ama insan bir haber verebilirdi. Bir hafta boyunca kendimi yiyip durmuştum. Her neyse iyi olduğunu gördüğüme göre artık benden uzak olabilirdi.
İçeri girdiği an güneş gözlüğünü çıkarıp müdür beyle doğruca salona geçmişti. Bir kez olsun benim bulunduğum tarafa bakmamıştı. Onu yaralamam bana tavır almasına neden olmuş olabilirdi. Ve bu kesinlik benim işime gelirdi.
Emma "Bella sen istersen soyunma odasına geç biraz dinlen. Burayı ben hallederim." dediğinde onu ikiletmemiştim bile. Çünkü biliyordum ki o adamla aynı ortamda olmak bana iyi gelmeyecekti. Doğruca soyunma odasına inip kendimi koltuğa attım. En azından topantı bitene kadar burda kalabilirdim.
...
Kapının açılma sesiyle gözlerimi araladım, gelen kişiye baktım. Gelen kişi Betty'di. Kocaman bir gülümsemeyle bana doğru yaklaşıyordu. Biraz kalır çıkarım dediğim yerde uyuyakalmıştım. Yerimden toparlanıp saate baktım. Bir saat boyunca burada uyumuştum.
"Toplantı bitti mi?" diye sorduğumda Betty yanıma oturup "Evet bitti. Az önce çıktılar." demişti. Tamam kabul, beni görmezden gelmesi işime gelmişti ama nedense içimde bir burukluk olmuştu.
"Tamam canım. Sen geç dinlen, bende yukarı çıkayım." deyip soyunma odasından dışarı çıktım.
Şansıma restoran çok sakindi. Umarım şef yokluğumu fark etmemiştir. Sessizce mutfağa girip Emma'ya bakındım. Ama burada değildi.
Daniel "Ortalıkta yoktun, Kaçtığını düşünmüştük." dediğinde omzuna hafifçe yumruk atıp gülümsemiştim.
Daniel içimi okumuşcasına "Merak etme şef senin yokluğunu anlamadı. Emma güzel idare etti." dediğinde derin bir oh çekmiştim. Emma'nın hakkını nasıl ödeyecektim bilemiyordum.
Mutfağın kapısı bir hışımla açılmıştı. Gelen kişi panik içinde Emma'ydı. Gözlerinde panik, korku karışımı bir şey vardı. Nedenini sorduğumda ise önce sakin olamamı söylemişti. İşte bu korkmam için yeterli bir cümleydi. İstemsizce bende panik olmuştum. Yoksa Laura'ya mı bir şey olmuştu?
"Neler oluyor Emma?" sesim korkuyla çok tiz çıkmıştı.
"Laura'nın amcası kapıda, seni görmek istiyor?" dediğinde geçmiş gözümün önünden film şeridi gibi geçmişti. Laura'nın babası yani Lucas ortalıktan kaybolduğunda önce abisinin yanına gitmiştim. Onunda Lucas'tan haberinin olmadığını. Gidip onu benim bulmam gerektiğini, asla bana yardım etmeyeceğini ve Laura'yı asla görmek istemediğini söylemişti. Şimdi ne olmuş olabilir ki buraya kadar gelmişti?
Emma'yla birlikte restoranın önüne çıkmıştık. Bizi gördüğünde hızlı adımlarla bize doğru yaklaştı. Bir hayli telaşlı görünüyordu.
"Bella lafı uzatmayacağım. Lucas nerede?"
Sorusu karşısında şaşkınlığımı gizleyememiştim. Yıllar önce ona sorduğum soruyu şimdi o bana soruyordu?
Emma kaşlarını çatıp "NERDEN BİLELİM BİZ SENİN KARDEŞİNİN YERİNİ?" diye bağırdığında neye uğradığını şaşırmıştı. Emma'dan böyle bir çıkıış beklemiyordu.
Gözlerini Emma'dan çekip tekrar bana çevirdi.
"Lütfen bir bilgin varsa söyle. Tamam kabul yıllar önce sen evime gelmeden Lucas bana başka bir ülkeye yerleştiğini, Seni ve kızını istemediğini dahası orda yeni bir hayat kurmak istediğini söyleyen bir mesaj atmıştı. Evet zamanında sana bunları söylemedim, çünkü kardeşimi rahat bırakmanı istemiştim. Zaten O günden sonra bir daha ona ulaşamadık. Kendimizce yalnız kalmak istediğini gerekirse bize ulaşabileceğini düşünmüştük ama öyle olmadı. Yıllardır ondan haber alamadık. Son çare sana geldim." dediğinde gözlerimin dolmasına engel olamamıştım.
