11. bölüm · Ay ışığında ikimiz (GXG)

Bölüm 11- Güven

Sara ....

Yol boyunca sessizlik uzadı ama rahatsız edici değildi.
Güneş ağaçların arasından süzülüyor, toprağı ısıtıyordu. Ay yoktu, gölgeler sert değildi. Dünya… şimdilik sakindi.
Nora hâlâ yanımdaydı. Elimi bırakmamıştı ama artık tutuşu daha gevşekti. Alışılmış gibiydi.
Bir süre sonra konuştu.

“Kasabayı sevmem,” dedi. “Çok ses var. Çok göz.”

Başımı salladım. “Ben de,” dedim. “Ama bazen… mecbur kalıyoruz.”

Bir süre daha yürüdük. Sonra ben sordum: “Oraya dönmek senin için zor mu?”

Adımları bir an yavaşladı.

“Zor,” dedi. “Ama korkutucu değil. Korkutucu olan… alıştığını sandığın şeylerin seni bir anda yabancı gibi hissettirmesi.”

Bu sözler içimde bir yere dokundu.

“Elimden geldiğince sıradan olmaya çalışıyorum,” dedim. “Ama bazen… olmuyor.”

Nora başını bana çevirdi. “Sıradan olmak zorunda değilsin,” dedi.

Sesindeki ton yumuşaktı, ama net.
Yürümeye devam ettik.
Bir süre sonra, farkında olmadan, omuzlarımız birbirine değdi. Geri çekilmedik.

“Buraya geldiğinden beri,” dedi, “daha dikkatliyim. Sadece kendim için değil.”

Kalbim hızlandı.
Ama cevap vermedim. Çünkü bu cümle… cevap istemiyordu.

Yol hafifçe aşağı eğildi. Evin bulunduğu patika artık çok uzakta değildi.
Güneş hâlâ tepemizdeydi.

Ve ben düşündüm:
Bazen güven, büyük sözlerle değil…
böyle sade cümlelerle kuruluyordu.

Sepeti kontrol ettim. Bitkiler, cam şişeler, birkaç kumaş parçası…

Hepsi yerindeydi. Sadece eksik olan bir şey vardı.

“Para kalmadı,” dedim sonunda. Sesi gereksiz yere yumuşatmadım...

Nora hemen cevap vermedi. Yürümeye devam etti, sonra yavaşladı. “Biliyorum,” dedi. “Fark ettim.”

Başımı ona çevirdim. “Sorun mu?”

“Hayır.”

Kısa bir duraksamadan sonra ekledi: “Ama bundan sonra dikkatli olmamız gerek.”

Sepetin askısını omzuma biraz daha yerleştirdim.

“Bitkilerim bir süre yeter,” dedim. “Ama sürekli kasabaya inemeyiz.”

Nora’nın çenesi gerildi. Düşünüyordu, belli oluyordu. “Ben çalışırım,” dedi sonunda. “Kasabanın dışında. Göz önünde değil.”

İtiraz etmek istedim ama kelimeler ağzımdan çıkmadı.

“Riskli,” dedim sadece.

“O zaman senin kadar değil,” dedi ve bana baktı.

Bakışında kararlılık vardı ama… aynı zamanda bana danışan bir taraf da.

Bir süre sessiz yürüdük. Sonra daha alçak bir sesle ekledi:

“Bu durumu birlikte taşırız, Violet. Biri diğerini sürüklemez.”

O an, içimdeki gerginlik biraz çözüldü. “Tamam,” dedim.

“Ama ben de boş durmam.”

Yol devam ediyordu.
Para bitmişti ama planlar bitmemişti.

Eve vardığımızda kapıyı tamamen kapattığımda dış dünyanın gürültüsü kesildi.

Sepeti masanın üzerine bıraktım, içindekileri tek tek çıkarmaya başladım. Bitkiler hâlâ tazeydi. Bu iyiydi.

