13. bölüm · Ayışığının Ötesinde

Buz Kesen Ziyafet

𝐿𝒾𝓁𝒾𝓉𝒽 𝐿𝒶𝓃𝒸𝒶𝓈𝓉𝑒𝓇

Kaldareth Sarayı dünden beri hiç olmadığı kadar hareketli, ışıl ışıl ve bir o kadar da garipti. Komşu krallık Solaria’dan gelecek olan heyet için kırmızı halılar serilmiş, gümüş şamdanlar parlatılmış ve sarayın her köşesine Solaria’nın simgesi olan altın sarısı bayraklar asılmıştı. Tabii benim için bu hazırlıklar sadece daha fazla nöbet saati, daha fazla ayakta durmak ve potansiyel olarak başımı belaya sokacak yeni kasıntı asiller demekti.
Elvira ile dün geceki o gizli ittifakımızdan sonra aramızdaki tüm buzlar erimişti. Şimdi onun asil kabul salonunun hemen arkasındaki loş köşede yan yana durmuş, pencerelerden giren ışık altında Solaria heyetinin saraya girişini izliyorduk.
"Şaka gibi gerçekten," diye mırıldandım Elvira’ya doğru hafifçe eğilerek. "Şu gelen prensin üzerindeki zırha baksana. Sanki adamın üzerine bütün krallığın yaldızını boca etmişler, parıl parıl parlıyor. Gözlerim bozuldu yemin ederim. Kaldareth’in loş ışığında disko topu gibi geziyor lavuk."
Elvira asil duruşunu hiç bozmadan, dudaklarının kenarında hafif, neredeyse belirsiz bir tebessümle bana baktı. "Solaria erkekleri böyledir, Valeria," diye fısıldadı, sesi pürüzsüz bir ipek gibiydi. "Giyinmeyi asalet, kibiri ise güç sanırlar. Karşılarında gözlerini kamaştıracak bir ışık bulamadıklarında hemen hırçınlaşırlar."
"Kibirleri boylarını aşmış prensesim, baksana yürüyen ego yığını resmen," diyerek içimden fena halde güldüm. "Umarım ziyafet boyunca benim nöbet yerim bu disko topundan uzak bir yerde olur. Yoksa adamın parlaklığından kör olacağım."
Giriş kapısında beliren Solaria Prensi Cassian, gerçekten de feci derecede yakışıklı ama bir o kadar da sinir bozucu derecede kibirli bir adamdı. Altın sarısı saçları omuzlarına dökülüyor, üzerindeki işlemeli zırhıyla adeta bir güneş tanrısı gibi poz vererek yürüyordu. Yanındaki korumalarla birlikte taht odasına doğru ilerlerken, gözlerini etraftaki her şeye küçümser bir tavırla dikiyordu.
Ve tam o sırada, tahtın hemen önünde dikilen Prens Kieran ile göz göze geldiler.
Kieran, üzerinde o her zamanki simsiyah, asil zırhı ve omuzlarından dökülen koyu renkli peleriniyle Cassian’ın tam zıttı gibiydi. Biri parıl parıl parlayan bir gündüzse, diğeri her şeyi yutmaya hazır, tehlikeli ve derin bir geceydi. İki prensin selamlaşması bile aralarındaki o amansız güç savaşını hemen gözler önüne seriyordu.
Ziyafet saatine gelindiğinde büyük salon adeta bir karnaval alanına dönmüştü. Solaria ve Kaldareth asilleri masaları doldurmuş, şaraplar su gibi akmaya başlamıştı. Ben, Kieran’ın hemen arkasında, her zamanki gibi dik ve ciddi bir muhafız duruşuyla nöbetteydim. Pelerinimin altındaki zırhım beni sıkıca sarsa da gözlerimi salondan bir an bile ayırmıyordum.
Ziyafetin ortalarına doğru, Prens Cassian elindeki altın kadehiyle birlikte ağır adımlarla Kieran’ın oturduğu baş masaya doğru yürüdü. Her adımında etrafındaki kadınlara o küstah, malıymış gibi bakan gözleriyle süzüyordu. İçimden ay bu da her adımda ayrı bir kasılıyor, kesin bel fıtığı olacak haberi yok diye geçirirken, Cassian’ın bir anda durup doğrudan bana baktığını fark ettim.
