5. bölüm · ATEŞ VE BARUT

4Bölum Kim Kimi Yakacak

yasəmən Kitab yazrı

"Göreceğiz bakalım kim kimi yakacak."

🫀🔇
Defne, Ateş’in yüzüne bıraktığı bu son meydan okumayla birlikte soluğunu tuttu. Göğsündeki o sıkışmayı, kalbinin üzerine bastırdığı titreyen elini bir hamlede geride bırakarak dikleşti. Odanın içindeki boğucu havayı yarmak istercesine başını dik tuttu ve arkasını dönüp hızlı adımlarla kapıya doğru yürümeye başladı.
Ateş, kadının arkasından gidişini izlerken dudaklarındaki o tehlikeli, alaycı tebessüm hâlâ yerli yerindeydi. Ellerini ceketinin ceplerine sokup, arkasından seslendi:
"Tamam avukat hanım, oldu," dedi Ateş, sesindeki o koyu tınıyla. "İnşallah bir daha karşılaşmayız."
Defne, koridora çıkıp kapıyı arkasından sertçe çekerken, kendi kendine homurdanarak yüzünü buruşturdu ve dişlerinin arasından fısıldadı:
"Amin ya, inşallah bir daha asla!"
Adliyedeki bu gergin karşılaşmanın ardından Defne kendi odasına geçip masasına oturdu. Nefesini düzenlemeye çalışırken, sekreteri kapıyı hafifçe tıklatıp içeri girdi ve masanın üzerine kalın bir dosya bıraktı.
"Defne Hanım, mahalleden şiddet gören o kadınla ilgili resmi şikayet dosyası geldi. İmzalamanız ve acilen mahalledeki ilgili birime ulaştırılması gerekiyor."
Defne dosyaya şöyle bir baktı; kadının yaşadığı o kabusu ve kocasının uyguladığı şiddeti anlatan belgeler gözünün önüne gelince içindeki o adalet duygusu yeniden alevlendi. Yerinden kalkıp ceketini üzerine geçirdi. Dosyayı çantasına atıp adliyeden ayrıldı ve doğrudan o kadının yaşadığı mahallenin yolunu tuttu.
Mahallenin ara sokaklarından birinden geçerken, evden gelen tiz çığlıklar ve eşya kırılma sesleriyle irkildi. Kapı aralıktı; içeride mahalle sakinlerinden bir kadın, kocasının hem ihanetine hem de acımasız şiddetine maruz kalıyordu. Defne bir an bile düşünmeden fırtına gibi içeri dalmış, masum kadının önüne siper olmuştu.
"Bırak o kadını!" diye kükremişti Defne, gözlerinde alev alev yanan öfkeyle. Ancak adam saldırmaya devam edince, öfkeden çılgına dönen avukat eline geçirdiği kalın sopayla adama karşılık vermişti.
O sırada, sokağın başındaki evinde oturan Ateş'in telefonu birden bire çalmıştı. Arayan adamıydı:
"Abi... Mahalledeki o evde yine büyük kavga çıktı. Adam karısını aldatıyormuş, şiddet uyguluyor. İçeri giren de avukat Defne Hanım! Kadını korumaya çalışıyor, ortalık karıştı!"
Bu haberi alan Ateş öfkeden deliye dönmüş, "O adamın karısına el kaldırmaya cesaret etmesi yetmezmiş gibi, bir de o inatçı avukat yine o eve mi daldı? Bekleyin, geliyorum. Bu sefer o şerefsiz adamın ellerini kendi ellerimle kıracağım!" diyerek telefonu kapatmış ve hızla arabasına atlayıp o eve doğru gaza basmıştı.
Oraya varıp kapıyı sertçe ittirdiğinde, gördüğü manzara karşısında bir an için olduğu yerde kalakaldı. Odanın ortasında soluk soluğa duran Defne, elindeki kalın sopayla az önce kadına şiddet uygulayan adamı hırpalamıştı. Adam acıyla kıvranarak köşeye sinerken, Defne sopayı adama doğru sallayıp soluk soluğa kükredi:
"Lan sen kimsin bir kadına el uzatıyorsun, şerefsiz iti herif!"
