11. bölüm · AY SAYESİ

11 "Av"

Eylem D

Tekne, Valeria kıyılarına yaklaştıkça denizin rengi değişmişti sanki. Açık mavi yerini kirli, bulanık bir tona bırakmıştı. Elara bunun farkına varınca istemsizce yutkundu. Bu sular çocukluğundan beri ona ait olmalıydı ama sanki şimdi… yabancıydı.

Üzerinde kaba keten bir elbise vardı. Kumaş tuzdan sertleşmiş, balık yağıyla lekelenmişti. Saçları başörtüsünün altına gizlenmişti; kısa kesildiği için birkaç tutam dışarı fırlamıştı. Bu haliyle bile oldukça güzel görünüyordu.

Korku ve cesaret arasında gidip gelen kahverengi gözlerini Rhenatus'a dikti. Omuzlarını düşürmüş, sırtını kamburlaştırmıştı. O meşhur dik duruşundan eser yoktu. Oldukça düşünceli görünüyordu.

"Limana yaklaşıyoruz," diye mırıldandı Varkas.

Sern ağları elden geçiriyordu. "Muhafız sayısı fazla."

Elara, Valeria kıyılarını gördüğü an boğazı düğümlendi. Bu liman çocukluğunda uzaktan izlediği, asla ayak basmasına izin verilmeyen bir yerdi.

Tekne, kontrol noktasına yanaştığında bağırışlar başladı. "Sen, yanaş!"

İki muhafız tekneyi işaret ediyordu. Arkalarında üçüncü bir adam vardı; diğerlerinden farklıydı. Üniforması daha temizdi. Bakışları daha dikkatliydi.

Sern küreği bıraktı, yerinde kıpırdandı. "Balıkçı teknesiyiz," dedi boğuk bir sesle. "Kuzeyden geliyoruz."

Adam yaklaşırken Elara nefesini tuttu.
Gözler her şeyi ele verirdi. O yüzden başını eğdi. Ellerini dizlerinin üstünde kenetledi. Tırnaklarının avucuna battığını hissetti. "Belgeler," dedi adam.

Varkas eski, yağ lekeli bir tomar uzattı. Adam hızlıca göz gezdirdi ama sonra durdu. Kaşları hafifçe çatıldı. "Bu mühür eski," dedi. "Kimin teknesi bu?"

Rhenatus hiç duraksamadı. "Babamın. Geçen kış öldü. Tekne bana kaldı."

"Adın?"

Bir anlık sessizlik oldu, çok kısa. Ama Elara’nın kalbi o boşlukta deli gibi çarptı.

"Rhen," dedi Rhenatus. "Rhen Valet."

Adam Rhenatus'a daha dikkatli baktı.
Yüzünü ve sesini tanımaya çalışır gibiydi. Elara o an fark etti; adamın bakışı Rhenatus'a değil, ellerine kaymıştı.

Ve Rhenatus’un elleri kesinlikle bir balıkçı elleri değildi. Çok düzgündü. Çok sağlamdı.

"Ellerin…" dedi teğmen yavaşça. "Ağ atan biri için fazla temiz."

Thane hemen atladı. "Ben atıyorum ağları," dedi ve sonra sinirli bir tonla söylendi. "O kürek çeker."

Teğmen hızla tekneye bindi. O an ayakkabısı balık kanına bastı. İğrenerek yüzünü buruşturdu ama geri çekilmedi.

"Yükü açın."

Sern ağları çekti. Balıklar güverteye döküldü. Koku fazlasıyla ağırdı.

Teğmen eğildi, balıkları inceledi. Sonra aniden Elara'ya döndü. "Sen kimsin?"

Elara başını de biraz daha eğdi ve sesini olduğundan daha kalın çıkarmaya çalıştı. "Ben... Şey... Onun yani Rhen'in..." Elara gerginlikten konuşamıyordu bile. Bu onun için gayet normaldi aslında. Hayatında kaç kez bir askeri kandırmaya çalıştı ki?

"Karım." Diye atladı Rhenatus. Teğmen dudaklarını büzdü. "Anlıyorum."

"Valeria karışık," dedi bu kez. "Yanlış zamanda geldiniz." Alvis minik bir tebessüm etti. "Bir haftadır denizdeyiz. Karım ve çocuklarımı çok özledim."

O an Sern yere eğildi, ağlardan birini sertçe çekti. Bir balık fırlayıp teğmenin botuna çarptı. Üzerine kan sıçradı.

"Lanet olsun!" diye bağırdı teğmen.

"Özür dileriz!" dedi Sern telaşla. "Ağ yırtık, yenisini alacak paramız yok."

Teğmen öfkeyle botunu silerken arkasındaki askerlerden biri öne çıktı.
"Efendim, bu tekne için ihbar yok. Batıdan gelenler arasında da görünmüyorlar."

Teğmen dişlerini sıktı. Rhenatus'un tanıdık yüzü onu rahatsız edip duruyordu. Tekrar Rhenatus’a döndü.
"Yüzün tanıdık," dedi. "Seni bir yerden tanıyorum."

Rhenatus omuzlarını biraz daha düşürdü. Sesini çatallaştırdı. "Balık satarım," dedi. "Belki pazarda görmüşsündür."