“Bir süre idare edebiliriz,” dedim kendi kendime ama Nora da duysun diye.

O, duvara yaslanmış beni izliyordu. “Nasıl?” diye sordu.

Cam şişeleri ışığa doğru kaldırdım. “Karışımlar yaparım,”

dedim. “İksirler. Şifa, ateş düşürücü, güç toparlayıcı… Büyü kullanmadan da hazırlanabilenlerden.”

Nora kaşlarını hafifçe kaldırdı. “Kasabada satar mısın?”

“Tezgâh açarım,” dedim. “Gezici şifacı gibi. Kimse sorgulamaz.”

Bir an duraksadım. “Sorgulasa bile… sonuçları işe yaradığı sürece çok soru sorulmaz.”

Bitkileri ayırırken konuşmaya devam ettim: “Bu karışımlar pahalı olmaz ama düzenli satılır. İnsanlar savaş sonrası hep bir şeylere tutunmak ister.”

Nora’nın sesi bu kez daha yumuşaktı. “Yani… buradan para kazanabiliriz.”

Başımı salladım. “Evet. Sessizce. Dikkat çekmeden.”

Bir süre konuşmadık. Sadece evin içindeki küçük sesler vardı. Camın birbirine değmesi, yaprakların hışırtısı…
Sonra Nora yaklaşıp masanın kenarına oturdu.

“Bu işi biliyorsun,” dedi. “Belli.”

