2. bölüm · Ateş altında sevda

2.BÖLÜM

Nisan

Alarmın sesiyle gözlerimi araladım. Telefonumu elime alıp saate baktım: 07.30. Asel çoktan evden çıkmış olmalıydı çünkü ortalık sessizdi. Yatağımdan kalkıp banyoya girdim, yüzümü yıkadıktan sonra dişlerimi fırçalayıp dolabımı açtım. Üzerime siyah bir tayt ve oversize gri bir kazak giydim. Saçlarımı topladıktan sonra mutfağa yöneldim.

Dolabı açıp kahve makinesine kapsül yerleştirdim. Makinenin çalışmasını beklerken telefonuma baktım. Gece'den mesaj vardı:

"Tatlım, yeni gün nasıl başladı?"

Gülümseyerek cevap yazdım:

"Yeni uyandım aşkım. Kahve yapıyorum. Sen ne yapıyorsun?"

Tam mesajı göndermiştim ki kahve hazır olmuştu. Kupamı alıp koltuğa oturdum. Asel'in dün akşam bahsettiği yemeği hatırladım. Akşama kadar vakit geçirmek için Mardin’i biraz dolaşmaya karar verdim.

Biraz kahvemi içtikten sonra telefonuma baktım. Gece mesaj atmıştı:

"Senin bu kahve sevdan bitmeyecek! Kahveni iç, ben de işe gidiyorum. Akşama ararım seni."

Gülümseyerek ona kalp emojisi attım. Kahvemi bitirip mutfağa bıraktım. Dolabı açıp montumu aldım, kaskımı elime aldım ve dış kapıya yöneldim.

BİRKAÇ DAKİKA SONRA

Motora atlayıp Mardin’in dar sokaklarına doğru sürdüm. İlk durağım Kasımiye Medresesi oldu. Motoru park edip etrafı izlemeye başladım. Taş yapılar, sessizlik ve huzur doluydu. Birkaç turist fotoğraf çekiyordu. Telefonumu çıkarıp bir selfie çektim ve grup sohbetimize attım.

"Mardin gerçekten harika! Kesinlikle buraya gelmelisiniz."

Mesajı attıktan sonra motoruma yöneldim. Gezmeye devam edecektim ama tam o sırada bilinmeyen bir numaradan telefonum çaldı.

Tereddüt ederek açtım. Karşıdan gelen derin ve sert bir erkek sesi konuştu:

"Tamay karahan ile mi görüşüyorum?"

Kaşlarımı çatarak cevap verdim:

"Evet, benim. Kimsiniz?"

Adam kısa bir duraksamadan sonra devam etti:

"Ben kıdemli Üsteğmen Kutay bozkurt."

Bir an için dün akşamı hatırladım. Sessiz, ciddi ve soğuk bakan adam… Ne alaka şimdi?

"Buyurun Kutay Bey?"

"Beni marketin oradan alabilir misiniz? Motor kullanıyorsunuz diye duydum."

Şaşkınlıkla gözlerimi kırptım. Beni neden arıyordu ki?

"Tabii, alırım ama… neden?"

Adamın ses tonu aynı ciddiyetle devam etti:

"Bir sebepten dolayı araca binmemem gerekiyor. Beni almanız gerek."

Daha fazla sorgulamak istemedim. Konum atmasını istedim ve motoru çalıştırarak belirttiği yere doğru sürdüm.

ON DAKİKA SONRA

Belirttiği yere geldiğimde Kutay'ı hemen fark ettim. Sırtını bir duvara yaslamış, telefonuyla ilgileniyordu. Motoru durdurup kaskımı çıkardım.

"Kutay Bey?"

Başını kaldırıp bana baktı ve kısa bir selam verdi.

"Tamay Hanım, zahmet oldu. Teşekkürler."

"Sorun değil ama nereye gidiyoruz?"

Kutay, çevresine bakınıp hafifçe eğildi.

"Hastaneye gitmem lazım ama bazı durumlar nedeniyle dikkat çekmek istemiyorum."

Kaşlarımı çattım ama fazla sorgulamadım. Kaskı ona uzattım.

"Takın, çıkalım o zaman."

Kutay kaskı alıp taktı ve motorun arkasına oturdu.

"Sür bakalım, tamay hanım."

Gülümseyerek motoru çalıştırdım ve hastaneye doğru yola çıktık.

HASTANEYE GİDERKEN

Kutay, motorun arkasında sessizce oturuyordu. Dik duruşu ve sert ifadesi, askeri disiplinini her haliyle belli ediyordu. Birkaç kez dikiz aynasından ona göz attım, ama bakışlarını yola çevirmişti.

"Size sormamda sakınca yoksa, neden dikkat çekmemek istiyorsunuz?" diye sordum, merakıma yenik düşerek.

Kutay kısa bir sessizlikten sonra cevap verdi:

"Bazı meseleler. Çok önemli değil."

Bu kısa cevabın ardında fazlasıyla şey saklıydı ama üstelemedim. Motoru biraz daha hızlandırarak hastaneye doğru sürdüm.

HASTANE ÖNÜNDE

Hastanenin acil girişine geldiğimizde motoru durdurdum. Kutay hızla indi ve kaskı bana uzattı.

"Bekleyecek misin?" diye sordu, gözlerime bakarak.

Aslında gitmeyi düşünüyordum ama nedense içimde onu beklemem gerektiğine dair bir his vardı.

"Evet, burada olurum," dedim.

Kutay hafifçe başını salladı ve hızla hastaneye girdi.

Onu beklerken motorun üzerine yaslanıp telefonuma baktım. Gece’den mesaj gelmişti.