"Neden bana geldin? Polise gitmelisin." dediğimde başını iki yana sallamıştı.
"Gittim. Aylarca araştırma yapıldı. Bulamadık. Dahası ülkeden çıkışı bile görünmüyor. Aslında hiç gitmemiş. Telefonunun son sinyal verdiği yer bir ormandı. Oraya gittiğimizde telefonunu paramparça halde bulduk." cümlesi bittiğinde koskoca adam gözlerimizin önünde hüngür hüngür ağlamaya başlamıştı.
Geçmişte bize yaptıklarına rağmen ona üzülmüştüm. Tabiki Lucas içinde endişelenmiştim. Sonuçta kızımın babasıydı.Ve kaybı çok şüpheliydi. Emma benim aksime çok katıydı. Çünkü benim neler yaşadığımı bi o biliyordu. Zamanın da bu adama Emma da çok yalvarmıştı. Lucas hakkında bir bilgiye sahip mi öğrenmek için elinden geleni yapmıştı. Ama karşımızda ki adam bize o kadar duvar gibiydi ki en ufak bilgiyi bile bizimle paylaşmak istememişti.
"Üzgünüz ama yapabileceğimiz bir şey yok. Kardeşin hakkında bir bilgimizde yok. Umarım bulunur." Emma sözünü bitirdiği gibi beni kolumdan tutup içeri çekiştirmişti.
Biz içeri girdiğimizde Lucas'ın abisi biraz daha bekleyip sonra gözden kaybolmuştu. Neden onca yıl sonra bana gelmişti anlamıyordum, dahası o sıralar onun yerini öğrene bilmek için o kadar çabalayanda bizdik. Bir türlü kafam almıyordu.
"Teşekkür ederim Emma. Sen olmasaydın bunların üstesinden nasıl gelebilirdim bilmiyorum." dediğimde Emma bir şey demeden bana sıkıca sarılmıştı. Aslında bu sarılma bana güzel bir cevaptı.
...
Saatler sonra nihayet çıkış saatimiz gelmişti. Emma erkek arkadaşıyla randevuya çıkacağı için bugün eve tek dönecektim. Üstelik arabayıda almıştı. Bu yüzden eve otobüsle dönecektim. Durağın oraya geldiğimde o gece ki olaylar birbiri ardına gözümün önüne gelmişti.
Sanırım burada kalmayacaktım. En iyisi eve taksiyle dönmek. Bulunduğum yere taksi çağırıp beklemeye başladım.
"Bella!"
Birinin ismimi söylediğini işittiğimde hemen o yöne dönmüştüm. Bana seslenen kişi Lucas'ın abisinden başkası değildi. Gözlerimi devirip "Senin burda ne işin var?" diye sormuştum.
"Bana yardım etmelisin. Kardeşimi bulmalıyım. Sonra hangi cehenneme gidersen git." dediğinde sinirlenmiştim.
" Kardeşini yanlış yerde arıyorsun. Nerede olduğu hakkında en ufak bir bilgim dâhi yok. Benden uzak dur." deyip tekrar önüme dönmüştüm.
Verdiğim cevaplar yeterli olmamış olacak ki beni kolumdan tutuğu gibi kaldırama savurmuştu.
"Yalan söylemeyi kes. Kardeşim nerede?"
Çıldırmış gibiydi. Kardeşinin yerini bildiğimi düşünüyordu. Bu adamdan nasıl kurtulacaktım?
Hızla toparlanıp "Eğer buna devam edersen polisi arayacağım." dediğimde geri adım atmıştı. Tehditim işe yaramıştı. Seninle sonra görüşeceğiz tehditleri savurarak yanımdan ayrılmıştı.
Şansıma takside köşede görünmüştü. Zamanlama mükemmeldi. Taksiye atlayıp eve doğru yola çıktık. Bir an önce eve gitmek istiyordum.
Daha hareket edeli kısa bir süre olmuşken panikle şoför beye "Hey hey! Arabayı durdurur musunuz?" diye bağırmıştım. Gördüklerim karşısında ne yapacağımı bilememiştim. Lucas'ın abisi hemen önümüzde kaldırımda yürürken siyah bir araba yanına yanaştı ve arabanın içinden inen iki kişi onu yaka paça arabaya bindirmişti.
Yoksa o adamların Lucas'ın kaybıyla bir ilgisi mi vardı? Araba hareket ettiğinde hiç düşünmeden şoför beye "Öndeki aracı takip edelim" demiştim.
Bölüm etkileşimi
