10. bölüm / 12
ATEŞ VE BARUT9Bölum Seni Savaşın
Bölümler 12Şu an: 9Bölum Seni Savaşın
- 1 🖤 TANITIM 👑420 kelime
- 2 1 Bölum Ateş ve Barud931 kelime
- 3 2. Bölüm: Kapıdaki Fırtına566 kelime
- 4 3Bölum Panik Atak622 kelime
- 5 4Bölum Kim Kimi Yakacak812 kelime
- 6 5 Bölüm Kül ve Kıvılcım628 kelime
- 7 6 Bölüm karakter tanıtımı124 kelime
- 8 7Bölum Küllerinden Doğmak725 kelime
- 9 8 Bölüm: Yeni CEO692 kelime
- 10 9Bölum Seni Savaşın1.181 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 10 Bölüm Tehlikeli Oyun470 kelime
- 12 11Bölum Tehdidin Gölgesinde708 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bu şehir, sadece Ateş'in değil, şimdi kollarını açmış yeni bir ejderhayı daha çağırıyordu.
Asansörün kapıları ağır ağır açıldı.
Aslan Alkan birkaç adamıyla birlikte asansörden çıkarken bir anda durdu.
Bakışları, koridorun diğer ucunda duran kadına takılmıştı.
Defne...
Aslan'ın yüzündeki o kendinden emin ifade, yalnızca birkaç saniyeliğine de olsa değişti. Gözleri Defne'nin üzerinde kaldı. Sanki karşısında hiç tanımadığı birine değil de, yıllardır hafızasının bir köşesinde saklı kalan bir görüntüye bakıyordu.
Defne de o sırada başını kaldırdı.
Göz göze geldiler.
Defne'nin içinde garip bir his oluştu.
Bu adamı daha önce hiç görmemişti.
Bundan emindi.
Ama buna rağmen Aslan'ın bakışlarında ona tuhaf şekilde tanıdık gelen bir şey vardı. Sanki çocukluğundan kalma, adını koyamadığı bir anı bir anda gözlerinin önünden geçmişti.
Defne kaşlarını hafifçe çattı.
Neden bu adam bana bu kadar tanıdık geliyor?
Aslan ise tek kelime etmeden Defne'ye bakmaya devam etti.
Sonra bakışlarını yavaşça ondan çekti.
Yüzündeki şaşkınlığı hemen gizledi.
— Aslan Bey?
Yanındaki adamın sesiyle kendine geldi.
Aslan başını çevirerek kısa bir cevap verdi.
— Hadi.
Adımlarını koridor boyunca sürdürdü.
Defne ise arkasından bakakaldı.
İçindeki o garip his bir türlü geçmiyordu.
Sanki Aslan Alkan'ı ilk kez görmüyordu.
Sanki onu çok uzun zaman önce, çocukluğunun unutulmuş bir yerinde görmüş gibiydi.
Ama bu hissin nereden geldiğini bilmiyordu.
Ve Aslan da bilmiyordu ki yıllar sonra çıktığı bu yolculuk, onu geçmişinin en büyük sırrının tam ortasına getirmişti.
Defne'nin zihninde Aslan'ın yüzü hâlâ dolaşıyordu. Koridorda karşılaştıkları o birkaç saniyelik bakış, nedense aklından çıkmıyordu.
Tam bilgisayarının başına geçip dosyalarını düzenleyecekken telefonu çaldı.
Arayan şirketin asistanıydı.
— Defne Hanım, müsait misiniz?
— Evet, söyleyin.
— Bir hanımefendi sizinle görüşmek için geldi. Daha doğrusu... özellikle sizinle görüşmek istiyor.
Defne kaşlarını çattı.
— Randevusu var mı?
— Hayır. Ama dosyasını daha önce inceleyen avukatlar kendisine yardımcı olamamış. Sizin adınızı duyunca buraya kadar gelmiş.
Defne birkaç saniye düşündü.
— Gönderin içeri.
— Emin misiniz?
— Evet. Beş dakika dinlerim. Sonra ne yapacağımıza karar veririz.
Telefon kapandı.
Defne masasındaki dosyaları bir kenara çekti ve önündeki boş sandalyeye baktı.
Birkaç dakika sonra kapı hafifçe çalındı.
