BANA AİT kitap kapağı

6. bölüm / 6

BANA AİT

GÖZLERİNİ AÇ

Vaveyla Yazarı: Jelibondeee Kk

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: GÖZLERİNİ AÇ

Artık kabullenmiştim. Sadece acısız hemen olup bitsin istiyordum. Bedenim benden bağımsız korkuyla titriyordu. Ve işte o ses. Bir el silah sesi...

Hiçbir acı hissetmiyordum. Vurulmak korktuğum kadar acılı bir şey değilmiş. Hatta hiç acıtmıyormuş. Şaşkınlıkla gözlerimi yavaş yavaş araladığımda Steven'ın bana doğru büyük bir gürültüyle düştüğünü görmüştüm. Elinde ki silah bir yana mum diğer yana fırlamıştı. Steven'ın hemen arkasında elinde silahla bir adam duruyordu. İşte o an anlamıştım. Ben değil Steven vurulmuştu. O adam tam zamanında gelip onu vurmuştu. Peki ama bu adam da kimdi?

Şu an bunu sorgulayacak zaman değildi. Elim hâlâ Morgan'ın yarasındaydı.

Ağlayarak "Lütfen bize yardım et. O vuruldu." Diye yardım istediğimde adam panik içinde telefonuna sarılıp birini aramıştı.

"Çabuk üst kata gelin. Patron vurulmuş." Dedi gür bir sesle.

Tanrım gelen kişi Morgan'ın adamlarından biriydi. Bir çırpıda göz yaşımı silip Morgan'a doğru dönmüştüm. İçimden sadece "Lütfen biraz daha dayan." diyebilmiştim.

Kısa sürede üst kata ellerinde fenerlerle sayısız adam çıkmıştı. Vakit kaybetmeden adamlardan bir kaçı Morgan'ı kucağımdan kaldırmış, Steven'ı vuran adam ise hiç düşünmeden elindeki feneri bana verip Morgan'ı sırtına almıştı. Morgan o kadar heybetliydi ki sırtına alan adam onu taşırken çok zorlanıyor, bir kaç adamda ona yardımcı oluyordu. Steven’ın yanından geçerek merdivenlere ulaşmıştık. Dikkatli bir şekilde inerlerken hemen arkalarında takipteydim. Benim yüzümden şu an ölümle pençeleşiyordu. Ne olursa olsun Morgan’ı bu şekilde bırakıp gitmeyecektim. Onun kurtulması için elimden ne geliyorsa yapmaya hazırdım.

Aşağı kata ulaştığımızda gözüm kapının yanındaki eski vestiyere takılmıştı. Morgan’ın silahı benim çantam ve telefonlarımız orada duruyordu. Hiç vakit kaybetmeden onlarıda alıp evden çıkmıştım.

Morgan’ı arabanın arkasına yatırdıklarında koşar adım diğer tarafa geçip başını dizlerime yatırdım. Morgan’ın yüzü bembeyazdı. Daha fazla kan kaybetmemesi için yarasına bastırırken bir yandan da gözlerini açması için Tanrıya dua ediyordum.

Morgan’ı sırtına alan adam şoför koltuğuna geçip arabayı çalıştırmıştı.

“Yenge patronun durumu nasıl yaşıyor mu?” Dediğinde dikiz aynasından bana baktığını fark etmiştim.

Kesik kesik nefes alsada Tanrıya şükür hâlâ hayattaydı. Kanlı ellerimle yüzüme dökülen saçlarımı kulağımın arkasına çekip “Evet ama lütfen acele et. Daha fazla dayanamaz.” Demiştim tiz bir sesle.

Cümlemi bitirmemle daha da gaza basmıştı. Bizi takip eden diğer araçlarda aynı şekilde hızlanmıştı.

“Yenge orda neler oldu? Patron neden buraya tek geldi?” Diye sorduğunda titreyen sesimle “Benim yüzümden.” Diyebilmiştim. Fazlasını anlatmaya da cesaretim yoktu. Hem nasıl diyebilirdim ki, patronunuzu bana olan aşkından vurup tuzağa çektim diye.

“Kahretsin çok geç kaldık. Yerinizi bulmamız biraz zaman aldı.”

Öfkeyle direksiyona yumruk atmıştı. Keşke biraz daha erken gelebilselerdi, belkide Morgan’ın vurulmasına engel olabilirlerdi.

Morgan’ın kıpırdandığını fark ettiğimde düşüncelerimi bir kenara bırakmıştım. Bu hareketlenmesi beni heyecanlandırmıştı.

“Morgan, Morgan lütfen bana bak. Ne olur gözlerini aç.”

