21. bölüm / 21
AŞKŞİFA - YARI TEXTİNG20. ŞİFA
Bölümler 21Şu an: 20. ŞİFA
- 1 1. ŞİFA1.259 kelime
- 2 2. ŞİFA1.281 kelime
- 3 3. ŞİFA | TEXTİNG1.179 kelime
- 4 4. ŞİFA1.914 kelime
- 5 5. ŞİFA2.254 kelime
- 6 6. ŞİFA2.821 kelime
- 7 7. ŞİFA | TEXTİNG511 kelime
- 8 8. ŞİFA1.953 kelime
- 9 9. ŞİFA1.561 kelime
- 10 |DUYURU|74 kelime
- 11 10. ŞİFA1.592 kelime
- 12 11. ŞİFA1.489 kelime
- 13 12. ŞİFA1.785 kelime
- 14 13. ŞİFA1.350 kelime
- 15 14. ŞİFA1.236 kelime
- 16 15. ŞİFA2.376 kelime
- 17 16. ŞİFA2.070 kelime
- 18 17. ŞİFA2.993 kelime
- 19 18. ŞİFA4.675 kelime
- 20 19. Bölüm7.274 kelime
- 21 20. ŞİFA2.439 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Şu anda kulağa aşırı değişik gelebilecek bir durumdaydım.
Daha Serhat ile doğru düzgün date'imiz yokken başkalarıyla topluca date'e çıkıyorduk.
Evet, topluca.
10 kişilik 10'lu date.
Maaşallah bir Fatih Sultan Mehmet eksik amk.
Ah be Sultanım...
Peki bu 10 kişi kimler miydi?
İlk 5'i benim fakülteden çatlak kızlar;
Nergis,
Öznur,
Beyza,
Ceyda,
Ve bendeniz, Nehir.
Son 5'i Serhat'ın fakülteden hırdolar;
Mahmut,
Kerim,
Samet,
İlyas,
Ve tabii ki Orman Gözlü Motorcu Avukatım, Serhat.
Karmaşık mahalle futbol takımı gibi amq.
Kısaca böyle bir arkadaş-manita buluşması yapıyorduk ve beni tabii ki de Deniz Ablam hazırlamıştı.
Kadın modadan o kadar iyi anlıyor ki avukatlığı bırakıp model olsa şaşırmam.
Mezuniyetin üzerinden tam iki hafta geçmişti. Mezun olduğum günün ertesi gününden itibaren kendime bolca zıbarma izni vermiş veyahut kendi uyuma rekorumu kırmıştım.
Mezuniyet gecesi Demir Abimle geldiğimizde hiç kimse ile muhattap olmadan direkt odama geçmiştim. Hızlıca makyajımı çıkarıp banyo yapmış, pijamalarımı giyip uyumuştum.
Peki, kaç saat uyudum desem inanırsınız?
20 saat!
Harbici aralıksız 20 saat uyudun Neho, senden korkmaya başladım amk.
İç ses, bu aralar benden daha çok sövüyorsun hayırdır?
Manita yapınca ağzından küfürler eksildi maaşallah.
Küfür edecek sebep kalmamıştır belki?
Neyse. Anlayacağınız üzere şuan Serhat'ın motorundaydım ve birlikte buluşmayı yapacağımız kafeye gidiyorduk.
Bir de maaşallah 10 kişi olduğumuz için rezervasyon yaptırıp da gidiyorduk.
Bugün Serhat ile gerçek çiftler gibi kombin yapmıştık.
Dün gece bir reels videosunda görmüştüm. Bir çift, aynı kombini yapmıştı ve çok tatlı gözükmüştü gözüme. Videoyu Serhat'a atmıştım. Altında ben daha "Biz de yapalım mı?" yazmadan "Biz de yaparız güzelim." yazmıştı.
Ve tabii ki ben hemen konsepti seçip yazmıştım.
Lacivert üst, beyaz alt bir kombin yapacaktık.
Yani lacivert olarak bahsettiğim renk de cıvık olan lacivert değildi, gece mavisiydi.
Normalde bebe mavisi yapmak isterdim ama hep bebe mavisi giymekten ilk defa gına gelmişti ve Serhat ile çift kombini olarak kulağa harika bir fikir gibi gelmemişti.
Serhat motoru kafeye yakın bir yere park ettiğinde indik dikkatlice. Serhat önce kendi kaskını, sonra da benimkisini çıkardı.