"Ne yapıyorsun aşkım?"

Bir an düşündüm. "Dün gece ev arkadaşım üzerinden tanıstıgım adamı hastane getirdim," yazmak garip olurdu. O yüzden kısa bir cevap verdim.

"Biraz dışarı çıktım, sen?"

Telefonu cebime koyup hastanenin kapısına baktım. Kutay, yaklaşık on beş dakika sonra dışarı çıktı. Yüzü her zamanki gibi ifadesizdi ama gözleri hafif gölgelenmişti.

Yanıma gelip motorun yanında durdu.

"Teşekkür ederim, Tamay. Tekrar rica edeceğim ama beni geri bırakabilir misin?"

Başımla onaylayıp ona tekrar kaskı uzattım.

Motoru çalıştırıp yola koyulduk. Yol boyunca konuşmadık ama sanki aramızda bir şeyler şekilleniyordu.

Kutay, onu aldığı yere geri getirdiğimde motordan indi. Bana dönüp ciddi bir ses tonuyla,

"Borçlandım sana," dedi.

Gülümseyerek başımı iki yana salladım.

"Borcunuz yok, kutay Bey. Ama kahveyle ödeyebilirsiniz."

O sert yüzüne hafif bir gülümseme yerleşti.

"Tamam, tamay hanım. Bir gün kahve benden."

Sonra arkasını dönüp yürüdü. Motoru eve doğru sürdüm. Akşamki yemeğe kadar evde yatıp bir şeyler izlemeyi planlıyordum. Eve geldiğimde üzerimi değiştirip rahat bir şort giydim, üzerine ise beyaz bir tişört. Saçımı dağınık topuz yapıp kahve yapmak için mutfağa gittim. Biraz fazla kahve içiyordum çünkü kahve benim her şeyimdi.

Kahve için su kaynarken odamdan laptopumu almak için yukarı çıktım. Mutfağa geri döndüğümde su çoktan kaynamıştı. Hemen kupama sıcak suyu ekleyip oturma odasına geçtim. Bu aralar çok övülen Culpa Mía adlı filmi açtım. Bir yandan kahvemi yudumlarken bir yandan filmi izliyordum. Zamanın nasıl geçtiğinin farkında bile değildim.

Telefonuma gelen mesajla irkildim. Hemen elime alıp kimden geldiğine baktım. Asel’den gelmişti. Mesajı açtım:

"Bebeğim, biz eve doğru geliyoruz. Hazır mısın?"

Doğru ya! Akşam yemeğe çıkacaktık, ama tamamen unutmuştum. Panikle Asel’e cevap yazdım:

"Bebeğim, beş dakikaya hazırlanıyorum!"

Hemen odama koştum. Altıma bir kargo pantolon, üstüme ise beyaz bir crop giydim. Üzerime de deri ceket aldım. Saçıma iki tarak atıp çantamı alırken telefonum tekrar çaldı. Arayan Asel’di.

"Tatlım, aşağıdayız. Gelirken masamın üzerindeki şarj aletini getirir misin?"

Yüzümde küçük bir tebessüm oluştu.

"Tabii."

Telefonu kapatıp Asel’in odasına gittim. Masasının üzerindeki şarj aletini alıp çantama attım ve kapıya yöneldim.

BEŞ DAKİKA SONRA

Arabaya vardığımda Asel’e şarj aletini uzattım. Üzerindeki kıyafet dikkatimi çekti. Siyah, şık bir mini elbise giymişti. Altına uzun botlarını, üzerine de botlarıyla uyumlu bir deri ceket giymişti. Çantası da tıpkı ceketi ve ayakkabıları gibi deriydi. Hafif bir makyaj yapmış, saçlarını doğal bukleleriyle bırakmıştı. Volkan ise siyah bir takım elbise giymiş, saçlarını hafif dağınık bırakmıştı.

YARIM SAAT SONRA

Gideceğimiz restorana varmıştık. Asel, tavuklu salata sipariş etti. Volkan pide aldı. Ben ise ton balıklı salata söyledim ama canım pek istemediği için mecburen yemeye başladım.

Tam o sırada telefonuma bir mesaj geldi.

Bilinmeyen numara.

"Merhaba doktor hanım, komutanla bir ilişkiniz mi var? Çok yakınsınız, motorlarla gezmeler filan..."

Mesaja beş dakika boyunca sadece bakakaldım.

Kutay bu yüzden mi sabah beni aramıştı? Onu almam için, takip edilmemek için mi?

Asel, yüzümdeki ifadeyi fark etmiş olacak ki endişeyle sordu:

"İyi misin tatlım?"

Kafamı telefondan kaldırıp Asel’e baktım.

"İyiyim güzelim, sadece biraz midem bulandı."

Asel onaylar gibi bir ses çıkardı. Telefonu kapatıp çantama attım.

İKİ SAAT SONRA

Eve vardığım gibi kendimi banyoya attım. Uzun bir süre suyun altında durduktan sonra bornozumu giyip saçımı havluyla sardım.

Ama aklım hâlâ o mesajdaydı.

Mesajı atan kim olabilirdi? Bir de kask takıyordum, beni nasıl tanımış olabilirlerdi?

İç çamaşırlarımı giyip üzerime rahat bir tişört ve şort geçirdim. Sonra bizim grup için görüntülü arama başlattım. Bugün yaşadıklarımızı birbirimize anlatırken, gelen mesaj dışında her şeyi paylaştım.

Uzun bir sohbetin ardından telefonu kapattım. Yarın iş vardı. Alarmı 06.30’a kurup gözlerimi kapattım ve uykunun kollarına bıraktım.