5. bölüm · Ateş altında sevda
5.BÖLÜM
Yavaşça gözlerimi açtığımda Kutay’ın odasında olduğumu fark ettim. Ayağa kalkıp kapıya doğru ilerledim. Kapıyı açtığımda mutfaktan gelen kahve kokusu dikkatimi çekti. Mutfakta ilerlediğimde Kutay’ı gördüm; kahve yapıyordu. Üzerinde beyaz bir tişört ve siyah bir eşofman vardı. Mutfağa girip sağdaki masaya doğru ilerledim.
"Günaydın Tamay, iyi misin?"
Sandalyeyi çekip oturduğumda,
"Günaydın, sadece biraz başım ağrıyor."
Kutay dolaptan iki kupa çıkarırken bir anda sordum:
"Haber var mı?"
Kutay bir anda duraksadı, boğazını temizleyip,
"Şimdilik bir haber yok, güzelim. Merak etme, kimse sana bir şey yapamaz. Ben varım yanında."
Anladığımı belirten bir ses çıkardım. O sırada Kutay az önce çıkardığı kupalara kahveleri dolduruyordu. Bardakları alıp karşımdaki sandalyeye oturdu. Bir kupayı bana vererek,
"Al, bunu iç. İyi gelir," dedi.
Kutay’a baktım ve yüzümde küçük bir gülümseme belirdi. Kupayı alıp bir yudum kahve içtim. Tekrardan Kutay’a bakarak,
"Her şey için teşekkürler. Yıllar sonra ilk defa biri benimle bu kadar ilgileniyor," dedim.
Kutay bana baktığında, bu dediğimi anlamadığı bir yüz ifadesi vardı.
"Bu ne demek şimdi?"
Bir anda gözlerim doldu.
"Boş ver."
Sonra hemen ekledim:
"Telefonumu alabilir miyim? Kardeşimi aramam lazım."
Kutay ayağa kalkıp mutfak dolaplarından birini açtı ve kimin olduğunu bilmediğim bir telefonu uzattı.
"Bu telefondan yabancı numaralar aramaz. Merak etme, numaran da aynı."
Telefonu elinden aldım.
"Teşekkür ederim tekrardan."
Telefonu açıp hemen Karan’ı aradım. Telefonun üçüncü çalışında açtı.
"Abla!"
"Efendim tatlım."
Kahvemden bir yudum aldım.
"Ne zaman Rize’ye geri döneceksin?"
"Tatlım, ben Rize’ye dönmeyeceğim. İşlerimi hallettiğimde o kadının elinden alacağım seni, merak etme."
Kutay sandalyeden kalkıp içeri doğru gitti.
"Tamam abla ama lütfen biraz hızlı ol. Ben annemle aynı evde kalmak istemiyorum."
Gözlerimden bir yaş süzüldü.
"Merak etme, en kısa sürede gelip seni alacağım."
Bir gözyaşı daha yanağımdan süzüldü.
"Karan, istersen Mert abilerde kalabilirsin. Ben seni alana kadar."
"Mert abi kabul eder mi ki?"
Yüzümde küçük bir gülümseme belirdi.
"Tabii kabul eder. Niye etmesin ki?"
Sesli bir nefes alıp,
"Şimdi Mert’i arıyorum. Akşama kadar seni almaya gelir."
Karan:
"Teşekkür ederim canım ablam."
Gülümseyerek,
"Ne demek aşkım? Biraz orada kalırsın, sonra seni almaya geleceğim."
"Tamam abla, görüşürüz."
"Görüşürüz tatlım," deyip telefonu kapattım, ağlamaya başladım.
Kutay içeriden gelip,
"Tamay, ne oldu? İyi misin?"
Ağlamam şiddetlendi.
"Çok kötü bir ablayım. Babamın emanetine bile doğru düzgün bakamıyorum."
Ellerimi kafama vurarak,
"Allah benim belamı versin ya."
Kutay dizlerinin üzerine çöküp ellerimi tuttu.
"Tamay, saçmalama. Hayatımda gördüğüm en iyi ablasın."
Burnumu çekerek,
"Karan buraya gelmek istiyor. O kadının yanında kalmak istemiyor."
Kutay kafası karışmış bir şekilde,
"O kadın dediğin kim?"
Ağlamam biraz durduğunda,
"Karan’ın annesi."
