7. bölüm / 6
Ateşten Yalanlar6.BÖLÜM - ZİFİRİ TAHT
Bölümler 6Şu an: 6.BÖLÜM - ZİFİRİ TAHT
1 K OLDUKK 🙏🏻🥺 TEŞEKKÜR GÜNCELLEMESİİ ❤️🔥
bu hikayede benimle olduğunuz için, bu hikayeye şans verdiğiniz için sonsuz teşekkür ederim, daha nicelerine 💘
——
Tan, uçurumun kenarında dengesini kaybeden bir zavallı değil, o boşluğa düşmemek için karşıdakini aşağı itmeye hazır, zifiri karanlık bir tanrıçaydı
ZİFİRİ TAHT
~
Zihnimin etrafına ördüğüm o aşılmaz, sarsılmaz duvarlar sabahın ilk ışıklarıyla kızıla boyanırken, içimdeki karanlık deniz çoktan dalgalanmaya başlamıştı.
Uykunun o efsunlu, korunaklı koyuluğundan sıyrıldığımda, bedenimi saran o ağır ve mutlak tahakkümün farkına vardım.
Gözlerimi usulca araladım. Karşımda, yüzümü kendi geniş göğüs kafesine hapsetmiş, kollarını belime bir pranga misali dolamış Deniz vardı.
Teninden yükselen o odunsu, mayhoş şarap tortusu kokusu, ikimizin gece boyu birbirine karışmış terine bulanmış; baş döndürücü, tekinsiz bir rayihaya dönüşmüştü.
Onun kolları arasında olmak, dünyanın en tehlikeli uçurumunun kenarında gözleri kapalı yürümek gibiydi. Bir adım gerisi hiçlik, bir adım ilerisi felaketti; ama ben tam o eşikte, onun teninin sıcaklığında yaşam buluyordum.
Nefes alışverişleri saç diplerimde geziniyor, uykusunda bile beni kaybetmekten korkar gibi parmaklarını tenime amansızca bastırıyordu.
Usulca kımıldayıp parmak uçlarımı onun pürüzlü çenesinde gezdirmek istedim. Fakat ben daha elimi kaldırdığım an, Deniz’in o kömür karası gözleri aniden açıldı, hiçbir sersemlik yoktu o bakışlarda. Doğrudan gözlerimin en derin, en mahrem noktasına kilitlendi.
"Nereye?" diye fısıldadı. Sesi sabahın o boğuk, pürüzlü ve doğrudan emreden tonuyla doluydu. Bir soru değil, mutlak bir mülkiyet ilanıydı.
"Hiçbir yere," dedim, sesimi o uykulu ama tehlikeli tona ayarlayarak. Ellerimi onun geniş omuzlarına yerleştirdim, tırnaklarımı hafifçe tenine batırdım. "Sadece seni izliyordum. Beni bu kadar sıkı tutarken kaçabileceğimi mi sanıyorsun?"
Deniz’in dudaklarında belli belirsiz, karanlık bir tebessüm kıvrıldı. Beni tek bir hamlede sırtüstü çevirip üzerime yükseldiğinde, devasa cüssesiyle odadaki tüm oksijeni emmiş gibiydi. Başparmağını alt dudağıma bastırıp yüzümü kendine doğru kaldırdı.
"Kaçabileceğini sanmıyorum Tan," dedi fısıltıyla, nefesi dudaklarıma çarparken. "Kaçmana izin vermeyeceğimi biliyorum. Benim dünyama adım attın bir kere. Buradan çıkış yok."
Sözlerinin ardındaki o ağır sahiplenme duygusu ruhumu okşarken, kollarımı onun boynuna doladım.
O sabah, dudakları dudaklarımı esir aldığında, içimdeki o gri, acımasız kadının zafer çığlıklarını duyabiliyordum. O bana aitti. Ve ben, benim olanı korumak için gerekirse dünyayı yakmaktan bir saniye bile çekinmezdim.
Dün geceden sonra geceyi Deniz’le birlikte geçirmiştim. Onunla aynı sabaha uyanmak bile hayatımda yeni bir şeydi, fakat iş vardı gerçek hayat beklemezdi.
Denizi öpebildiğim kadar öpmüştüm, tekrar buraya dönebilecek olabilmenin huzuru ayrıydı. Deniz ise hiç yataktan ayrılmak istemese bile beni kendisi bırakmıştı iş yerime.
