23. bölüm · AY SAYESİ

23 "Belirsiz"

Eylem D

Elara birkaç adım geriye doğru gitti ve sendeledi. Düşmemek için hemen yanındaki masaya tutundu. Ağzına götürdüğü eli titrerken dehşet içinde Volt'un cansız bedenine baktı.

"B... Bu nasıl olur?" Diyebildi kekeleyerek. Tüm vücudu titriyordu. Rhenatus ayağa kalktı ve masanın ayağına bir tekme attı. "Lanet olsun! Geri zekalı herif kendini öldürdü. Ağzından laf alabileceğimiz tek kişi de geberdi!" Öfkeyle burnundan soludu ve gözleri Elara'yı buldu. Eli alnına gitti ve hemen onun yanında buldu kendini. Omuzlarından yavaşça tuttu ve Elara'nın gözlerini kendi gözlerine çevirdi.

"Elara, sakin ol."

"Rhenatus... O... O öldü mü?" Rhenatus bu tepkiye hak veriyordu. Saraydan hiç çıkmamış bu kızın, bir ölüyü kendi gözleriyle gördüğünü düşününce bu kadar şaşırması doğaldı.

Rhenatus bir şey söylemeden Elara'yı kendine çekti ve ona sarıldı. Genç kız, Rhenatus'un kolları arasında kaybolurken Rhenatus onu daha da sıkı sardı. Sanki bıraktığı an kaybolup gidecekti.

Elara'nın titremesi, Rhenatus'un göğsünde yavaş yavaş dinerken, odadaki kan kokusu ve ölümün ağırlığı üzerlerine çökmüştü. Elara, başını Rhenatus'un omzuna gömdü; hıçkırıkları sessizdi ama vücudundaki sarsıntı her şeyi anlatıyordu.

Rhenatus, çenesini Elara'nın saçlarına yasladı. Az önce masaya savurduğu öfke, yerini derin bir çaresizliğe ve koruma içgüdüsüne bırakmıştı. "Geçti," diye fısıldadı Rhenatus, sesi fırtınanın içindeki o durgun ana benziyordu.

"Güçlü olmak zorunda değilsin. Sadece nefes al."

"Teşekkür ederim Rhenatus. Çok teşekkür ederim..."

Rhenatus, Elara'dan ayrılacak gibi olduğunda Elara biraz daha yapıştı Rhenatus'a. Rhenatus bunu fark edince yarım yamalak gülümsedi. Tüm bu felaket silsilesinin ortasında filizlenen duygular onu rahatsız etmekten çok huzur veriyordu.

Aniden kamaraya giren Amiral North, gördüğü manzara karşısında bir an duraksadı. Yerde yatan Volt, kanlar içindeki kılıçlar ve birbirine sığınmış iki genç ruh...

"Volt! Öldü mü!?" Dedi şok içinde. Ardından öfkeyle masaya yaslandı. "İşte bu çok kötü oldu."

Amiral, derin bir nefes alarak Volt'un üzerine bir örtü örttü; sanki bu dehşeti örtmek gerçeği değiştirecekmiş gibi.
"Rhenatus," dedi daha sonra amiral alçak bir sesle. "Tayfa dışarıda bekliyor. Buzul Mezarlığı'na giden akıntı hızlanıyor. Yas tutacak ya da şokta kalacak zamanımız yok. Volt ölmeden önce bize bir kapı açtı; şimdi o kapıdan nelerin geçeceğini bilmiyoruz."

Rhenatus, Elara'yı yavaşça kendinden uzaklaştırdı ama elleri hâlâ kızın omuzlarındaydı. Elara'nın solgun yüzüne baktı, gözaltları morarmıştı. "Şimdi bana bak," dedi Rhenatus kararlı bir sesle. "Babanın odasındaki o işareti hatırlıyorsun, Buzul Mezarlığı'nın koordinatlarını biliyorsun. Bu gemideki herkesin hayatı şu an senin zihnindeki o haritaya bağlı. Peşimizdeki kişinin bizi bitirmesine izin verecek misin?"

Elara yutkundu. Gözlerindeki dehşet bulutu yavaşça dağıldı ve yerini o tanıdık, inatçı parıltıya bıraktı. Elinin tersiyle yanağındaki yaşı sildi. "Hayır," dedi sesi hâlâ titrese de. "İzin vermeyeceğim."

