5. bölüm · Ay ışığında ikimiz (GXG)

Bölüm 5- Seçim

Sara ....

Bodrum kapısını açmadım. Nora’nın içeride olduğunu biliyordum ama şu an konuşmak, paylaşmak… dikkatsizce olabilirdi. Ay hâlâ tepedeydi ve büyü dinlemeyi severdi.
Kehanet tomarlarını tekrar masaya taşıdım. Bir tanesi vardı; diğerlerinden daha eski, daha az okunmuş. Kenarları yanmıştı. Sanki biri onu bilinçli olarak eksik bırakmıştı.
Ay ışığı tam üstüne düştü.

Parşömenin daha önce boş sandığım kısmında çizgiler belirdi. Mürekkeple yazılmamıştı; ayla yazılmıştı. Nefesimi tuttum. Bu tür kehanetler yalnızca iki koşulda açılırdı:

— Ay aktifken
— Metnin işaret ettiği güç, yakındayken
Satırlar yavaşça netleşti.

“İki güç karşılaştığında denge bozulmaz.
Ama saklanırsa… ay onları ayırır.”

Kaşlarım çatıldı.
Devamını okumaya cesaret ettim.

“Büyü görünür kalırsa, savaşçı silinir.
Savaşçı görünür kalırsa, büyü bedel öder.”

Kalbim hızlandı.
Bu bir fedakârlık kehanetiydi.
Ama kimin için yazıldığı açık değildi.
Son satır, diğerlerinden daha soluktu. Neredeyse silinmişti.

“Seçim yapılmazsa,ay kendisi seçer."

Parşömeni yavaşça kapattım. Ellerim titriyordu ama bu korkudan değildi. Bu… ağırlıktı. Yıllardır kehanet okumuştum ama ilk kez biri beni doğrudan ilgilendiriyordu.

Bodrumdan hafif bir hareket hissettim. Nora uyanıktı. Belki de hiç uyumamıştı.
Ona bunu anlatamazdım.
Henüz.
Çünkü bu bilgi, bir uyarıdan fazlasıydı. Bu bir geri sayımdı. Ve ay, sabırlı değildi.

Pencereye yürüdüm. Ay ışığı artık soğuktu. Gölde yansıması keskinleşmişti. Bu, değişimin işaretiydi. Savaş bitmemişti. Sadece şekil değiştirmişti.
İçimden sessizce şunu geçirdim:

Eğer saklanmak bir bedel gerektiriyorsa…
Bu bedeli kimin ödeyeceğine ben karar vermeyecektim.
Ama ay…

Ay çoktan karar vermeye başlamıştı.

Ay ışığı pencereye vurduğunda geri çekilmedim. Bu bir çağrı değildi; çoktan içindeydim. Odaya yayılan ışık ağırlaştı, hava soğudu. Duvarlar silikleşti. Ev değilmişim gibi hissettim, sanki ayın içindeydim.
Gözlerimi kapattım.

Ve ay… konuşmadı.
Ay gösterdi.

Göl yeniden şekillendi. Ama bu kez yalnız değildim. Kendimi iki gölge arasında gördüm. Biri tanıdıktı—benimki. Diğeri daha sert, daha köşeliydi. Ay ışığı ona dokunduğunda gölge netleşti: bir savaşçı silueti.
Ay yükseldi. Göl çatladı.

Bir ses yoktu ama anlam vardı:

— “Saklanan, korunur sanır.”
— “Ama ay, saklanana bakmaz.”

Nefesim kesildi.
Bir anlığına savaşçı gölgesi silinmek üzereydi. Ay ışığı ondan çekiliyordu. Elimi uzattım ama dokunamadım.
O anda ay geri çekildi.

Gözlerimi açtığımda oda geri gelmişti. Dizlerimin bağı çözülmüş, masaya tutunmuştum. Ay hâlâ gökyüzündeydi ama artık bana bakmıyordu.

Çünkü bakması gereken yer değişmişti.
Aynı anda, bodrumda—

Nora uykusuzdu. Duvara yaslanmış, gözleri karanlığa alışmıştı. Aniden içinden bir şey koptu. Fiziksel bir acı değildi bu. Daha çok… yön kaybı gibiydi.
Elini göğsüne götürdü.

