Ateşten Yalanlar kitap kapağı

3. bölüm / 6

Ateşten Yalanlar

3. Bölüm- VİCDAN (-SIZ)

Vaveyla Yazarı: Hilal Boğa

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 3. Bölüm- VİCDAN (-SIZ)

Yanmışız ve sonra o küllerden resim çizmişim sanki bize.. İşte tam öyle bir şeydi..

VİCDAN (-SIZ)

~

Tam yanımda ardı ardına sigarasını yakıyor, her birini sönmeden yenisiyle değiştiriyordu. Ceketi omuzlarımdaydı, saat gece yarısını çoktan devirmişti.

“Tan vakti başladı” dedi bana dönerek.

Nihan’ın sonunu hazırlayan o kadının, o kazanın failinin tam yanında olduğundan bihaber, yüzüme masum ve huzur veren bir gülümsemeyle bakıyordu.

Ona üzülüyor muydum, yoksa her şeye rağmen o kusursuzluğun altında eziliyor muydum, artık kendim bile bilmiyordum.Takside yolumu kestiğinde, kendimi yolun sonuna geldiğimi sanmıştım. Meğer o gece Deniz de oradaymış. Tüm gecenin karanlığında kalıp da yüzümü hatırlaması ne kadar mümkündü ki?

“O gece kazayı ilk fark eden sendin, değil mi?” dedi birden.Ne diyeceğimi, ne söyleyeceğimi bilemedim. Saatlerce yan yana oturmuştuk ve meğer o geceden bir iz bulduğuna inanarak adım adım beni izlemiş, bana ulaşmak için o gecenin fotoğrafları taramıştı.“Kazayı ilk gören, o dehşete şahit olan kişi... Kendini neden bu kadar sakladın, Tan?

Ben değilim diyemedim. Zaten başka bir güdüyle orada oluşumu nasıl açıklayabilirdim ki? Sanmıyordum ki bunlar basit birer tesadüftü. Eğer o gece oradaysa, beni de görmüş olabilirdi; bana bir oyun oynuyordu ya da bunların hiçbiri değildi.

Hiçbir şey bilmiyordum. Hiçbir şey...

Tan vakti işte şimdi başlıyordu.Yalan üstüne yalan...Yalanın bataklığına artık çok mu yakındım, yoksa kendi ellerimle kurduğum o merdivenden koşa koşa gerçeğin çok uzağına mı tırmanıyordum?

Yalandan bir ev kurmuştum kendime, artık Deniz’i de atmıştım içine. Şimdi tek bir kibrit çöpüyle her şeyi kül etmeye hazırdım.

“Benim olduğumu kim söyledi sana?” diye fısıldadım, sesimin titremesini gizlemeye çalıştım.

“O günden sonra magazinlerin çektirdiği fotoğraflara tek tek baktım. Orada bulunan herkesi araştırdım, tek bir ipucu bulabilmek için” dedi, elindeki sigarayı kül tablasına bastırırken. Gözlerini gözlerime dikip devam etti: “Bir tek kişi hariç herkese ait detaylar bulabildim; bir tek senin yüzün net değildi, Tan.”“Orada bulunanlar, o kazadan sonra toplanan o kalabalık... O gece ilk tepkiyi verenin sen olduğunu söyleyenler oldu“

“Evet” diyebildim... Evet... İçimde kahkahalar atan başka bir ben vardı.

Karşımdaki adamla değil, kendi yalanımla dalga geçiyordum. Hayır da diyebilirdim; ama yalan artık bizzat bendim.

Yalan, insan kılığına girse muhtemelen ben olurdum.Artık işleri daha da, zorlaştırmıştım. Buradan çıkış yoktu. Yakalanmamak için artık elimden geleni yapacaktım, başka bir yol yoktu.

“Nihan’ımı o şekilde gördün değil mi? Çok mu canı acımıştır sence, Tan?”

