5. bölüm / 6
Ateşten Yalanlar5. BÖLÜM - KALAN İZLER
Bölümler 6Şu an: 5. BÖLÜM - KALAN İZLER
KALAN İZLER
~
Sabah olduğunda ilk fark ettiğim şey, odanın sessizliğiydi.
İstanbul’un sabahları bile gürültülü olurdu. Uzaklardan gelen korna sesleri, sokakta açılan kepenklerin metalik uğultusu, bir yerlerde aceleyle kapanan bir kapı… Şehir, insanlar henüz yataklarından kalkmadan bile kendi hayatını yaşamaya başlardı. Ama o sabah ben hiçbirini duymadım.
Sanki dünya, dün gece söylediğim tek bir cümlenin içinde donup kalmıştı.
“Hoş geldin, Tan.”
Gözlerimi kapattım. Deniz’in sesi yeniden kulağımda yankılandı.
“Bu cehenneme hoş geldin.”
Cehennem…
Belki de cehennem sandığım şey, çok uzun zaman sonra bana nefes alabileceğim bir yer gibi gelmişti.
Bu düşünceyle birlikte içimde başka bir ses yükseldi. ”Senin nefes alabileceğin bir yer değil orası. Bir başkasının hayatından geriye kalan boşluk.”
Ekrana baktım. Saat 07.42. Ekranda onlarca bildirim yoktu. Mert’ten yalnızca bir mesaj vardı.“Umarım daha iyisindir.”
Mesaja uzun süre baktım. Dün gece ona hasta olduğumu söylediğimi hatırladım, sırf Denizle o geceyi geçirebilmek için. Küçücük, önemsiz bir yalan… Zaten tam yalanların ortasında kalıvermiştim, benim durumumdaki birine göre sahiden de önemsiz bir yalandı.
Telefonu kapattım. Deniz’e dair hiçbir mesaj yoktu. Olmaması gerektiğini düşündüm. Sonra neden gelmediğine kırıldığımı fark ettim. Kendi kendime güldüm. Ne kadar çabuk alışmıştım ona? Bir insanın hayatınıza girmesi için bazen aylar gerekirdi. Deniz bir gecede girmişti. Ve ben onu dışarı çıkarmaya çalıştıkça daha derine gömülüyordu.
Yataktan kalktım. Aynanın karşısına geçtiğimde yüzümdeki ifadeyi tanıyamadım. Sanki gece boyunca başka biri yaşamıştı. Sanki ben yalnızca onun bedenini sabah geri almıştım. Elimi saçlarıma götürdüm. Bakır saçlarım dağılmıştı. Omzumdaki eski yanık izine baktım.
Yıllardır sakladığım, kimsenin görmesine izin vermediğim o iz artık bana bambaşka bir şey söylüyordu. Deniz parmaklarını o izin üzerinde gezdirmişti. Ve ilk kez birinin bana baktığında, o yanık izinden utanmadığımı fark etmiştim. Belki de insanı yarasıyla kabul eden ilk kişi, onun yarasını da unutulmaz kılıyordu.
Banyoya geçtim.Soğuk suyu yüzüme çarptım.“Toparlan, Tan.” Kendi sesimi bile duymak istemiyordum. “Toparlan.” Çünkü artık hayatta almam gereken sorumluluklar vardı. Ve evet Denizde vardı…
Dün gecenin etkisinden tam olarak arınamayarak çıktım evden. İşe gitmek zorundayım, bunca derdin arasında hayata devam edebilmek için bu işe ihtiyacım vardı..
yüzlerce insan gördüm kaldırımda, o yüzlerce insandan hiç kimse benim dün gece bir adamın hayatına, kendi yalanlarımın arasından girdiğimi bilmiyordu. Kimse benim o adamın ölen eşinin ölümünde payım olduğunu bilmiyordu.
Hayır, Hayır. Kimsenin hayatına girmemiştim. Henüz o kelimeyi kullanmamlıydım… sanırım bazı duyguların ahlakı yoktu. Benim hissetmeye başladığım duygularında bir ahlakı yoktu.
Düşünmemeye çalıştıkça beni içine çeken duyguları susturmayı başarabildiğimde beni masamda bekleyen Mert’i gördüm.
Elinde yine iki kahve vardı. Birini bana uzatırken suratına alaycı bir gülümseme yerleşmişti “Akşamki yemek iptal oldu diye hâlâ utanıyorsan…”
“Utanmıyorum.”
“Yalan.” Gülümsedi.
“Bunu söylemek için mi masamda karşıladın beni”
“Dün geceden beri bunu kurguluyorum Tan” ikimizde birden kıkırdaşma sesleri geldiğinde onun yanında kendimi rahat hissettiğimi fark etmiştim.