Kalbi hızlanmıştı.

“Burada olmamam gerekiyor,” diye mırıldandı kendi kendine.

Ama nedenini bilmiyordu.
Savaş içgüdüsü değildi bu. Tehlike sezgisi de. Bu, farklıydı. Sanki biri onu görmüyordu artık. Görülmeyen bir yerde kalmak… savaşçılar için ölüm demekti.
Aya baktı. Bodrum penceresinden görünen soluk ışık gözlerini rahatsız etti.

Ay ona dokunmuyordu.
Bu düşünce nedensiz bir huzursuzluk yarattı.

“Bir şey yanlış,” dedi sessizce.

Ayağa kalktı. Yaraları sızladı ama aldırmadı. İlk kez saklanmanın güven vermediğini hissetti. Saklanmak… beklemek demekti. Ve beklemek, kontrolü kaybetmekti.
Yukarıda Violet’in varlığını hissetti. Onun büyüsünü değil—yükünü.

Nora kapıya yaklaştı ama açmadı. Henüz.
Sadece şunu anladı:

Kehanet varsa…

O kehanet Violet’in omuzlarında tek başına durmamalıydı.
Ve ay, ikisini aynı anda korumuyorsa…

Birinin görünür olması gerekecekti.

.
.

Bodrum kapısı usulca açıldığında irkildim. Ay ışığı arkamdan içeri süzülürken Nora merdivenlerin başında duruyordu. Yüzü solgundu ama bakışları kararlıydı. Saklanan biri gibi değil… karar vermiş biri gibi duruyordu.

“Burada kalamam,” dedi.

Ses tonu ne sertti ne de öfkeli. Bu, bir savaşçının verdiği net bir karardı.

“Yaraların—” diye başladım.

“İyileşiyorlar,” diye kesti sözümü. “Ama burada durdukça başka bir şey zayıflıyor.”

Ona baktım. Kehaneti düşündüm. Ayın çekilen ışığını. Gölgedeki silueti.

“Görünür olursan fark edilirsin,” dedim sakin kalmaya
çalışarak. “Ve fark edilmek… bu bölgede iyi bir şey değil.”

Merdivenden indi. Aramızdaki mesafe kapandı. Gücü, sessizce alanı doldurdu.

“Beni saklayarak koruduğunu sanıyorsun,” dedi. “Ama ay beni burada tutmuyor.”

Kalbim sıkıştı. Onu durdurmak istiyordum. Ama zincirlemek gibi değil. Kaybetmekten korkar gibi.

“Bu bir süreliğine,” dedim. “Savaşın artçıları geçene kadar.”

Bakışları yüzümde gezindi. İlk kez bana değil… arkamdaki yüke bakıyormuş gibiydi.

“Violet,” dedi alçak sesle, “bir şey biliyorsun.”

Cevap vermedim.

Bir adım daha attı. “Saklanmamla ilgili bir şey.”

Ellerimi yumruk yaptığımı fark ettim. Büyüyü bastırdım. Ay’ı bastırdım. Ama içimdeki korku… sessiz değildi.

“Seni tehlikeye atmak istemiyorum,” dedim sonunda. “Bu kadar.”

“Ben zaten tehlikeyim,” diye karşılık verdi. “Ve bu benim seçimim.”

Başımı kaldırdım. “Hayır,” dedim. “Bu sefer değil.”

Sessizlik çöktü. Gergin, keskin bir sessizlik. Nora geri çekilmedi ama daha fazla da yaklaşmadı.

“Beni bir gün burada bulamayacaklarını düşünüyorsan,”

dedi yavaşça, “yanılıyorsun. Saklanan herkes bulunur.”

Bunu söylerken tehdit yoktu. Gerçek vardı.
Ben ise şunu biliyordum:
Eğer görünür olursa… ay onu seçebilirdi.
Ve bu seçim… geri alınamazdı.

“Biraz daha kal,” dedim. Bu bir emir değildi. Rica da değildi. Bu… korkuydu.

