Ateşten Yalanlar kitap kapağı

1. bölüm / 6

Ateşten Yalanlar

1. BÖLÜM - YALAN

Vaveyla Yazarı: Hilal Boğa

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 1. BÖLÜM - YALAN

“O gece yaşanılanları hiçliğe gömdüm… Ve yalan artık bendim”

Yalan

~

26, yazısına sadece öylece baktım. Önümdeki gazete haberi, bana gerçekleri tokat gibi çarpıvermişti.

Eğer bir gerçeği saklıyorsanız; bilin ki ortaya çıkmasa bile ömrümüz boyunca sizinle yaşayacak; içtiğiniz bir bardak kahvede, izlediğiniz dizide, hatta attığınız herhangi bir kahkahada "Ben buradayım işte," diyecek.

Bazen unuttuğunuzu, her şeyin yolunda olduğunu sanacaksınız fakat hayat o arada sizinle alay edecek. Sizinle öyle bir oyun oynayacak ki kurallarını sadece kendisinin belirlediği, belirsizlik duygusunun içine hapsolduğunuz bir oyun...

”Nihan Demir, bugün hayatta olsaydı 26 yaşında olacaktı.”

Haber başlığına sadece baktım.Nihan...Nihan Demir...26 yaşına bugün girmişti. Genç, güzel, başarılı Nihan... Zengin bir iş adamının güzeller güzeli eşi Nihan..

Ölümünün üzerinden yedi ay geçmişti. Onu haberlerde ne kadar yardımsever olduğuyla ilgili okurdum hep, şimdi ölümümle ilgili detayları okurken buluyordum kendimi.

Hakkında bir sürü teori vardı; bilerek yapıldığı, planlandığına kadar... Kusursuz bir cinayet olduğu yazılıyordu. Kusursuz bir cinayete, araba kazası süsü verildiğine kadar insanlar bir sürü senaryo üretmişti.

Gerçek ise öylece benimleydi. Gerçekler artık çok ağırdı; tüm bedenimi esir almıştı, boğuluyordum.

Bu haber, zihnimi anında geriye, o hiç unutamadığım köklerime çekti.

Ben Tan... Günün tam doğmasından önceki vakti simgeleyen Tan... Çocukluğundan beri annesinin “Seni buraya cehennem getirdi,” dediği çocuktum ben. Zehirli cümlelerin içinde büyümüş, soğuk ve ıssız bir evde yetişmiş bir kızdım. Annesinin hep uğursuz diye hitap ettiği bir çocuktum. Bu öyle bir işlenmişti ki zihnime, gittiğim yerlerde şansızlık getirmekten hep korkardım..

Küçük Tan, annesini yanan bir evde kaybetmiş, yangın sebebi ise küçük bir çocuğun çakmakla oynamasından dolayı olduğu söylenmişti.

Çocuk Tan henüz altı yaşındaydı. Ona uğursuz dediklerinde de, annesini sadece bir oyun yüzünden kaybettiğinde de henüz altı yaşında bir çocuktu.

Annem hep "Ateşlerin doğurduğu çocuk," derdi bana. "Senin elin nereye değse yanar, sen gittiğin yere götürürsün ateşini," diye eklerdi. Bu cümleleri o yaşta bile anlardım. Nitekim dediği gibi olmuştu, ilk onun sebebi olmuştum ben.

Çocukluğum çevreme mahçup olarak geçmişti. Babama, annemin ailesine, akrabalara, hatta arkadaşlarıma bile... Bana kimse durup, “Senin suçun yok Tan!” demedi. Hiç kimse bana "Suçun yok," dememişti.

Hayatım, babama aldığım bir aileyi ona ödemekle geçmişti. Kendisi annemin ölümünden sonra bir aile kurmuştu; ona neden diye bile sormadım, soramazdım da. Uyumlu olmak zorundaydım çünkü ona borçlu hissediyordum. Onun kurduğu ailede kenarda yaşayarak bir ömür geçirdim. Tek avuntum, mutlu olmasıydı. Ama zaten annem hayatta olsaydı o mutlu olamazdı. Hep mutsuz bir kadındı; şartlar ne olursa olsun hep mutsuz... Onu hayatta mutlu edecek hiçbir şey yoktu. O kadar sevmiyordu ki hayatı, ait olduğu yeri bulabilmesini çok isterdim. Her şeye rağmen, babam gibi onun da hayatını kurabildiğini görmek için çoğu şeyden vazgeçebilirdim

Kendimi bu boğucu düşüncelerden arındırmak için önümdeki gazeteyi uzağa kaldırdım. Kendime acı çektirmek istemiyordum; zoraki kurduğum bu yeni hayatı artık zehir etmek istemiyordum.