— Girin.
Kapı açıldı.
İçeri genç bir kadın girdi.
Üzerinde sade, eski bir mont vardı. Elinde buruşturulmuş bir dosya tutuyordu. İçeri adım attığında önce etrafa baktı, sonra gözlerini Defne'ye çevirdi.
Defne kadının yüzündeki endişeyi hemen fark etti.
— Buyurun, oturun.
Kadın sandalyeye oturdu ama ellerindeki dosyayı bırakmadı.
— Siz Defne Hanım mısınız?
— Evet.
Kadın derin bir nefes aldı.
— Ne olur bana yardım edin.
Defne sakin bir sesle konuştu.
— Önce sakin olun. Bana ne olduğunu baştan anlatın.
Kadın gözlerini yere indirdi.
— Ben Elif. Bir tekstil atölyesinde çalışıyordum. İki ay önce hiçbir açıklama yapmadan işten çıkardılar.
— Yazılı bir gerekçe verdiler mi?
Elif başını salladı.
— Hayır.
— Maaşınız?
Kadının gözleri doldu.
— Üç aylık maaşımı alamadım.
Defne'nin yüzündeki ifade ciddileşti.
— Üç ay mı?
— Evet.
Elif çantasından birkaç kâğıt çıkardı ve titreyen elleriyle masaya bıraktı.
— Bunlar maaş bordrolarım. Bunlar da çalıştığım günlerin kayıtları. Hepsini sakladım. Bana hiçbir şey vermeyeceklerini söylediler. Hatta... hakkımı ararsam daha kötü olacağını söylediler.
Defne belgeleri tek tek incelemeye başladı.
— Size bunu kim söyledi?
Elif cevap vermeden önce dudaklarını birbirine bastırdı.
— Patronun oğlu.
— İsmi?
— Mert Yalçın.
Defne ismi dosyanın üzerine not etti.
— Peki neden işten çıkarıldığınızı söylediler?
— "İşlerin azaldığını" söylediler. Ama benden bir hafta sonra aynı yere iki yeni çalışan aldılar.
Defne başını kaldırdı.
Elif'in sesi titremeye başladı.
— Ben sadece hakkımı istiyorum. Başka hiçbir şey istemiyorum. Üç ay çalıştım, emek verdim. O paraya ihtiyacım var. Evimin kirasını ödeyemedim. Annemle birlikte yaşıyorum. İlaçlarını bile zor alıyoruz.
Defne sandalyesinden biraz öne eğildi.
— Elif Hanım, bana bakın.
Elif gözlerini kaldırdı.
— Siz buraya yalvarmaya gelmediniz. Hakkınızı aramaya geldiniz.
Kadın birkaç saniye sustu.
Defne belgeleri önüne düzgünce yerleştirdi.
— Elinizde çalışma kayıtları, maaş belgeleri ve işten çıkarıldığınıza dair kayıt varsa bu dosyayı inceleyebiliriz. Önce bütün belgeleri toplamamız gerekiyor.
Elif'in gözlerinden yaşlar süzüldü.
— Gerçekten yardım edecek misiniz?
Defne hiç tereddüt etmeden cevap verdi:
— Evet. Ama bana her şeyi olduğu gibi anlatacaksınız. Hiçbir şeyi saklamayacaksınız.
Elif başını hızla salladı.
— Saklamayacağım.
Defne dosyayı kapattı.
— O zaman başlayalım.
Elif ilk kez hafifçe nefes aldı.
Defne ise dosyanın kapağını açarken bunun sıradan bir işçi davası olmayabileceğini henüz bilmiyordu.
Çünkü belgelerin arasında bulunan tek bir isim, bu davanın düşündüğünden çok daha büyük bir hikâyeye açılan kapısı olacaktı.
Tam o sırada dışarıdan telefon sesi duyuldu.
Asistanın sesi koridordan geldi:
— Efendim?
Kısa bir sessizlik oldu.
Ardından sesi biraz daha endişeli çıktı.
— Şirkete iki adam girdi. Sizi soruyorlar.
Defne başını kaldırdı.
— Beni mi?
— Evet. Randevuları olmadığını söylüyorlar ama...
Cümlesini tamamlayamadan kapı hızla açıldı.
