2. bölüm · Ayışığının Ötesinde
Sevgili Valeria
Dumanların içinde parlayan gri gözlerin sahibine baktım, kıyafetleri çok özenliydi ayrıca saçıda. Onu baştan aşağıya süzdüm gözlerim her aşağı indiğinde bende adımlarımı geriye çektim.
Şuanda belkide beni o belindeki kılıçla parçalara bölücekti.
Bilemezdim.
Adam konuştu.
“Burada olmaman gerekirdi. Ormanın lanetini bilmiyormusun? Yoksa sadece bilerek meraktanmı girdin?”
Bu adam benimle taşşak mı geçiyordu?
“Ne ormanı be saçma sapan konuşmasana kimsin sen?”
Adamın dudakları iki yana kıvrıldı.
“Aslında buralarda beni tanımayan çok yoktur ama sen…”
Gözlerime uzunca baktı.
“Pek tanımıyor gibisin, Kieran Ravenshade ben…sanırım unuttuğum birşey var”
Boğazını temizledi.
“Prens Kieran Ravenshade”
Dik dik baktım. Kafasında bir taç bile vardı ama ben aptalca bir kostüm olduğunu düşünmüştüm. Dik dik bakışlarım birşey ima etmeye çalışıyordu ki anladı.
“Hayır seninle dalga geçmiyorum ki keşke geçiyor olsaydım. Sen sanırım hala nerede olduğunun farkında değilsin. Yada buraya yeni geldin öyle değil mi? Yolunu kaybettiysen küçük kasabanın olduğu taraf şurası.”
Sağ tarafı işaret etti. Sonra elini tekrar bir yöne çevirdi ve konuştu.
“Orası ise büyük kasabanın olduğu kısım”
Yüzü bana döndü kıyafetlermi inceledi.
“Muhtemelen büyük kasabaya yani Stormvale öyle değil mi?”
Dediği şeyler karşısında yeniden boş boş baktım. Açık konuşmak gerekirse hiçbir bok anlamamış üstüne bu lavuğada hiç güvenmemiştim. Ortadan sürpriz yumurta gibi çıkmıştı. Ona hiçbir cevap vermedim zaten ne söylemem gerektiğinide bilmiyordum.
Onu görmezden gelip yürüdüğüm yöne doğru devam ettim.
Arkamdan seslendi.
“Hey bekle avcı!”
Neden avcı dediğini ilk başta anlamadım. Arkamı geri ona döndüm o sadece kıyafetlerimi inceliyordu. Bende kıyafetlerime bakınca anladım.
Siyah bir takım giyiyordum altımda uzun çizmeler vardı ve belimden aşağıya uzanan bir pelerin vardı. Kollarıma ve göğüs kafesime gümüş renginde takılar işlenmişti.
“Ne var?”
“Sonunda konuştun avcı. Neden cevap vermeyip hemen kaçmayı tercih ettin?”
“İlla ben seninle bir muhabbete girmek zorundamıyım ya. Bi kere prenssin sen prens, prensler önüne gelen herkesle böyle konuşmaz”
“Hayatında kaç kere prens oldun?”
Yeniden dik dik baktım. O ise karşımda sırıttı. Ben buna gerçekten hiç güvenmemiştim. Soğuk kişiliğimi yeniden takınarak cevap vermedim, sadece arkamı döndüm. Arkamı döndüğüm anda sert bir rüzgar esti saçlarım yana doğru savruldu.
Ben o an Kieran’ın yakıcı bakışlarını boynumda hissettim.
Elimi boynuma götürdüm, gerçekten sadece sıcaklık vardı.
Koşar adımlarla onun bulunduğu yerden uzaklaştım. Arkamdan birşeyler mırıldandı ama duyamamıştım.
“Kaç nereye kadar kaçabiliyorsan avcı. Kaldareth’te tüm yollar bana çıkar.”
Kieran’ın gösterdiği yoldan ilerleyerek Stormvale’a ulaştım, büyük dediğinde çok büyük bir yer beklemiştim ama beklentilerimi karşılamamıştı.
