BANA AİT kitap kapağı

3. bölüm / 6

BANA AİT

GERÇEKLER

Vaveyla Yazarı: Jelibondeee Kk

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: GERÇEKLER

Siyah araç önde biz arkada uzunca bir yol gitmiştik. Yol uzadıkça etrafımızda evlerde azalmaya başlamıştı. Sanırım ıssız bir yere götürüyorlardı. Şu an neye güvenip buna kalkışmıştım bende bilmiyordum. Bildiğim tek şey onu öyle bırakamazdım.

Biraz daha ilerledikten sonra araba durmuştu. Taksi şoförü söylememi bekelemeden arabanın az gerisinde durmuştu.

"İşinize karışmak gibi olmasın ama etraf çok tehlikeli görünüyor kızım."

Evet çok tehlikeli görünüyordu ama bunu yapmak zorundaydım. Taksimetrede yazan parayı çantamdan çıkartmıştım.

"Sorun yok merak etmeyin. Buyurun ücretiniz." dediyip parayı uzattım.

Taksiden inip eğilerek ağaçlık tarafa doğru koştum. Bir yandan da ne yapıyorlar onları izliyordum. İki adam Lucas'ın abisini ortalarına almış boş bir depoya doğru sürüklüyorlardı. Tanrım burda neler oluyor?

Adımlarımı hızlandırmıştım. İçeri girdiklerinden emin olduktan sonra bende peşlerinden içeri girmiştim. Depo çok karanlıktı. Sadece ilerde bi yer vardı. Bir orada ışık vardı. Zaten Lucas'ın abisini de o tarafa doğru sürüklemişlerdi.

Depo çok dağınık olduğu için gizlenmek kolay olacaktı. Sessiz ve emin adımlarla iyice yaklaşmaya çalıştım. Bir yandan da telefonumu çıkarıp polisi aramaya çalışıyordum. Ama nafileydi.. Tabiki de bu dağın başında telefon çekmiyordu. Oflayıp telefonu tekrar çantama attım.

Lucas'ın abisini bir sandalyeye oturtup ellerini ve ayaklarını sıkıca bağlamışlardı. Olayı anlamaya çalışırken içeri bi adam girdi. Baya yapılı, baştan aşağı siyah giyinimli biri. Sırtı bana dönük olduğu için yüzünü göremiyordum. Sessizce neler konuşulduğunu dinlemeye başladım.

"Beni neden buraya getirdiniz? Bırakın beni."

Lucas'ın abisi korkuyla onlara bağırıyordu. Ama karşındaki adam tepkisizdi. Elleri cebinde sadece ona bakıyordu.

"Sana ona yaklaşmamanı söylemiştim." dedi sırtı bana dönük olan adam.

Sesi çok tanıdık geliyordu ama hâlâ tam anlamıyla onlara yakın bir yerde değildim. Bu yüzden sesin kime ait olduğunu anlayamamıştım.

"O kadın kardeşimin nerede olduğunu biliyor? Canım pahasına bunu ortaya çıkaracağım." diye kükremişti.

Karşısında ki adam hâlâ çok sakindi. O kadın derken kimi kastediyordu? Tanrım neler oluyor? Kafam allak bullak olmuştu.

Karşısında ki adam konuşmaya devam etti.

"Dün restoran önünde Bella'yı soruşturduğunu öğrendiğimde seni bulup uyardım. Ona sakın yaklaşma dedim. Yoksa seni öldürmek zorunda kalırım dedim. Demedim mi? Sen ne yaptın peki? Daha dün uyarmama rağmen bugün kızın karşısına çıktın. Ona zarar verdin." Bu sefer çokta sakin konuşmamıştı. Sonlara doğru resmen depoyu inletmişti. Tanrım bu adam beni nereden tanıyor? Neden benim için onu kaçırmıştı?

"Sen kimsin? Benim kardeşimin kaybıyla dahası Bella'yla neden bu kadar ilgilisin? Yoksa kardeşimin kaybıyla bir ilgin mi var?" diye sormuştu Lucas'ın abisi.