Bunu kabul etmek istemesem de öyleydi. Onun yanında kalbim ne yapacağını düşünmüyordu. Söylediğim bir cümlenin ertesi gün hayatımı değiştirip değiştirmeyeceğini düşünmüyordum. Onun yanında.. normaldim.
Belki de sorun tam olarak buydu. Mert’in yanında suçluluk duymuyordum. Deniz’in yanında ise geçirdiğim tek gecede bile o güzel anların hemen arkasından Nihan’ın gölgesi beliriyordu.
“Affet beni” dedim alaycı yalvarır bir tonda. Beni, mimiklerimi tekrar ederek aynı tonda cevap verdi “düşünmeliyim”
“İyi olmana sevindim Tan” dedi sonra gerçekten iyi olmamı istermişcesine yüzüme bakarak. “Telafi edeceğim Mert, iyiyim”
Mert kendi odasına geçtiğinde Bilgisayarımı açtım. Ekrana bakmaya çalıştım. Dosyalar. Mailler. Projeler. Çocukların isimleri. Hiçbiri zihnime girmiyordu. Çünkü dün gece başka bir adamın kollarındaydım. Ve o adamın karısının ölümünden sorumluydum.
Telefonum titredi. Ekrana baktım. Deniz… Kalbim bir anda hızlandı.Mesajı açtım. “Günaydın, aklımda bir proje var akşam buluşalım mı?”
Dudaklarım istemsizce gülümsedi. “beni görmek için işini mi kullanıyorsun?”
“Evet hem de benim evimde yemek eşliğinde iş konuşmak için..” mesaj geldiğinde gülümsememe engel olamadım, Deniz’in hayatına giriyordum, artık bundan kaçamazdım, ne olursa olsun bir şekilde bu hayatımda yer almaya başlamıştı bile. “Kabul” yazıp göndermiştim.
O kelimeyi gönderdikten sonra bir süre hiçbir şey yapmadan ekrana baktım. Sanki yalnızca bir buluşmayı kabul etmemiştim, bir kapının kolunu da indirmiştim. Ve ben o kapının ardındakileri merak ediyordum…
🌆
Deniz’in attığı konuma geldiğimde Arabayı biraz ileride park ettim. İçimde tuhaf bir his vardı. Deniz’in hayatına ilk kez yaklaşmanın verdiği o tuhaf his.. her şeyin hızlı ilerlediğinin farkındaydım fakat bu heyecan vericiydi, heyecanlı ve tutku dolu.
Girişte yanan sarı ışık ve kapının önünde duran bir kaç saksı, daha önce burada bir kadının yaşadığının tam kanıtıydı. Fakat artık çiçekler solmaya başlamıştı, bunu da her kadın bilirdi ki bir ev de çiçekler solmaya başlamışsa o çiçekleri canlandıran o kadın artık yoktur.
Bir kaç saniye durduktan sonra kapıyı çaldım. Deniz, ve Deniz’in o eşsiz kokusu, Üzerinde koyu renk bir tişört vardı. Saçları biraz dağınıktı. Elinde tahta bir kaşık tutuyordu.
“Hadi hızlı ol yemek yanıyor, yardım etmelisin”
“Tuzağa düşürdün beni” dedim içeriye girmeye çalışırken “yemek yapma işinin bana kalacağını söylememiştin”
“Bunu açıklamama izin ver.” Sadece gülümsedim.
İçeriye girdiğimde ilk dikkatımi çeken şey kokuydu. Kahve, odun, hafifçe kızarmış sarımsak ve bir yerlerde kalmış temiz çamaşır kokusuna benzeyen çok hafif bir koku birbirine karışmıştı.
Sonra eve baktım.Deniz’in evinin dışarıdan görünen hâliyle içerideki hâli birbirine hiç benzemiyordu.Dışarıdan soğuk ve mesafeli duran bina, içeride daha sıcak bir hâle dönüşüyordu.
Salon genişti ama gösterişten uzak tutulmuştu. Açık renk duvarların önünde koyu ahşap kitaplıklar vardı. Kitapların çoğu gelişigüzel dizilmişti; bazıları yan yatmış, bazılarının arasına küçük not kâğıtları sıkıştırılmıştı.
Pencerenin önünde büyük bir koltuk duruyordu.İstanbul’un ışıkları bütün camı kaplamıştı.Şehir buradan daha uzakta görünüyordu. Sanki ev, kalabalığın içinde ama kalabalıktan biraz uzakta duruyordu.
“Güzelmiş,” dedim. Deniz kapıyı kapatırken elimden tutarak beni mutfağa çekti. “Mutfaktaki dağınıklığı gördükten sonra da aynı şeyi söyleyebilecek misin acaba”
“Bir erkeğe göre düzenli, hayal kırıklığına uğramadım” kahkaha attı, yarım bıraktığı tenceredeki sosa devam etmeye başladı.
“Peki ben ne yapacağım?”