Kasabanın içine girdim. Adım attığım her bir yeri inceledim. O anda bir tezgahın önünde duran iki kız gördüm kumral ve kızıl iki kız.
Irıthel Ve Hazel.
Koşarak yanlarına gittim. İkiside arkasında duyduğu ses ile bana döndü.
Gerçekten de onlardı.
Sesim heyecandan titriyordu.
“Kızlar! Sonunda…iyimisiniz!”
Ama onlar bana garip bakıyordu.
İğreniyormuş gibi.
O hallerini gördüğüm gibi benimde suratım düştü.
Hazel aşağılıyormuş gibi çıkan ses tonuyla konuştu.
“Sen hangi yüzle yanımız gelip böyle konuştun anlayamıyorum.”
Irıthel’e baktı.
“Nasıl olsa bizi ölüme sürükleyen sendin değil mi?”
Ama hayır, öyle birşey olmamıştı. Direksiyonda ben yoktum Irıthel vardı. Ama yine onun suçu değildi. Hayal kırıklığıyla baktım bu sefer sesim üzüntüden titremişti.
Duyduklarım yüzünden boğazıma oturan yumrunun gitmesi için yutkundum.
“Saçmalamayın o kaza benim suçum değildi…hiçbirimizin suçu değildi.”
Irıthel kahkaha attı.
“Sen yaşadıklarımızı unuttun mu? Yada bizimde unuttuğumuzu falanmı düşünüyorsun?”
“Hayır öy-“
Beni dinlemeden gittiler. Öyle hızlı gözden kaybolmuşlardıki hangi yöne gittiklerini anlamamıştım.
Gözlerim doldu.
Boğazımın yandığını hissettim.
Hiçbir zaman bu kadar çaresiz hissetmemiştim.
Onlara birşey olmuştu.
Bana bunu yapmazlardı.
——
Kasabada biraz dolanarak yaşadığım olayı unutmaya çalıştım.
Ne kadar denesemde o yüz ifadeleri aklımdan çıkmıyordu.
Şuanda yaşlı bir kadından kiraladığım evde kalıyordum.
Aslında sorgulamam gereken çok şey vardı.
Ama ben sorgulamayı bırakmıştım.
Düşüncelerimle boğulurken kapı çaldı kalktım ve açtım.
Teyze gelmişti.
“Valeria kızım…Bi adam geldi bunu sana vermemi söyleyerek gitti”
Elime bir kağıt parçası tutuşturarak gitti.
Kapıyı kapattım, koltuğa oturdum ve kağıdı attım.
Sevgili Valeria Ashford.
Neden burada olduğunu merak ediyor çok fazla sorguluyor olabilirsin. Ama bilmen gereken tek şey şu ki, bunun cevabını asla bulamaycaksın.
O yüzden o güzel kafanı bunlar için değil daha farklı şeyler için kullansan çok iyi olur.
Önünde seni nasıl günlerin beklediği hakkında bir bilgin yok. Olmayacakta zaten. Bu günlerde birsürü seçeneklerin olacak, akıllıca karar verirsen iyi olur aksi takdirde kendini bir daha tehlikeye atarsın.
Şuanlık senin için çok fazla açıklama yapmayacağım, ama kafanın karışmaması için sana tabikide yardımcı olucam Sevgili Valeria.
İlk görevin
Saraya gir ve prensin muhafızı ol.
Nasıl yapıcağın üstünde çok düşünme, akışına bırak gitsin.
Ve umarım kıyafetlerini beğenmişsindir Sevgili Valeria :)
Notu tekrar tekrar okudum.
Kimin yazdığını anlamaya çalıştım.
Ama bulamadım.
Zaten bulamazdım sanırım.
Bu işin ne kadar sikim sonik bir hal aldığını düşündüm bir anlığına. Gerçekten boktan bir durumun içine düşmüştüm ve hiçbirşey bilmiyordum.
Akışınamı bırakmalıydım?
Bırak gitsin.
Zaten hayal ürünüm olan bir dünyada neler olduğunu çok düşünmeme gerek yoktu. Ama gerçekten birşeyi sorguluyordum.
Gerçek bir evrendemiydim?
