1. bölüm · Ayışığının Ötesinde
Sisler Açıldığında
Valeria Ashford
Arkadaşlarımla çok uzun süredir planladığımız ancak hiçbir zaman gitmeye zamanımızın olmadığı o tatil için yoldaydık.
Otelimize varmak için daha 2 saatimiz vardı uçak yolculuğu tercih etmek yerine daha eğlenceli olması açısından arabayla gidiyorduk
Şoförlük görevi Irıthel’ndi Hazel ve ben arka koltukta bol bol kudurarak onu rahatsız ediyorduk. Irıthel en sonunda bıkarak görevini Hazel’e verdi. Benim kafam hala çok rahattı bir petrolün önünden geçiyorduk. Acıktığımı hissettim.
“Hazel burada dur birşeyler alalım”
Hazel durdu bizde arabadan indik.
Birşeyler alarak geri arabaya döndük.
Hazel elindeki poşeti arka koltuğa bırakırken bana dönüp gözlerini devirdi.
“Valeria, yine açlıktan kriz mi geçiriyorsun?”
“Hayır,” dedim, ağzım doluymuş gibi konuşarak, “sadece hayatta kalıyorum.”
Irıthel önden güldü. Direksiyona tekrar geçtiğinde yüzünde o bıkmış ifadesi vardı.
“Bir daha sizi arabaya alırsam gerçekten insanlığımdan şüphe edeceğim,” dedi.
Yol düz ilerliyordu ama etraf giderek boşalmıştı. Sanki şehirler geride kalmış, geriye sadece uzun, bitmeyen bir yol kalmış gibiydi. Ağaçlar daha sık, gökyüzü biraz daha soluk görünüyordu.
Hazel poşetten aldığı bir şeyi çiğnerken bir anda camdan dışarı baktı.
“Burası normalde böyle miydi?” dedi.
Irıthel hemen aynaya baktı. “Ne demek istiyorsun?”
“Bilmiyorum…” Hazel kaşlarını çattı. “Sanki… aynı yerden tekrar geçiyoruz gibi.”
Bir an Irıthel hiç konuşmadı. Direksiyonu biraz daha sıkı tuttuğunu fark ettim.
“Haritayı aç,” dedi kısa bir sesle.
Hazel telefonunu çıkardı. Birkaç saniye ekrana baktıktan sonra yüzü değişti.
“Bu…saçmalık,” dedi.
“Ne oldu?” dedim hemen.
“Konum… ilerlemiyor. Ama biz gidiyoruz.”
Irıthel kısa bir nefes verdi. “Telefonun çekmiyor olabilir.”
“Hayır,” dedi Hazel. “Çekiyor. Ama harita… bizi hareket etmiyormuş gibi gösteriyor.”
Arabada kısa bir sessizlik oldu. Motorun sesi bir anda daha gürültülü gelmeye başladı. Sanki sessizlik bile ağırlaşmıştı.
Ben camdan dışarı baktım. Gerçekten de yol aynıydı. Aynı viraj, aynı ağaç çizgisi… ama içimde garip bir his vardı. Sanki bu yolu daha önce de görmüştüm.
“Tamam,” dedim gülmeye çalışarak, “bu tatil planlarımıza çok paranormal bir his vermeye başladı.”
Irıthel göz ucuyla bana baktı. “Valeria, şu an şaka yapma zamanı değil.”
Hazel telefonunu kapattı. “Bence biraz durmalıyız.”
Irıthel tam cevap verecekken, yolun kenarında bir benzinlik tabelası göründü.
Üçümüz de aynı anda sustuk.
Tabelanın ışığı hafif titriyordu. Ama en garibi… sanki daha önce oradan geçmiş gibiydik.
Irıthel frene basmadı aksine gaza daha çok bastı.
Hazel şokla Irıthel’i izliyordu gözlerini ona dikti.
“Irıthel napıyorsun?”
“Durmanın hiç sırası değil Hazel güvenli bir ortamda olmadığımız belli hem ayrıca uzun saatlerdir yoldayız ondan bize böyle geliyor olabilir.”
Hazel arkasına yaslanıp sustu, ben ise sessizlikten sıkılarak bir sohbet konusu açtım.
“Başkalarının mutluluğu için kendi mutluluğunu bitirmek kendini ihmal etme davranışımıdr yoksa düşünceli bir davranışmıdır”
Hazel bana baktı ve biraz düşündü.
“Şimdi bu olayın iki yönü var hem kendi mutluluğunu ihmal etmektir hemde düşün-“
Anında atlayarak sözünü kestim.
“Hayır bu düpedüz kendini ihmal etmektir.”
