2. bölüm / 12
ATEŞ VE BARUT1 Bölum Ateş ve Barud
Bölümler 12Şu an: 1 Bölum Ateş ve Barud
- 1 🖤 TANITIM 👑420 kelime
- 2 1 Bölum Ateş ve Barud931 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 2. Bölüm: Kapıdaki Fırtına566 kelime
- 4 3Bölum Panik Atak622 kelime
- 5 4Bölum Kim Kimi Yakacak812 kelime
- 6 5 Bölüm Kül ve Kıvılcım628 kelime
- 7 6 Bölüm karakter tanıtımı124 kelime
- 8 7Bölum Küllerinden Doğmak725 kelime
- 9 8 Bölüm: Yeni CEO692 kelime
- 10 9Bölum Seni Savaşın1.181 kelime
- 11 10 Bölüm Tehlikeli Oyun470 kelime
- 12 11Bölum Tehdidin Gölgesinde708 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
FARKLI DÜNYALARIN SABAHI
Güneş, İstanbul’un üzerine kirli, kurşuni bir sis tabakasını yırtarak doğarken, Defne Çelik çoktan uykunun o huzurlu limanından ayrılmıştı,bazen uzun uyku çekerdi ama çoğu uykusu iki saat çünki kan ter içinde her gece kabus görüyordu. Onun hayatında huzur, sadece sözlüklerde kalan süslü bir kelimeden ibarettir. Küçük, çatı katı dairesinin mutfağında kaynayan ucuz kahvenin keskin kokusu, odanın duvarlarını kaplayan eski hukuk kitaplarının sayfalarından sızan toz kokusuna karışıyordu. Defne, mutfak tezgahına yaslanıp dışarıdaki soğuk, puslu sokağa baktı. Aşağıda insanlar işlerine yetişmek için koşturuyor, korna sesleri birbirine karışıyordu. Kimsenin kimseyi görmediği, görmezden geldiği bu koca şehirde, o her zaman tek başınaydı.
Aynanın karşısına geçtiğinde, gözlerinin altındaki hafif morluklara dokundu parmak uçlarıyla. O morluklar, gece yarılarına kadar lamba ışığında incelenen yüzlerce sayfalık dava dosyalarının, haksızlığa uğramış insanların çaresiz çığlıklarının eseriydi. Ama o yorgun halkaların üzerinde parıldayan renkli gözlerde en ufak bir teslimiyet emaresi yoktu. Aksine, hayatın ona indirdiği her darbeye karşı daha da bilenen, sertleşen bir irade okunuyordu.
Siyah, keskin hatlı ceketini üzerine geçirip yakalarını düzeltti. Saçlarını sıkı bir at kuyruğu yaptı; bu onun savunma mekanizmasıydı, saçlarının yüzüne düşüp de görüşünü engellemesini istemezdi. Aynadaki dik duruşuna bakarak fısıldadı:
"Bugün de düşmeyeceksin, Defne. Arkanda yaslanacağın bir duvar yok, bu yüzden dizlerinin titreme lüksü de yok."
Çantasını alıp evden çıktı. Metro merdivenlerini hızla inerken, zihninde sadece o günkü duruşma vardı. Bugün, dev bir inşaat firmasının ihmalkarlığı yüzünden sakat kalan ve hakları gasp edilmeye çalışılan bir işçinin avukatlığını yapacaktı. Karşı taraf, ülkenin en pahalı, en acımasız avukat ordusunu arkasına almıştı. Adliye sarayının o devasa, soğuk mermer koridorlarına adım attığında cüppesini omuzlarına geçirdi. O cüppe, Defne için sadece bir kıyafet değil, bu dünyadaki tek zırhı, tek sığınacağı limandı.
Duruşma salonuna girdiğinde karşı tarafın baş avukatı kibirli bir gülümsemeyle ona baktı. Eğilip, "Avukat Hanım, müvekkiliniz için sunduğumuz küçük miktardaki tazminatı kabul edin, bu davayı kazanamazsınız. Boşuna kürek çekiyorsunuz," diye fısıldadı.
Defne, adama dik bir bakış fırlattı. Sesi, salonun yüksek tavanında yankılanacak kadar net ve kararlıydı: "Ben kürek çekmiyorum Avukat Bey. Ben o kibirle inşa ettiğiniz sahte kalelerinizi kanunun gücüyle yıkmaya geliyorum. Adalet, sizin parayla satın alabileceğiniz bir meta değildir. Bugün bunu öğreneceksiniz."
Mahkeme başladığında Defne adeta devleşti. Maddeleri, kanunları, geçmiş emsal kararları birer ok gibi karşı tarafa fırlattı. Sesindeki o sarsılmaz inanç, hakimin bile dikkatini çekmişti. Saatler süren tartışmaların ardından, hakimin tokmağı masaya indiğinde kazanan Defne ve arkasında gözü yaşlı bekleyen o çaresiz işçi olmuştu. Koridora çıktığında müvekkilinin ona sarılıp ağlaması, Defne’nin kalbindeki o eski, kimsesiz yaraya merhem oluyordu. İşte bu yüzden yaşıyordu; dünyayı kendi adalet terazisiyle düzeltmek için.