Öğlene doğru, şirket binasındaki odamda dosyalarla boğuşurken telefonumun ekranında beliren o numara, kurduğum bu kusursuz krallığın duvarlarında bir çatlak açtı.
Arayan numara kayıtsızdı. Açtığımda duyduğum o paslı, genizden gelen ses, aylar öncesinin kanlı hatıralarını odanın ortasına fırlatıverdi. Rıza. Yedi ay önce kaza yaptığım o uğursuz gecenin ardından, arabamı hurdahaş edip izini silmesi için servet ödediğim sanayideki kaportacı.
"Tan Hanım," dedi adam iğrenç bir sırıtışla. "Umarım rahatsız etmiyorumdur."
Kanım saniyeler içinde buz kesse de, sesimdeki o soğuk, asil tonu bir an bile bozmadım. "Ne istiyorsun Rıza? Seninle anlaşmamız aylar önce bitti."
"Öyle sanıyorduk ama bitmemiş," diye güldü. "Kendi kendime Dedim ki, ben yasal olmayan bir işe bulaştım, niye bu kadar ucuza gitsin bu iş? İki yüz bin lira daha ateşlemenin zamanı geldi Tan Hanım”
“Hiçbir kanıtın yok Rıza, araba yok oldu para da bitti”
“Ama plaka kalıntısı duruyor, kötü günlerim için sakladım” onun o pis sırtışı tekrardan kulaklarımda hissetmiştim.
Ne hissediyordum şu an korku muydu?
Hayır, hissettiğim şey korku değildi. Hissettiğim şey saf, karanlık bir öfkeydi. İçimdeki o yırtıcı kadın zincirlerinden boşandı.
"Bir saat sonra dükkanında olacağım," dedim fısıltıyla. "Bu son! tüm paramı sana verdim "Telefonu kapatıp çantamı aldığım gibi şirketten çıktım.
İş için saha araştırmasında olacağım yalanını söylerek, kendime zaman yaratmıştım. Olabildiğince hızlı bir şekilde binayı terk ettim.
Sanayinin o yağ, pas ve yanık lastik kokan köhne sokaklarına girdiğimde, topuklu ayakkabılarımın çıkardığı ses yankılanıyordu.
Rıza’nın dükkanından içeri adım attığımda, adam karşısında korkudan titreyen bir kadın görmeyi bekliyordu belli ki. Ama ben karşısına bir ölüm meleği gibi dikildim.
Bankadan çektiğim kalın zarfı, üzerinde makine yağı olan masaya fırlattım."Bir daha beni tehdit etme " dedim buz gibi bir sesle.
Rıza zarfı alıp açarken pis pis sırıttı. Çekmecesinden çıkardığı siyah poşeti masaya itti. "Sizin gibi bir şeyleri saklamaya çalışan kadınlarla iş yapmak ne güzel, paranın lafı bile olmuyor."
Masaya doğru eğildim, gözlerimi onun o açgözlü gözlerine diktim. Yüzümdeki ifade o kadar tehlikeli ve acımasızdı ki adamın sırıtışı yüzünde dondu.
"Bana iyi bak Rıza," dedim, sesim o dükkandaki metallerden bile daha soğuktu.
"Bu sana verdiğim son para. Eğer o pis ağzını bir daha benim adım için açarsan, eğer bir gün karşıma bir şantajla daha çıkarsan... Yemin ederim seni bu dükkandaki hurda arabaların içine canlı canlı presletirim. Senin o değersiz hayatını silmek, benim için şu an bu poşeti almaktan daha kolay. Anladın mı beni?"
Adam yutkundu, geri adım atarak başını salladı. Poşeti aldım, dükkandan çıktım ve o lanet olası parçayı bagajımın gizli bölmesine kilitledim. Nihan’ın kanının, o gecenin izlerinin olduğu o son kanıt artık ellerimdeydi.
Derin bir nefes aldım; her şeyi çözmüştüm.
Yenilmezdim..
🌅
Akşam saatlerinde evime döndüğümde, salonun ortasında yanan loş abajurun ışığında koltukta oturan bir silüetle karşılaştım.
Deniz.
Deniz Elinde bir kadeh viskiyle ve bir yedek anahtarla karanlığın içinden bana doğru bakıyordu.