Beni işitmiş gibi gözlerini aralamıştı. Tanrıya şükür o yeşil gözler yine bana bakıyordu. Ellerimi saçlarında gezdirip tekrar gözlerini kapatmaması için yalvarıyordum.

“Morgan, ne olur ölme. Ne olur beni bırakma.”

Morgan’ın cevap vermeye bile hali yoktu. Zorla yutkunup sadece gülümsemekle yetinmişti. Bana neler oluyordu anlayamıyordum. Ona bir şey olacak korkusu beni mahvediyordu. Bu kesinlikle vicdan azabından kaynaklı değildi. Morgan tam elini yanağıma doğru getirecekken bir anda gözlerini kapatıp eli boşa düşmüştü.

“Morgan… Morgan… Kendine gel. Aç gözlerini..”

Bu kez hiçbir tepki vermemişti. Panik içinde elimi boynuna götürüp nabzını kontrol etmiştim. Atıyordu. Derin bir oh çekip yarasına bastırmaya devam ettim.

Öylece yatarken nasıl da masum görünüyordu. Sanki onca kötülüğü o yapmamış gibi…

Hastane yolundan ayrıldığımızı fark ettiğimde “Neler oluyor? Hastane bu tarafta değil.” Diye sormuştum.

Tanrım yine neler oluyor?

“Yenge! hastaneye gitmiyoruz, patronun evine gidiyoruz. Ameliyathane hazır. Doktor bizi bekliyor.”

Ne ameliyathanesi? Ne doktoru? Morgan’ın evinde ameliyathane mi vardı? Gerçekten bu adamı anlamak çok zordu. Daha fazla sorgulamak yerine sessiz kalmayı tercih etmiştim. Benim için ameliyatın nerede gerçekleştiğinin bir önemi yoktu. Yeter ki Morgan iyi olsun.

…

Sanırım Morgan’ın evine gelmiştik. Daha doğrusu Malikanesine… Malikane tam ormanın ortasında dünyadan tamamen kopartılmış gibiydi. Etrafı koca ağaçlarla sarılı sanki malikaneyi gizler tarzdaydı. Yükselen taş duvarlar dışardan gelen kişilere aşılmaz bir engel gibiydi.

Duvarların üstünde demir oklar adeta dışardan gelen davetsiz misafirlere tehdit niteliğindeydi. Duvarlar o kadar yüksekti ki asla dışardan içerisi görünemezdi.

Malikaneyi çevreleyen duvarların her bir metresinde bir adam nöbet tutuyordu. Büyük demir kapıların önünde ise iki adam elinde büyük silahlarla bekliyordu.

O iki kişi bizi gördüğünde kapıyı sonunda kadar açmıştı. Peş peşe üç araç içeri girdiğinde kapılar tekrar kapanmıştı.

Bahçenin içinde de en az dışında ki kadar adam vardı. Geldiğimizi anlayıp malikaneden dışarı çıkan adamları saymıyorum bile. Morgan bu kadar adamı neden yanında tutuyordu?

Sanırım Steven’ın gibi daha nice düşmanları vardı. Bütün bu adamlarda Morgan’ı o düşmanlardan koruyordu. Aferin Bella. Adamın o kadar koruması varken sen onu ıssız bir eve çekip düşmanına yem ettin. Bu kadar koruması varken bunu başarabilmen gurur verici olmalı…

Kapım açıldığında hızla bakışlarımı o yöne çevirmiştim. Doktor ve hemşireler dahil herkes sedyeyle birlikte arabanın yanında hazırda bekliyordu.

Bir hışımla kendimi dışarı atıp kenara çekilmiştim. Morgan’ın adamları dikkatli bir şekilde Morgan’ı çıkarıp sedyeye yatırmışlardı. Önce doktor nabız kontrolü yapıp gözlerine baktığında geri çekilip hemşirelere alan açmıştı. Hemşirelerden biri gömleğinin önünü tamamen acıp yarasına basınç uygularken diğer hemşirede oksijen desteği veriyordu. Vücudu komple kan içindeydi. Bu kadar kan kaybetmesi beni tedirgin etmişti.

Hiç vakit kaybetmeden içeri girdiklerinde hemen peşlerine takıldım. Bizi buraya getiren adam harici bütün adamlar dışarda kalmıştı. Bir yandan Morgan’ı takip ederken bir yandan da evi incelemekten kendimi alıkoyamıyordum.

