3. bölüm · Ateş altında sevda
3.BÖLÜM
Kahve almak için kantine doğru gidiyordum. Bugün ilk iş günümdü. Acil gün boyu kalabalıktı, ortalık biraz durulmuşken kantine kahve almaya indim. Bir yandan da aklım dünkü mesajdaydı. Kim yazmış olabilirdi ki? Kafamda kask olmasına rağmen tanınmıştım, bu dünkü mesajdan belliydi. Kutaya özet geçmiştim, o da buluşmamızı söylemişti. Saat 4 gibi işten çıkacaktım, güvenlik amacıyla evine çağırmıştı.
Kantine vardığımda, kantindeki hafif kilolu, tatlı bir kadın vardı. Onu görünce:
“Hatice abla, bir tane kahve alabilir miyim?” dedim.
Kadın beni görünce gülümseyerek, “Güzelim, bugün kaçıncı kahven bu? Çok fazla kahve içiyorsun,” dedi.
Dudaklarımdan minik bir kıkırdama döküldü.
“Merak etme abla, ben alışkınım.”
Kadın anladığını belirten bir şekilde başını salladı.
“Ee, nasıl gidiyor ilk günün?”
Kafamı çevirince kahveyi yapmakla meşgul olduğunu gördüm.
“Yorucu geçiyor ya, acil çok kalabalık bugün.”
Kadın minik bir kahkaha attı.
“Yakında alışırsın güzelim.”
Kahvem hazır olmuştu. Hatice abla kahveyi getirirken, kantin kapısından Kumru hemşire geldi.
“Tamay Hanım, hastanız geldi.”
Kahvemi tezgahtan üfleyerek alıp, “Tamam Kumrucuğum, sen git, ben geliyorum,” dedim.
Kız kantin kapısını kapatıp acile doğru giderken, sessizliği Hatice abla bozdu.
“Galiba bugün dinlenmek yok sana.”
Kafamı sesin geldiği yöne çevirdim, gülümseyerek:
“Ablam, ne kadar tuttu?”
“50 TL tuttu.”
Telefonumu önlüğümden çıkarıp, kılıfın arkasındaki kartı aldım. Hatice abla kartla ödeyeceğimi anlamış olacak ki post makinesini bana doğru uzattı. Temassız ödemeyi yapıp, kartı yine telefonun arkasına koydum ve telefonu önlüğümün cebine attım.
“Kolay gelsin Hatice abla.”
Kahvemi alıp kapıya doğru ilerlerken, arkamdan Hatice ablanın “Teşekkürler kızım,” dediğini duydum. Hızlı adımlarla acile ilerlemeye başladım.
5 DAKİKA SONRA
Acile vardığımda küçük bir kız çocuğu vardı. Sarışın, mavi gözlü, tatlı bir kız çocuğu. Mide bulantısı ve yüksek ateş nedeniyle getirilmişti. Muayene edip, serum takması için hemşirelere söyledim.
“Doktoy abla, iğneyi sen vuyuymusun? Lütfen, diğer ablalay acıtıyoy” dedi.
Sesin geldiği yöne baktığımda minik kızın konuştuğunu fark ettim.
“Tabii tatlım, korkun biraz olsun geçecekse ben vururum iğneyi.”
Kızın yüzünde minik bir gülümseme belirdi. Sandalyemden kalkıp elimi uzattım.
“Hadi gel güzellik.”
Kız minicik eliyle elimi tuttu. Yataklardan birine götürüp, “Sen yat güzelim, ben malzemeleri alıp geleceğim,” dedim.
Kız anladığını belirten bir ses çıkardı. Hemen malzemeleri alıp onun yanına döndüm. Köşedeki tabureyi alıp oturdum. İğneyi açarken minik kız:
“Doktoy abla, acıyacak mı?”
Dudaklarıma minik bir gülümseme yerleşti.
“Hiç acımayacak güzelim, sinek ısırığı gibi hissedeceksin.”
Kızın kolunu açıp dezenfektanla silmeye başladım. Dikkatini dağıtmak için konuşmaya devam ettim.
“Senin adın ne bakalım güzelim?”
Hemen cevap verdi.
“Ceyen, doktoy abla. Peki, senin adın ne doktoy abla?”
Gülümseyerek, bir yandan da iğneyi hazırlıyordum.
“Benim adım Tamay güzelim. Senin adın çok güzelmiş ama.”
Kız gülümsedi.
“Teşekküy edeyim Tamay abla.”
O sırada damar yolunu açmıştım.
“Okula gidiyor musun bakalım?”
Ceren biraz düşündü.
“Ben küçükleyin gittiği okula gidiyoyum, Tamay abla.”
Minik bir kahkaha attım.
“Onun adı anaokulu olmasın?”
Ceren kafasını ovuşturarak, “Doğyu ya, anaokulu,” dedi.
Minik kızın bu halleri beni güldürmüştü.
“Cerenciğim, şimdi anneni çağırıyorum. Bu kadardı.”
Kız şaşkın bir ifadeyle, “Bu kaday mıydı?” diye sordu.
Kızın saçını karıştırarak, “Evet güzelim, bu kadardı. Ben şimdi çıkmam lazım tatlım, serumun bitince hemşire ablaların sana yardım edecek zaten. Anneni de bilgilendireceğim,” dedim.
