4. bölüm · Ateş altında sevda

4.BÖLÜM

Nisan

Sabaha karşı bir yerlerden gelen telefon sesiyle uyandım. Gözlerimi açmam biraz zaman aldı, başım yastığa gömülmüş, vücudum hala yorgundu. Telefonu zorla elime aldım ve ekrana baktım. Numara tanıdıktı. Kutay.

Derin bir nefes alıp ekrana kaydırdım.

"Alo?" Sesim uykulu çıkmıştı.

"Uyandırdım mı?" Kutay'ın sesi her zamanki gibi sakindi ama bir tık daha yumuşaktı sanki.

Saatime baktım, sabahın altısı. İç geçirdim.

"Ne dersin?" dedim gözlerimi ovuştururken.

Kutay’ın sesi ciddiydi. "Öğrendim."

Bir anda gözlerim açıldı. "Ne öğrendin?"

"Mesajı atan numara bir başkasının üzerine kayıtlı. Yani sahte. Ama konum bilgisini kısmen alabildim."

Yatağa iyice oturdum, uykumun etkisi anında kaybolmuştu. "Neresi?"

"Senin iş yerine yakın bir noktadan atılmış. Mesaj geldiği saatlerde, hastanenin etrafında dolanmış biri var."

Tüylerim diken diken oldu. Yani biri gerçekten beni takip ediyordu.

"Kim olduğunu bulabildin mi?" Sesim daha gergin çıkmıştı.

Kutay kısa bir süre sessiz kaldı, sonra konuştu. "Daha değil. Ama şunu söyleyebilirim, bu kişi amatör değil. İz bırakmamaya çalışıyor ama ufak bir açık verdi. Hastanenin güvenlik kameralarına bakacağım."

Dudaklarımı ısırdım. Bu iş düşündüğümden daha karmaşıktı. "Ben de bakarım. Güvenlikle aram iyi, belki bana izletirler."

Kutay onaylar gibi bir ses çıkardı. "Dikkatli ol, Tamay. Bu iş hafife alınacak bir şey değil."

Derin bir nefes aldım. "Biliyorum."

Telefonu kapattım. İçimde huzursuz bir his vardı. Kimdi bu kişi? Ve neden beni izliyordu?

Bunları düşünerek yataktan çıktım, hızlıca hazırlanıp hastaneye gitmeye karar verdim. Bir şeyler yemeliydim ama midem bulanıyordu. Kendi kendime "Kahve yeter" diyerek mutfağa yöneldim.

Hızlıca hazırlanıp hastaneye doğru yola koyuldum. Hava hala biraz serindi, sabahın erken saatleri olmasına rağmen içimde garip bir huzursuzluk vardı. Sanki biri beni izliyormuş gibi hissettim. Motoruma atlayıp yola çıktım.

Hastaneye vardığımda, acilin önü her zamanki gibi hareketliydi. Birkaç ambulans yeni hasta getiriyordu. İçeri girerken güvenlik görevlisi Mahmut Abi’yi gördüm. Orta yaşlı, hafif göbekli ama sevecen bir adamdı. Beni görünce gülümseyerek başını salladı.

"Tamay, bugün de erkencisin?"

Omuz silktim. "Ne yapalım abi, meslek bizi çağırıyor."

Mahmut Abi gülerek başını salladı. "Bir gün erken gelip sırf sohbet etmeyeceksin değil mi?"

Gülümsemeye çalıştım ama aklımdaki şey daha ağır basıyordu. Bir adım ona yaklaşıp alçak sesle konuştum.

"Abi, sana bir şey soracağım ama aramızda kalacak."

Mahmut Abi kaşlarını kaldırdı, ciddi bir ifadeyle bana baktı. "Hayırdır kızım, ne oldu?"

Telefonumu çıkarıp dünkü mesajın saatine baktım. "Dün şu saatte hastanenin çevresinde şüpheli biri göründü mü? Güvenlik kameralarına bakmam lazım."