Uzunca bir koridordan geçtikten sonra salona ulaşmıştık. Salonda her şey siyah ve gri tonlarındaydı. Oturma grubu, halılar, perdeler ve duvar boyası… Üçüncü bir renk yoktu. Çok iç karartıcı ve kasvetli görünüyordu. Duvarlarda ki anlamsız tabloların ürkütücülüğünü saymıyorum bile.

Salonda hemen sağda açık halde bizi bekleyen asansöre geçip aşağı kata inmiştik. Asansörün kapısı direkt boş bir odaya açılmıştı. Hemen karşıda otomatik kapı ve ikili koltuk harici hiçbir şey yoktu. Sanırım ameliyathane o kapının arkasındaydı.

Hemşirelerden biri "Siz burada bekleyin. Bundan sonrası bizde" deyip otomatik kapıdan içeri girmiş, gözden kaybolmuşlardı. Bundan sonra yapacağımız tek şey Morgan için dua etmekti.

Kendimi yandaki koltuğa bırakıp gözlerimi kapıya dikmiştim. Morgan'ın adamı ise karşımda öfkeyle volta atıyordu. Sanırım bu adam Morgan'ın en yakın adamıydı.

"İsterseniz yukarı çıkıp elinizi yüzümüzü yıkayabilirsiniz. Adamlara haber verip size uygun kıyafette getirtebilirim." Dediğinde bakışlarımı ellerime çevirmiştim. Ellerim ve kıyafetimin büyük bir kısmı Morgan'ın kanıydı.

"Gerek yok. Morgan'dan iyi bir haber alana kadar burada kalacağım." Dediğimde üstelememişti. Sessizce yanıma oturup başını ellerinin arasına almıştı. Şu an zamanı değildi biliyorum ama yinede Morgan'ın silahını ve telefonunu bu adama vermeliydim. Çünkü şu an güvenebileceğim tek kişi oydu.

Çantamı kucağıma alıp içinden Morgan'ın telefonuyla silahını çıkartmıştım. Morgan'ın adamı silahı görür görmez bakışlarını bana çevirmiş bir açıklama bekliyordu.

"Bunlar Morgan'ın. Evden çıkarken yanıma almıştım." Dediğimde başını onaylarcasına sallayıp telefonu çebine atmış, silahı beline takmıştı.

Kendi telefonumu elime almamla yerimden fırlamam bir olmuştu. Emma'dan sayısız çağrı bildirimi vardı. Aman Tanrım! Emma'ya haber vermeyi unuttum. Bu saate kadar meraktan deliye dönmüş olmalı. Tam Emma'yı aramak için parmaklarımı ekrana uzattığım anda telefonum yeniden titredi. Arayan Emma'ydı.

İçimden derin bir nefes bırakıp çağrıyı cevapladım. Şu an bana ne dese haklıydı.

"Bella! Tanrıya şükür açtın. Sana bir şey oldu sandım. Şimdi evden çıkıp karakola gidecektim." Dedi tek bir nefeste. Bu kıza bunu yaşatmaya hakkım yoktu.

"Emma ben iyiyim. Beni merak etme olur mu? Söz eve geldiğimde sana her şeyi anlatacağım. Sadece bi kaç gün eve gelemeyeceğim." Dedim mahcup bir şekilde.

"Bella en kısa zamanda seni evde görmek istiyorum." Deyip sinirle telefonu yüzüme kapatmıştı.

Onu bu kez çok kızdırmıştım. Son aramalarda annemin numarasını gördüğümde hızla onun üstüne dokunup telefonu kulağıma götürmüştüm ama kapalı çalmıştı. Onlara nasıl ulaşacağımı düşünüp duruyordum. Kızımın sesini bir duysam içim rahatlayacaktı ama işte bunu nasıl yapacaktım bilmiyordum.

Otomatik kapının açılmasıyla gözlerimizi kapıya dikmiştik. Hemşire panik içinde "0 Rh- kana ihtiyacımız var. Çok kan kaybetmiş, elimizde ki kan yetersiz." Dediğinde hiç düşünmeden "Kan grubumuz aynı. Lütfen benden alın." Demiştim.
...

Kan verdiğinden bu yana bir hayli olmuştu. Ama hâlâ Morgan'dan bir haber yoktu. Saat sabah beş civarı otomatik kapının açılmasıyla tekrar yerimizden fırlamıştık. Doktor bey ağzında ki maskeyi çıkarıp bize doğru yaklaşmıştı. Bakışlarından veya mimiklerinden bir şey anlayamamıştık.

Önce davranıp "Morgan.. Morgan iyi mi?" Diye sormuştum.