Göz göze geldik. “Hayatta kalmayı,” dedim. “Bir şekilde öğreniyorsun.”

~~~~~~~☆☆☆☆☆☆~~~~~~~

Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte kasabaya geldik.

Kalabalık yine uyanıyordu; tezgahlar kuruluyor, insanlar aceleyle alışveriş yapıyordu. Ama bu kez… farklıydı.
Sepeti yerleştirdim, bitkiler, cam şişeler ve karışımlar düzenli bir şekilde tezgaha dizildi.

Nora arkamda duruyordu, sessiz ama uyanıktı. Beni izliyor, gerektiğinde müdahale etmeye hazır bekliyordu.
İlk müşteriler geldiğinde, nefesimi tuttum.

Ama işler beklediğim gibi sakin ve normal ilerledi. İnsanlar şişelere, köklere ve yapraklara bakıyor, fiyatları soruyor, bazen küçük sohbetler ediyordu.

Bir süre sonra fark ettim ki… hayat, kısa da olsa normalleşmişti.

Nora birkaç adım geride duruyordu, ama aramızdaki bağ hissediliyordu.

Bazen göz göze geliyorduk, bazen sessizce gülüyorduk. Her temas, el bile değmeden anlaşılırdı artık.
Ama gözümün ucuyla fark ettim: bir yabancı, tezgahın ötesinde, dikkatlice bizi izliyordu.

Tanımıyordum, ama gözleri… seçici ve meraklıydı.
Nora bunu fark etti ve gözlerimi kısarak bana hafifçe işaret verdi:

“Dikkat et” dedi sessizce.

Ben sadece başımı salladım.

Kalabalığın içinde, işler normaldi. Ama küçük bir gerilim hep oradaydı.

Ve o an anladım: hayat ne kadar normal görünse de, gözler her zaman bizi takip edebilirdi.
Tezgahın arkasında ayakta dururken, Nora’nın varlığı ve sessiz güveni bana yetiyordu.

Bu gün… ilk kez, hem çalışıyor hem de güvendeydik.
Ve bu… küçük bir zaferdi.

Yabancı biraz uzaklaşınca nefesim hafifledi.
Kalabalık hâlâ vardı ama gözlerimiz üzerimizde değildi.
Nora birkaç adım geride duruyor, sessizce bekliyordu. Ben de tezgâhın arkasına geçip müşterilerle ilgilenmeye başladım.

“Bu ne işe yarıyor?” dedi yaşlı bir kadın, elindeki küçük cam şişeye bakarken.

“Bu karışım ateşi düşürür,” dedim, sessiz ama net. “Gün içinde birkaç damla yeter.”

Kadın kaşlarını kaldırdı, meraklı bir bakış attı. “Gerçekten işe yarıyor mu?”

Gülümsedim, kendimden emin bir şekilde. “Her zaman,” dedim. “Ama düzenli kullanmak şart.”

Genç bir çocuk şişeleri incelerken yanlarına eğildim:

“Bu da küçük yaralar için,” dedim. “Evde kullanabilirsiniz, acil durumlar için.”

Çocuk başını salladı ve annesine baktı. Kadın birkaç bozukluk para çıkardı, şişeyi aldı ve teşekkür etti.
Bu sırada Nora, sessizce etrafı izliyordu.

Gözleri dikkatli ama rahatlamıştı. Yanımdan geçerken hafifçe omuzuma dokundu, küçük bir teyit gibiydi: “Güvendeyiz.”

Bir süre sonra başka bir müşteri geldi. Bu kez genç bir adam, elindeki kağıt torbayı gösterdi. “Bunu istiyorum ama biraz fazla para yok,” dedi.

Gözlerimi ona çevirdim. “Sorun değil,” dedim. “Dilersen taksitli alabilirsin. Önemli olan ihtiyaçlarını karşılamak.”

Adam gözleri büyüdü, hafifçe şaşırdı ama gülümsedi.

“Teşekkür ederim,” dedi.

Ve o an fark ettim:
Hayat, kısa süreli de olsa… normalleşebilirdi.
İnsanlar, günlük telaşlarıyla… küçük mutluluklarını ararken, biz de güvenli bir köşede olabiliyorduk.

Gün sonu eve vardığımızda masayı temizledim ve malzemeleri dizdim.

Cam şişeler, kurutulmuş kökler, yapraklar… Her şey yerli yerindeydi. Elimi bir karışıma uzattığımda hafif bir heyecan hissettim. Uzun zamandır kendi güçlerimi ve bilgimi kullanmamak… biraz özlemişti beni.
Nora masanın yanına yaklaştı, sessizce durdu.

“İzin verirsen yardım edebilirim,” dedi. Sesi sakin ama dikkatliydi.

Göz ucuyla baktım. “Tabii,” dedim. Ama elimden geldiğince doğal görünmeye çalıştım.

Onun varlığı, ellerinin yakınlığı… karışımı hazırlarken bile dikkatim dağılıyordu.

Küçük bir şişeyi doldururken Nora hafifçe eğildi ve elimden malzemeyi aldı.

Parmaklarımız birbirine değdi.