"Oh be," dedim kaskımı çıkardığında rahatlayarak. "Sıcaklamışım."
Güldü. "Sen bir de beni düşün. Ben nereye gitsem bu bebekle gidiyorum. Üstüne geceleri ceket giyme zorunluluğum var, bu sıcakta... Gerisini sen düşün."
Harbi la.
Hayat motorculara zor arkadaşlar...
"Hadi gidelim." dedim gülerek.
Gülümseyip elimi tutmasıyla birlikte kafeye yürüdük.
Kafeye girdiğimizde tuttuğumuz masaya doğru ilerledik.
Herkes gelmişti.
Geldiğimizi ilk fark eden Ceyda oldu.
"Neho!" dedi hafleri uzatarak melodik bir şekilde.
"Ceydoş." dedim gülerek.
Serhat kendi arkadaşlarıyla selamlaşırken bende bizim kızlarla selamlaştım.
Öznur "Kız Neho, couple giyinmişsiniz!" dedi sevinçle.
"Çok uyumlu olmuşsunuz." diyerek katıldı Beyza.
"Kız o değilde," dedi Nergis heyecanla. "Mezuniyet gecesini unutamıyorum. Acayip güzel parlıyordunuz resmen."
"Hele roman şovunuz aşırı eğlenceliydi!" dedi Ceyda gülerek.
"Neho bana da öğret öyle roman oynamayı!" dedi Öznur.
"Öğretirim bir ara." dedim gülerek.
Kızlardan böyle şeyler duymak beni hem utandırmış hem de mutlu etmişti.
Ben o gün kendi halimizde oynuyoruz sanmıştım. Ama meğersem bizimkiler bizi ful röntgenlemişler oynarken.
Garipler.
"Ee Yenge, naber?" diye sordu Mahmut.
Yenge mi? Püü sana Meahmut!
"İyidir beyler, sizden naber?" diye sordum dördüne de.
"İyi bizde." dediler tek bir ağızdan.
"Ee kızlar, siz nasıl tanıştınız?" diye sordu İlyas.
Hepimizden önce Öznur yanıtladı.
"PBL Çalışması (Projeli Öğrenme Çalışması) için beşerli grup oluştırmamız istenmişti bir keresinde. Sonra biz beşimiz rasgele birbirimizi bulup beraber yapma konusunda anlaşmıştık. Sonra kantine gitmiştik, kantinde hem yapacağımız çalışmanın sunumu hakkında konuşmuş, hem de birbirimizi tanıtmıştık."
Ceyda içli içli "Ne günlerdi ya..." dedi.
"Hıı sorma!" dedi Nergis ters ters. "Ne günler!"
Söylediği şeyi anlamamla göz devirdim.
"Aman be ya, eskiyi mi konuşacağız cidden?"
"Ne var ki eskide?" diye sordu Mahmut merakla.
"Anlatırız bir ara." diyerek geçiştirdi Ceyda.
🌸
"Hoşgeldin güzellik." dedi Güney Abim arkamdan kapıyı kapatırken.
"Hoşbuldum abi." dedim ona gülümseyip salona geçerken.
Ev sessizdi. "Diğerleri nerede?" diye sordum koltuğa kendimi yorgunca bırskırken.
Bol kahkahalı mükemmel bir arkadaş buluşması yaşamıştık. Ve KPSS sınavından sonra tekrar böyle bir buluşma yapacaktık.
(Yazar Notu: Ve nasip olursa o buluşmayı bol detaylı yazmayı planlıyorum🥳)
"Annem seansta, Deniz büroda, babam ve Demir şirkette, Yavuz da karakolda. Muhtemelen iki gün gelmeyecek."
"Neden?" diye sordum telaşla. "Kötü birşey mi var?"
"Sakin ol minik kardeşim. Yavuz'un işi bu, unuttun mu?" dediğinde rahat bir nefes verdim.
B12 öyle bir şey ki abinizin mesleğini bile unutuyorsunuz...
Hayat ne zor....
"Sen neden evdesin peki?"
"Benim yarın sabah nöbetim var. Muhtemelen Yavuz'un eve geldiği akşam gelirim eve."
"Anladım."
"Aç mısın, yer misin bir şeyler?" diye sordu.
"Sen yedin mi ki?"
"Yemedim."
"Tamam seninle birlikte yerim." diyerek yanıtladım. Tek başıma yemek yemeyi sevmiyordum, hoşuma gitmiyordu.