Doktor bey tebessüm edip "Ameliyat gayet başarılı geçti. Sadece geldiğinde çok kan kaybetmişti. Şu an sadece uyanmasını beklemekten başka elimizden bir şey gelmez." Dediğinde buruk bir gülümsemeyle yerime geri oturmuştum.

Yinede Tanrıya şükürler olsun Morgan hayattaydı. Eminim en kısa zaman da uyanacaktır da. Morgan'ın adamı boğazını temizleyip doktor beye "Peki görebilir miyiz?" Diye sormuştu bir umut.

Doktor bey başını olumsuz anlamda sallayıp "Henüz değil." Dediğinde yüzümüz düşmüştü. En azından onu bir kez görebilmeyi çok isterdim.

Doktor bey yanımızdan ayrıldığında Morgan'ın adamı bana dönüp "Yenge istersen patronun odasına geçip biraz dinlen. Neredeyse sabah oldu." Dediğinde el mahkum kabul etmiştim. Çünkü artık ayakta duracak gücüm kalmamıştı. Panik ve korku dolu yorucu bir gün olmuştu. Morgan'dan da iyi haber aldığımıza göre biraz dinlenebilirdim.

Morgan'ın adamıyla birlikte asansöre geçtiğimizde en üst katın tuşuna basmıştı. Morgan'ın odasında kalmak beni biraz tedirgin etse de şu an seçim yapma hakkım yoktu. Duş alıp biraz uyusam bana yeterdi. Asansörün kapısı açıldığında bakışlarımı etrafta gezdirmiştim.

Evin en üst katındaydık. Genişçe koridor, duvarlar yine siyaha yakın gri renkte ve sadece iki kapı.. İkiside simsiyah renkte bir kapıydı. Sadece altın sarısı kulpları belli belirsiz parlıyordu. Hangisi Morgan'ın odası diye bakınırken yanımda ki adam "Sağdaki oda patronun odası.. Diğeri zaten boş kilitli oda." Dediğinde kendimce neden odasının yanında boş bir oda var diye sorgulamıştım.

Başımı onaylarcasına sallayıp asansörden inmiştim. Morgan'ın adamı ise "Bir şeye ihtiyacın olursa yenge biz buralardayız." Deyip tekrar aşağı inmişti.

Ağır adımlarla Morgan'ın oda kapısının önüne gelmiştim. Kapının kulpunu yavaşca kavrayıp içeri doğru itmiştim. Kapı açılır açılmaz yüzüme serin bir hava vurmuştu. Oda çok geniş, duvarları tabi ki koyu griydi. Bu renk odaya ağır bir hava katıyordu. Tavandan sarkan modern avize yanıyor olsa da oda yinede kasvetli görünüyordu. Hemen karşıda tavandan yere kadar uzanan siyah perdeler sanki dışardaki dünyadan gizlenmek için gibiydi.

Ortada geniş bir yatak, koyu gri örtüsüyle odayla uyum içindeydi. Yatak başlığı siyah deri gösterişli ama bir o kadar soğuk... Yatağın karşısında televizyon hemen altında uzunca bir konsol. Konsolun üstünde bir kaç kitap ve bir çerçeve..Çerçevede Morgan'ın takım elbiseli bir fotoğrafı vardı. Yatağın sol tarafında ise siyah, boydan boya gardırop vardı.

Pencerenin yanında siyah deri koltuk hemen yanında sehpada yarım bırakılmış viski bardağı... Gözlerim çalışma masasına kaymıştı. Koyu ahşap üstünde açık halde dizüstü bilgisayarı, bir kaç dosya ve kol saati...

Televizyonun olduğu taraftaki kapıyı fark ettiğimde banyonun orası olduğunu anlamıştım. Çantamı ve telefonumu yatağın üzerine bırakıp doğruca banyoya geçtim.

Tanrıya şükür banyo gayet normal görünüyordu. Sanırım bu koca evde tek aydınlık ferah yer burasıydı. Hızla üzerimi çıkarıp duşa giirmiştim. Girer girmez suyun rengi kırmızıya dönmüştü. Ellerimde ki kurumuş kan suyunda etkisiyle akıp gitmişti.

...

Dolapta bulduğum bornozu üzerime geçirip uzun bir süre yerdeki kanlı kıyafetlerime bakmıştım. Onları tekrar giyemezdim. Banyodan çıkıp doğruca Morgan'ın dolabının önüne geçtim. Ellime gelen ilk tişörtü alıp üzerime geçirmiştim. Şimdilik bununla iadere edebilirdim.

Saçımda havlu Morgan'ın yatağına uzanıp gözlerimi tavana dikmiştim. Demek Bay Morgan her gece gözlerini burada kapatıp her sabahta burada açıyordu.