Mahmut Abi bir an duraksadı. "Neden? Bir şey mi oldu?"

Başımı iki yana salladım. "Sadece bir şey kontrol etmek istiyorum. Bakabilir miyiz?"

Adam başını sallayıp, "Tamam kızım, ama bir şey varsa haberim olsun," dedi ve beni güvenlik odasına doğru götürdü.

Odaya girdiğimizde içerideki monitörlere göz attım. Mahmut Abi klavyeyi kullanarak dünün kayıtlarını açtı. Saatleri geri alıp, dünkü mesajın geldiği zamana ayarladı. Ekrana dikkatle baktım.

Ve sonra onu gördüm.

Hastanenin karşısında, kaldırımın kenarında duran birini.

Uzun boylu, kapüşonlu biri. Yüzü net görünmüyordu ama duruşu… Sanki doğrudan hastaneye bakıyormuş gibi hissediliyordu.

İçimdeki huzursuzluk katlandı.

"Yakınlaştırabilir misin, abi?" diye sordum, gözlerimi ekrandan ayırmadan.

Mahmut Abi başını sallayıp görüntüyü biraz daha yakınlaştırdı ama adamın yüzü hâlâ net değildi.

"Bu her kimse, kameralardan kaçınmayı iyi biliyor," diye mırıldandım.

Mahmut Abi ekrana bakıp kaşlarını çattı. "Bu herif burada ne yapıyor ki?"

Ben de tam olarak bunu merak ediyordum.

Telefonumu çıkarıp görüntünün fotoğrafını çektim.

Kutay’a gönderdim.

Tamay: Sana biraz iş çıktı gibi görünüyor.

Telefonu cebime koyup ekrana biraz daha dikkatle baktım. Adam uzun süre hareket etmemiş, sanki birini bekliyormuş ya da izliyormuş gibiydi. Sonra, bir noktada başını hafifçe eğmiş, telefonuna bakmış ve hızla uzaklaşmıştı. Mesajın geldiği saatle adamın ayrıldığı zaman neredeyse birebirdi.

Bu kesinlikle tesadüf olamazdı.

Dişlerimi sıkıp ayağa kalktım. "Mahmut Abi, bu görüntüleri bir süre saklar mısın?"

Adam gözlerini benden ayırmadan başını salladı. "Saklarım ama, Tamay, eğer başını belaya sokacak bir şey varsa—"

"Şimdilik yok, merak etme," dedim hızlıca. Ona daha fazlasını anlatmak istemiyordum. Çünkü ne olduğunu ben bile tam olarak bilmiyordum.

Güvenlik odasından çıkıp doğrudan acile yöneldim. Sabah yoğunluğu başlamıştı bile. Hastaları kontrol ederken bir yandan da kafamda sürekli o görüntüyü döndürüyordum.

Kimdi bu adam?

Neden beni izliyordu?

Ve en önemlisi… Bir sonraki hamlesi ne olacaktı?

BİRKAÇ SAAT SONRA

Günün ortalarına doğru telefonum titredi. Kutay’dan mesaj gelmişti.

Kutay: Bunu nereden buldun?

Tamay: Hastanenin güvenlik kamerasından. Adam tam mesajın geldiği saatte hastanenin karşısında durmuş.

Kutay: Görüntüyü bana gönder. Yüzü net değil ama bir şey yakalayabiliriz belki.

Fotoğrafı hemen ona gönderdim. Birkaç dakika boyunca mesaj gelmedi. Muhtemelen bir şeyleri inceliyordu.

Sonunda, Kutay’dan gelen mesaj:

"Bu adam profesyonel biri olabilir. Bunu öğrenmem gerek. Ama Tamay…"

Mesaj yarıda kesilmişti.

Biraz bekledim ama devamı gelmedi. Bu sefer ben yazdım:

Tamay: Ama ne?