"Şimdi şöyle ki, evde yemek yok." dedi gülerek.
"E yapalım?" dedim 'bunda ne var?' der gibi.
"Hiç uğraşmayalım, herkes dışarıda yiyor zaten. Biz de dışarıdan söyleyelim. Olmaz mı?"
"Olur." dedikten sonra kaşlarımı çattım. "Sen nasıl doktorsun be? Senin şuan inadına sebze yemekleri yapıp hepimize zorla yedirmen gerekmiyor mu?"
Başını geriye atarak kahkaha attı.
"Sen çok mu film izliyorsun?" durup düşündüm.
"Evet de ne alaka?"
"O dediklerin maalesef filmlerde oluyor." dedi yalancı bir üzüntüyle. "Her ne kadar doktor olsam da büyüklerime ders verecek bir konumda değilim. Küçüklerim de kendilerine göre davranmaya alıştıkları için sözüm geçmiyor maalesef."
Sonra gülümsemesi buruklaştı. "Sen olsaydın, farklı olurdu tabii."
Kaşlarımı çattım. "Neden ki?"
İçli bir nefes aldı. "Sen küçükken her birimizin sözünü ayrı dinliyordun. Ama dikkat ediyordun. Mesela Yavuz bir şeyi 'yapma' dese, özür dileyip onun sözünü dinliyordun. Ben sana bir şeyi 'yap' desem, 'taman abiş' diyerek sözümü yerine getiriyordun."
Bir anda ikimiz de sessizleştik, durgunlaştık.
"Eğer sizinle büyüseydim," diye mırıldandım. "Herşey çok farklı olurdu. Değil mi?"
Cevap vermedi, ama bakışları herşeyi anlatıyordu.
Abilerim ve ablam... Onlar, kız kardeşlerini kaybetmişlerdi.
Anne ve babam... En küçük kızlarını kaybetmişlerdi.
Ben...
Hiç hatırlamadığım ama sanki yıllardır onlarla iç içeymişim gibi hissettiğim bu aileyle yaşadığım beş yıllık anılarımı kaybetmiştim.
Boğazımı temizledim. Duygusal olmayı Serhat yokken sevmiyordum.
Serhat olmadığında sanki yaşanabileceğim bir omuz kalmamış gibi hissediyordum.
"Abi," diye mırıldandım.
"Güzelim?"
"Ne sipariş edeceğiz?" dediğimde gülümsedi.
"Sen ne istersin?"
"Bana fark etmez," dedim omuz silkerek. "Sen ne yersen onu yerim."
"Döner söylüyorum o zaman?"
"Tamam olur."
"Yanına ayran?"
"Evet ayran daha iyi olur. Ben üstümü değiştirmeye gidiyorum." diyerek odama çıktım.
Çantamı yatağın üstünde bıraktım. Telefonumu aldığım sırada telefonla beraber beyaz bir not kağıdı çıktı içinden.
Telefonu komodinin üzerine koyup kaşlarımı çatarak elimdeki nota baktım.
"Ona çok güveniyorsun değil mi? Onu çok seviyorsun. Halbuki sen basit bir mahalle kızı, o ise ünlü iş adamının oğlu. Ne kadar uyumsuz, değil mi? Sana bir tavsiye; dikkatli ol. Yerimde olsam uyumsuzlukların getireceği sorunlara karşı kendimi hazırlıklı tutardım."
Noluyor lan?
🌸
İki Gün Sonra:
Şu anda Deniz Abla ile alışveriş merkezinde elbise bakıyorduk.
Akşama iş arkadaşıyla birlikte yemek yemeye gidecekti. Evdeki elbiselerden seçemediği için alışverişe çıkma kararı almış, beni de yanında davet etmişti.
Gösterişli bir elbise istemiyordu ama zarif bir elbise olsun istiyordu.
Sanırım yemek yiyeceği arkadaşı bir tık özel bir arkadaştı.
Bir tık fazla seçiciydi.
Siyah istemiyordu. "Cenaze törenine gitmiyorum." diye savunmuştu kendini.
Mavi, pembe gibi tonlar istemiyordu. "Romantistik balosuna gitmiyorum." diye savunmuştu bu sefer.
Kırmızı, bordo, mor ve gümüş tonlarına ise kesinlikle karşıydı. "Özel davete gitmiyorum." demişti.
