7. bölüm · Ateş altında sevda
7.BÖLÜM
Kutay, nefes nefese odaya girdiğinde hemşire kapıda onu karşıladı.
"Bir şeyler oluyor... Kalp ritmi değişti. İçeri sadece siz girebilirsiniz, lütfen hızlı olun," dedi.
Kutay gözünü kırpmadan içeri girdi. Tamay’ın monitöründeki çizgiler hızlanmıştı. Yüzü hâlâ solgundu ama göz kapaklarında hafif bir kıpırdanma vardı. Kutay hemen yanına çömeldi, elini tuttu.
"Tamay... ben buradayım güzel kadın. Sesimi duyuyorsan... lütfen bir işaret ver."
Sesi çatallıydı ama güçlüydü.
"Birlikte atlatacağız, söz veriyorum. Sana bu cehennemi yaşatan her kimse... onun nefes almasına izin vermeyeceğim."
Tamay’ın kirpikleri titredi. Sonra gözleri aralandı.
Kutay’ın boğazı düğümlendi, elini biraz daha sıktı.
"İşte bu... işte bu benim kızım... Hadi, Tamay. Gözlerimin içine bak."
Tamay'ın gözleri hafifçe açıldı, sanki zaman durmuştu. Dudakları zorla aralandı, neredeyse fısıltıyla gelen bir kelime döküldü:
"Kutay..."
Kutay gözyaşlarına hâkim olamadı.
"Ben buradayım. Sana söz veriyorum, bir daha seni bırakmayacağım."
Hemşire hızla içeri girdi, monitöre ve Tamay’a göz gezdirdi.
"Harika... Bu iyiye işaret. Tam bilincinde değil ama uyanıyor. Lütfen dışarı çıkın, biraz dinlenmesi gerek."
Kutay Tamay’ın elini son kez sıktı, alnına bir öpücük kondurdu.
"Dayan benim savaşçı kızım... seni asla yalnız bırakmam."
Kapıya çıktığında bütün tim kapıda bekliyordu. Gözleriyle hepsini süzdü. Volkan bir adım öne çıktı.
“Uyanıyor mu abi?” dedi, sesi hem yorgun hem de umut doluydu.
Kutay başını salladı.
"Evet. Ama bu iş daha bitmedi. Baran hâlâ serbest... ve bu daha başlangıç."
Dora, ciddi bir ifadeyle araya girdi:
"Komutanım, Ayaz ve Alp’ten haber var. Telefona sızdılar. Mesajın gönderildiği yeri tespit etmeye çalışıyorlar ama sinyal birkaç kez yön değiştirmiş. Belli ki işi bilen biri yardım ediyor."
Kutay’ın çenesi kasıldı, dişlerini sıktı.
"İzini süreceğiz. Peşine düşeceğiz. Bu defa kaçamayacak."
Tamay’ın hayatta olması herkes için bir umut olmuştu ama kutlanacak bir zafer değildi. Tehlike hâlâ enselerindeydi.
Volkan, bir adım geri çekilip Asel’in yanına oturdu. Asel’in gözleri hâlâ doluydu, omuzları düşmüştü. Volkan kollarını usulca onun etrafına doladı.
“Seni böyle görmeye dayanamıyorum,” dedi yumuşak bir sesle, alnını Asel’in şakağına yaslayarak. “Tamay iyi olacak. Az önce Kutay söyledi... uyanıyor. Gözlerini araladı.”
Asel derin bir nefes aldı, Volkan’ın göğsüne yaslandı.
“Onu öyle görünce... içim parçalandı Volkan. O yatağın üstünde... sessiz, kımıldamadan yatıyordu. Nefes alamadım. Korktum. Çok korktum.”
Volkan, başını hafifçe iki yana sallayıp onun saçlarını okşadı.
“Aşkım... bak buradayım. O da burada olacak, tamam mı? Biz buna izin vermeyiz. Tamay bizim gibi değil mi? Kafasına göre takılan, dert etmeyen ama herkesin derdine koşan... Biz ona sahip çıkacağız. O yüzden güçlü olman gerek. Sen güçlü olursan, ben daha sıkı tutunurum her şeye.”
Asel gözlerini kapattı, gözyaşları yanaklarına süzüldü.