Bu adam kim ki Lucas'ın kaybıyla bir ilgisi olabilirdi. Sırtı bana dönük olan adam kahkaha atıp "Evet bir ilgim var, kardeşini ben öldürdüm. Tıpkı birazdan seni öldüreceğim gibi. " dediğinde kanım donmuştu.

Nasıl yani kızımın babası öldürülmüş müydü? Tanrım... Bu nasıl olabilir? Ağlamama engel olamıyordum. Beni bırakıp gitmişte olsa sonuçta kızımın babasıydı ve bir zamanlar onu sevmiştim. Adam Lucas'ın abisinin konuşmasına izin vermeden silahını çıkarıp bir el ateş etmişti. Başından vurmuştu. Lucas'ın abisi kanlar içinde yere yığılmıştı.

O gece durakta yaşadığım olayın travmasıyla çığlık atmama engel olamamıştım. Çığlığımı duyan katil hızla benim olduğum tarafa dönmüştü. Karanlık tarafta küçücük bir delikten onları izlediğim için beni görememişlerdi ama ben onu gayet iyi görmüştüm. O katil Morgan'dı. Ellerimle sıkıca ağzımı kapayıp geldiğim taraftan çıkışa koştum. Morgan dahil herkes peşimdeydi.

Morgan neden Lucas'ı öldürdü? Morgan'ın Lucas'la ne ilgisi var? Ve dahası neden Lucas'ın abisinin bana ulaşmasına izin vermemişti. Ulaşmaya kalktığında ise neden onu öldürmüştü? Aklımda bir ton cevapsız soru vardı.

Hiç durmadan koşuyordum. Karanlıkta bilmediğim bir yerde sadece koşuyordum. Burada ölmek istemiyordum. Morgan ve adamları hemen arkamdaydı. Durmam için bana bağırıyordu. Ama duramazdım. Anayola çıktığımda sağıma soluma bakındım ama gelen giden yoktu. Tekrar koşmaya yeltendiğim sırada bir el silah sesi duymuştum. Morgan durmam için havaya ateş açmıştı.

Korkuyla yerimde kalıp ellerimi havaya kaldırdım. Morgan dahil herkes silahını bana doğrultmuştu, hissedebiliyordum.

"Arkanı dön." Morgan'ın sesi gür çıkmıştı. Kalbim ağzımda atıyordu. Ellerim havada yavaş yavaş ona doğru döndüm.

O sinirden yine kan kırmızısına dönmüş gözlerini gözlerime sabitlemiş şaşkınlığını gizleyememişti. Bir hışımla bana doğrultuğu silaha aşağı indirip "Silahları indirin" diye adamlarına kükremişti.

Herkes silahını indirmiş pür dikkat bana bakıyordu.

"Senin burada ne işin var?" diye sorduğunda sessiz kalmıştım. Silahlı elini ensesine götürüp "Az önce depoda olanları gördün mü?" Morgan bir umut bu soruyu sormuştu. Ama oda gördüğümden emindi. Silahı beline sokup bana yaklaştı.

"Açıklamama izin ver Bella." Morgan çok çaresiz görünüyordu.

Bundan cesaret almış olacağım ki aklımda ki tüm cevapsız soruları ona sormuştum. Sorularımla onu köşeye sıkıştırmıştım. Artık itiraf etmekten başka bi çaresi kalmamıştı.

"Tamam her şeyi anlatacağım ama baş başa bir yerde." dediğinde kabul etmem için resmen gözümün içine bakıyordu.

"Ha..hayır neyse burada söyle. Sana güvenmiyorum." deyip bir adım geri çekilmiştim.

Morgan adamlarına doğru döndüğünde adamlar toplanıp bizim bir kaç metre gerimize çekilmişlerdi.

"Anlat benimle çevremdekilerle derdin ne? Neden Lucas'ı ve abisini öldürdün?"

Morgan sert bir şeyilde saçını karıştırıp anlatmaya başladı.

"İkiside sevdiğim kadını üzmüştü." deyip öfkeyle çenesini sıktı.

"Sevdiğin kadın?" diye sormuştum.