...

Sabah 10.00

Kapının tıklatılmasıyla gözlerimi aralamıştım. Buda kim şimdi? Yavaşça yerimde toparlanıp "Girin" diye seslenmiştim. Odaya elleri kolları dolu üç kadın girmişti. Birinin elinde makyaj çantası diğerinin elinde kıyafet poşetleri ve en son içeri giren kadının elinde ise saç yapımı için gerekli malzemeler vardı..

Şaşkınlığımı gizleyememiştim. Bir hışımla yataktan çıkıp "Bunlarda ne şimdi?" Diye sormuştum.

Diğerlerine göre daha büyük olan kadın içten bir gülümsemeyle yanıma yaklaşmıştı.

"Efendim benim adım Caroline. Bugün hazırlanmanız için size yardımcı olacağız." Dediğinde cevap dahi beklemeden beni deri koltuğa oturtup saçımda ki havluyu bir çırpıda çıkartmıştı.

Caroline saçımı yapmaya başladığında kızlardan biride makyajıma geçmişti. Diğer kız ise getirdiği kıyafeti poşetinden çıkarıp yatağın üzerine bırakmıştı.

Yarım saat sonra...

Saçıma düz fön çekilmiş, makyajım ise oldukça sadeydi. Herkese ayrı ayrı teşekkür edip yatağın üzerinde ki kıyafetimin yanına geçmiştim. Krem rengi ince triko kazak, deri kemer ve kahverengi kumaş pantalon.. Kızlar üzerimi değiştirmem için odadan ayrıldıklarında hızla kıyafeti alıp banyoya geçtim. Orada üzerimi değiştirip son kez aynaya bakmıştım. Gayet iyi görünüyordum.

"Acaba Morgan nasıl oldu? Kötü bir şey olsaydı mutlaka bana haber verilerdi."

Kendi kendime konuşurken odanın kapısı tekrar tıklatılmıştı. "Girin." Diye seslenip gözlerimi kapıya dikmiştim. Kapı aralanmış, gelen kişi ise Morgan'ın adamıydı. Odaya girmeden kapının arasından "Patron gözlerini açtı." Dediğinde heyecandan kalbim yerinden çıkacak gibi olmuştu.

"Hemen beni yanına götür." Deyip çantamı ve telefonumu alıp odadan çıkmıştım. Morgan'ın adamı peşimden koşup önüme geçmişti. Açık halde bekleyen asansöre geçip Morgan'ın bulunduğu katı tuşlamıştık. Sanırım hâlâ ameliyat olduğu odaydı.

Asansörün kapısı açılır açılmaz koşar adım otomatik kapının önüne geçmiştim. Morgan'ın adamı kapıyı açtığında sağ eliyle içeri buyur edip geçmemi beklemişti. İçeri geçtiğim an duraksamıştım. Kapının arkasında iki kapı daha vardı. Birinin üzerinde ameliyathane yazıyor, diğerinde ise hiçbir şey.. Muhtemelen Morgan yanda ki odadaydı.

Acaba beni nasıl karşılayacaktı. Belki de bana çok kızgındı. Ya da çok kırgın... Daha fazla kafamda kurmak istemediğim için bir cesaret ameliyathanenin yan tarafındaki odaya doğru ilerledim.

Kapıyı iki kez tıklatıp içeri girmiştim. İçeri tam teşekküllü hastane odasından farksızdı. Morgan ise kolunda damar yolu, gözleri kapalı öylece yatıyordu. Yorganı bel hizasına kadar kapatılmış, üst kısmında hiçbir şey yoktu. Sadece sargı bezi vardı. Yanında ki koltuğa oturup elini avucuma almıştım.

O ara gözlerini aralamıştı. Uzunca yüzüme bakıp elini yavaşça elimden çekmişti. Bu biraz kalbimi acıtmıştı. Gözümden süzülen yaşı bir hışımla silip "İyi misin?" Diye sormuştum.

Güçlükle dudaklarını aralayıp "Senin burada ne işin var?" Diye sormuştu.

Bana cevap vermek yerine soruma soruyla karşılık vermişti. Şu an bana ne dese ne yapsa sonuna kadar haklıydı.

"İyi olduğunu kendi gözlerimle görene kadar gitmek istemedim." Demiştim gözlerinin içine bakarak.

Tepkisiz kalmıştı. Derin bir nefes almaya çalıştığında yüzü buruşmuştu. Sanırım canı yanmıştı. Tam yerimden kalkıp ona hamle yapacağım sırada elini bana doğru kaldırıp beni durdurmuştu.