O gazetelerde yazdığı gibi ben ne bir katildim, ne de kusursuz bir cinayet işlemiştim. Sadece basit bir trafik kazasıydı…Gazeteler bunu yazmıyor olabilirdi ama o gün, o ıssız ve sonsuz karanlıkta önüme çıkan son sürat arabadan kurtulmak için direksiyonu sağa kırmasaydım eğer ölen kişi ben olacaktım. Kendimi korumak zorundaydım.

O gelen arabadan kurtulmak için sağa kırdığım direksiyon, diğer arabanın sürtünmesiyle o kadar büyük bir savrulmaya yol açmıştı ki... Korkudan arkama bile bakamamıştım.

O gün Nihan muhtemelen sarhoştu, onu o karanlıkta çok net görememiştim. Korkmuştum, kontağı çevirip hızla uzaklaşırken kendimi durduramamıştım. Kendi sonunu hazırladığımı, karşı tarafın sonunu getirdiğimi bilmeden sadece kaçtım.

Kenarında tek bir insanın olmadığı o ıssız, karanlık otobanda kaçabildiğim kadar kaçtım. Zaten araba metrelerce ileriye sürüklenmişti; geri dönsem, orada göreceklerimden çok korktum. İlk ihbarı ben yapsaydım, benim orada olduğum ortaya çıkmaz mıydı?

Yarım saat boyunca olay yerine yaklaşamadım.Fakat içimde hissettiğim suçluluk duygusu o kadar ağır geldi ki, sonunda olacakları göze alarak Nihan’- yardım etmek için geri döndüm.

Ellibeş-seksen metre uzaklıkta kalabalık bir topluluk gördüm. O kadar ıssız bir yerde bu kadar insanın nasıl toplanabildiği beni şaşırtmış, aynı zamanda garip bir şekilde rahatlatmıştı. Arabayı çok uzağa bırakmıştım. Zaten o geceden sonra ilk işim o arabayı yok etmek olacaktı.

Adım adım Nihan’a yürüdüm. Hala olaya dışarıdan şahit oluyormuşum gibi geliyordu. Sanki kazayı yapan ben değildim.

Gelen ambulans sesleri, polis, kırmızı-mavi ışıklar anksiyetemi tetiklemişti. Biraz daha yürüdüm.Onun o uzun sarı saçlarının kana bulanmış yüzüne karıştığını görene kadar...

Bedeni ters dönen arabadan biraz dışarı sarkan Nihan’ın muhtemelen kafası darbe almıştı. O kadar çok kan vardı ki hangi bölgesinden geldiğini ayırt edemiyordum. Emin olduğum tek şey, Nihan’ın ölmüş olduğuydu. Bu kan kaybıyla yaşıyor olması imkansızdı zaten.

“Ölmüş mü?” diye sordum yanımdaki kadına sesim titreyerek.“Ölmüş,” derinden acı bir nefes aldı kadın. “Ne kadar gençmiş oysa ki.” Ela gözleriyle korku dolu suratımı inceledi. “Kim bilir, kaza mıydı cinayet mi?”

Bir adım uzaklaştım kadından. Hala beni inceliyordu, bakışları o kadar dikkatliydi ki kaza dememek için kendimi zor tutuyordum.

“Nasıl olmuş ki, gören duyan var mı?” dedim; sorup sormayacağımdan kararsız kaldığım o belirsizliğin verdiği titreklikle.

Bir adım yaklaştı kadın bana, nefesini hissettim. “Sen,” dedi, “sen iyi misin? Çok kötü gözüküyorsun. Su vereyim sana, bekle.”

O an duyduğum “Sen iyi misin?” sorusu gözyaşlarımı serbest bırakmış, bütün vücudum titretmeye başlamıştı.

O sırada başka bir adam söze girdi: “Ne gören duyanı? Issız, karanlık yer, kiminle kim niye yapsın?”

Aklımda tek bir soru yankılanıyordu: Eğer çarptığım gibi sağlık ekiplerine haber verseydim kurtulabilir miydi?

Saatlerce o insanlarla orada bekledim. Olay anını hiç terk etmeden, son insan da dağılana kadar hep oradaydım. Bazıları yaşadığım şoktan ne kadar etkilendiğimi düşünüp bana destek olurken, ben bu vicdan azabının ağırlığıyla ömrüm boyunca nasıl yaşayacağımı düşünüyordum.

Günler geçti.Haberleri hiç kaçırmadan takip ettim. Adının Nihan olduğunu, hayatının tüm detaylarını öğrenene kadar da bırakmadım. Haberlerde eşinden, ne kadar mutlu ve yardımsever bir kadın olduğundan bahsediliyordu. Zengin iş insanlarının cemiyetindendi Nihan; bu yüzden kaza magazin dünyasında öylece kapanıp gitmemişti.