Onu giymez, bunu giymez... ne giyecek bu kadın?
Ayaklarıma kara sular indi inecekti, sınıra yaklaşmıştım.
Sabah kahvaltı sonrası direkt çıkmıştık ve arabayla bile değil, yürüyerek mağaza geziyorduk.
Ayaküstü tüm Bursa'yu gezdik amk.
Ve akşam olmuş, hava kararmıştı...
Şu an normal AVM'ye girmiştik. Deniz Abla herhangi bir mağazaya girmeden "Sen tam olarak nasıl bir elbise istediğini tarif eder misin?" diye sordum usulca.
"Gösterişli olmasın. Parlak marlak giyemem ben. Zarif olsun. Altın tonlarda olsun istiyorum." diye açıkladı. "Ama bir türlü bulamıyorum."
"Ya!" diye sızlandım. "Sen niye başından demiyorsun bana? Sayende tüm Bursa'yı gezdik bir Timsah Arena'ya gitmediğimiz kaldı."
"Ne bileyim aklıma gelmedi..." diye mırıldandı hala vitrinlere bakınırken.
"Gel benimle, ben seni mükemmel bir yere götüreceğim."
Bunu dedikten yalnızca beş dakika sonrası lüks, kaliteli bir mağazaya gelmiştik.
Mağaza görevlisi bir kız yanımıza geldi.
"Hoşgeldiniz efendim. Nasıl birşey bakacaktınız?" diye sordu kibar bir şekilde.
Deniz Abla cevapladı.
"Çok gösterişli olmayan, üzerimde zarif duracak altın tonları tarzında bir elbise arıyorum."
"Tabii buyrun, modellerimize bakalım birlikte." dedi çalışan kız. Ablam çalışan kızın peşinde giderken telefonumun titremesiyle bulunduğum yerde durdum.
Serhat yazmıştı.
Motorcu'm❤️🩹: Ne yapıyorsunuz güzelim?
Motorcu'm❤️🩹: Kıyafet bakmaya devam mı?
Siz: Evet maalesef
Siz: Sabahtan beri gitmediğimiz bir Timsah Arena kaldı o derece.
Siz: Ablama en son diyeceğim 'Al Bursaspor forması giy, elbiselerden daha çok yakışır' diye o olacak.
Motorcu'm❤️🩹: Hekehdkdkksks
Motorcu'm ❤️🩹: Çok mu yoruldun birtanem?
Siz: Yoruldum tabii.
Siz: Ama sızlanmak istemiyorum.
Siz: Onlar ailecek hem ben onları tanıyayım, alışayım diye hem de onlar bana alışsın, beni tanısınlar diye benim için işlerinden birkaç gün geri kaldılar
Siz: Hiç değilse ben birazcık yorulmuşum çok mu?
Motorcu'm❤️🩹: Haklısın bebeğim.
Motorcu'm❤️🩹: Ee, bir sıkıntı var mı?
Motorcu'm❤️🩹: Hala o notu mı düşünüyorsun?
Evet, Serhat'a nottan bahsetmiştim. O benim sevgilimdi, elbette anlatacaktım.
Büyük bir tepki vermemiş, aksine soğukkanlı kalmaya çalışarak beni sakinleştirmeye çalışmıştı.
Çünkü Serhat'a anlatırken bir tık sinirliydim.
Notta resmen aşağılanmıştım. 'Basit bir mahalle kızı' ne demekti Allah aşkına? Hangi zenginin fantezisiydi bu?
Ha bir detay daha vardı.
Sabahtan beri ablamla gittiğimiz her yerde, arkamda bir silüet görüyormuş gibi oluyordum ama arkamı döndüğümde silüet kayboluyordu.
Muhtemelen o nottan sonra paranoyaklık yapmaya başlamıştım ki bence normaldi.
Başka zaman olsa böyle şeyleri 'maytap geçiyorlar amk' diyerek geçiştirirdim ama etrafımızda Kadir Karahan denen bir it olduğu için ister istemez tedirgindim.
Siz: Keşke şu an seni görme şansım olsa.
Siz: Sana şu an o kadar ihtiyacım var ki...
Motorcu'm❤️🩹: Canlı konum at, geliyorum.
Bunu yazıp çevrimdışı olmuştu.
Ben bu adamı yerdim!
Kendi kendime mutlulukla gülümseyip Serhat'a canlı konumumu attım. Sonra telefonu cebime koyup ablamın yanına gittim.