"İyiyim. Bence artık gitmelisin." Dediğinde afallamıştım.

Kibarca yo yo kabaca kovulmuştum. Ne bekliyordum ki zaten? Adam yine bana karşı olabildiğince saygılı davranıyordu.

"Tamamen iyileştiğini görene kadar bir yere gitmiyorum." Demiştim, sonlara doğru sesim biraz yüksek çıkmıştı.

Cevap bile beklemeden çantamı alıp koşarak odadan çıkmıştım. Çünkü kalırsam beni göndermek için elinden geleni yapabilirdi.

...

Üç saat sonra...

Daha fazla o odada kalmak istemediği için Morgan'ı kendi odasına çıkartmışlardı. Bense oda kapısının önünde içeride ki adamlarının çıkmasını bekliyordum. Sanırım içeride evin güvenliğiyle ilgili şeyler konuşuluyordu.

Sonunda kapı açılmış adamlar birer ikişer dışarı çıkmıştı. Göz ucuyla içeriye baktığımda herkesin çıktığından emin olmuştum. Kapı kapanmadan hızla içeri süzüldüm. Morgan ayakta sırtı bana dönük bir şekilde gömleğini üzerine geçiriyordu. Beni fark etmemişti.

"Senin sırtında dövme mi vardı?" Diye sorduğumda hızla arkasını dönmüştü.

Dönerken de yüzünü buruşturup elini yarasına götürmüştü. Sanırım ani hareketi yüzünden yarası sızlamıştı.

Gözleri kocaman açılmış bir halde "Ne kadarını gördün?" Diye sormuştu.

İçeri girdiğim sırada gömleği hızla omzuna çektiği için sadece sol omzundan bir parça görebilmiştim.

Bu tepkisine bir anlam veremesem de "Hiç.. Sadece omuzunda küçük bir parça gördüm." Dediğimde normale dönmüştü.

"Neden bu kadar panik yaptın? Sırtında ki dövme de ne var?". Diye sorduğumda cevap vermeden bana doğru yaklaşmaya başlamıştı.

Gömleğinin önü açık gözlerim sürekli o kusursuz vücuduna kayıyordu. Aramızda ki mesafe kapanmaya başladığında bende geriye doğru adım atmıştım. Bir iki adım derken sırtım kapıya yaslanmıştı. Gözleri gözlerimden dudaklarıma kaymıştı.

Hızla kapıyla Morgan'ın arasından sıyrılıp yatağın olduğu tarafa geçmiştim. Morgan'da oldukça ciddi bir ifadeyle bana doğru dönüp "Odamdan çıkar mısın? Dinlenmek istiyorum." Demişti.

Yüzünde ki öfkeye aldırış etmeden yatağın köşesine oturmuştum. Morgan bir elini beline yerleştirirken diğerini şakaklarına götürüp yavaşça ovalamıştı. Bakışları karşısında inatla duruyordum.

Morgan çıkmayacağımı anladığında başını hafifçe geriye atıp gözlerini sıkıca kapatmıştı. Derin bir nefes alıp sakinleşmeye çalışıyordu. Ama başarısız olmuştu.

Başını kaldırıp öfkeyle bana baktığında "Sabrının sonlarındayım. Şu odadan hemen çık." Diye kükremişti.

Bana karşı çok acımasızdı. Ama bu şekilde pes edemezdim. Yatağın üzerinden kalkıp bu kez siyah deri koltuğa geçmiştim.

"Hiçbir yere gitmiyorum. İyileşene kadar buradayım."

İnadım karşında daha fazla dayanamayıp pes etmişti. Bana cevap bile vermeye tenezzül etmeden yatağa geçmiş, oturur pozisyonda sırtını yatak başlığına yaslayıp gözlerini kapatmıştı. Bende tam ayaklarımı ona doğru uzatıp koltuğa yayılmıştım ki kapı iki kez tıklatıldı. Morgan gözlerini açıp bana bakmıştı. Daha sonra "Gir" dedi kalın ses tonuyla.

Kapı açıldığında oturur pozisyona dönmüştüm. Gelenler Morgan'ın ameliyatında ki doktor bey ve hemşire hanımdı.

"Kontrol için geldik Bay Morgan ." Dedi doktor bey.

Morgan sadece başıyla onaylamıştı. Doktor ve hemşire Morgan'a doğru ilerlediğinde bende yerimden fırlayıp yanlarına geçmiştim. Morgan öfkeyle bana bakıp göz devirmişti. Ona aldırış etmeden doktor beye odaklanmıştım. Yarayı detaylıca kontrol edip tebessüm etmişti. Sanırım bu iyiye işaretti.