Üzerindeki ceketini çıkarmış, kravatını gevşetmişti ama duruşunda dinlenmekte olan bir adamın rehaveti yoktu; pusuya yatmış, kan kokusu almış bir yırtıcının gerginliği vardı.
Çantamı holdeki dresuara bırakırken, yüzüme o bildik, sıcak gülümsememi yerleştirdim. "geleceğini söylememiştin."
Deniz, sabah çıkarken "Acil bir durum olur, bende dursun" diyerek benden talep ettiği yedek anahtarla içeri girmişti.
“Öyle mi?" dedi Deniz. Sesi o kadar alçak, o kadar düzdü ki omurgamdan aşağı bir ürperti indi. Ayağa kalktı, kadehi masaya bıraktı ve ağır adımlarla bana doğru yürüdü.
"Senin de bugün öğleden sonra nerede olduğunu bana söylemediğin gibi mi Tan?" Adımlarım olduğu yerde çivilendi. Yutkundum ama maskemi düşürmedim.
"Ne demek istiyorsun Deniz? İşteydim, saha çalışması yapıyordum" Aramızdaki mesafeyi tek bir uzun adımda kapattı.
Gözlerindeki o siyah fırtına, etrafımdaki tüm havayı emiyordu. "Bana yalan söyleme," dedi. Kelimelerin üzerine basa basa, dişlerinin arasından konuşuyordu.
“Seni defalarca aradım, telefonun kapalıydı. Saha çalışması diyerek çıktığın işe tüm gün dönememişsin“ Deniz ellerini kollarıma mengene gibi geçirdi. Beni hızla kendine çekti, göğsü göğsüme sertçe çarptı.
"Şimdi sana tekrar soruyorum Tan," diye kükredi. Çene kemikleri öfkeyle seğiriyordu. "Bütün öğleden sonra hangi cehennemdeydin? ne iş çeviriyorsun?”
Gözlerimi ondan kaçırmadım. Bu anı yönetemezsem, her şey biterdi. Gözyaşlarına boğulmak, yalvarmak benim tarzım değildi. Ben Tan’dım. Zayıflığı bile bir silaha dönüştürebilirdim.
“Kollarımı bırak Deniz," dedim sesimi inanılmaz bir dinginlikte tutarak.
"Sana cevap ver dedim!" diye bağırdı, beni sarsarak. "Beni arkamdan aptal yerine koyduğunu, benden bir şeyler sakladığını göremeyeceğimi mi sanıyorsun? Nihan gibi.. Aynı Nihan gibisin”
İşte o kelime, bardağı taşıran son damla olmuştu.
Nihan.
Aralarında nasıl bir ilişki vardı o gece Nihan niye oradaydı bilmiyordum ama ben sabahtan beri Nihan’ın kalıntılarından kurtulmak için mücadele ediyordum.
Şimdi ise Nihan’ın adını duymam içimdeki bütün barikatları yıktı. Korku bir anda yerini kusursuz, yakıcı bir öfkeye bıraktı.
“Yeter!" diye bağırdım,
“Geçmişimdeydim Deniz!" Sesimdeki o kırılgan ama öfkeli ton, salonda yankılandı. "Senin o kusursuz, pırıltılı dünyanda yeri olmayan o iğrenç geçmişimdeydim! Duymak mı istiyorsun? Öğrenmek mi istiyorsun? Al o zaman!" Onu göğsünden sertçe geriye ittim.
Deniz şaşkınlıkla bir adım gerilediğinde, gözlerimden tek bir damla yaşın süzülmesine izin verdim. Tamamen hesaplanmış, tutkuyla harmanlanmış bir yaş.
“Babamın kumar borçları var, ben ödüyorum" dedim titreyen bir sesle, gözlerimin içine o derin acıyı yerleştirerek.
Gözlerimden süzülen tek damla yaş, yanak süzülüp çenemde durdu. Tam o an, tamamen rol icabı ama bir o kadar da inandırıcı bir gururla başımı dikleştirdim.
Yalanım, zihninde kılıç gibi keskin bir gerçekliğe dönüşmüştü. Ve ben, o yalanın tahtında bir kez daha kraliçe ilan edilmiştim.