"Sensin Bella. Ömrümde sadece bir kadını sevdim oda sensin." dediğinde afallamıştım. Böyle bir itiraf beklemiyordum. Sessizce dinlemeye devam ettim.

"Seni ilk kez yıllar önce yoldan geçerken bir restoranın önünden görmüştüm. Orda çalışıyordun. O günden sonra her gün o restorana geldim. Ama beni hiç fark etmemiştin. Hoş zaten benimde seninle konuşacak cesaretim yoktu. Sonra öğrendim ki biriyle çıkmaya başlamışsın. Lucas diye biri. Çok mutlu görünüyordun. Sen mutluysan gerisinin de bir önemi yoktu benim için. İlişkine senin için saygı duymuştum. Çok geçmeden hamile olduğunu da duydum. Ama o şerefsiz size sahip çıkmak yerine kaçmıştı. Seni karnında bebeğinle terk etmişti. İşte o zaman onu öldürmek benim için bir görev haline gelmişti. Daha ülkeden çıkmadan onu bulup öldürdüm. Yaşıyor izlenimi vermek için Lucas'ın telefonundan abisine mesaj attım. Lucas defteri böylece kapanmıştı. Ya da ben öyle düşünmüştüm. Baksana yıllar sonra abisi senin peşine düştü. Her neyse işte Lucas'ı öldürdükten sonra karşına dikilip seni sevdiğimi, çocuğuna babalık yapmak istediğimi söylemeyi çok istedim ama başaramadım. Beni reddetmenden korktum. Seni öylece kaybedemezdim. Şu an çalıştığın restoranda sen daha işe girmeden önce bir silahlı saldırıya uğradım. Düşmanım çoktu. Benim dünyama ait değildin. Kendimi buna inandırmıştım. En çokta bu yüzden senden uzak durmaya yemin etmiştim. Ve yemin ettiğim gibi senden uzak durmuştum da. Ta ki seni o restoranda yine görene dek. İşte o zaman anladım sensiz bir hayat istemediğimi." deyip gözlerini bir hışımla silmişti. O heybetli, korkutucu adam gözlerimin önünde ağlamıştı.

Bir şeyler söylememi bekliyordu. Ama yapamıyordum. Duyduklarımı hazmedemiyordum. O gün iş toplantısı için restorana gelene kadar onu daha önce hayatımda hiç görmemiştim. Doğru söyleyip söylemdiğinden emin olamıyordum.

"Peki ya abisini neden öldürdün? Onun ne suçu vardı?" diye sormuştum.

"Gözü dönmüştü Bella. İş çıkısı sana saldırdığını gördüm. Sana Bir kez daha dokunmasından korktum. Gözünün önünde bir kez daha cinayet işleyemezdim. O yüzden onu bu depoya getirdim. Ama işte şu hale bak yine gördün." dedi bana doğru bir adım atıp.

Daha fazla bana yaklaşmaması için elimi ona doğru kaldırıp durmasını söylemiştim. Resmen ikisini de beni korumak için öldürmüştü. Bu bana çok ama çok korkutucu gelmişti. Asıl gözü dönen Morgan'dı. Tabi ki bunu ona söyleyemezdim.

Şu an bu cehennemden nasıl kurulabilirdim onu düşünüyordum. Sadece Morgan olsa bir ihtimal kaçabilirdim ama onca adamın içinden elimi kolumu sallayarak çıkamazdım.

"Bella ne olur bir şey söyle? Bana öyle bakma." deyip kollarımdan sıkı sıkıya tutmuştu.

Kollarımı ondan kurtarıp biraz duraksamıştım. Gözünden süzülen yaşı gördüğümde elimi yüzüne götürüp silmiştim. Yüzünü avucunun içine aldığımda gözlerini kapayıp derin bir nefes almıştı.

"Tamam artık üzülme. Olan oldu." deyip elimi yüzünden çektim. Yine birbirimize çok yakındık. Kolunun birini belime dolayıp beni kendine çektiğinde artık aramızda hiç mesafe kalmamıştı. Gözlerini dudaklarıma kilitlenmişti. Bunu fark ettiğim an gözlerimi kapatıp Morgan'ın dudaklarına yapıştım. Dudakları en az kendi kadar soğuktu.