"Eveeet. Bay Morgan ameliyat yeriniz gayet iyi durumda. Bir kaç gün daha dinlenin ondan sonra tekrar görüşelim." Dediğinde derin bir oh çekmiştim.

Hemşire hanımın Morgan'a karşı tavırları, bakışları biraz tuhaftı. Sanki Morgan'dan etkilenmiş gibi görünüyordu. Morgan ise kadının yüzüne bile bakmıyordu. Hemşire hanım Morgan'a bakıp cilveli bir şekilde "Bu süreçte sizinle ben ilgileneceğim." Dediğinde hemen araya girmiştim.

"Buna gerek yok. Onunla ben ilgilenebilirim." Deyip yüzüme yapmacık bir gülümseme yerleştirmiştim.

Hemşire hanımın yüzü düşmüştü. Morgan'ın bıyık altı güldüğünü fark ettiğimde ayak ucuna oturup "Öyle değil mi Morgan?" Diye sormuştum.

Morgan bir anda ciddileşip "Evet hemşire hanım. Yardımcım Bella hanım benimle ilgilenebilir. Buna onun için para ödüyorum." Demiş, sonlara doğru bana alaycı bir bakış atmıştı.

Yapmacık bir kahkaha atıp göz devirmiştim. Beni bu şekilde pes ettireceğini düşünüyorsa yanılıyordu. Doktor bey ve hemşire hanım yanımızdan ayrılıp kapıyı kapatmışlardı ki kapı tekrardan çaldı. Bu kez gelen kişi elinde telefonla Morgan'ın adamıydı.

"Buyur patron." Deyip telefonu Morgan'a uzatmıştı. Morgan önce telefona daha sonra bana bakıp telefonu bana doğru uzatmıştı. Numara tanımadığım bir numaraydı. Telefonu elime alıp kulağıma götürdüğüm an "Anne.." diye bir ses duymuştum. İşte o an gözyaşlarıma engel olamamıştım.

"Laura.. Kızım iyi misin?" Diye sormuştum titreyen sesimle.

...

Yarım saatten fazla önce Laura'yla daha sonra annemle konuşup telefonu kapatmıştım. Annemin anlattığına göre Morgan'ın adamları anneme ulaşıp ona yeni telefon almış ilk işleride bana ulaşmak olmuştu. Şu an resmen mutluluktan havalara uçuyordum. Morgan bu haldeyken bile beni düşünüyordu. Heleki ona böylesine bir kötülük yapmışken. Yerimden fırlayıp Morgan'a sarılmıştım ki yarasına dokunmuş olacağım acıyla inlemişti. Panikle geri çekilip Morgan'a bakmıştım. Gözleriyle yanımızda ki adama git işareti yapmış gözlerini bana çevirmişti.

Morgan'ın adamı dışarı çıktığında "Özür dilerim, canını yakmak istememiştim." Demiştim pişman bir şekilde.

Morgan, donuk bakışlarla "Sorun yok. İyiyim." Deyip başını tekrar geriye yaslamıştı. Bana karşı bu tavrı ne zaman düzelecekti? Telefonuma gelen bildirim sesiyle düşüncelerimi bir kenara bırakıp Morgan'ın yanından kalkmıştım.

Telefonumu elime alıp gelen mesajı okuduğumda sanki nefesim kesilmiş, ruhum bedenimden ayrılmıştı...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

6okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

KATEGORİMacera kitapları144 kitapKATEGORİAşk - Romantik kitapları1.513 kitapKATEGORİBilim Kurgu kitapları106 kitapKATEGORİGenç Edebiyat kitapları295 kitapKATEGORİGerilim – Korku kitapları210 kitapKATEGORİFantastik kitapları554 kitapKATEGORİHayran Kurgu kitapları211 kitapKATEGORİMizah kitapları56 kitapKATEGORİÖykü kitapları21 kitapKATEGORİŞiir kitapları149 kitapKATEGORİTexting kitapları172 kitapKATEGORİDram kitapları293 kitapKATEGORİEdebi Kurgu kitapları33 kitapKATEGORİToplumsal Roman kitapları22 kitapKATEGORİPolisiye - Gizem kitapları229 kitapKATEGORİÇocuk Edebiyatı kitapları45 kitapKATEGORİAskeri Kurgu kitapları338 kitapKATEGORİDini Kitaplar kitapları25 kitapKATEGORİPsikolojik Roman kitapları110 kitapKATEGORİÜtopya - Distopya kitapları51 kitapKATEGORİWattpad Kitapları (Vaveyla Kitapları) kitapları944 kitapKATEGORİTarihi Romanlar kitapları29 kitapKATEGORİMitolojik Edebiyat kitapları13 kitapKATEGORİYoonmin - Kore kitapları39 kitapKATEGORİDark Romance kitapları42 kitapKATEGORİAksiyon kitaplarıKitapları keşfetKATEGORİGizem kitaplarıKitapları keşfetKATEGORİHikaye kitaplarıKitapları keşfetKATEGORİHüzünlü kitaplarıKitapları keşfetKATEGORİİslam kitaplarıKitapları keşfetKATEGORİKomik kitaplarıKitapları keşfetKATEGORİKorku kitaplarıKitapları keşfetKATEGORİMelankolik kitaplarıKitapları keşfetKATEGORİParanormal kitaplarıKitapları keşfetKATEGORİRomantik kitaplarıKitapları keşfetKATEGORİÜtopya kitaplarıKitapları keşfet