"O pislikler rahat bırakmıyor beni Deniz. Bugün, son senedi almaya, onlara son parayı ödemeye gittim o sanayi köşelerindeki tefecilere. Sana yalan söyledim çünkü o pisliği senin dünyana, bizim dünyamıza taşımak istemedim! Senin karşında zavallı, sürekli geçmişinden kaçan ezik bir kadın olmak istemedim!”
Deniz’in yüzündeki o gazap dolu ifade, sözlerimle birlikte aniden sarsıldı. Gözlerindeki öfke perdesi yırtıldı, yerini derin bir şok ve ardından gelen o ağır, erkeksi koruma içgüdüsü aldı."Beni bunun için yargılayacaksan, beni şüphelerinle boğacaksan yap Deniz!" diye bağırdım.
ona doğru bir adım atıp yüzümü yüzüne yaklaştırarak. "Beni mahvet! Ama sakın bana bir daha sana ihanet etmişim gibi davranma! "
Deniz’in göğsü hızla inip kalkıyordu. Kelimelerim onun mantığını, şüphelerini kökünden parçalamıştı. İçindeki o sert öfke, bir anda kontrolden çıkan devasa bir arzuya ve pişmanlığa dönüştü.
“Tan..." dedi hırıltılı bir sesle. Elleri kollarımı nazikçe, ama bir o kadar da sahiplenici bir şekilde kavradı. "Neden bana gelip anlatmadın? Bu işi ben hallederdim "
“Çünkü kendi savaşımı kendim vermek istedim," dedim gururla başımı kaldırarak. "Ben senin arkana saklanmak istemiyorum babam yüzünden"
Deniz derin ve hırslı bir nefes aldı. "Sen çok tehlikeli bir kadınsın Tan," dedi, gözlerindeki o tutku ateşi yeniden harlanırken. "Ama artık ben varım, kendi başına iş almamalısın”
Dudakları dudaklarıma vahşice kapandı. Bu bir özür değildi; bu bir mühürlemeydi. O, içindeki koruma içgüdüsüyle beni sahiplenirken, ben bedenimi ve yalanımı bir kalkan gibi kullanarak onun zihnindeki bütün şüpheleri yok ediyordum.
Yalanım bir kez daha kazanmıştı. Bu adamın ruhunu parmağımda oynatıyordum.
Gece yarısına doğru, fırtına dinmişti.Deniz duş almak için banyoya geçtiğinde, ben yataktaki ipek çarşafların arasında uzanmış, zaferimin tadını çıkarıyordum.
Deniz’in yatağın yanındaki komodinin üzerinde duran kişisel telefonu aniden titreşip ekranı aydınlandığında, göz ucuyla oraya baktım.
Tiz bir bildirim sesi odayı böldü. Ekrana düşen bir e-posta bildiriminin önizlemesi, o loş odada bir neon tabelası gibi parlıyordu.
Gönderen adres gizliydi, ancak konu kısmı zihnimdeki bütün kanı dondurmaya yetti: “Nihan Demir’in kaza gecesine ait yeni görüntüler"
Nefesim boğazımda düğümlendi. Deniz... Deniz hâlâ her şeyi araştırıyordu, o geceyi çözmeye ne kadar yaklaşmıştı, ne kadar kanıtı vardı ben hiçbirini bilmiyordum.
Banyonun kapı kolu yavaşça aşağı doğru indi. Su sesi kesilmişti. Deniz çıkmak üzereydi. Gözlerim telefondaki o ölümcül mesaja, ardından banyodan içeri sızan ışığa kaydı.
O e-postada tam olarak hangi görüntüler vardı? Belki de tüm her şeyi çözmeye yeterdi, yeter miydi?
Ruhumun etrafına ördüğüm bütün o kusursuz kaleleri tek bir saniyede yerle bir etmeye yetmişti.
Gözlerim o küçük ışığa mıhlanmışken, içimdeki o vahşi hesap makinesi durmaksızın çalışıyor;
zihnimin en ücra köşesindeki cellat, idam sehpasının ipini bizzat kendi ellerimle nasıl çekeceğimi fısıldıyordu.
Tan, uçurumun kenarında dengesini kaybeden bir zavallı değil, o boşluğa düşmemek için karşıdakini aşağı itmeye hazır, zifiri karanlık bir tanrıçaydı;
o mesajın açılmasına izin vermek, kendi ellerinle mezarını kazmaktan başka bir şey olamazdı
🌅
Bölüm etkileşimi