Morgan'da bana karşılık vermişti. Dudaklarından ayrılıp ona sıkıca sarılmıştım. Yüzüm göğsüne denk gelmişti. Kalbi çok hızlı atıyordu. Kısık bir sesle "Beni sakın bırakma." dediğini işitmiştim. Uzunca sarıldıktan sonra geri çekildim. Tabi geri çekilirken Morgan'ın belinde ki silahı da almıştım. Hızla kendimi geriye atıp silahı başıma dayadım.

"Sakın yaklaşma. Yoksa kendimi öldürürüm." deyip onu kendimle tehdit etmiştim. Onun gibi bir katili öpmek zorunda kaldığım için kendimden utanıyordum. Ama başka çarem de yoktu. Onu ancak bu şekilde inandırabilirdim. Morgan yaptığım şey karşısında afallamıştı.

Bakalım beni gerçekten söylediği kadar seviyor muydu?

Morgan ciddi olduğumu anladığında bir kaç adım geri gitti. Ellerini bana doğru kaldırıp "Sakın..Ne olur o silahı bırak." dediği an bizden uzaklaşan adamları koşarak yanımıza gelmişti. Adamların hepsi silahlarını bana doğru çevirmişti.

Çok korkuyordum. Ama şu an bunu belli edemezdim.

"Silahları indirin." diye kükremişti Morgan. Sesi o kadar gür çıkmıştı ki korkuyla yerimde sıçramıştım. Morgan'ı duyan adamlar hiç beklemeden silahlarını indirmişti.

"Beni öpmen bu planın bir parçası mıydı?" diye sordu. Morgan'ın hayal kırıklığı yüzünden okunabiliyordu.

"Senin gibi bir katille işim olmaz. Benden ve sevdiklerimden uzak dur." diye bağırmıştım.

Sözlerim ona çok ağır gelmişti. Hiçbir şey söyleyememişti. Öylece bana bakıyordu. O yeşil gözleri bir an olsun gözlerimden ayrılmadan adamlarından birine "Arabayı getirin." diye emretmişti. İçlerinden biri koşarak yanımızdan ayrıldı.

Arabayı neden istemişti? Tehditim işe yaramamış mıydı? Beni öldürüp bagaja mı atacaktı? Tanrım bana yardım et...

Çok geçmeden o adam arabayla yanımıza geri döndüğünde düşüncelerimi bir kenara bıraktım. Adam araban inip anahtarı Morgan'a verdi. Morgan da "Al bu anahtarı evine git." deyip anahtarı bana doğru uzatmıştı. Beni öylece bırakacaklar mıydı?

Yoksa bu bir tuzak mıydı? O anahtarı almalı mıydım? Ama eğer almazsam da buradan başka bir şekilde çıkamazdım.

Silah başımda hızla anahtarı Morgan'ın elinden çekip aldım. Geri geri ilerleyerek arabanın yanına ulaştım. Silah hâlâ başımdaydı. Morgan tam karşımda adamları Morgan'ın arkasında beni izliyorlardı.

Morgan "Ama silahı bırak olur mu? Onunla Lucas ve abisini öldürdüm. Başın belaya girsin istemem" dediğinde arabaya geçip oturdum. Kapıları kilitleyip silahı kıyafetimle temizledikten sonra camdan Morgan'a doğru fırlattım. Sonra arkama bile bakmadan gaza bastım.

Gecenin karanlığında son hız eve sürmüştüm. O cehennemden kurtulduğuma inanamıyordum. Umarım peşime düşmezler. Yoksa bu sefer kurtulamazdım. Kurtulmanın sevinciyle ve yaşadığım şeylerin etkisiyle ağlamama engel olamamıştım.

Olanları düşündüğümde en büyük pişmanlığım depoda olanları kayıt altına almamaktı. Şu an yine Morgan hakkında şikayette bulunursam bana inanmazlardı. Eminim şu an cesedi ve delilleri ortadan kaldırmak için uğraşıyorlardır.