Rhenatus hafifçe gülümsedi. "Güzel. Şimdi yukarı çık ve dümende Varkas'a yolu göster."

Kamaradan çıktıklarında, tayfa güvertede toplanmıştı. Sern, elindeki sargı bezini Volt'un cesedi için hazırlarken tam ağzını açacaktı ki Rhenatus'un yüzündeki ifadeyi görünce sustu. Kimse soru sormadı. Volt'un cansız bedeni, Rhenatus ve Amiral North'un gözetiminde, denizin karanlık sularına bırakıldı. Suya düştüğü an çıkan ses, fırtınanın uğultusuna karışıp gitti.

"İş başına beyler!" diye bağırdı Rhenatus, dümene doğru yürürken. "Kuzey bizi bekliyor. Buzullar arasına giriyoruz!"

Fırtına'nın Gözü, moraran ufka ve arkasındaki lanetli anılara sırtını dönerek, kristal kadar keskin ve soğuk bir denize doğru süzüldü. Artık sadece bir kaçış değil, bir av başlıyordu. Ve avcı, sislerin içinde saklanan o meşhur kayıp madalyonun ta kendisiydi.

Valeria İmparatorluğu'nun kalbinde, Ak mermerlerle döşeli taht odası hiç bu kadar soğuk olmamıştı. Dışarıdaki fırtınanın gürültüsü kalın duvarları aşamıyordu ama içerideki sessizlik, fırtınadan daha tekinsizdi.

İmparator, devasa pencerenin önünde durmuş, karanlık denize bakıyordu. Arkasından gelen zırh sesleri, bir habercinin yaklaştığının işaretiydi.

"Konuş," dedi İmparator, arkasını dönmeden. Sesi oldukça otoriterdi.
Haberci diz çöktü, sesi titriyordu. "Efendim... Fırtına Hattı'ndan dönen devriye gemilerimizden rapor geldi. Amiral Volt'un ana gemisi de dahil, filonun tamamı... yok edilmiş."

İmparator yavaşça arkasını döndü. Gözlerindeki ifade bir öfkeden ziyade, derin bir kaygıya dönüştü. "Yok mu edildi? Korsanlar tarafından mı?"

"Hayır efendim, bu iş korsanları da aşar. Gemiler batmamış, adeta parçalanmışlar. Kurtulan birkaç asker ise... akıllarını yitirmiş durumda. Söylediklerine göre Amiral Volt, fırtınanın ortasında aniden ortadan kaybolmuş. Kimse nereye gittiğini görmemiş."

Haberci yutkundu ve asıl korkunç haberi sona sakladı. "Efendim, kıyıya vuran cesetlerin hepsinde bir ortak nokta var. Sağ bileklerinin iç kısmında... bir iz."
İmparator'un beti benzi bir anda attı. Masaya tutunarak dengesini sağladı. "Nasıl bir iz?"

"İç içe geçmiş iki üçgen, efendim. Ortasından geçen yan bir çizgiyle."
Taht odasında sanki zaman durdu. İmparator'un parmakları mermer masanın kenarını sıktı.

Yıllardır uykuda olduğunu sandığı kadim bir dehşet, şimdi kendi ordusunun cesetleri üzerinde yükseliyordu. "Bizi bulacak..."

"Majesteleri?" dedi haberci anlamayarak. "Prensesi aramaya devam etmeleri için yeni filoları yola çıkarıyor muyuz?"

İmparator başını kaldırdı. Gözlerinde daha önce kimsenin görmediği bir teslimiyet ve korku vardı. "Hayır," dedi kesin bir dille. "Tüm arama çalışmalarını derhal durdurun. Hiçbir gemi aramalara çıkmayacak."

Haberci şok içindeydi. "Ama efendim, Prenses Elara hâlâ tehlikede olabilir..."

"Elara'nın kaderi artık bizim elimizde değil!" diye kükredi İmparator. "O artık Tanrıların vicdanına kaldı. Ve eğer o geri döndüyse, Elara'yı aramak sadece ölümü krallığımıza davet etmektir."

İmparator elini titreyerek göğsüne götürdü. "Prenses öldü deyin. Gemideki herkesin öldüğünü ilan edin. Valeria artık o suları tanımıyor."

Haberci odadan hızla çıkarken, İmparator duvarda asılı olan devasa haritaya baktı. Eliyle Buzul Mezarlığı yazan bölgeyi kapattı. "Son... Yaklaşıyor. Tanrılar seninle olsun Elara."