"Nasıl yani? Karan’ın annesi? Tamay, her şeyi anlatabilirsin. Dinlerim, benden sır çıkmaz."
Sesli bir nefes aldım, anlatmaya başladım:
"Bir gün okuldan erken dönmüştüm. O kadın işe gitmemişti. Eve girdiğimde inilti sesleri geliyordu yatak odasından."
Ağlamam biraz daha şiddetlendiğinde,
"Yatak odasına gittiğimde o kadınla bir adam yatıyorlardı."
Tekrardan durup Kutay’ın gözlerinin içine baktım.
"Benim babam da senin gibi askerdi. O gün görevden dönecekti. O kadınla adamı öyle görür görmez Karan’ı alıp evden çıktım ve direkt babamı aradım. Babam o kadına boşanma davası açtı. Ama o kadın, babam görevde olduğu zamanlar gelip bana şiddet uyguluyordu, babama söylediğim için. Ve şu an Karan onun yanında. Çocuk onun yanında kalmak istemiyor."
Kutay ellerimi tutup okşamaya başladı.
"Güzelim, senin bir suçun yok ki. Olması gerekeni yapmışsın."
Bir anda duraksayıp sesli bir nefes aldı.
"Peki Karan neden babanın yanında kalmıyor?"
Hıçkıra hıçkıra ağlıyordum.
"Babam 6 yıl önce şehit düştü."
Kutay bu soruyu sorduğundan pişman olmuş gibiydi.
"Başın sağ olsun," dedi.
Ardından,
"Vatan sağ olsun," diye ekledim.
Kutay beni kendine doğru çekip sarıldı.
"Güzelim, merak etme. Her şeyi halledeceğim. Karan’ı da yanına getireceğim, sana söz veriyorum."
Saçlarımı okşayarak,
"İstersen Karan’ı şimdilik bizimkilerin yanına Ankara’ya gönderelim. Karan’la yaşıt bir kız kardeşim var, belki anlaşırlar."
Kolları beni daha sıkı sardı.
"Karan kabul eder mi ki bilmiyorum," diye ekledim.
Kutay gülerek,
"Tabii eder. Niye etmesin ki?" dedi.
Kollarım Kutay’ı sardı.
"Teşekkür ederim."
"Ne demek güzelim?"
Kutay geri çekildi, ayağa kalkıp,
"Ben bizimkileri arayayım. Karan’ın odasını hazırlasınlar," deyip telefonunu çıkardı.
Telefonu hoparlöre aldı. Telefon hemen açıldı.
"Alo, anne?"
"Efendim oğlum," dedi annesi.
Kutay az önce oturduğu sandalyeyi alıp yanıma oturdu.
"Benim bir kız arkadaşım var. Onun kardeşi sizin yanınıza gelecek. Bir süre sonra da arkadaşımı alıp oraya geleceğim."
Kadın sevecen bir sesle,
"Tabii oğlum, gelsin. Ben şimdi kardeşi için bir oda hazırlarım."
Kutay’ın yüzünde bir gülümseme oluştu.
"Turan’a söyle, bugün Rize’ye gitsin Karan’ı almaya."
"Tamam oğluşum, şimdi söylüyorum."
Kutay elimi tuttuğunda,
"Rize’ye vardığında beni arasın Turan."
"Tamam oğlum. Gelinimi de al gel en kısa sürede," deyip kapattı kadın telefonu.
Yüzümü ekşittim.
"Gelinim derken… Annen galiba bizi sevgili zannetti."
Kutay büyük bir kahkaha attı.
"Galiba değil, direkt sevgili sandı."
Kutay’ın omzuna vurdum.
"Tamam, sinirlenme. Karan’ı almaya gittiğimizde her şeyi açıklarız."
Kutay’la hâlâ el ele tutuşuyorduk. Fark ettiğim an elimi geri çektim. Az önce masaya bıraktığım telefonumu alıp Karan’ı görüntülü aradım. Karan hemen telefonu açtı:
"Efendim abla, bir şey mi oldu?"
Gülümseyerek,
"Hayır aşkım, bir şey olmadı. Tatlım, hazırlan. Akşama Ankara’ya gideceksin."
Telefonu Kutay’a doğru çevirdim.
"Bu abinin ailesinde kalacaksın ve Kutay’la bir ay sonra seni almaya geleceğiz."