“Domatesler, lezzetli bir makarna için onları kesmen gerekecek”
Domatesleri kesmeye başlarken sırtı bana dönük olan denizi incelemeye başladım, onunla bu an’da olabilmek bana o an o kadar değerli gelmişti ki..
Bir an sessizliği bozup “Domatesler böyle kesilmez” dedi yüzündeki iğneleme ifadesi ile.
Bıçağın ucunu domatese batırıp ona baktım “Nasıl kesilirmiş?”
“Domatesler senden yardım istiyor Tan”
“Yıllardır böyle kesiyorum” güldü yanıma yaklaştı bıçağı alarak kendisi devam etti “yıllardır yanlış kesiyorsun o zaman”
Hafifçe omuzuna değdirdim elimi “tamam şefim, pes ettim! emrinizdeyim”
“Ha şöyle”
Deniz yemek yapmaya devam ederken ben onu uzun uzun izlerken bulmuştum kendimi..
Onunla bu ebde bulunmak, yemek yapabilmek, sadece sırf vicdanımı susturabilmek için gittiğim o geceden sonra kendimi onunla bir ilişki içerisinde bulmak, garipti. Alışamayacaktım.
“Deniz” dedim ses tonumu düşürerek “Atlatabildin mi bu olanları?”
“Atlatmaktan kastın Nihan mı?”
“Hayır, her şeyi tüm her şeyi..” soğanları aldım diğer tezgahtan “boşver açmamalıydım bu konuyu”
“Biliyor musun Tan, insanlar çok çabuk unutuyor yaşın nasıl bir şey olduğunu”
biliyordum.. yas nasıl bir şey daha altı yaşında öğrenmiştim. Onu bölmedim, o ise devam etti.
“İlk birkaç hafta herkes arıyor, soruyor, yanında oturuyor. Sonra hayat devam ediyor. İnsanlar kendi hayatlarına dönüyor. Senin hayatın ise aynı yerde kalıyor. Her sabah uyandığında aynı şeyi hatırlıyorsun ama çevrendeki herkes bunu çoktan geride bırakmış oluyor.”
Gözlerimi yere indirdim, sonra cümlesini tamamladım “ama yas tutan bırakamıyor değil mi? hiçbir zaman bırakamıyor”
“Anneni nasıl kaybettin?” Bu soruyu hiç beklemiyordum, sanki içimden bir şeyler kopup gitmişti.
“Yangından, o gördüğün izde bundan bir kalıntı”
Deniz yaraları olan insanların üzerine gidilmeyeceğini iyi biliyordu çünkü o da yaralıydı.. safece yanıma gelip o yarayı beklemediğim an da öpücük kondurdu.
O an ona sarılıp ağlamak istedim ama sadece tebessüm etmekle kaldım.
“Ben Nihan’ı hiç unutmayacağım Tan ama sen bu kısa zamanda hayata farklı bakış açısı ile baktırdın bana, uğurlu geldin” nefesi bedeni her şeyi bana çok yakındı
“Biliyor musun ben yıllardır insanlara uğursuz geldiğimi düşünürdüm” güldüm ağlamaklı bir ses tonu ile. Beni daha dikkatli dinlemeye başlamıştı.
“Birisi üzülürse ‘Ben ne yaptım?’ diye düşündüm. Birisi giderse ‘Ben nerede hata yaptım?’ dedim. İnsan kendini suçlamaya alışınca, bir süre sonra suçsuz olduğu yerde bile kendine suç arıyor.”
“Bunlar senin gerçeğin değil Tan” elleri saçlarımın üzerinde gezmeye başladı “bu gerçekleri birlikte değiştireceğiz”
İşte o anda ona ilk kez gerçekten baktım. Sadece sevdiği kadını kaybetmiş bir adam olarak değil. Kendi kaybının içinde yaşamayı öğrenmiş bir insan olarak.
Belki de bizi birbirimize yaklaştıran şey buydu. İkimiz de geçmişimizden kaçıyorduk. Fakat farklı yönlere değil. Aynı yere. Birbirimizin içine.
-
Yemek hazır olduğunda masaya oturduk. Deniz tabakları koydu. Ben su doldurdum. Yemeye başladığımızda ilk birkaç dakika yalnızca çatal bıçak sesleri duyuldu.
Sonra Deniz gülerek, “İyi bir şef değilsem söyle” dedi.
“Ortalama..Michel’in üç yıldızlı restoranındaki makarnalar kadar olmasada”
“Kıyas skalası adaletsiz. Kendin ile beni kıyaslama yapmalısın, o zaman yemeğim üst düzey kalacaktır”
“İşte şimdi kırıcı oldun” dedim ona kaşlarımı çatarmışcasına “kötü yemek yaptığımı nereden anladın?”
“Domates kesişinden” o kahkaha attığında ben de engel olamadım onunla birlikte gülmeye devam ettim.