Birkaç saniye sonra cevap geldi:

"Dikkatli ol. Eğer gerçekten bizi izliyorsa, bu sadece başlangıç olabilir."

İçim ürperdi.

Elimi istemsizce önlüğümün cebine soktum. Parmaklarım stetoskopuma dokundu, metalin soğukluğu tenime değdi.

Telefonu elimde sıkıca tutarken derin bir nefes aldım. Kutay’ın mesajı içimde bir şeyleri tetiklemişti. Eğer bu sadece başlangıçsa, o zaman neyin içine çekiliyordum?

Çevreme baktım. Acil hala hareketliydi. İnsanlar gelip gidiyor, hemşireler hastalarla ilgileniyordu. Ama ben… Kendimi burada değilmişim gibi hissediyordum.

Tam o sırada Kumru hemşire yanıma yaklaştı.

“Tamay, iyi misin? Rengin solmuş gibi.”

Gülümsedim, belli ki yüzümden bir şeyler okunuyordu.

“İyiyim, Kumrucuğum. Biraz uykusuzum sadece.”

Kumru şüpheyle kaşlarını çattı ama fazla üstelemedi. “Eğer bir şeye ihtiyacın olursa buradayım, tamam mı?”

Başımı salladım. “Teşekkürler.”

Ama aslında ihtiyacım olan şey buradakilerden çok farklıydı. Cevaplara ihtiyacım vardı.

BİRKAÇ SAAT SONRA

Gün içinde hastalarla ilgilenmek beni biraz olsun oyalamıştı ama aklım hep Kutay’dan gelecek haberdeydi. Nihayet, akşamüstü telefonum titredi. Kutay arıyordu.

Hemen açtım. “Ne buldun?”

Kutay’ın sesi biraz boğuk ve ciddi geldi. “Sana iyi bir haberim yok.”

İçim sıkıştı. “Söylesene.”

“Adamı bulamadım ama görüntüleri biraz daha inceleyince fark ettim ki, bu herif yalnız değilmiş.”

Damarlarıma soğuk bir şeyler yürüdü. “Ne demek yalnız değil?”

“Hastanenin çevresinde başka bir kamera kaydını inceledim. O adam mesajı atıp ayrıldıktan sonra, iki dakika içinde bir başkası onun gittiği yöne doğru ilerliyor. Sanki peşindelermiş gibi.”

Sessizce yutkundum. Yani beni izleyen sadece bir kişi değildi. Birden fazla kişilerdi.

“Kim olduklarını biliyor musun?” diye sordum, sesim normal çıkmaya çalışıyordu ama içimdeki gerginliği bastıramıyordum.

Kutay kısa bir sessizlikten sonra konuştu. “Henüz değil. Ama profesyonel oldukları belli. Kameralardan mümkün olduğunca kaçınmışlar. Yine de bir tanesinin yüzü kısmen görünüyor. Onun kim olduğunu öğrenmeye çalışıyorum.”

Derin bir nefes aldım. Bu iş düşündüğümden de ciddiydi.

“Peki şimdi ne yapacağız?”

Kutay’ın sesi daha sertti. “Sen hiçbir şey yapmayacaksın, Tamay. Ben halledeceğim.”

Kaşlarımı çattım. “Beni ilgilendiren bir şeyin içinde olup da, beni devre dışı bırakabileceğini sanıyorsan yanılıyorsun, Kutay.”

Kutay’ın sesi biraz daha yumuşadı ama hala ciddiydi. “Biliyorum. Ama şimdilik, sadece dikkatli ol. Ve asla yalnız hareket etme. İşten çıkışta beni bekle, seni alırım.”

Bunu düşündüm. Kabul etmek istemiyordum ama onun haklı olduğunu biliyordum. Beni takip eden insanlar varken motorla tek başıma eve dönmek akıllıca değildi.

“Tamam,” dedim sonunda. “İş çıkışında seni bekleyeceğim.”