“Beni bir dinlersen açıklarım”
Hazel ile tartışmaya başladık. O anda sohbetimizi eğlenceli bulan Irıthel’de bize katılmak için arkasını döndü.
“Öncelikle biraz az bağırın ve bu kesinlikle bir-“
İkimizde başımızı Irıthel’e çevirdiğimizde gördüğümüz şey hoşumuza gitmemişti. Korkmuş bir şekilde bağırdım.
“Irıthel önüne dön!”
Irıthel anlamayan gözlerle baktı o daha önüne dönemeden herşey çok hızlı gerçekleşti. Önümüzden son hızla gelen tır bize çarptı.
Yada biz ona.
Önce arabanın bir yere savrulduğunu sonrasında ise sertçe çakıldığını hissettim. Kafamı kaldırıp gözlerimi açmak istediğimde başaramadım.
Sesleride zar zor duyuyordum son duyduğum seslerden biri Hazel’in konuşmasıydı.
“Kızlar…”
O bile kendini zorluyordu bende en azından onlara bakmak istiyordum ama gözlerim acıyordu.
Sadece gözlerim değil.
Acı vücudumun her tarafına yayılmıştı başımdan boynuma doğru bir sıcaklık akıyordu. Kendimi karanlığa teslim etmeden önce duyduğum son ses telaşlı bir adamın sesiydi.
“Ne duruyorsunuz! Hızlı bir şekilde ambulansı arayın ve biriniz gelip kızları buradan çıkarmama yardım etsin!”
Sonrasında hissettiğim tek şey boşluktu. Saniyeler sonrasında onuda hissedememiştim. Ölücekmiydik? Yaşayacakmıydık?
Kendi halimi bile düşünemeden arkadaşlarımı merak etmiştim. Irıthel ve Hazel nasıldı? Onlarında canı çokmu acımıştı acaba? Umarım acımamıştır.
——
Kızlar 2 gündür yoğun bakımdaydı. Çarpışma öyle şiddetli bir şekilde gerçekleşmiştiki vücutlarında hasar almayan küçük yerler vardı sadece.
Mutlulukta çıktıkları yol ölümle sonuçlanabilirdi.
Ameliyatları zor ama başarılı geçmişti buna rağmen risk onların peşini bırakmamıştı.
Garip bir şekilde hepsinin kalp ritmi aynı atıyordu. Belirli aralıklarla yanlarına hemşire geliyordu. Kızların refakatçisi olacak kimse gelmemişti, daha doğru konuşmak gerekirse doktorlar kimseyi aramamıştı.
“Neden?” Diye sorulduğunda ise ölüm riskleri hala çok fazla en azından ailelerini ölünce aramak isteriz ki daha az üzülsünler.
Gibi bir saçma cümle kurmuştu ama bu tamamen saçmalıktı.
Aralarında farklı birşey saklıyorlardı belkide. Kızların odasına tekrar hemşireler girdi. Ve bundan sonra ilk defa birinin kalp ritmi değişerek hızlıca atmaya başladı.
Valeria Ashford.
Hemşire önce telaşlandı ama bir sorun görünmüyordu. Sadece serumu değiştirip çıktığında, kızın kalp ritimi daha da hızlanmıştı. Onun hayal dünyasında neler dönüyordu? Belkide hayal olmayan şeyler.
Valeria Ashford
Bir hiçlikten uyandığımda kendimi yine bir hiçlikte buldum. Nerede olduğumu anlayamadım. Sisli ve ağaçlarla çevrili bir ormanın tam ortasında yerde yatıyordum.
Irıthel ve Hazel neredeydi?
Ben nereye düşmüştüm?
Gerçekliktemiydim?
Hayalimdemiydim?
Ve daha fazla soru beynimde ard arda sıralandı ayağa kalktım. Uzaktan bir su sesi geliyordu, şelale olmalıydı.
Buraya ait gibi hissetmiyordum hissedemiyordum.
Etrafıma bakındım adım atmadım her an herşeyle karşılaşabilecek bir durumdaydım. Kalp atışım öyle hızlıydıki sesini duyabiliyordum.
Hissettiğim duygu neydi?
Korku?
Heyecan?
Bilinmezlik?
Belkide hepsi veya daha fazlasıydı.
Etrafımda döndüm illa bir tarafa gidicektim. Sağıma doğru yürüdüm etraf sisli olduğu için önümü ancak hedefimin dibinde olduğunda görebiliyordum. Sanki güneş yeni doğuyordu. Bu kadar sise rağmen parlaklığını belli edebiliyordu.
Düşüncelerimden kurtulmaya çalıştım o anda yüzümü sertçe birşeye çarptım, geri adım atarak kafamı kaldırdım.
Karşımda iki tane parlayan gri gözler vardı.