“Özgüvenimi yerle bir ettin” o her an bana gülmeye hazır gibi bakıyordu “biraz fazla nazlıyız” dedi, bir çocukla konuşur gibi..
Bunu söylerken yüzümü ciddileştirmeye çalıştım ama Deniz’in gözlerindeki o gülmeye hazır ifade yüzünden birkaç saniye sonra ben de kendimi tutamadım. İkimiz aynı anda gülmeye başladık.
Bir süre sonra gülüşlerimiz yavaşça dinerken masanın üzerinde yeniden bir sessizlik oluştu. Bu kez sessizlik bana ağır geldi. Şarabımdan küçük bir yudum aldım. Deniz’in karşımdaki varlığına baktım; saçlarının alnına düşen birkaç tel, tabağındaki yemeği dalgın dalgın karıştırışı, bazen farkında olmadan dudaklarının kenarında beliren gülümseme… Bütün bunlar o kadar gerçekti ki, kendime sormaktan kaçındığım soruyu artık susturamıyordum.
Şu an neydik? Ben onun için neydim?Hayatında nereye koyuyordu beni? Belki de bunu sormak için en yanlış zamandı. Belki de bazı şeyleri adlandırmak, henüz kırılmamış bir şeyi kendi ellerinle kırmak gibiydi.
“Deniz” Başımı kaldırdım.Deniz tabağından ellerini çekmiş, doğrudan bana bakıyordu “Sana alışmak beni korkutuyor.”
Devam ettim. “Deniz, sen beni gerçekten hayatına sığdırabilecek misin?”
Deniz uzun süre cevap vermedi. Sonra kadehini eline aldı, ama içmeden önce parmaklarının arasında çevirdi.
“Tan, ben Nihan’ın katilini bulmadan kendime başka bir hikâye yaratamam.” Sesi sakindi ama söylediği her kelimenin altında yıllardır taşıdığı bir ağırlık vardı.
Gözlerimi ondan ayırmadım. “Bunu sana baştan söylemem gerekiyor. Onu unutamam. Unutmak da istemiyorum. Eğer bu süreçte benimle olmak sana ağır gelirse seni suçlamam. Gitmek istersen sana nedenini sormam bile. Ama kalmak istersen de sana hayatımda yer açmaya hazırım.”
Kadehinden küçük bir yudum aldım. Boğazımdaki düğümü yutkundum. Bunu biliyordum. Aslında bunu istemek bile düpedüz bencillikti. Bir insanın geçmişini susturmasını, ölmüş birinin hatırasına sırtını dönmesini istemek…
Benim için yaşananları kolaylaştırabilirdi belki ama Deniz için yalnızca başka bir kayıp yaratırdı.
Hiçbir şey söylemedim. Deniz sandalyesinden kalktı. Yanıma geldiğinde ne yapacağını anlamaya çalışmadan elimi tuttu. Parmakları parmaklarımın arasına yerleşti ve avucumu göğsünün üzerine koydu. Kalbinin atışını hissettim.
“Nihan burada,” dedi, elimi kalbinin üzerinde biraz daha sıkı tuttu. “Onun yeri başka. Ne seninle kıyaslayabilirim ne de senden onun yerini doldurmanı isteyebilirim.”
Bir an sustu. Sonra elimi göğsünden çekip kendi kalbinin biraz daha sağına, göğsünün üzerine koydu. “Ama senin için de bir yer açabilirim.”
Gözlerim doldu. “Ve eğer kalırsan, zamanla senin yerin olur. Nihan’ın yerini almadan. Onunla yarışmadan. Sadece… sana ait bir yer.”
Göğüs kafesimin içinde bir şey sıkıştı. Öyle kuvvetliydi ki, insanın kalbi gerçekten acıdan fiziksel olarak zarar görebilir miydi diye düşündüm.Elimi çekmek yerine parmaklarımı onun gömleğinin üzerinde hafifçe kıvırdım.“
“Kalacağım” diyebildim yalnızca. Sesimdeki titremeyi belli etmemeye çalıştım.
Deniz iki eliyle yüzümü avuçlarının arasına aldı. Başparmakları yanaklarımdan süzülen yaşları usulca sildi.“Bana hiçbir zaman yalan söyleme, Tan.” Gözlerimi kapattım. “Senden tek beklentim bu.”
Ben bize yalanlardan çoktan bir gelecek kurmuştum, Deniz.
İçinde sen vardın.
Sen, hayallerin renkli tarafıydın. Ben ise karanlık, ışık almayan bir oda gibiydim. Ve sen, o odaya bir pencere açtığını sanıyordun.
“Söylemem,”
Altı yaşındaki Tan o gece dalga geçti benimle.
Söylemem derken bile bunun bile bir yalan oluşuyla
🌅
devam edecek..
Bölüm etkileşimi