Bir yandan yola odaklanırken bir yandan da çantamdan çıkardığım telefonun çekip çekmediğini kontrol ediyordum.Ama boşunaydı, çekmiyordu.

...

Eve yaklaştığımda arabayı sağa çekip aşağı indim. Bundan sonrasında koşacaktım. Sürekli etrafımı kontrol ederek evin bahçesine ulaşmıştım. Işıklar açıktı Emma evde olmalıydı.

Çantamdan anahtarı çıkarıp içeri girdim. Kapı sesini duyan Emma panik içinde yanıma koştu.

"Neredesin sen Bella? Eve geldim yoktun. Aradım telefonun kapalı. Başına bir şey geldi sandım. Çok korktum" deyip bana sıkı sıkıya sarılmıştı.

Yaşadıklarından kaynaklı bir sinir boşalması yaşayıp hüngür hüngür ağlamaya başlamıştım. Emma daha da panik yapıp "Neler oluyor hemen anlat." diye sormuştu.

Emma elimden tutup salona doğru götürdü. Koltuğa oturduğumda oda hemen yanıma oturdu. Benden bir cevap bekliyordu. Ama ben nereden başlayacağımı bilmiyordum. Emma bir hışımla ayağa kalkıp mutfağa koştu. Büyük bir bardakla su alıp yanıma döndü.

"Öncelikle sakin ol. Şu an evindesin. Güvendesin." deyip suyu bana doğru uzattı. Sudan bi kaç yudum alıp. Bugün yaşadığım şeyleri en baştan Emma'ya anlatmaya başladım.

Hiçbir şey atlamadan anlatmaya çalışıyordum. Ben anlattıkça Emma inanmakta güçlük çekiyordu. Bu kez oda benim yaşadıklarıma, Morgan'ın katil olduğuna inanmıştı.

"Bu Morgan denen adam resmen psikopat bir katil. Tanrım! sen neler yaşamışsın böyle." deyip elleriyle yüzünü kapatmıştı.

Ayağa kalkıp "Hadi kalk. Karakola gidiyoruz. Morgan'ı ihbar edeceğiz." dediği gibi beni kendine doğru çekmişti.

Başımı iki yana sallayıp "İnanmazlar." deyip kendimi tekrar koltuğa bıraktım.

Yine aynı şeyleri yaşamaktan korkuyordum. Yine bana deli gözüyle bakmalarını istemiyordum.

"Bu kez öyle olmayacak. Morgan denen adam bu kez yırtamayacak." dediğinde mecbur kabul etmiştim.Çünkü şu an yapabileceğim tek şey buydu. En azından kızımın babası için bunu yapmalıydım.

Emma hazırlanır hazırlanmaz evden çıktık. Arabanın yanına geldiğimizde yan koltuğa geçip başımı cama yasladım. Arabayı Emma kullanacaktı.

...

Karakolun önüne geldiğimizde bir an için tereddüt etmiştim. Ya onu daha da kızdırırsam. Ya kızıma bir şey yaparsa düşüncesi beni çok korkutuyordu. Emma korkularımı anlamış olacak ki elimi sıkıca tutup "Korkma. Ben yanındayım." demişti.

Bu bana azda olsa güç vermişti. Korkup vazgeçmemek için bir hışımla arabadan inip binaya giriş yaptım. Emma hemen arkamdaydı. İlk nereye gideceğimizi bilmediğimiz için danışmada ki görevli memura yaklaştık.

"Bir ihbarda bulunmak istiyorum." dediğimde görevli başını kaldırıp bize doğru baktı.

Görevli memur "Buyurun, Ne hakkında." diye sorduğunda Emma'yla kısa bir bakışmamız olmuştu.

"İki farkı cinayete tanıklık ettim. Ve katil aynı kişiydi." dediğimde görevli memur bizi ifade alınan bölüme yönlendirdi. İçeri girdiğimizde orada ki görevli Polis memuru başını bilgisayardan kaldırıp "Oturabilirsiniz. Önce kimliklerinizi alabilir miyim? Daha sonra ifadenize geçebiliriz." dediğinde kimliklerimizi vermiştik. Daha sonra tüm yaşadığımız olayları sırayla anlatmıştık.