Kutay kısa bir sessizlikten sonra, “Güzel,” dedi. “Ben de bu arada birkaç şey daha araştıracağım.”

Telefonu kapattım ve bir an yerimde durdum.

Saatler ilerledikçe içimdeki huzursuzluk büyüyordu. Her zamanki gibi hastalarla ilgileniyordum ama aklım hep başka yerdeydi. Arada bir hastanenin girişine, camlardan dışarıya bakıyordum. Sanki her an bir şey olacakmış gibi hissediyordum.

Saat dörde yaklaştığında, iş çıkışı hazırlıklarını yapmaya başladım. Önlüğümü dolaba asıp, telefonumu ve eşyalarımı aldım. Kaskımı elime aldığımda telefonum titredi. Kutay’dan mesaj gelmişti.

Kutay: Dışarıdayım. Mavi arabayı göreceksin. Beklemeden bin.

Bu kadar ciddi olmasına içten içe gülümsesem de, şu an içinde bulunduğumuz durum pek de gülünecek gibi değildi.

Derin bir nefes alıp hastaneden çıktım. Gözlerim hemen park alanına kaydı ve Kutay’ın bahsettiği arabayı gördüm. Tinted camları, sade ama dikkat çekmeyen bir modeldi. Kutay hep böyleydi; göz önünde olmaktan hoşlanmazdı ama dikkat çekmeden de hareket ederdi.

Hızlıca yürüyüp arabanın kapısını açtım ve içeri girdim. Kapıyı kapattığım anda Kutay konuştu.

“Biraz hızlı ol, buradan hemen ayrılmamız lazım.”

Ona döndüm. “Bir şey mi oldu?”

Kutay’ın gözleri dikiz aynasındaydı. “Seni izleyenlerden biri hastanenin yakınında olabilir.”

Kalbim hızlandı. “Ne? Nasıl emin olabiliyorsun?”

Kutay arabayı çalıştırıp hareket etti. “Kameralardan biri hastane çevresinde aynı kişiyi ikinci kez yakaladı. Görüntü net değil ama beden dili aynı. Bu bir rastlantı olamaz.”

Camdan dışarıya bakmaya başladım. Gerçekten biri beni takip ediyor muydu?

Kutay hızlanıp ana yola çıktı. Bir süre ikimiz de sessiz kaldık. Sonunda dayanamayıp sordum.

“Kim bunlar, Kutay? Ne istiyorlar?”

Kutay’ın yüzü sertleşti. “Henüz bilmiyorum. Ama bu işin sana ulaşması, benimle bağlantılı olduklarını düşündürüyor.”

İçimde bir ürperti hissettim. “Senin geçmişinle mi ilgili?”

Kutay’ın eli direksiyonun üzerinde biraz sıkıldı. Gözleri hala yoldaydı ama bir anlığına yüzünde tanıdık bir gölge belirdi.

“Askerlikten kalma bir şey olabilir,” dedi sonunda. “Veya başka bir şey.”

Kaşlarımı çattım. “Başka bir şey derken?”

Kutay kısa bir sessizlikten sonra başını iki yana salladı. “Henüz emin değilim.”

Onun bu ketum halleri beni sinir ediyordu ama şu an daha fazla sorgulamanın bir anlamı yoktu. Derin bir nefes aldım.

“Peki şimdi ne yapacağız?”

Kutay gözlerini yoldan ayırmadan, “Önce seni güvenli bir yere götüreceğim,” dedi. “Sonra bu işi çözeceğim.”

Kaşlarımı kaldırdım. “Güvenli bir yer derken?”

Kutay bana kısa bir bakış attı. “Bu gece benim evimde kalacaksın, Tamay.”

Şaşkınlıkla gözlerimi kırptım. “Ne? Kutay, ben—”

Kutay sesi daha ciddi bir tona büründü. “Bu bir rica değil, Tamay. Seni korumam lazım.”