Kaşlarımı belli etmeden hafifçe çattım. Adamın o arsız, süzücü bakışları zırhımın üzerinde gezinirken feci şekilde rahatsız olmuştum. Ama asıl bomba, Cassian’ın Kieran’ın tam önünde durup konuşmaya başlamasıyla patladı.
"Ravenshade," dedi Cassian, sesi salondaki müziğin sesini bastıracak kadar gür ve kibirliydi. "Ziyafetiniz ve misafirperverliğiniz fena değil. Ama itiraf etmeliyim ki, bu sarayda en çok ilgimi çeken şey ne şarabınız ne de altınınız oldu."
Kieran tek kaşını kaldırarak kadehini masaya bıraktı. "Öyle mi, Cassian? Nedir Solaria prensinin ilgisini bu kadar çeken şey?"
Cassian elindeki kadehle arkasındaki beni işaret etti. Gözlerini gözlerime dikerek küstahça sırıttı. "Şu arkanda duran muhafızın... Gözlerindeki o vahşi, boyun eğmez ateşi sevdim Ravenshade. Krallıklarımız arasındaki yeni ticaret anlaşmasının ve dostluğumuzun şerefine, bu kadını bana ver. Onu kendi sarayımın baş muhafızı, hatta belki de Solaria sarayının gizli, nadide bir mücevheri yaparım."
Salondaki tüm fısıltılar, bardak sesleri ve müzik bir anda bıçak gibi kesildi. Zaman durdu.
Ben duyduğum şeyle şok içinde kalakalırken içimden Oha, egolu lavuğa bak! Beni resmen pazar tezgahındaki domates gibi istiyor herif! Gizli mücevher ne be escort mu yapacaksın beni diye çıldırıyordum. Ama asıl tepki benden değil, Kieran’dan geldi.
Salon bir anda öyle bir buz kesti ki, pencerelerden giren esinti bile dondu sanki. Ve hemen ardından, Kieran’ın o meşhur, yakıcı rüzgarı salonda fırtına gibi esmeye başladı. Masadaki devasa şamdanların mumları delice titredi, rüzgarın o boğucu sıcaklığı herkesin nefesini kesti.
Kieran yavaşça ayağa kalktı. O her zamanki donuk, sakin gri gözleri bir saniye içinde simsiyah, dipsiz bir kuyuya dönmüştü. Bakışlarından akan o saf öfke ve kıskançlık salondaki herkesi dehşete düşürürken, Kieran dişlerinin arasından, adeta kükrercesine konuştu:
"O benim kişisel muhafızım, Cassian," dedi, sesi tüm salonu titreten ölümcül bir fısıltı gibiydi. "Ve Kaldareth’in hiçbir varlığı, hiçbir canı satılık ya da devredilebilir değildir. Özellikle de senin gibi birinin eline asla geçemez."
Cassian aldığı bu sert ve aşağılayıcı cevapla bir an afalladı, yüzündeki o kibirli sırıtış donup kaldı. Kieran’ın o simsiyah gözlerindeki öldürme arzusunu fark edince bir adım geri çekilmek zorunda kaldı.
Korumam gereken adam, şu an beni tüm dünyaya karşı korumak için sarayı yakıp yıkmaya hazırdı. Ve ben, o an kalbimin ritminin bir kez daha kontrolden çıktığını hissettim.

——
Valeria, Kaldareth’in o buz kesen ziyafet salonunda Kieran’ın kendisini koruyan o muazzam, yırtıcı öfkesiyle sarsılırken, gerçek dünyadaki hastane odasında tıbbi bir mucize daha kayda geçiyordu.
Doktor, Valeria’nın kalp monitöründeki o düz çizgiden sonra gelen hafif, fısıltı halindeki ritmi şaşkınlıkla inceliyordu.
"Bu inanılmaz..." diye fısıldadı doktor hemşireye. "Kalbi hâlâ atmıyor ama beyin dalgalarında devasa bir koruma kalkanı, aşırı yüksek bir aidiyet ve huzur dalgası var. Sanki zihninde kendini tamamen güvende hissettiği, birinin onu her şeye karşı koruduğu o anı yaşıyor. Kalbi durmuş olsa da, yaşama arzusu hiç olmadığı kadar güçlü!"
Irithel ve Hazel camın arkasından gözyaşları içinde Valeria’nın yüzüne bakarken, Valeria Kaldareth sarayında, az sonra karanlık koridorlarda Kieran ile yaşayacağı o ölümcül ve nefes kesici yüzleşmeye doğru sürükleniyordu...