Teğmen susup yüzüne baktı. Uzun, çok uzun bir an geçti. Sonra aniden bağırdı. "Şu tekneyi arayın!"

İki asker tekneye atladı. Çuvallar açıldı, sepetler devrildi. Elara nefesini tutmuştu. Belindeki kumaş parçasının altında gizlenen bıçağın ağırlığını hissediyordu. Pek belli olmasa da titriyordu.

Bir asker Elara’nın yanından geçerken ayağı ağa takıldı. Dengesini kaybedip sendeledi. Elara refleksle kolunu uzattı, askeri tuttu. Ve o anda asker Elara’nın bileğine baktı. "Kollarınız çok güçlü."

Elara'nın artık bir şeyler yapması gerekiyordu. Hemen göğsünü kabarttı ve gülümsemeye çalıştı. "Bu eller üç bebek büyüttü." Bunu söylerken kalbi kulaklarında atıyordu.

Teğmen bir an gülümsedi. Çok kısa bir gülümseme. "Geçin," dedi.

Herkes rahat birer nefes alırken tekneleri ağır ağır rıhtıma yaklaştı. "Az kalsın ölüyorduk." Diye fısıldadı Alvis.

"Bizi karın ve çocuklarınla ne zaman tanıştıracaksın?" Varkas, Alvis'e yöneldi. Alvis yüzünü buluşturdu. "Kapa çeneni."

Rhenatus birden kendini Elara'nın yanında buldu. Dudağının kenarını havaya kaldırdı. "İyi iş çıkardın."

Elara da Rhenatus'a bakıp gülümsedi. "Teşekkürler Kaptan."

Tekne rıhtıma bağlandığında Elara, dizlerinin titrediğini ancak ayakları karaya bastığında fark etti. Güverte boyunca biriken balık suyu botlarından akıp taşların arasına doldu. Liman kalabalıktı; bağırışlar, zincir sesleri, küfürler, martı çığlıkları… Hepsi birbirine karışıyordu.

Tayfa başlarını eğip yük taşır gibi davranarak tekneden indi. Thane sırtına boş bir sepet aldı, Varkas ağları omzuna attı. Sern limana özgü o yorgun, umursamaz yürüyüşü birebir taklit ediyordu.

Elara tam rahatladığını sanmıştı ki arkasından çok korktuğu o sesi duydu. "Sen."

Elara'nın omuzları anında gerildi. Az önceki teğmendi. "Başörtünü aç."

Zaman o an yavaşladı. Elara, Rhenatus’un nefesinin değiştiğini hissetti. Tayfanın yüzü buz kesti. Elara'nın zihni tek bir noktaya kilitlendi: Kaçarsam ölürler. Kalırsam… belki ben ölürüm.

Elara yavaşça döndü. Başını biraz kaldırarak konuştu. "Efendim?"

"Duymadın mı?" Teğmen iki adım yaklaştı. "Yüzünü görmek istiyorum."

Etraflarında birkaç asker daha durmuştu. Limandaki siviller merakla bakıyor ama kimse karışmıyordu.

Rhenatus öne doğru bir adım attı. "Bağışlayın ama..."

"Sen karışma," diye kesti teğmen. "Az önce yeterince konuştun." Elara sabırla derin bir nefes aldı. Kendini sakinleştirip gözlerini cesurca teğmene dikti. Elleri başörtüsünün kenarına gitti. Parmakları kumaşın arasında titredi. Ve yavaşça başörtüsünü açtı.

Kısa, düzensiz kesilmiş siyah saçları rüzgârda hafifçe dalgalandı. Teğmen ona dikkatle baktı. Uzun uzun.

Elara bakışlarını kaçırmadı. Korkarsan yakalanırsın, dedi kendi kendine. Korkma Elara.

"Saçın kısa," dedi teğmen sonunda. "Evet, kestim." dedi Elara. Sesini kısık tuttu. "Bitlenmişti."

"Sıradan bir balıkçıya göre fazla özgüvenli görünüyorsun."

"Üç çocuğu aç bırakmamayı öğrenince duruşun değişiyor," dedi. "Sen dik durmazsan onlar ezilirler."

Bir anlık sessizlik oldu. Daha sınra teğmen arkasını dönüp ilerlemeye başladı. Kimse teşekkür etmedi. Kimse arkasına bakmadı. Tayfa hızla kalabalığın içine karıştı.

Bir köşeyi döndüklerinde Elara'nın dizleri sonunda pes etti. Thane hemen onu kolundan tuttu.

"İyisin," dedi dişlerinin arasından. "Şimdi pes edemezsin." Dar bir ara sokağa girdiler. Limanın gürültüsü arkalarında kaldı ama gerilimi hâlâ fazlasıyla hissediyorlardı.

Sern düşünceli bir biçimde konuştu. "Bizi saldı ama… anlamayamıyorum. Yanlış giden bir şeyler var."

Rhenatus'un sesi istemeden de olsa kısıldı. "Plan değişti."

Elara yutkundu. "Nasıl yani?"

"Valeria bizi içeri aldı," dedi Rhenatus. "Çünkü… artık burada avcı değiliz."

Kısa bir duraksama oldu. Rhenatus sıkıntılı bir iç çekti. "Av biziz."