Nora bakışlarını ay ışığına çevirdi. Uzun bir süre konuşmadı. Sonra başını salladı.

“Şimdilik,” dedi. “Ama bu saklanma sonsuza kadar sürmez.”

Bunu kabul etmek zorundaydım.
Çünkü ay, zaten geri sayıyordu.

-°☆°☆°☆°☆°☆°☆°☆°☆°-

Günler geçti.
Belki haftalar.

Zamanı saymadık. Saymak, beklemek demekti. Beklemek ise savaşçıların sevmediği bir şeydi.
Nora saklandı. Violet’in istediği gibi. Gündüzleri bodrumda kaldı, geceleri yalnızca ay bulutların ardına saklandığında yukarı çıktı. Yaraları kapandı; izleri kaldı. Gücü geri geldi ama kullanılmadan durdukça keskinleşti. Bu, tehlikeli bir hâldi.

Aralarında konuşmalar oldu. Kısa, gerekli, kontrollü.
Ne fazla soru sordular ne de gereksiz açıklamalar yaptılar.
Violet büyüsünü daha dikkatli kullanmaya başladı. Ay’a eskisi kadar uzun bakmıyordu. Kehanet tomarları kapalı duruyordu. Bilgiyi taşıyor ama paylaşmıyordu. Nora bunu hissediyordu.

Saklanmak bir süre sonra sessiz bir anlaşmaya dönüştü.
Ama kabullenmeye değil.
Bir gece, ay bulutların arasından çıktığında her şey değişti.
Nora bodrumda uyanıktı. Uykusu hafifti; savaşçı uykusu. Gözleri kapalıydı ama zihni tetikteydi. O an… bir şey oldu.
Ay ışığı bodrum penceresinden içeri süzülmedi.
Sızdı.

Duvarlardaki eski semboller kıpırdadı. Nora nefesini tuttu. Bu büyü değildi. Ona dokunmuyordu ama… onu ayırt ediyordu.

Göğsünde tanıdık bir ağırlık hissetti. Savaş öncesi anlar gibiydi bu. Ama bu kez düşman yoktu.

Aya baktı.
Ay ona bakmıyordu.

Ama ondan kaçınmıyordu da.

Bir anlığına, ay ışığı zeminde bir şekil oluşturdu. Tam net değildi. Yarım bir çember. Kırık bir çizgi. Sanki tamamlanmamış bir işaret.

Nora’nın kalbi hızlandı.

“Bu bir uyarı,” diye fısıldadı kendi kendine.

Ama neyin uyarısı olduğunu bilmiyordu.

Ayağa kalktı. Yaraları sızlamadı. Bu onu daha da huzursuz etti. Gücü tamdı. Ve saklanmak… artık anlamsız geliyordu.
Yukarıdan hafif bir hareket hissetti. Violet uyanıktı. Nora onun büyüsünü değil, endişesini sezdi. Ay Violet’i zorluyordu ama… onu çağırmıyordu.

Bu çağrı Nora’yaydı.

Kapıya yaklaştı. Bu kez durmadı. Açtı.
Merdivenleri sessizce çıktı. Violet masanın başındaydı. Başını kaldırdığında Nora’yı gördü ve yüzündeki ifade bir anlığına dağıldı.

“Bir şey oldu,” dedi Violet hemen.

Nora başını salladı. “Ay.”

Tek kelime yetti.

Violet’in yüzü gerildi. “Ne yaptı?”

“Henüz hiçbir şey,” dedi Nora. “Ama beni görmezden gelmiyor.”

Sessizlik çöktü. Bu sessizlik, saklanmanın sonuna benziyordu.

Nora bir adım attı. “Ne sakladığını bilmiyorum,” dedi. “Ama ay beni seçmeye başladıysa… bunu birlikte karşılamalıyız.”

Violet gözlerini kapattı. Kısa bir an. Sonra açtı.
Henüz gerçeği söylemedi.

Ama artık kaçamayacağını biliyordu.

Ay, beklemeyi sevmezdi.
Ve seçtiği şeyleri… yarım bırakmazdı.