Karan gülmeye başladı.
"Tamam abla, birazdan hazırlanırım."
Duraksadı.
"Peki bu abi kim?"
Ben tam konuşacakken Kutay hemen araya girdi:
"Ablanın arkadaşıyım, yakışıklı."
"Abi, senin adın ne?" diye sordu Karan.
Kutay gülümseyerek,
"Kutay, yakışıklı," diye cevap verdi.
Karan meraklı bir çocuktu, yeni bir soru sordu:
"Kutay abi, peki senin mesleğin ne?"
Kutay’ın yüzünde gururlu bir gülümseme oluştu.
"Askerim ben koçum."
Karan’ın hayali asker olmaktı. O yüzden Kutay’la iyi anlaşacaklardı. Kutay’a hep soru sorup duracaktı, biliyordum.
Karan gülümseyerek,
"Abi, biliyor musun, ben de asker olmak istiyorum."
Kutay minik bir kahkaha atarak,
"O zaman koçum, Mardin’e geldiğinde şimdiden seni eğiteyim, olur mu?"
Karan asker selamı vererek,
"Emredersiniz komutanım," dedi.
Kutay bu hareketine çok gülmüştü. İkisinin bu hâli çok tatlıydı.
Kutay yine konuşmaya başladı:
"Koçum, şimdi sen hazırlan. Akşama doğru Turan abin gelecek, seni almaya."
Sonra durdu ve gülümseyerek,
"Sana bir sır vereyim mi? Turan abin de Kara Harp Okulu’nda, soracağın tüm soruları cevaplar."
Karan güldü, sonra hemen konuşmaya başladı:
"O zaman ben kapatayım, gidip hazırlanayım. Turan abim geldiğinde beni beklemesin."
El sallayarak,
"Görüşürüz Kutay abi, görüşürüz abla."
Kutay da elini sallayarak,
"Görüşürüz koçum."
Yüzümde bir gülümseme oluştu.
"Görüşürüz tatlım," deyip telefonu kapattım.
Kutay ayağa kalkıp,
"Güzelim, sen acıkmadın mı?"
Gözlerim Kutay’a döndü.
"O kadar aç değilim."
Kutay yüzünü ekşiterek,
"Açsındır, sabahtan beri bir şey yemedin. Mantı yapacağım," dedi Kutay gururla.
Şaşkın bir ifadeyle,
"Sen yemek yapabiliyor musun?" dedim.
Kutay küçümseyici bir gülüşle,
"Siz de bizi öyle beceriksiz sanmışsınız."
Mutfağı göstererek,
"Hay hay o zaman Kutay Bey, marifetinizi görelim."
Kutay gülümseyerek,
"Hemen gidiyorum, güzelim."
1 SAAT SONRA
Masada oturuyordum. Kutay, şaka maka mantı açmıştı ve şu anda da salata hazırlıyordu. Sofraya salatayı koyup:
"Nasıl olmuş Tamay Hanım?" dedi.
Kaşığı masadan alıp bir kaşık mantı ağzıma götürdüm. Çok güzel olmuştu ama Kutay’ı sinir etmek için yüzümü ekşittim.
"Sanki biraz tatlı olmuş."
Kutay hemen masadaki kaşığı alıp mantıya daldırdı, sonra ağzına götürdü. Ağzındakileri yuttuktan sonra:
"Ben de ciddiye aldım ya! Bunun neresi tatlı Allah aşkına?"
Bir anda Kutay’ın telefonu çalmaya başladı. Büyük ihtimalle Turan arıyordu. Kutay telefonu açıp hoparlöre aldı.
"Turan, vardın mı Rize’ye?"
Karşıdan yorgun ama bir o kadar da heyecanlı bir ses duyuldu:
"Evet abi, vardım. Küçük arkadaşımız nerede?"
Kutay bana döndü.
"Hemen Karan’ı arıyorum. Mert şimdi onu havaalanına getirir."
Turan,
"Tamam yenge," dediği an duraksadım. Tam bir şey diyecekken Kutay araya girdi:
"Oğlum, kıza yenge deyip durma. Annem yanlış anladı. Ankara’ya geldiğimizde açıklayacağız. Sen ona bir şey söyleme."
O sırada Mert’i aradım:
"Mert, Karan’ı havaalanına götürdün mü?"
Büyük ihtimalle arabadalardı şu an.