“Deniz, ben... bilmiyorum.” Soğuk, keskin bir hareketle uzaklaştım ondan. Kendini bana yaslamasına izin vermedim. Soğukluğum karşısında şaşırmış, ne diyeceğini bilemeyerek yüzüme bakıyordu.

“Deniz, bak ben çok üzgünüm. O gece orada olmam sadece bir rastlantıydı. Aynı otobanı kullanan iki kadındık Nihan’la, hepsi bu.”

Acı bir kahkaha attı. “Diyorsun ki, dramanı benden uzak tut, Tan.”

“Hayır” dedim, kafamı iki yana sallayarak. “Sadece yaralı bir adamsın. Karşılaşmamızın tesadüf olduğunu kabul etmeni, her şeyde bir anlam aramanı istemiyorum”

Deniz cevap vermedi, ben ise devam ettim “Ben basit bir kadınım Deniz, ne senin kurtarıcın ne de o gecenin kahramanıyım.”

“Kendine benim tarafımdan söylenmemiş anlamlar yükleme sanatına bayılıyorsun; zeki bir kadınsın aynı zamanda. Zeki ve basit.”

“Deniz, saatlerce burada kaldık, artık gitmeme izin ver.”

“Seni tutmuyorum.”

“Evet, ama gözlerin, soruların benden medet umar gibi... O geceye dair bir iz arıyorsun, bir kanıt, bir anı... Bende hiçbiri yok, Deniz.”

“O geceye ait tek bir iz olmaması bana mümkün gelmiyor, Tan! Herkes farklı bir şey söylüyor; arabadan bile tespit edilemedi. Cinayet mi, kaza mı yoksa intihar mı?”

Artık öfkeliydi, o yüzündeki kırgın tebessüm çoktan kaybolup gitmişti.Elimi yavaşça göğsüne, kalbinin üzerine koydum. O kadar yakındım ki, o sert nefesini tenimde hissediyordum.

“Sana yardımcı olabilmek çok isterdim. Ama hiçbir bilmiyorum o geceye dair” biraz daha yaklaştım.

O da yaklaşmaya devam etti “seni sorgulamıyorum, sadece o günden iz bulunca acaba demiştim” biraz daha yaklaştı “gerilmene neden olduysam eğer, özür dilerim..”

Kalbime kocaman bir bıçak saplandı o an; benim yapamadığım kadar gerçek, cesaretli bir adam vardı karşımda.

Benden özür diliyordu üstelik!

Nihan’ının sonunu getiren kadından...

Kendimden nefret etmek ile kendimi haklı bulmak arasında gidip geldim. Tek bir hayatım vardı, hiç kimse o hayatı bana bahşetmemişti. Şartlar farklı olsun isterdim fakat hiç olmamıştı.

Ben eğer kendimi korumasaydım, hiç kimse bunu yapmaz ve beni bu hayatın gerçekliğinde zevk alarak harcarlardı!

Tan vakti geldi, karşımda duran adama tüm bedenimle onu hissedecek kadar sarıldım. Karşımdaki adam çok yorgundu, sanki bir destek bulmuş gibi karşılık verdi bana.

Deniz…Hiç unutmayacağım adam, Deniz…

“Bir daha görüşür müyüz?” diyebildim. Bunu neden istediğimi, ne amaçla sorduğumu ne beynim ne de kalbim biliyordu.

“Bilmiyorum Tan” dedi, yüzünü gökyüzüne çevirip uzun bir nefes aldı. “Ama seni hep hatırlayacağım.”Elini yine yarama getirdi. “Yara izlerinden, yanıklarından, saçlarından...” Güldü biraz. “Bu uzun geceden... Hep hatırlayacağım.”