Ona dik dik baktım ama gözlerindeki ciddiyet beni susturdu. İçimdeki inatçı ses bunu kabul etmek istemese de, mantıklı olan buydu. Eğer biri gerçekten peşimdeyse, yalnız kalmam aptallık olurdu.

Arkamı yaslanıp iç çektim. “Tamam. Ama bu işin sonunda bana her şeyi anlatacaksın, Kutay.”

Kutay başını hafifçe salladı. “Söz.”

Kutay’ın arabası sessizce ilerlerken içimdeki huzursuzluk artıyordu. Camdan dışarı bakarken birinin gerçekten beni izleyip izlemediğini düşünmeden edemedim. Bir oyun muydu bu? Yoksa sadece yanlış bir zamanda, yanlış bir yerde miydim?

Kutay, direksiyonu sıkıca kavramış, gözlerini yoldan ayırmadan ilerliyordu. Sessizliği o bozdu.

“Eve gidince bazı kurallara uymanı istiyorum, Tamay.”

Kaşlarımı çattım. “Kurallar mı?”

Başını hafifçe salladı. “Evet. İlk olarak, kapıyı kilitlemeden uyuma. İkincisi, pencereyi açma. Üçüncüsü, kimseyle gereksiz yere iletişime geçme.”

Kollarımı kavuşturdum. “Yani kendimi bir mahkum gibi mi hissedeceğim?”

Kutay, kısa bir bakış attı. “Hayır. Sadece güvende olmanı istiyorum.”

Bana kalırsa bu, beni hapsetmekten farksızdı. Ama şu an tartışacak durumda değildim. Eğer beni takip eden biri varsa, yalnız kalmak mantıklı değildi.

Derin bir nefes alıp başımı salladım. “Tamam. Ama bana en azından neyle karşı karşıya olduğumuzu söyleyeceksin, Kutay.”

Kutay bir süre cevap vermedi. Sanki kendi içinde bir şeyleri tartıyordu. Sonunda, sesi daha yumuşak ama ciddi bir tonda konuştu.

“Bunu tam olarak bilmiyorum, Tamay. Ama tahminlerim var.”

Kaşlarımı kaldırdım. “Ve o tahminler ne?”

Kutay derin bir nefes aldı, gözlerini yoldan ayırmadan konuştu.

“Beni izleyenler, büyük ihtimalle askeriyeden ya da geçmişte karşılaştığım insanlardan biri olabilir. Geçmişim temiz değil, Tamay. Birçok görevde bulundum, birçok düşman edindim. Ama bu işin seni de kapsaması, olayın sandığımdan daha kişisel olabileceğini gösteriyor.”

İçimi garip bir tedirginlik kapladı. “Yani biri intikam mı almak istiyor?”

Kutay başını hafifçe eğdi. “İhtimallerden biri bu.”

Sessizlik, arabanın içini doldurdu. Eğer bu bir intikam meselesiyse, neden bana bulaşıyorlardı? Benimle ne işleri olabilirdi ki?

Sonunda apartmanın önüne geldik. Kutay arabayı park etti ve bana döndü.

“Hadi, in.”

Arabadan çıkıp apartmana girdik. Asansöre bindiğimizde sessizlik devam etti. Kutay, her zamanki gibi tetikteydi. Ellerini cebine sokmuş, yüzünde her an bir şey olacakmış gibi ciddi bir ifade vardı.

Beşinci kata geldiğimizde kapıyı açtı ve içeri girdik. Ev, tıpkı Kutay gibi düzenli ve sadeydi. Büyük bir salon, açık mutfak, az eşya. Ama her şey yerli yerindeydi.

Kapıyı kapattıktan sonra bana döndü. “Kendini evinde hissetmeye çalış. Ama dikkatli ol, Tamay.”

Başımı salladım. Kendi içimde hâlâ birçok soru vardı ama yorgundum.