Kız gülümseyerek, “Teşekküyley doktoy abla,” dedi.
“Ne demek güzelim. Hadi şimdi sen biraz dinlen.”
Kızın annesini çağırıp önlüğümü ve stetoskopumu dolaba koydum. Telefonumu alıp Kutay’ı aradım. Telefon ikinci çalışında açıldı.
“Selam Kutay Bey, evinizin konumunu atar mısınız?”
Karşıdan gelen ciddi, kalın bir erkek sesi:
“Selam Tamay Hanım, hemen gönderiyorum,” dedi ve yüzüme kapattı "ayı".
İki-üç dakika sonra bildirim geldi. Kaskımı alıp çıkışa doğru ilerlemeye başladım. Motora ulaştığımda Kutay’ın attığı konumu açtım.
YARIM SAAT SONRA
Konuma varmıştım. Kutay mesajda hangi katta olduğunu da yazmıştı. Motorumu park edip apartmana girdim. Asansör geldiğinde 5. kata bastım. O sırada aynadan kendime baktım. Motordan dolayı saçlarım dağılmıştı. Saçlarımı düzeltene kadar kata varmıştım. Kapıyı çaldım. Kimse açmadı.
İkinci çalışımda Kapıyı açan Kutay, her zamanki gibi ciddiydi. Üzerinde gri bir eşofman altı ve siyah bir tişört vardı. Beni baştan aşağı süzüp sessizce yana çekildi. İçeri girerken bana bir şey sormadı.
Salonun ortasında durdum, montumun fermuarını açtım ama çıkarmadım. Elimde sıkıca tuttuğum telefonumu ona uzattım.
"Bunu sana göstermem lazım."
Kutay telefonu aldı. Mesajı okurken yüzünde hiçbir ifade değişmedi ama çenesini sıktığını fark ettim. Gözleri bir an için tehlikeli bir şekilde kısıldı, sonra yine ifadesizleşti.
"Kim attı bunu?" diye sordu, sesi buz gibiydi.
"Bilinmeyen numara." Kollarımı kavuşturup kaşlarımı çattım. "Ama bizi kastettiği belli. Bizi izleyen biri var."
Kutay telefonu bana geri verdi. "Bunu kim attıysa, takip ediliyorsun demektir. Ya senin peşinde biri var ya da benim."
Mideme bir yumruk yemiş gibi hissettim.
"Kim olabilir? Düşmanın mı var?"
Gözleri gözlerime kilitlendi. "Ben askerim, Tamay. Elbette düşmanım var."
Bu cümlede öyle bir ağırlık vardı ki içimi garip bir tedirginlik kapladı. Ama vazgeçmeyecektim.
"Peki, neden bana mesaj atıp böyle imalarda bulunuyorlar? Bizim aramızda bir şey olduğunu düşünecek kadar ne gördü?"
Kutay, salonun ortasında ellerini cebine sokup ayakta durdu. Bakışları sertti ama ifadesinden ne düşündüğünü anlamam zordu.
"Bu iş hoşuma gitmedi." dedi sonunda.
Derin bir nefes alıp kanepeye oturdum. "Beni tehlikeye atacak bir şey varsa bilmek istiyorum, Kutay."
Bana uzun uzun baktı. Sanki içimi okur gibi. Sonra başını hafifçe yana eğdi ve kısa bir sessizlikten sonra konuştu:
"Eğer bir tehlike varsa, seni koruyacağım. Ama önce bu numaranın kime ait olduğunu öğrenmem lazım."
Başımı salladım. "Ben de aynısını düşünüyordum."
Telefonumu tekrar elime aldım. Mesajın numarasını ekrana getirip ekrandan ona gösterdim.
"Bunu takip edebilir misin?"
Kutay başını salladı. "Deneyeceğim. Ama böyle şeyler kolay olmaz."
Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım.
"Bundan sonra daha dikkatli olmalısın." dedi Kutay, sesi her zamanki gibi sakindi ama ciddiydi.
Gözlerimin içine bakarak, "Telefonun bende kalması lazım, numarayı takip edebilmem için," dedi.
Oflayarak, "Peki, sizde kalsın. Yeni hat alırım, oradan iletişime geçeriz," dedim. Kutay başıyla onayladı.
"Ben kalkayım o zaman, Kutay Bey."
Adamın hala yüzünde aynı ciddiyet devam ediyordu. "Buyurun, Tamay Hanım."
Hızla evden çıktım. Havanın soğukluğu yüzüme çarparken, bir an olsun içimdeki huzursuzluk geçmedi. Bu kadar büyük bir meseleyi konuşmak bile bir garipti
Yeni telefon almak için telefoncuya gittim. İçeri girdiğimde, bir an ne alacağımı bilemedim. Telefonların ekranlarına göz attım ama hiçbir şey beni çekmedi. Sonunda ihtiyacım olan modeli seçip alıp çıktım.
Eve döndüm, telefonumu kurup hemen numarayı aktardım. Duşa girmeye karar verdim. Suyun altında bir süre kaldım, duştan çıkıp rahat bişeyler giyip kendimi uykunun kolarına bıraktım