Ateş, karşısındaki bu korkusuz manzarayı ve Defne'nin o cesur çıkışını görünce şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı. Koyu renk ceketinin altındaki omuz sızısını tamamen unutup kollarını göğsünde kavuşturdu. Dudaklarında istemsiz, tehlikeli bir tebessüm belirdi. Ardından adımlarını yavaşça, ölümcül bir sessizlik içinde köşede sinen adamın üzerine doğru yöneltti.
Ateş, adamın tam önünde durdu, tepesine dikilip eğildi ve odayı inleten, buz gibi ve gür bir sesle kükredi:
"Kalk lan ayağa!" dedi Ateş, dişlerinin arasından. "Söyle bakayım... Benim mahallemde, benim sokaklarımda hangi cüretle bir kadına el kaldırırsın lan?! Kim oluyorsun sen?! Neden vurdun lan kadına?"
Adam korkudan titreyerek yerinden bile kıpırdayamaz halde kekeledi: "Ateş Bey... yemin ederim ben sadece..."
Defne ise elindeki sopayı yere doğru bırakıp, nefes nefese bir halde Ateş'in bu öfkeli çıkışını izliyordu. Ateş, başını hafifçe yana eğip alaycı ama bir o kadar da tehlikeli bir tonla devam etti:
"Senin o kadına uzattığın elleri bu sokaklarda gezdirmemeye yemin ederim. Ama benden önce avukat hanım cezanı kesmiş... Şanslısın ki şu an nefes alıyorsun."
Defne, karşısında bu kadar sert ve otoriter duran Ateş'e bakarken, gözlerindeki o inatçı kıvılcımla öne atıldı ve sertçe karşılık verdi:
"Senin mahallen de olsa, kuralların da olsa! Bir kadının canının yanmasına asla sessiz kalmam! Senin o mafyacılık oyunların ve korku imparatorluğun beni durduramaz, Ateş Alkan!"
Defne'nin bu meydan okuyan sesi odada yankılanırken, Ateş başını yavaşça kadına çevirdi. Gözlerindeki o tehlikeli karanlık, Defne'nin korkusuz duruşuyla birleşince etraftaki tüm havayı bıçak gibi kesti. Ateş, adımlarını köşede sinen adamdan tamamen uzaklaştırıp doğrudan Defne'ye doğru yöneltti. Aralarındaki mesafeyi adeta yok edercesine yaklaştı ve soluk soluğa bakan kadının gözlerinin içine baka baka konuştu:
"Benim oyun oynadığımı mu sanıyorsun, avukat?" dedi Ateş, sesini fısıltıya benzer ama odayı inleten sert bir tonda alçaltarak. "Sen buraya, benim bilmediğim bir sokakta adalet dağıtmaya geldiğini sanıyorsun. Ama bilmediğin bir şey var; bu sokakta nefes aldığın her saniye, benim kurallarımın etrafında dönüyorsun."
Defne, Ateş'in bu yakınlığıyla gerilse de bir milim bile geri adım atmadı. Çenesini daha da dikleştirip dişlerinin arasından tısladı:
"Kuralların da, yasaların da başıma yıktığın bu dünya da umurumda değil! Bir insanın canı yanarken arkamı dönüp gidemem ben. Senin o tehditlerin, o korkutmaya çalıştığın omuzların bana sökmüyor, Ateş!"
O sırada dışarıda bekleyen adamlardan biri kapıyı hafifçe aralayıp içeri seslendi:
"Abi... Dışarıdakiler toplandı, durumu öğrendiler. Ne yapalım?"
Ateş, gözlerini Defne'nin öfkeden parlayan gözlerinden bir saniye bile ayırmadan, sesini dışarıdakilerin de duyabileceği şekilde sertçe çıkırdı:
"Atın o şerefsizi arabanın arkasına! Bir daha bu mahalleye yaklaşırsa ölüsünü bulurlar."
Ardından tekrar Defne'ye döndü, yüzüne doğru eğilerek o son cümleyi fısıldadı:
"Göreceğiz bakalım kim kimi yakacak."