“İçimden bir ses... toparlanacak diyor ama... bir yanım hâlâ çok korkuyor.”
Volkan onun ellerini tuttu, parmaklarını okşadı.
“Korkman normal. Ama biz birlikteyiz, unutma. Bu sefer birbirimizin arkasını bırakmayacağız.”
Asel onun elini sıktı.
“İyi ki varsın... iyi ki benimlesin.”
Volkan kısık bir sesle fısıldadı, gözlerini kapatarak:
“Her şeyinle. Sen ne zaman düştüysen ben oradaydım. Şimdi sen de benimle ol. Birlikte geçireceğiz bu karanlığı... Tamay da bizimle gelecek, söz veriyorum.”
Kutay, yoğun bakım kapısının önünde bir süre bekledikten sonra sessizce cam kenarına ilerledi. Elini cebine attı, telefonunu çıkardı. Birkaç saniye durdu, iç çekti. Kişiler kısmına girip “Karan” ismini buldu. Parmağı bir an ekranda duraksadı.
Arasa mı? Aramasa mı?
Ama içinden bir ses, “Sesini duymak iyi gelir,” diyordu.
Arama tuşuna bastı.
Telefon ikinci çalışta açıldı.
Karan (neşeli ama meraklı):
“Alo? Kutay abi?”
Kutay, sesini yumuşatarak sordu:
“Selam Karan. Nasılsın bakalım?”
Karan:
“İyiyim abi, sen? Ablam nasıl? Ona ulaşamadım bugün.”
Kutay:
“İyiyiz. O biraz yorgundu bugün, erken uyudu. Dinleniyor şimdi. Ama merak etme, yanında ben vardım gün boyu.”
Karan rahatlamış gibiydi:
“İyi olmuş abi. O kendine bakmaz zaten, biri yanında olunca içim rahatlıyor.”
Kutay hafifçe gülümsedi, sonra biraz daha içten bir tonda konuştu:
“Siz nasılsınız peki orada? Gökçe, Turan,babam ... Annem nasıl?”
Karan’ın sesi hemen neşelendi:
“İyiyiz abi ya. Sena teyze Ali amcada benle çok ilgileniyor kendi çocuklarından ayırmıyorlar!”
Kutay:
“Hak etmişsindir sen de o ilgiyi, ha?”
Karan:
“Valla abi, Gökçeyle iyi anlaşıyoruz. Turan abi başta biraz mesafeliydi ama şimdi benimle playstation oynuyor. Yani ortam güzel. Ama...”
Kutay:
“Ama?”
Karan’ın sesi bir anda yumuşadı:
“Ablamı özledim abi.”
Kutay’ın yüreği burkuldu ama belli etmedi. Sesi sabit kaldı.
“Anlıyorum kardeşim. Az kaldı, inşallah yakında görüşeceksiniz.”
Karan bir an durdu, sonra hafif tereddütle sordu:
“Abi... ben oraya ne zaman gelicem?”
Kutay bir an yutkundu. Gözleri Tamay’ın odasına kaydı. Konuşmadan önce birkaç saniye sessizlik oldu.
“Rahatsız mısın yoksa oradan?” diye sordu, sesi ciddi ama nazikti.
Karan hemen cevapladı, sesi netti:
“Yok abi, rahatım çok şükür. Allah var, Sena teyze çok ilgileniyor. Gökçe ve Turan abiyle de iyi anlaştık. Her şey güzel... ama... ablamı özledim sadece.”
Kutay, gözlerini kapattı. Burnunun direği sızladı ama sesini sağlam tuttu.
“Anladım kardeşim... Merak etme, en kısa sürede geleceksin. Sana söz veriyorum.”
Karan:
“Tamam abi. Selam söyle olur mu ona? Bir de... iyi olduğunu bilmek çok iyi geldi.”
Kutay:
“Söylerim. Sen de orada kafanı takma hiçbir şeye. İyi bak kendine.”
Karan:
“Söz abi. Allah’a emanet olun.”
Kutay telefonu kapattıktan sonra bir süre elinde tuttu. Parmakları ekrana dokunduğunda sanki Tamay’ın ellerini tutuyormuş gibi hissetti. Camdan dışarı baktı. Gözlerinin dolmasına engel olamadı.
“Sırf onun yüzünü güldürmek için bile... yaşayacaksın Tamay.”