Ablam; vücudunu kusursuzca saran, baştan aşağı yoğun altın payetlerle kaplı uzun bir elbise deniyordu. Elbise kolsuzdu ama yüksek halter yakası vardı. Ablamın asil duruşu ve elbisenin iddialı bacak yırtmaç detayıyla elbisenin adeta ablam için yaratılmış olabileceğini düşündüm bir an.
"Abla.." diye mırıldandım. "Bu çok güzel olmuş."
Gülümseyerek "Bende çok beğendim." görevliye döndü. "Bu elbiseyi alıyorum."
Görevli kız memnuniyetle gülümsemekten başka birşey yapmadı.
Abi zenginliğe bak, kadın fiyat bile sormadı şak diye alıyorum dedi.
Ablam kabine girip kendi kıyafetlerini giyinerek çıktı. Elbiseyi kasaya götürdü ve parasını ödeyip çıktık.
Neyse ki dükkan eve yürüme mesafesindeydi. Daha fazla yorulmadan giderdik eve.
Ablamla birlikte yürürken aniden gelen izlenme hissiyle ürperip arkamı döndüm hafifçe. Arkamda kimse yoktu. Rahat bir nefes verip önüme döndüm.
Harbi paranoyağa bağladın Neho az bir relax ol.
Ablam eliyle bir yeri işaret ederek "Şuradaki senin manitan değil mi?" diye sorduğunda işaret ettiği yere baktım.
Serhat geliyordu.
Kalbim heyecanla hızlanırken "Evet," dedim sakin tutmaya çalıştığım sesimle. "Serhat."
Bu halime gülümsedi. "Zaten eve yakınız. Ben gidiyorum eve. Sende çok geç kalma, konuş gel. Tamam mı?" diye sordu yumuşak bir sesle.
Sevinçle gülümseyerek "Tamam." dedim.
Ablam yanımdan uzaklaşırken Serhat dibimde belirmişti.
"Güzelim?" dedi hafifçe gülümseyerek.
Cevap vermek yerine parmak uclarimda yükselip kollarımı boynuna doladım ve kafamı boynuna gömdüm.
"Oy," diye şaşırdı elleri direkt belimi bulurken. "Noldu birtanem?"
Kafamı çekip ona baktım. "Birşey olmadı." diye mırıldandım. "Sarılasım geldi."
"Gözlerin öyle demiyor ama?" dedi sorgulayıcı bir şekilde.
"Hmm," diye sırıttım. "Ne diyormuş gözlerim?"
"Endişeli bakıyorlar." diye mırıldandı bir eliyle saçımı okşarken.
Yüzümdeki gülümseme silindi.
"Serhat, ben paranoyak olmaya başladım galiba." dedim endişeyle.
Saçımdaki eli durdu. "Ne?" diye sordu şaşırarak. "Ne alaka şimdi?"
Sıkıntılı bir nefes verip etrafımıza göz gezdirdim.
"Sabahtan beri içimde sanki takip ediliyormuşum gibi bir his var." diye açıkladım durumu.
Gözlerime garip bir ifadeyle baktı ama ne olduğunu anlayamadım. Korku muydu, endişe mi, yoksa burukluk mu?
"Neden öyle bakıyorsun?"
Yutkundu.
"Ülkemizin bir acı gerçeği daha." diye mırıldandı.
Anlamayarak "Ney?" diye sordum.
"Bir kadının sokaktayken sürekli tedirgin olması; önünü, arkasını, sağını ve solunu sürekli kontrol etmek zorunda kalması; izlenme, takip edilme hissi yaşaması."
Haklıydı. Maalesef böyle bir gerçekle yaşıyorduk her gün, bu ülkede bir kadın olarak.
Derin bir nefes alıp verdi. "Güzelim. Sen paranoyak değilsin, sadece o not yüzünden tedirgin olduğun için güvende olmadığını hissediyorsun."
"Peki ne yapmalıyım?" diye sordum üzgünce.
"Kendini kötü hissettiğinde benimle konuş, abilerinle konuş, ablanla konuş, Yaren ile konuş, anne ve babanla konuş. Duygularını dile getir, güvendiğin birilerine anlat. Duygularını içine atmamalısın bebeğim. Bu seni daha kötü hissettirir."
"Tamam." diye mırıldandım.
Elini omzuma atıp başımı öptü.
"Eve kadar birlikte yürüyelim ister misin?