İki adam içeri girdi.
Defne’nin bakışları sertleşti.
— Siz kimsiniz?
Adamların biri doğrudan Elif’e baktı.
Elif’in yüzündeki renk bir anda değişti.
Defne bunu fark etti.
— Elif?
Elif cevap veremedi.
Adam birkaç adım atarak ona yaklaştı.
— Seninle konuşmaya geldik.
Elif sandalyesinden kalkmak istedi ama adam kolundan tuttu.
— Ben sizinle konuşmak istemiyorum.
Defne hemen ayağa kalktı.
— Elini çek.
Adam Defne’ye döndü.
— Bu seni ilgilendirmez.
Defne bir adım öne çıktı.
— Ben bu kadının avukatıyım. Şu anda benim ofisimdesiniz ve müvekkilimin kolunu tutuyorsunuz. Elini çek.
Adam küçümseyerek baktı.
— Davayı bırakması gerekiyor.
Elif korkuyla başını salladı.
— Ben sadece hakkımı istiyorum...
Adamın sesi sertleşti.
— O zaman hakkını aramaktan vazgeç.
Defne’nin yüzündeki ifade tamamen değişti.
— Son kez söylüyorum. Elini çek.
Adam bırakmak yerine Elif’i kendine doğru çekti.
Defne hiç düşünmeden araya girdi.
Adamın bileğini tuttu, kolunu aşağı doğru çekerek Elif’i kurtardı. Adam dengesini kaybedince Defne bir adım geri çekildi.
— Bir daha müvekkilime dokunma.
Adam öfkeyle üzerine yürüdü.
Defne geri çekilmedi.
Adamın hamlesini savuşturup kontrollü bir yumrukla onu gövdesinden uzaklaştırdı. Adam birkaç adım geriye sendeledi.
Diğer adam şaşkınlıkla Defne’ye baktı.
— Sen...
Defne nefesini toparladı.
— Evet. Ben.
Tam o anda kapının dışından başka bir ses duyuldu.
— Siz kimsiniz?
Herkes aynı anda kapıya döndü.
Ateş kapının önünde duruyordu.
Bakışları önce adamlara, sonra Elif’e, ardından Defne’ye kaydı.
Sesi bu kez çok daha sertti.
— Benim şirketime girip burada insanları tehdit etmeniz için kimden izin aldınız?
Adamlar sessiz kaldı.
Ateş birkaç adım içeri girdi.
— Çıkın dışarı.
Adam cevap vermeye çalıştı.
— Biz sadece konuşmaya geldik.
Ateş’in bakışları sertleşti.
— Konuşmak için insanların kolunu tutmazsınız.
Odanın içindeki hava bir anda ağırlaştı.
Defne ise hâlâ adamlara bakıyordu.
Ateş gözlerini ona çevirdi.
— İyi misin?
Defne başını salladı.
— Ben iyiyim. Elif korktu.
Ateş’in bakışları Elif’e kaydı.
— Siz de iyi misiniz?
Elif sessizce başını salladı.
Ateş tekrar adamlara döndü.
— Şimdi çıkın.
Adamlar birbirlerine baktılar.
Sonunda geri çekilip odadan çıktılar.
Kapı kapandığında odada birkaç saniye sessizlik oldu.
Defne derin bir nefes aldı ve masasının başına geçti.
Ateş ona baktı.
— Boks mu biliyorsun?
Defne dosyayı açarken omuz silkti.
— Biraz.
Ateş kaşını kaldırdı.
— Biraz mı?
Defne gözlerini dosyadan ayırmadı.
— Şu an bunun sırası değil.
Ateş istemsizce gülümsedi.
— Sen gerçekten baş belasısın.
Defne başını kaldırıp ona baktı.
— Bunu iltifat olarak kabul edeceğim.
Ateş cevap vermedi.
Ama odadan çıkmadan önce bir kez daha Elif’e baktı.
Çünkü artık bunun sıradan bir iş davası olmadığı belliydi.
Defne de aynı şeyi düşünüyordu.
Masasındaki dosyaya baktı.
Sonra kapıya...
Bu dava, göründüğünden çok daha büyük bir şeyin başlangıcıydı.
👩🏻⚖️
Bölüm etkileşimi