"Yoldayız, 5 dakikaya havaalanında oluruz güzelim."
Gülümseyerek,
"Turan oradaki büfede bekliyor sizi."
"Tamam güzelim," deyip telefonu kapattım. Kutay da Turan’a oradaki büfeye gitmesini söyleyip telefonu kapattı.
25 dakika sonra Mert beni aradı, Karan’ı bıraktığını söyledi. Kutay hemen Turan’ı aradı:
"Koçum, Karan geldi mi?"
"Evet abi, geldi. Şimdi uçağa bineceğiz."
"Tamam koçum, indiğinizde arayın," deyip telefonu kapattı.
Canım sıkılmıştı. Kutay’ın yanına, oturma odasına gidip,
"Biraz dışarı mı çıksak?"
Kutay televizyondan gözlerini ayırıp bana baktı:
"Tamay, olmaz. Biliyorsun bu Baran denilen adam sana zarar vermeye çalışıyor. Gözünü seveyim, ben bir şeyler bulana kadar burada kalalım."
Kutay’ın yanına oturup masum masum bakarak,
"Ama lütfen... Cidden canım çok sıkıldı. Zaten yanımda sen varsın. Kimse bir şey yapamaz ki. Sen beni korursun," dedim.
Kutay oflayarak,
"Aşağıdaki mahalledeki parka gidebiliriz, sadece. Şimdiden söyleyeyim."
Küçük bir çocukmuş gibi ellerimi birbirine vurarak,
"Tamam, bana uyar," deyip ayağa fırladım.
Kutay gözlerini devirerek,
"Sıkı giyin, hava soğuktur," deyip ayağa kalktı ve odasına doğru ilerledi.
Onun yanına gittiğimde silahını beline yerleştiriyordu.
"Sence ona gerek var mı?"
Kutay bana dönerek,
"Tedbirli olmalıyız, Tamay."
Oflayarak,
"Şimdi gidebilir miyiz, Kutay Bey?" dedim.
Gözlerini devirerek,
"Hadi, kapıya. Ayakkabılarınızı giymeye gidin, Tamay Hanım."
İkimiz de kapıya doğru ilerledik, ayakkabılarımızı giyip aşağı indik. Parka doğru giderken sessizliği bozan ben oldum:
"Sence Karan alışabilecek mi?"
Kutay bana bakarak,
"Alışır. En iyi Turan’la anlaşacaklar."
Gülümseyerek,
"Gerçekten buraya geldiğinde eğitimlere başlayacak mısın?" diye sordum ciddi ciddi.
O da:
"Evet, başlayacağım. 15 yaşında ve eğer Kara Harp Okulu’nu istiyorsa şimdiden çalışmak zorunda."
Anladığımı belirten bir ses çıkardım, Kutay’a dönerek:
"Çekirdek ve kola mı alsak, lütfen?"
Oflayarak,
"Tamam, alırız güzelim."
Biraz daha ilerlediğimizde bakkalın önünde durduk. Kutay:
"Sen burada bekle, hemen alıp geliyorum," dedi.
O sırada telefonumu çıkarıp biraz sosyal medyada takılmaya karar verdim. Bir anda mahalledeki tüm ses kesildi ve bir silah patlama sesi duyuldu.
Elimi karnıma attığımda ıslaklık hissettim ve direkt yere yığıldım. Kutay koşarak bakkaldan çıktığında,
"Tamay!" diye kükredi.
Yanıma gelip,
"Güzelim, lütfen aç gözlerini,"
Ellerimi tuttu ve yine bağırmaya başladı:
"Biri ambulansı arasın!"
Kutay’ın gözlerindeki yaşlar yüzüme damlayarak,
"Güzelim, beni bırakamazsın! Bu kadar erken gidemezsin!"
Kendimi biraz zorlayarak:
"Karan sana emanet, Kutay…"
Kutay’ın sesi gittikçe boğuklaşıyordu:
"Güzelim, sana bir şey olmayacak. Şimdi ambulans gelecek, iyileşeceksin!"
Gözlerim tamamen kapandığında son kez Kutay’ın sesini duydum. Bağırarak:
"Tamay! Gidemezsin, beni bırakamazsın! Seni sevmişken, beni bu kadar erken bırakamazsın! Lütfen aç gözlerini!"
Ve tamamen bilincim kapandı.
