20. bölüm · Ayışığının Ötesinde
Girdabın Getirdikleri
Kieran’ın kollarının arasında, o güvenli göğsünde hıçkırıklarım yavaş yavaş dinerken, mahzenin en karanlık köşesinde duran o antik, mühürlü portalın cızırtıları gitgide dayanılmaz bir hal alıyordu. Cassian’ın gerçek dünyadaki hastane odamla bu dünya arasında kurduğu o sinsi bağ, buradaki büyü dengesini tamamen altüst etmişti. Mor ve gümüş rengi elektrik dalgaları lahitlerin arasında kıvılcımlar saçarak dönmeye başladı.
İç sesim korkuyla kasıldı “Ay anacığım, portal resmen kısa devre yapıyor! Buradan Cassian’ın adamları fırlarsa valla bittik, Kieran daha yeni uyandı zaten!”
Kieran beni yavaşça arkasına alıp kılıcını yeniden kavradı. Elvira da elindeki hançerle yanımızda bitti. Hepimiz gözümüzü kırpmadan, mahzenin ortasında devasa bir girdap gibi dönen mor ışığa bakıyorduk. Girdap o kadar güçlü bir rüzgar yaratıyordu ki, saçlarımız yüzümüze uçuşuyor, yerdeki asırlık tozlar havaya karışıyordu.
Ve aniden devasa bir patlama sesi yankılandı.
Işık patlamasıyla birlikte portaldan içeriye doğru iki insan bedeni adeta fırlatıldı. Taş zeminin üzerine çığlıklar atarak, yuvarlana yuvarlana düştüler. Işık bir anda söndü, mahzen yeniden meşalelerin titrek loşluğuna gömüldü.
Yerde, tozların arasında öksürerek doğrulmaya çalışan iki kız duruyordu.
Gözlerimi kısıp dikkatlice baktığımda kalbim göğsümden fırlayacak gibi oldu. İlki, o her zamanki şık ama şu an yırtılmış kıyafetleriyle, üstünü başını silkeleyen esmer güzeli Hazel’dı! Hemen yanında ise, o büyüleyici kızıl saçları yüzüne dökülmüş, tenindeki o karakteristik, asil beyaz lekeleriyle etrafına şaşkınlık ve dehşet içinde bakan İrithel duruyordu!
"Kızım... Biz nereye geldik? Burası hastanenin bodrum katı değil!" diye söylendi Hazel, öksürerek doğrulurken.
İrithel ise şok içinde etrafındaki antik lahitlere, mermer sütunlara ve en önemlisi... elinde devasa bir kılıçla onlara bir ölüm meleği gibi bakan iki metre boyundaki kaslı ve yakışıklı Kieran’a baktı. "Hazel... Sanırım hastanede değiliz. Ve sanırım karşımızdaki adam bizi tek hamlede ikiye bölebilir," diye fısıldadı İrithel, sesi titreyerek.
"Hazel! Irıthelh!"
Kieran’ın arkasından fırladığım gibi yerdeki kızların üzerine atladım. Üçümüz mermer zeminde resmen bir yumak olmuştum. "Oha! Gerçekten sizsiniz! İnanamıyorum, portaldan geçip buraya gelmişsiniz!" diye bağırıyordum ağlayarak.
Hazel beni sertçe omuzlarımdan itip yüzüme baktı. "Valeria?! Kızım sen komadasın! Günlerdir hastane odasında başında ağlıyoruz, bu muhafız kıyafetleri ne, bu herifler kim, biz rüya mı görüyoruz?!"
İrithel, şok dalgasını atlatmaya çalışarak elini benim yanağıma koydu. "Rüya değil Hazel... Valeria’nın teni sıcak, kanı canlı. Ve boynundaki şu parlayan sembole bak..."
Kieran kılıcını yavaşça kınına soktu ama gözlerindeki o şüpheci bakış hâlâ üzerlerindeydi. "Valeria... Bu yabancılar kim? Cassian’ın bir oyunu mu?" diye sordu, sesi mahzende gürleyerek.
"Hayır Kieran, hayır Elvira!" dedim aceleyle ayağa kalkıp kızların önüne geçerek. "Onlar benim gerçek dünyadaki en yakın arkadaşlarım! Hazel ve İrithel! Benim hastane odasında başımda bekleyen kankalarım onlar!"
Elvira duyduklarıyla şok içinde bir adım öne çıktı. "Yani... senin dünyandan, o büyüsüz boyuttan mı geldiler?" diye sordu, İrithel’in o göz alıcı kızıl saçlarına ve tenindeki vitiligo lekelerine hayranlıkla bakarak. "Çok... çok farklı ve asil görünüyorlar."
Hazel ve İrithel’i zorlukla ayağa kaldırdık. Mahzenin bir köşesine geçip, onlara dünden beri yaşadığımız tüm bu deliliği, Cassian’ın aslında o hastanenin sahibinin oğlu olduğunu, mektupçu kimliğiyle Kieran’ı zehirlettiğini ve beni fişimi çekmekle tehdit ettiğini tek nefeste anlattım.
Hazel duyduklarıyla öfkeden deliye döndü, o bildiğimiz güçlü duruşunu takındı. "O şerefsiz Cassian gerçek dünyada da babasının parasıyla herkesi ezeceğini sanıyordu! Demek buraya kadar sızdı ha? Valeria, senin canını o pisliğe yedirmeyiz!"
İrithel ise derin bir nefes alıp o zeki, analitik gözlerini Kieran ve Elvira’ya çevirdi. "Eğer Cassian o dünyadaki sistemi manipüle edip portalı kurcaladıysa, buradaki bağı tamamen koparmadan önce onu durdurmalıyız. Biz o hastanede beklerken aniden bir ışık patlaması oldu ve kendimizi burada bulduk. Bu demek oluyor ki iki dünya arasındaki duvarlar inceliyor. Zamanımız çok az."
Kieran, kızların bu cesur ve kararlı duruşundan etkilenmişti. Adımını öne attı, kılıcının kabzasına elini koydu. "Kaldareth’in ordusu ve muhafızları benim emrimde. Cassian bu gece büyük bir hata yaptı. Hem benim krallığıma saldırdı, hem de Valeria’ya... Şimdi, bu krallığı ve sizin dünyanızı o hainden temizleme vakti."
Elvira hançerini havaya kaldırdı, Hazel zırhlı odadaki eski bir muhafız kılıcını yerden kaptı, İrithel ise gözlerindeki o keskin zekayla planı kurmaya başladı. Bizim kızlar çetesi, Kaldareth’in efsanevi prensiyle birleşmişti.
Sarayın üst katlarından gelen devasa boru sesleri ve gümlemeler, Cassian’ın ordusunun saray kapılarına dayandığını haber veriyordu. Büyük Kaldareth Savaşı resmen başlıyordu!