Montumu çıkarıp sandalyeye astım. “Bari bir kahve yapayım, ne dersin?”

Kutay hafifçe gülümsedi. “Kahve her zaman iyi fikirdir.”

Mutfakta kahve yapmaya başladım.

Kahve bardağını alırken içimdeki huzursuzluk artıyordu. Kutay’ın arkamda sessizce durduğunu hissedebiliyordum. Bir şeyin olduğunu anlayabiliyordum, ama ne olduğunu çözemedim. İçimden bir şey bana bu geceyi beklemekten daha fazla endişelenmem gerektiğini söylüyordu.

Başımı çevirip ona baktım. Kutay, pencerenin kenarına gitmişti ve dışarıya bakıyordu. Beni fark ettiğinde, yavaşça bana döndü. “Aşağıda bir araba var,” dedi. “Burası için alışılmadık bir durum değil. Ama araba çok uzun zamandır orada duruyor, içindekiler hiç inmedi.”

Hemen içimden bir korku dalgası geçti. Yavaşça adımlarımı geri çekip, “Bizi mi izliyorlar?” dedim, sesim titrek çıkmıştı.

Kutay sadece başını salladı. “Muhtemelen. Ama beklemek zorundayız.”

O an içimde garip bir tedirginlik vardı. Bunu sadece hissetmekle kalmıyor, vücudumun her bir parçasında hissediyordum. Kutay hızlıca odasına gitti ve kısa bir süre sonra elinde çantayla döndü. Çantasını açtığında, içinden silahı çıkardığını gördüm.

Bir anda içim daraldı. “Kutay, bu kadar ciddi mi?” diye fısıldadım.

O, silahı beline yerleştirirken, gözlerimdeki korkuyu fark etti. “Evet, Tamay. Bu kadar ciddi.”

Kafamda birçok soru vardı, ama gözlerime bakınca o an ne kadar ciddi olduğunu bir kez daha anladım. Her şeyin önceden planlanmış olduğunu biliyordum. Bizi izleyen biri vardı ve bu işin sonu iyiye gitmeyecek gibi hissediyordum.

Birkaç adım geri attım, içimden bir şey bana kaçmanın tek çözüm olmadığını söyledi ama yine de hâlâ bir çıkış yolu arıyordum.

Kutay bana yaklaştı ve ellerini cebine soktu. “Bundan sonra her adımın çok dikkatli atılması gerekiyor, Tamay. Bu işin sadece seninle alakalı olmadığını hissediyorum. Ama bilmen gereken bir şey var.”

Ne söyleyeceğini merakla bekledim.

“Eğer biri seni tehdit ediyorsa, buna son vermek için her şeyimi riske atarım.”

Kutay’ın sözleri havada asılı kalmıştı. İçimde bir yerde tedirginlik, bir yerde de ona duyduğum güven birbirini çelişiyordu. Her şeyin ciddiye bindiğini biliyordum ama aynı zamanda Kutay’ın bu kadar kararlı olması, bir nebze olsun rahatlatıyordu. Bir süre sessiz kaldık, sadece dışarıdaki arabayı izliyorduk.

Birden telefonum çaldı. Ekranda Asel’in adı görünce, hemen açtım.

“Tamay, eve gelmeyecek misin? Saat geç oldu.” Asel’in sesi biraz endişeliydi, ama aynı zamanda sakin.

Hızla telefonun ekranına baktım, saat epey geç olmuştu. Asel’in aradığını görmek, aslında evde birinin beni beklediğini hatırlattı. Ama içimdeki huzursuzluk bir türlü geçmiyordu.

“Asel, bugün biraz işlerim vardı. Geç kalırım galiba, üzgünüm.” dedim, sesimi sakince tutmaya çalışarak.

“Tamay, gerçekten iyi misin?” Asel’in sesi endişeliydi, biraz da kırgındı. “Son zamanlarda pek kendini belli etmiyorsun, haber bile vermiyorsun. Bir şey mi oldu?”