Kitap Temaları 77

TEMADüşmandan Aşka kitapları168 kitapTEMAZıt Kutuplar kitapları110 kitapTEMAMafya kitapları105 kitapTEMAGizli Kimlik kitapları98 kitapTEMAAşk kitapları83 kitapTEMAÇocukluk Aşkı kitapları76 kitapTEMAZorunlu Yakınlık kitapları76 kitapTEMAAkademi / Okul kitapları74 kitapTEMAArkadaştan Aşka kitapları71 kitapTEMAHuysuz x Neşeli kitapları62 kitapTEMAİkinci Şans kitapları59 kitapTEMAAnlaşmalı Evlilik kitapları56 kitapTEMA#Dram kitapları43 kitapTEMAgizem kitapları42 kitapTEMAKraliyet kitapları42 kitapTEMAKehanet kitapları40 kitapTEMASahte Sevgililik kitapları39 kitapTEMASeçilmiş Kişi kitapları39 kitapTEMAFantastik kitapları30 kitapTEMAYasak Aşk kitapları30 kitapTEMAmacera kitapları26 kitapTEMAromantik kitapları26 kitapTEMAaksiyon kitapları24 kitapTEMAgerilim kitapları24 kitapTEMAtexting kitapları24 kitapTEMAKomşudan Aşka kitapları20 kitapTEMAPolitik Entrika kitapları19 kitapTEMAaile kitapları17 kitapTEMAihanet kitapları17 kitapTEMAlise kitapları17 kitapTEMAintikam kitapları16 kitapTEMAİş Yeri Aşkı kitapları16 kitapTEMAKüçük Kasaba kitapları16 kitapTEMAArkadaşlık kitapları15 kitapTEMAkomedi kitapları14 kitapTEMABüyü kitapları13 kitapTEMAgençlik kitapları12 kitapTEMAromantizm kitapları12 kitapTEMAPatron x Çalışan kitapları11 kitapTEMA#dostluk kitapları10 kitapTEMAGeçmiş kitapları10 kitapTEMAmizah kitapları9 kitapTEMA#Şiir kitapları9 kitapTEMAacı kitapları8 kitapTEMAdark romance kitapları8 kitapTEMAeğlence kitapları8 kitapTEMAabilerim kitapları7 kitapTEMAAşk-Romantik kitapları7 kitapTEMAasker kitapları7 kitapTEMAgenç kurgu kitapları7 kitapTEMAgerçek ailem kitapları7 kitapTEMAgerçekailem kitapları7 kitapTEMAPolisiye kitapları7 kitapTEMASenKul:Maviduslersokagim kitapları7 kitapTEMA#sevgi kitapları7 kitapTEMAabimin arkadaşı kitapları6 kitapTEMAabiminarkadasi kitapları6 kitapTEMAanonim kitapları6 kitapTEMAAşiret kitapları6 kitapTEMAcadı kitapları6 kitapTEMALise aşkı kitapları6 kitapTEMAOkul kitapları6 kitapTEMAPsikoloji kitapları6 kitapTEMAPsikolojik kitapları6 kitapTEMAabiler kitapları5 kitapTEMAaşk üçgeni kitapları5 kitapTEMAaskerî kitapları5 kitapTEMACinayet kitapları5 kitapTEMAKaradeniz kitapları5 kitapTEMAkatil kitapları5 kitapTEMAkorku kitapları5 kitapTEMAkurtadam kitapları5 kitapTEMAÖlüm kitapları5 kitapTEMAsır kitapları5 kitapTEMAslowburn kitapları5 kitapTEMAsuç kitapları5 kitapTEMATutku kitapları5 kitap