İfademizi verdikten sonra anlattıklarımız ihbar kabul edilip depoya baskın yapılacağı söylenmişti. Depoya bizimde gelmemizi rica etmişlerdi. Ne kadar tereddüt etsemde mecburen kabul etmiştik.
...

Hiç beklemeden ekip otosuna binip yola çıktık.

Saatler önce korkuyla eve döndüğüm yolda şu an güvenle ilerliyordum. Deponun önüne geldiğimizde duraksamıştım. Orada yaşadıklarım bir bir gözümün önünden geçmişti. Polis memurları sessiz ve bir o kadar dikkatli şekilde depoya girmişlerdi. Derin bir nefes alıp Emma'yla birlikte arabanın içinde bir umut beklemeye başladık.

On dakika bile geçmemişti ki polis memurları depodan dışarı çıkmıştı. Hızla arabadan inip "Cesedi buldunuz mu?" diye sormuştum.

Polis memuru başını iki yana sallayıp "Hanımefendi ne ceset nede başka bir şey yok. Dahası bir tane bile kan lekesi yoktu." dediğinde hayal kırıklığına uğramıştım.

Bu nasıl mümkün olabilirdi. Bir kaç saat içinde bunu nasıl başarabilirler. Yine aynı şey olmuştu. Tahminimde yanılmamıştım. Yine o kazanmış, ben ise kaybetmiştim.

...

El mahkum gerisin geriye elimiz boş bir şekilde karakola dönmüştük. Polis memuru bir gelişme olursa bize haber vereceğini söyleyip yanımızdan ayrılmıştı.

"Sakın canını sıkma. Bu işin peşini bırakmayacağız. Anlaştık mı?"

Emma sıkıca sarılmıştı bana. Benim ne suçum vardı? Ben ne günah işlemişti de bu adam benim başıma bela olmuştu. Tek suçum o gün orda onun karşısına çıkmak mıydı? Gözlerimden birbiri ardına yaşlar süzülüyordu.

Bundan sonra ne olacaktı? Bizi ondan kim koruyacaktı? Bu ay kızımı yanıma almayı düşünüyordum. Ama bu şekilde mümkün görünmüyordu. O psikopat katil kızıma bir şey yapabilirdi. Bunu göze alamazdım. Annemin yanında daha güvende... Belkide şu an burada ve uzaktan bizi izliyordu. Bu hareketin onu çok kızdırmış olmalı.

Başımı göğe çevirip derin bi iç çekmiştim. Yüzüme bir iki damla yağmur değmişti. Gökyüzü de benimle birlikte bana ağlıyordu.

"Artık gitmeliyiz."

Başımı onaylarcasına sallayıp arabaya doğru ilerlemiştim. Bundan sonra daha dikkatli olmalıydı. Karşımda ki kişi o kadar inatçıydı ki eminim yarın yine restorana gelip hiçbir şey olmamış gibi davranacaktı.

Yan koltuğa geçip yağmur damlalarının cama çarpmasını izliyordum. Bu bana huzur veriyordu. Yol boyunca Emma da bende sessiz kalmayı tercih etmiştik. Şu an tek düşüncemiz eve gidip günü bitirmekti. Evin yolu her zamankinden daha kısa gelmişti bu sefer. Belkide kafamın içi o kadar doluydu ki bana öyle gelmişti.

Emma arabayı park eder etmez arabadan inip eve koştuk. İkimizde sırılsıklam olmuştuk. Saat bir hayli geç olmuştu. Bu yüzden anlaşıp odalara dağılmıştık. İkimizde bugün çok yorulmuştuk. Güzel bi duşa girip sonrada uyumayı düşünüyordum. Merdivenleri birer ikişer çıkıp odama ulaştım. Çantamı bi kenara fırlatıp banyoya geçtim. Suyu açıp küvetin dolmasını beklerken bir yandan da üzerinde ki ıslak kıyafetlerden kurtulmuştum. Aynadaki kadını tanımakta güçlük çekiyordum. Tenim solmuş göz altlarım mosmor olmuştu. Oysa ki aylar önce gözlerimin içi gülüyordu.