Eşi başta olmak üzere tüm ailesi olayın aydınlanması için seferber olmuştu. Aslında ortada kurulan o kadar komplo teorisinin aksine, sadece hızın ve paniğin kurbanı olmuş sıradan bir kaza vardı.Fakat ben o gece, o karanlığın sonu olmadığını sandığım gecede kendime söz vermiştim; tüm gerçekleri hiçliğe gömecektim. Nitekim öyle de oldu.

Biliyordum ki eğer ben ortaya çıkmazsam, bu kazanın gerçeğini asla ortaya çıkamazdı. Ben vicdansız ve kötü biri değildim; sadece hayatını ilk defa ellerine almak isteyen, ötelenmeden yaşamak isteyen genç bir kadındım. Bu hayatı bana kimse vermemişti, onu kendi tırnaklarımla kurmuştum.

O gece babamın yanından ayrılıp İstanbul'a taşınmak için yola çıkmıştım. Kazadan sonra ise babama geri dönemeyeceğime göre o gün yaşanılanları yok sayıp kurduğum plana uymak zorunda kalmıştım. Istanbul’a taşınmış, insanlarla iletişimi minimuma indirmiştim.

İstanbul’da küçük 1+1 evde yaşıyor, evime yakın bir yerde ise sosyal Hizmetlerde iletişim koordinatörü olarak iş bulmuş çalışıyordum. Üniversite eğitimim ne kadar asosyal bir kız olarak geçse de, hep çalışan bir öğrenci olmuştum ben. O yüzden iyi bir pozisyon bulabilmiştim kendime.

Şimdi yeni kurduğum bu hayatın benden öylece alınmasına izin veremezdim. Hiç kimsenin tek bir yardımı dahi olmadan 25. Yaşımda artık kendime ait bir hayat kurabilmiştim. Şimdi kendi ellerimle bu hayatı alın bozun diyemezdim.

İtiraf etmek için çok geç kalınmıştı. İtiraf edersem, tamamen suçlu konumuna düşerdim.

O gün Nihan’ın arabasının bana doğru savrulduğunu ve kendi canımı kurtarmak için refleksle direksiyonu kırdığımı kimseye kanıtlayamazdım.

İşte ben Tan... Annem acaba haksız sayılır mıydı? Artık bundan bile emin değilim.

İstanbul'da, o kazanın izlerini ve suçluluğunu içime gömmeye çalışarak geçirdiğim yedi ay... Zorda olsa, dişimi tırnağıma takarak inşa ettiğim o yeni hayatımın daha çok başındaydım.

Tamamen hiçliğe gömdüğüm bu geçmişin vicdan azabını hafifletmek adına, çocuklara yönelik hazırladığım projelerle çeşitli yardım kuruluşlarına destek veriyordum.

Ve sonra o geceye dair haber düştü önüme. Duygu'nun eşi Deniz Demir'in de katılacağı o büyük destek gecesi...Gözlerim haberdeki o isimde takılı kaldı. O an içimde karşı konulmaz bir dürtü uyandı; orada olmalıydım. Her ne kadar yok sayarak bir yedi ay geçirmeye çalışmış olsam da artık yüzleşme isteğim beni çoktan ele geçirmişti.

Hiç vakit kaybetmeden derneklere mailler attım, hazırladığım projeyi sundum, gecede yer almak istediğimi belirttim. Günler süren yazışmaların ve bekleyişin ardından sonunda olumlu yanıtı aldım. Kendi ellerimle yazdığım mailler, yaptığım görüşmeler sayesinde o gecenin katılımcı listesinde adımı yazdırmayı başarmıştım. Başka türlü Deniz'le aynı ortama girmem imkansızdı çünkü

Haftalar süren o gergin hazırlık süreci nihayet bitmişti. Gecenin yapılacağı gün üzerime uzun siyah elbisemi geçirdim, bakır dalgalı saçlarımı omuzlarımdan aşağı saldım. Aynadaki solgun yüzüme son bir kez baktım.

Bir iki saatlik titiz bir hazırlığın ardından taksiye bindiğimde kalbim göğüs kafesimi dövüyordu

Ve taksi, varacağım o lüks otelin önünde durdu.Hayatımda sadece o kaza gecesi bu kadar titremiştim, bir de şimdi.

Doğru mu yapıyordum? Asla emin değildim.

Ama bu gece kendimle yüzleşmek zorundaydım. Bundan emindim.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

346okunma 38beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.