Ufak bir dokunuş, ama elektrik gibi hissettiriyordu.
Başımı ona çevirdim. Göz göze geldik.
Gülümsemesi yoktu, ama bakışı… sessiz bir anlayış, bir güven veriyordu.

“Bunu mı eklemeliyim?” dedi, şişeyi elime uzatırken.

“Evet,” dedim. “Ama dikkatli ol. Çok yoğun olur.”

Parmakları benimkilerle tekrar temas etti. Bu kez istemsiz bir gülümseme geldi yüzüme.

Sessizlik vardı, ama bu sessizlik… hem rahat hem de yoğun hisler taşıyordu.

Karışımı hazırladıktan sonra arkamdan hafifçe yaslandı, ellerimiz yine birbirine değdi.

Hiçbir söz yoktu. Sadece… birlikte olmanın, yan yana çalışmanın verdiği sıcaklık vardı.

.
.

Masamın başına oturdum ve eski kitapları karıştırmaya başladım.

Her biri farklı zamanlardan kalma, sararmış sayfalarla doluydu. Bitkiler, iksirler, büyüler… ama aralarında bazı sayfalar dikkatimi çekti.

Birinde aşk ve duygular üzerine yazılmıştı.

“Kalp ve ruh, bir araya geldiğinde… eşcinsel veya heteroseksüel fark etmez, aşkın özü aynı kalır. İki kadın, iki erkek ya da farklı biçimlerde birleşen ruhlar, birbirlerini tamamlayabilir. Doğanın, Ay’ın ve yıldızların enerjisi, gerçek duyguları destekler,” yazıyordu.

Bir süre durdum, satırları tekrar okudum.
Eski dil, biraz süslü ve karmaşık ama anlam açıktı: aşk… cinsiyete bakmaksızın, saf bir güçtü.
Nora yanımdan sessizce geçti ve göz ucuyla bana baktı.
Sayfaları kapatmamıştım. Onun varlığı, bu sözlerin ağırlığını farklı hissettirdi.

“Bunu mı okuyorsun?” dedi, hafifçe gülümseyerek.

Başımı kaldırdım ve ona baktım. “Evet,” dedim. “Aşkın… sınır tanımadığını yazıyor.”

Bir an sessizlik oldu.
Ama gözlerimiz birbirini buldu.
Sanki sayfalardaki kelimeler, yalnızca kitapta kalmamış, odayı da doldurmuştu.

“Neden bu ilgini çekti?” diye sordu.

“Çünkü… doğru,” dedim. “Gerçekten doğru.”

Kitaptaki satırları tekrar okurken fark ettim ki Nora sessizce yanımda durmuş, beni izliyordu.
Başımı kaldırdığımda göz göze geldik.
Bakışları… anlam doluydu.
Sanki sadece kitapları değil, içimdeki hisleri de görüyordu.

“Bunlar seni etkiliyor, değil mi?” dedi sessizce.

Sesi yumuşak, ama keskin bir farkındalık taşıyordu.
Başımı salladım hafifçe.

“Evet,” dedim. “Bazen… doğru kelimeleri bulmak zor. Ama bu… bunu hissetmek kolay.”

Nora adım attı, ellerini masanın kenarına dayadı ve hafifçe bana yaklaştı.

“Senin hissettiğini hissetmek…” dedi, gülümsemeden, ama gözleri güler gibi, “iyi bir şey.”

Bir süre sessizlik oldu. Sadece nefeslerimiz ve kitapların hafif hışırtısı vardı.

Sonra Nora elini yavaşça benim elime değdirdi.
Bu küçük temas, ellerimizi değdirdiği gibi hislerimizi de birbirine dokunduruyordu.

Kalbim hızlandı ama korku değildi.
Sadece… sıcaklık ve güven vardı.

“Bazen kelimeler yetmez,” dedi hafifçe.

“Ama bakışlar… yeter.”

Gözlerimiz tekrar buluştu.
O an fark ettim ki, sayfalardaki aşkın gücü sadece kitapta değil… aramızda da yankılanıyordu.

Ve sessiz, küçük bir anın içinde, birbirimize daha da yakın hissettik.

O an sessizlik çöktü aramıza.
Sadece nefeslerimiz ve eski kitapların hışırtısı vardı.
Ama sessizlik o kadar doluydu ki… içimizde bir şeyler yükseliyordu.

Kalbim hızlandı ama korku değildi. Sadece… sıcaklık ve güven vardı.

“Senin yanında olmak… iyi hissettiriyor,” dedim fısıltıyla,
gözlerimi kitaptan kaldırıp ona doğru çevirdiğimde.

O da bana baktı, gözleri yumuşak ve açık.

“Sana bakmak da,” dedi sessizce, “iyi hissettiriyor.”

Bir an için zaman durdu.
Nefeslerimiz birbirine karıştı, sessizlik yine ağır bastı ama bu kez korkutucu değildi.

İkimiz de bunu fark ettik; küçük bir bakış, hafif bir gülümseme, anlaşılmış bir an.
Ve o an, aramızda sessiz ama güçlü bir bağ oluştuğunu hissettim.

Kitapların sözleri, el teması ve gözlerimiz… hepsi birleşmiş, aramızda yeni bir köprü kurmuştu.