Suyun taşma sesini işittiğimde hemen musluğu kapatıp küvetin içine girdim. Su sıcacıktı. Soğuktan buz gibi olmuş bedenim suyun sıcaklığıyla kendine gelmişti.

Gözlerimi kapayıp kendimi küvetin içine bırakmıştım. Suyun altında gözlerimi araladığımda hemen ayak ucumda birinin oturduğunu görmüştüm. Bedenim korkuyla titremişti. Bir hışımla suyun içinden fırlayıp ayağa kalkmıştım. Ama orada kimse yoktu. Tanrım artık gözlerim benimle oyun oynuyordu. Oyalanmadan duşumu alıp pijamalarımı giydim. Saçlarımı kurulayıp kendimi yatağa atmıştım.

Yanımda ki lambayı yakıp gözlerimi tavana dikmiştim. Bugün olanlar bir film sahnesinden farksızdı. Ne düşüneceğimi, dahası ne yapacağımı bilmiyordum. Gözümün önüne saniyelik onu öptüğün an gelmişti.

"Kafayı yemiş olmalıyım."

Gözlerimi sıkıca kapatıp uyumaya çalıştım.

...

"Bırak! Lütfen beni bırak, gidiyim."

Gecenin karanlığında, ormanın derinliklerinde Morgan ile başbaşaydık. Onu şikayet ettiğim için çok kızmış ve beni öldürmek için buraya getirmişti. Önünde diz çökmüş bir halde yalvarıyordum. Ama o psikopat katil kahkahalar atıp benimle alay ediyordu. Silahını ise tam başıma doğrultmuştu. Bu kez kaçma gibi bir şansım yoktu. Sadece ikimizdik. Tabi ormanın daha da derinliklerinden gelen vahşi hayvan seslerini saymazsak. Muhtemelen beni burda öldürüp onlara yem edecekti.

"Beni kandırdın. Beni öpücüğünle tuzağına çektin." Dediğinde sadece başımı öne eğmiştim. Evet yaptığım çok gurur kırıcı bir şeydi ama elimden de başka bir şey gelmemişti.

"Özür dilerim."

Özürümü duymazdan gelmişti. Sadece yaptığı tek şey ürkütücü bakışlarıyla beni süzmekti. Kabul ediyorum buradan kurtuluşum yoktu. Ölüm tek seçeneğimdi. Aklıma kızım gelmişti. Bensiz ne yapardı? Tek başına hayatta kalabilir miydi? Beni özler miydi? Tanrım! O büyürken yanında olamayacaktım.

"Merak etme. Sen öldükten sonra kızına çok iyi bakacağım."

Kurduğu cümle karşısında bakışlarımı hızla ona çevirdim. Resmen ölümle burun burunayken bile beni kızımla tehdit ediyordu.

Bir hışımla ayağa kalkıp "Kızıma dokunursan seni öldürürüm." Diye bağırmıştım.

Bu kez onu ben tehdit ediyordum. Söz konusu kızım ise gözüm kimseyi görmezdi. Tehditim karşısında sadece kahkaha atmakla yetinmişti. Benim bu halimle resmen dalga geçiyordu. Beni sevdiğini söyleyen adam şu an karşımda bambaşka bir adama dönüşmüştü. Morgan kolumdan sıkı sıkıya tutmuştu. Ne yapacağını anlamaya çalışırken beni hızla kendine çekti. Gözleri dudaklarıma sabitlenmişti. Bana doğru eğilip tam dudağımdan öpecekken iğrenç bir kahkaha patlatıp beni tekrar yere savurmuştu.

"Seni gerçekten öpeceğimi mi düşündün?"

Avuç içlerim ve dizlerim yere düşmenin etkisiyle soyulup kanamıştı. Canım gerçekten çok acımıştı. Acıyla ağlamaya başladığımda silahın namlusu tekrar bana dönmüştü. Sanırım acı sonum gelmişti. Gözlerimi sıkıca kapatıp ateş etmesini bekledim.

Sonrasında duyduğum tek şey bir el silah sesiydi. Küt diye yere yığılmıştım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

51okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.