Benim olağanüstü hayalimdemi?
Bu konu üstüne günlerce düşünebilirdim. Daraldığımı hissettim ve uyudum. Belkide bu şekilde gerçeklerden kaçabilirdim.
Yada belkide uyandığımda gerçeklikte olurdum.
——
Sakince uyuyan Valeria’nın kalp ritimleri sakindi. Çok sakin. Huzurlu bir melodi gibiydi adeta.
Yakında bu huzuru bozulabilirdi.
——
Uyandım ve gözlerimi açmamla birşey fark ettim.
Baş ucumda bir kıyafet duruyordu, üstünde ise bir not.
Tarzın hakkında gerçekten hiçbir fikrim yok Sevgili Valeria ama zevkimin kötü olduğunu düşünmüyorum. Neden herkes gibi etekli şeyler giymiyorum diye merak edersen eğer, prensin muhafızı etek giymez.
Çok sorgulamadım.
Nedense bana denileni yapmak doğru gibi hissettiriyordu.
Üstümdekileri çıkartıp koyduğu kıyafeti giydim.
Üst kısmı şeffaf, kabarık fırfırlı kollardan ve göğüsteki zarif dantel detaylarından oluşuyor. Bel bölgesinde, vücudu saran ve üzerinde metal zincirler ile süslemeler barındıran korse tarzı sert bir kemer yer alıyordu. Alt kısımda ise İspanyol paça kumaş bir pantolon kullanılmıştı.
Kıyafetler gerçekten güzeldi ve hoşuma gidiyordu.
Bir anlığına neden muhafız olacağımı sorguladım.
Bu kişi savunma sanatları geçmişimin olduğunu biliyormuydu?
Sanırım.
Yanıma bir miktar para alıp evden çıktım. Burası Kaldareth krallığıydı. Kasabadaki insanlara küçük yalanlar uydurarak burası hakkında birsürü bilgi edinmiştim.
Şelalenin yanından geçiyordum. Buraya ilk geldiğimde sesini duyduğum şelaleydi.
Şelalenin kayalarında oturan iki kız gördüm.
Hazel ve Irıthel
Göğüsümün sıkıştığıno hissettim. Onlara baktığımı fark etmiş olacaklarki onlarda bana bakmaya başladı.
Küçümseyici bakışlarla.
O bakışları gördükçe daha da eziliyordum.
Başımı farklı yöne çevirerek yürümeye devam ettim.
Biraz daha yürüdükten sonra Kaldereth çarşısına gelmiştim.
Burası üst kesimden insanların bulunduğu bir çarşıydı.
Yani duyduklarıma göre öyleydi.
Bu çarşısa ne yapacağım hakkında bir fikrim yoktu. Belki kendime yeni kıyafetler,kılıç,değişik eşyalar,süsler alabilirdik hatta bir köle.
Köle fikri çok mantıklıydı.
Ama yapmayacaktım paramı bide onu doyurmak için harcayamayacaktım.
İşine gelirse tabi.
Bu devirde herkes kendini düşünmeliydi.
Bir süre çarşıda dolaştım. Güzel kokular satan bir yerde kendime en uygun kokuyu ararken bir anda çan sesleri geldi. Çarşıdaki herkes sıraya dizildi.
Ne olduğunu anlayamadım ama bende ayak uydurdum.
Biri yaklaşıyordu.
Bu abi birimi?
Daha da yaklaştıkça kim olduğunu gördüm ve ufaktan bir şoka girdim.
Prens Kieran gelmişti.
Açıkçası onu beklemiyordum. Tam önümden geçerken
Sultan Süleyman
Diyerek kucağına bayılmak geldi içimden ama tabikide öyle birşey yapmayacaktım.
Yanında elli tane muhafızla geziyordu. Ne bu göt korkusu anlayamadım, pandiklenmektenmi korkuyordu acaba?
Ben saçma sapan düşüncelerimdeyken yine bir rüzgar esti yine saçlarım savruldu.
Ben o an yeniden onun yakıcı bakışlarını hissettim.
Ama boynumda değil.
Gözlerimde.