Şehrin tamamen farklı bir yakasında, Boğaz’ın hırçın dalgalarının dövdüğü, yüksek korumalı duvarların ardındaki devasa bir malikanede ise bambaşka bir hava hakimdir. Ateş Alkan, çalışma odasındaki geniş deri koltuğunda oturmuş, parmaklarının arasında babasından kalan eski, gümüş köstekli saati çeviriyordu. Saatin her tıkırtısı, ona çocuk yaşta şahit olduğu o kanlı geceyi hatırlatıyordu. Babasının gözlerinin önünde vuruluşu, yerdeki kan gölü ve o günden sonra çocukluğunu bir kenara bırakıp kuşanmak zorunda kaldığı o ağır zırh...
Kapı hafifçe tıklandı ve içeriye, siyahlar içinde bile asaletini kaybetmemiş olan annesi Hümeyra Hanım girdi. Ateş, annesini gördüğü an yüzündeki o mermerden farksız, sert ve acımasız ifadeyi bir anda sildi. Hızla ayağa kalkıp annesine doğru yürüdü, elini saygıyla öpüp alnına koydu. Bu hayatta diz çökeceği, karşısında yumuşayacağı tek insan bu kadındı.
"Yine uyumadın değil mi oğlum?" dedi Hümeyra Hanım, gözlerindeki o bitmek bilmeyen endişeyle Ateş’in yüzünü süzerek. "Babanın kaderi omuzlarında bir yük, biliyorum. Ama ben ömrümü, seni o karanlığın yutmaması için feda ettim."
Ateş, annesinin titreyen ellerini kendi güçlü avuçlarının içine aldı. Sesi pes, ama bir o kadar da güven vericiydi: "Ben o karanlıkta kaybolmam melek yüzlüm, emin ol. Ben babamın intikamını vahşetle değil, bu şehrin düzenini koruyarak alıyorum. Alkan soyadı zayıfa zulmetmez, ama bizim olanı almaya kalkanın da şah damarını keser. Emin ol, benim kurallarım bu şehri ayakta tutuyor."
Ateş, malikaneden çıkıp kendisini bekleyen siyah lüks araç konvoyuna bindiğinde, şehir onun adımlarına göre şekil alıyordu. O, yeraltının lideriydi ama uyuşturucuya, kadına şiddete, haksız haraca asla izin vermeyen bir lider. Doğrudan kendi bölgesindeki eski bir mahalleye, esnafı ziyarete gitti. Araçtan indiğinde, mahalleli ona sevgi ve saygıyla bakıyordu. O sırada bir dükkanın önünde bağırışlar koptu. Başka bir bölgenin çetesine mensup birkaç silahlı adam, yaşlı bir fırıncıyı köşeye sıkıştırmış, zorla para almaya çalışıyordu.
Ateş, adamlarının hareket etmesine izin vermeden öne doğru yürüdü. Adımları ağır ama sarsıcıydı. Silahlı adamlar Ateş’i gördüklerinde ellerindeki silahlar titremeye başladı. Ateş, adamın elindeki silaha bile bakmadan tam karşısında durdu. Boyu, heybeti ve gözlerindeki o buz gibi ölümcül ifade karşı tarafın nefesini kesti.
"Bu mahallede," dedi Ateş, sesi fırtına öncesi sessizlik gibiydi, "benim gölgemin düştüğü yerde, benden izinsiz nefes bile alınmaz. Şimdi o silahı indir ve bu yaşlı adamın elini öpüp af dile. Yoksa seni bu şehrin altına öyle bir gömerim ki, kemiklerini bile bulamazlar."
Adamlar, Ateş’in adının ağırlığı altında ezilerek dediklerini yaptı ve arkalarına bakmadan kaçtılar. Yaşlı fırıncı Ateş’in ellerine sarılmak istedi ama Ateş buna izin vermedi, adamı omuzlarından tutup dikleştirdi. "Biz varken kimse size diz çöktüremez amca, işine bak," dedi.
Ateş Alkan, kendi yarattığı imparatorluğun tahtında sarsılmaz bir güçle oturuyordu. O sokakların adaletiydi, Defne ise kanunların.
Gün batarken, Defne adliyedeki odasında yorgunlukla çayını yudumlarken masasına bırakılan yeni bir dosya dikkatini çekti. Dosyanın üzerinde, cinayet ve yağma suçlamasıyla tutuklanan ama masum olduğunu iddia eden bir adamın adı yazıyordu. Defne, adamın geçmişini incelerken onun haksızlığa uğradığını düşündü ve savunmasını üstlenmeye karar verdi.
Bilmiyordu ki, masumiyet maskesi takmış o adam hapisten çıktığı an, Ateş Alkan’ın dünyasını yerle bir edecek, onun en yakınının kanını dökecekti. Ve yine bilmiyordu ki, o dosyanın kapağını açtığı an, Ateş’in ocağına düşecek yangının pimi çekilmişti.
İki farklı adalet anlayışı, aynı şehirde, aynı suçun gölgesinde çarpışmak üzere karşı karşıya geliyordu. Kaçınılmaz sonun ilk perdesi aralanmıştı.
Bölüm etkileşimi