İçimdeki ince sızı tüm vücuduma yavaşça yayılmaya başlamıştı. İçgüdülerim beni yanıltmaya, mantığıma ters davranmaya başlıyordu. Duyduğum koku, öyle bir esir etmişti ki beni. Aslında şu an çıkıp gidebilir, bu geceyi de Deniz’i de sonsuza dek yok sayabilirdim fakat artık biliyordum ki bu çok zordu. Deniz’i yok saymak artık çok zordu.

“Seni hep hatırlayacağım Deniz...” Biraz güldüm. Kırgınlık içeren bir gülüşle. “Bu geceyi de.”

Dudaklarım çok yakındı Deniz’e. Tek bir keşke için dudaklarımı aralasam tenine değecek kadar yakındı. Boynundaki o eşsiz, sanki bir uyuşturucu madde gibi koklama isteği getiren o kokuya çok yakın...

Bir dağ devirecek kadar güçlü bir heyecan vardı içimde.

Ben kendi ellerimle, bize yalandan bir ev kurmuştum.

Evim pembe panjurlu değildi; yalan sarmışıkları pencere demirlerini sarmıştı

Evin çatısı yoktu; çünkü o evde hiç bitmek bilmeyen bir yangın vardı, yangından eşyalar çürümüştü.

Ben ve Deniz bu gece küllerden bir ev kurmuştuk. Tek bir gerçekliğin barınmadığı, güzel şeylerin çürüdüğü ev..

“Olmaz Tan” sanki bir şeyi hatırlar gibi baktı yüzüme “Başımı yastığa koyduğumda Nihan’a ihanet etmişim gibi hissettirecek hiçbir şeye yer yok hayatımda.”

Dudakları, vücudu, kokusu benden yavaş yavaş uzaklaştı.Deniz’in gözlerinde o kendinden iğrenmiş ifadeyi gördüğümde bir kez daha mahcup olmuştum. İstemeden, nasıl olayları bu duruma getirmiştim?

“Her şey benim suçum” dedim Deniz’e. O, bu yakınlıktan bahsettiğimi sanarak dinliyordu beni; ben ise o kazanın vicdanını taşımaya engel olamayarak konuşuyordum. “Bir daha hiç karşına çıkmayacağım Deniz.”

Bir adım geriye gittim.

“Bir daha hiç karşılaşmayacağız. Adımlarımız aynı kaldırımı bir daha yürümeyecek.”

Bir adım daha geriye gittim.

Ondan uzaklaştıkça canım acıyor, koşup sarılmak istiyordum. Bu his ona hissettiğim acıma duygusundan doğan şefkatten miydi, yoksa beynim bana farklı oyunlar mı oynuyordu bilmiyorum.

“Eğer bir gün Nihan’ın katilini bulabilirsem, sana geleceğim Tan. İlk sana…”

Oysa aradığı kişi karşısındaydı. Bazen dağ gibi de olsan göremediğin, bilmediğin şeyler olabilirdi işte.

“O gün beni bulamayacaksın Deniz.”

Son kez yüzüne baktım Deniz’in.

Arsızlığın verdiği o anlamsız güç ile baktım.

Yavaş yavaş kaybetmeye başladığım vicdanımı bir kenara bıraktığım yüzüm ile baktım.

Yakalanmamanın getirdiği, kendini beğenmişlik duygusu ile baktım.

Oynadığım bu oyunu kazandığım için özür diler gibi baktım.

“Hoşçakal Deniz.”

Tan vakti bitmiş, hava aydınlanmıştı.Ben ise külkedisi misali taksiye binip bir daha hiç karşılaşmayacağıma emin olduğum Deniz’den sonsuza dek uzaklaşmanın verdiği karmaşık duygularla baş ediyordum.

Bir çiçek tarlasına gitmişiz de,Yürüdüğümüz her yer anında kurumuş gibi,

Alevlerden merdiven yapmışız da, sonu hiç gelmemiş o merdivenin,

Yanmışız ve sonra o küllerden resim çizmişim sanki bize..

İşte tam öyle bir şeydi…

🌅

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

175okunma 29beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.