Telefonun ekranına bakarken, Asel’in sesindeki tonu hissettim. O kadar yakın, o kadar samimi… Bir yandan da Kutay’ın yanındaki duruşum aklımda yankılanıyordu. Şu an ona doğru gitmem gerektiğini hissediyordum, ama Asel’in endişesi de aklımı kurcalıyordu.

“Asel, her şey yolunda. Birkaç şey var, biraz kafam karıştı. Endişelenme, ben iyiyim.” dedim, ama aslında o kadar emin değildim.

Bir sessizlik oldu, sonra Asel yumuşak bir şekilde devam etti. “Beni korkutma, Tamay. Gerçekten ihtiyaç duyduğunda sana ulaşabileceğimi bilmek istiyorum.”

Sözlerini duyunca içimde bir sıcaklık hissettim. Asel her zaman yanımdaydı, ama şu anda yapmam gereken şeyler vardı. Kutay, arkamda sessizce duruyordu, bekliyordu.

“Bunu sonra konuşuruz, Asel. Şu an biraz odaklanmam gereken şeyler var. Sen merak etme, ben iyiyim.” dedim ve hızlıca telefonu kapattım.

Kutay bana baktı, gözlerinde anında anlayış vardı. “Bir arkadaşın mı?” diye sordu.

Başımı salladım. “Evet, Asel. Her zaman endişeleniyor. Ama şu an ondan uzaklaşmak zorundayım.”

Kutay, bir süre sessiz kaldı ve sonra bana dönüp, “Bazen insanlar doğru zamanları beklerler. Ama sen, Tamay, bazen acele etmen gerektiğini unutmamalısın.”

Bunu söyledikten sonra, kafamı kaldırıp Kutay’a baktım. Gözlerinde bir şeyler olduğunu, ama kesinlikle her şeyi açıklamadığını hissediyordum.

“Ne demek istiyorsun?” diye sordum, ama Kutay sadece başını sallayarak salondan çıkmaya başladı. Kutay’ın peşinden gidip omuzundan tutup, “Ne demek istiyorsun, söyler misin?” dedim.

“Ne anladıysan o, Tamay,” dedi ve konuşurken telefonum çaldı. Telefona baktığımda bilinmeyen bir numaraydı. Kutay hemen telefonu elimden alıp açtı.

“Alo, kimsiniz?” dedi.

Karşı taraftaki yaşlı bir ses, “Komutan, ne zamandan beri doktorun telefonunu sen açıyorsun?” dedi. Kutay sesi tanımaya çalışırken adam tekrar ekledi, “Komutan, sana yakın olan herkesi senin gözlerinin önünde öldüreceğim, senin yaptığın gibi.”

Tüylerim diken diken olmuştu. Kutay sinirle, “Sıkıyorsa Tamay’a dokunursun, senin ananı avradını sikmezsem ben de Kutay değilim,” dedi.

Adam daha fazla gülmeye başladı. “Öyle mi, komutan? Neyse, ben dediğimi dedim, gerisi sana kalmış,” dedi ve Kutay’ın yüzüne telefonu kapattı.

Kutay bana bakıp, yüzümdeki korkmuş ifadeyi anlamış olmalı ki, “Tamay, asla korkma, sana hiçbir şey yapamazlar. Ben varım, Pençe Tim var. Kimse sana dokunamaz, izin vermem,” dedi. Korkudan elim ayağım titrerken buz gibi kesilmiştim.

Kutay yanıma gelip beni kucağına aldı. “Hadi Tamay, sen uyu, yoksa iyi olmayacaksın,” dedi ve beni kendi odasına doğru götürdü. Yatağa yatırıp, “Sen biraz dinlen, bir şey olursa seslenmen yeter, güzelim,” dedi.

Başımı sallayarak onayladım. Sonra Kutay odadan çıktı, ben de kendimi uykunun kollarına bıraktım.