9. bölüm · ATEŞ VE BARUT
8 Bölüm: Yeni CEO
"Kaybedecek vakti olanlardan değilim, Ateş. Masaya oturdukça kuralları kimin yazacağını göreceğiz."
Ateş, kadının bu cüretkar meydan okuması karşısında dudaklarındaki o tehlikeli tebessümü daha da genişletti. Geniş masanın üzerinden yavaşça ona doğru eğildi, aralarındaki mesafeyi adeta hiçe sayarak gözlerini Defne’nin inatla parıldayan kahverengilerine mıhladı.
"Kuralları yazmak cesaret ister avukat hanım," dedi sesi odayı dolduran tok ve sarsılmaz bir tınıyla. "Ama masada oturmaya devam edersen, elindeki kartların nasıl birer birer kül olduğunu da görürsün. Söyle bakalım, seni buraya getiren şey sadece o adalet tutkunu mu, yoksa benden başka sığınacak yerinin kalmadığı gerçeği mi?"
Defne, adamın bu iğneleyici sözleri altında ezilmek bir yana, omuzlarını daha da dikleştirdi. Ateş’in zihninde kurduğu o kibirli tahtı yerle bir etmek için sabırsızlanıyordu. "Ben sığınacak yer arayacak kadar aciz olsaydım, şu an bu koltukta değil, çoktan mahkeme salonlarında başımı eğmiş olurdum," diye karşılık verdi, sesi en az Ateş'inki kadar net ve kararlıydı. "Ben buraya sığınmaya değil, benden çalınan hayatın hesabını sormaya geldim. Eğer oyunun kurallarını sen koyuyorsan, tahtını devirmek de benim namus borcum olsun."
Odanın içinde iki ateşin çarpışmasından doğan görünmez kıvılcımlar havada uçuşuyordu. Ateş, ilk defa karşısında boyun eğmeyen, aksine kafa tutan bir kadınla karşılaşıyordu ve bu durum hoşuna gitmekten öte, içindeki o tehlikeli sahiplenme dürtüsünü körüklüyordu.
Yavaşça kollarını göğsünden çözdü, masanın üzerinden hafifçe Defne'ye doğru eğildi.
"Madem bu kadar cesursun ve kuralları değiştirmek istiyorsun..." dedi Ateş, sesindeki alaycı tını yerini sert ve mesafeli bir ciddiyete bırakırken. "O zaman önce benimle çalışmanın bedelini ödeyeceksin. Şimdi dinle beni; benim halletmem gereken başka bir işim var. Bir akrabam şehre gelecek..."
Tam o sırada ağır cam kapı ardına kadar gürültüyle açıldı. İçeriye giren adamın adımlarındaki o sarsıcı ağırlık, bütün katın havasını bir anda değiştirdi. Ateş’in en güvendiği adamlarından biri, yüzünde solmuş bir renk ve buz gibi bir terle içeri adayıp nefes nefese bir sesle söze girdi:
"Efendim... Aslan Alkan şehre geri döndü. Sınırı geçti, doğrudan buraya geliyor!"
Ateş’in yüzündeki o sert ve sakin ifade bir anda buz kesti. Gözlerindeki koyu karanlık tehlikeli bir boyuta evrilirken, masaya dayandığı ellerini yavaşça çekerken dikleşti. Haşmetli odadaki tüm gerilim bir bıçak gibi kesilmişti; çalışanların fısıldaşmaları ve ofisteki o ani panik dalgası dışarıdan bile hissediliyordu. Defne, adamın adını duyduğu an havadaki elektriğin katbekat arttığını iliklerine kadar hissetti.
Ateş, bir an için gözlerini Defne’den ayırıp kapıdaki adamına dikti, ardından yeniden Defne’ye döndü. Sesindeki o buyurgan ve keskin tınıyla konuştu:
"Çocukluktan beri birlikte büyüdüğümüz, yetimhaneden evlatlık alınan kardeşimdir o," dedi Ateş, ceketinin önünü toplarken gözlerindeki o gizli dalgalanmayı saklamaya çalışmadan. "Annem onu evlatlık almıştı, kan bağı olmasa da o benim öz kardeşimden ötedir. Şimdi onu karşılamaya ve getirmeye gidiyorum."
Kapıya doğru yönelmeden önce durdu, başını hafifçe kaldırarak gözlerini Defne’nin gözlerine sabitledi ve uyarır gibi ekledi:
"Unutma; o bu şirketin ikinci CEO'sudur. Ben yokken buradaki her yetkiye sahiptir, eğer olur da buraya gelirse ona karşı saygıda kusur etme."
Kapıya doğru yürümeye başlamadan önce son bir kez arkasına dönüp Defne'nin kararlı bakışlarına baktı ve odadan hızla çıktı.
Ateş fırtına gibi koridordan uzaklaşırken, Defne de merakına yenik düşerek ağır adımlarla odadan dışarı çıktı. Plazanın asansör katına doğru akın eden kalabalığı ve herkesin adeta sessiz bir saygı duruşuna geçer gibi kenara çekilişini izliyordu. Tam o sırada Ateş’in kıdemli asistanının panik halinde dosyaları topladığını gördü ve hızla yanına sokuldu.
"Bakar mısınız?" dedi Defne, sesindeki o sorgulayan ve keskin tonla. "Herkes ayağa kalktı... İçeriye fırtına gibi giren o adam, Aslan Bey tam olarak kimdir? Neden herkes bu kadar gerildi ve ona bu kadar büyük bir önem veriyorsunuz?"
Asistan, soluk soluğa durup etrafa ürkek bir bakış attıktan sonra, sesini neredeyse duyulmayacak kadar alçaltarak fısıldadı:
"Aslan Bey bu şirketin ikinci CEO'sudur avukat hanım," dedi asistan, gözlerindeki korku ve hayranlığı gizleyemeyerek. "Ateş Bey'in çocukluktan beri birlikte büyüdüğü, yetimhaneden evlatlık alındığı kardeşidir. Kan bağı olmasa da Ateş Bey için canını verecek tek insandır. Yıllardır Amerika'da, holdingin o taraftaki devasa operasyonlarını tek başına yönetiyordu; yeni döndü. Şirketteki yetkisi ve sözü doğrudan Ateş Bey'inkine eşittir. Burada esen rüzgârın bile yönünü değiştirebilecek kadar kudretlidir, o yüzden kural bellidir: Aslan Alkan’ın olduğu yerde kuralı ancak ve ancak o yazar."
Defne, asistanın kelimeleri kafasında yankılanırken geriye doğru bir adım attı. İçindeki o inatçı ateş, şimdi daha da büyük bir merakla harlanıyordu. Bu şehir, sadece Ateş’in değil, şimdi kollarını açmış yeni bir ejderhayı daha çağırıyordu.😎😎