"Olur." dedim gülümseyerek. Birlikte yürümeye başlarken bende beline kolumu doladım. Yan yana, yavaş yavaş yürüdük eve doğru.
Eve yakkaştığımızda "Buradan tek başına gidebilir misin?" diye sordu.
"Giderim," dedim bunda ne var der gibi. "Neden ki?"
"Yaren bir arkadaşıyla buluşmuştu. Onu almaya gidecekken seni göreyim demiştim. Eve de yaklaştın zaten. Ama kendini kötü hissedersen-"
"İyiyim ben birtanem. Gidebilirsin sen."
"Tamam." dedi gülümseyerek. "Eve girince yaz, merak ederim."
"Tamam, selam söyle Yaren'e." dedim yanağına öpücük kondurarak.
"Söylerim güzelim. Görüşürüz." diyerek yanımdan ayrıldı.
Eve gidip zile bastım. Kapıyı açan Yavuz Abimdi.
Güney Abimin dediğine göre dün akşam gelmesi gerekiyordu eve. Ama gelmemişti. Mesleğinden dolayı sorgulamamıştım.
"Hoşgeldin güzelim." dedi gülümseyerek.
"Hoşbuldum." diyerek içeri girdim. Arkamdan kapıyı kapattığında "Hani dün gelecektin?" diye sordum kaşlarımı çatarak.
"Anlamadım?"
"Güney Abim bana dün geleceğini söylemişti ama gelmedin." diye açıkladım. "Dün gece yarısına kadar seni bekledim ama gelmedin. Seni beklerken koltukta uyuyakalmışım. Demir Abi uyandırmasaydı bu sabah her yerim tutulmuştu."
Cidden öyleydi. Ben dün bütün gün onu beklemiştim bu not meselesini konuşmak için. Ama herhangi bir haber vermediği için geleceği umuduyla beklerken koltukta uyuyakalmıştım.
"Ne?" diye sordu şaşkın bir ifadeyle. Afallamış görünüyordu. "Sen beni mi bekledin?"
"Evet ama artık önemsiz." dedim omuz silkerek. "Sonuçta bugün geldin." durdum. "Sahi neden dün gelmedin?" diye sordum merakla. "Ya da en azından haber verebilirdin."
"Ben dün çok yoğundum, telefonu bile elime alamadım." diye açıkladı kendini mahcup bir tavırla. "Annemler genellikle alışkınlar bu duruma, o yüzden haber vermeye gerek duymadım. Özür dilerim."
Yaa, açıklamanı yerimm
Gülümseyerek "Önemli değil. Ama bundan sonra bana haber ver, olur mu? Ben böyle şeylere alışkın değilim."
Ve hiç alışmak istemiyordum. Bu kötü anlamda değildi. Onu umutsuzca beklemek yerine 'geleceğim' dediği zaman bekleyeyim diyeydi.
"Tamam güzelim. Bundan sonra sana haber vereceğim."
Derin bir nefes alıp verdim. "Ben gideyim üzerimi değiştireyim. Beni salonda bekler misin? Bir şey konuşmak istiyorum da seninle."
Kaşlarını çatarak "Bir sorun mu var?" diye sordu
"Bilmem," diye mırıldandım. "Sadece seninle konuşmak istediğim bir konu var. Sen salonda bekle beni, ben geliyorum hemen."
"Sen gelene kadar kahve yapayım o zaman ben?"
"Olur." dedim ve odama çıkıp evde giyebileceğim rahat kıyafetlerinden giydim.
Aşağı indiğimde Yavuz Abim hala mutfaktaydı. Ben salona geçtim.
Herkes odasına çekilmişti çünkü akşamın bir tık geç saatleriydi. Saat 21.00'dan sonra genellikle herkes odasına çekilirdi bazen. Bu akşam da o akşamlardan biriydi.
Tekli koltuklardan birine oturdum. Salonun lambası yanmıyordu. Televizyon açıktı, televizyonun loş ışığı aydınlatıyordu içerisini.
Abimi beklerken telefonumun titremesiyle elime aldım ve gelen bildirime baktım.
Kayıtlı olmayan bir numaradan mesaj gelmişti. Mesajın üzerine tıkladım ve okumaya başladım. Her bir mesajda kalbimin atışları tedirginlikle hızlanıyor, kaşlarım daha da çatılıyordu.
Bilinmeyen Numara: Nerede olduğunu biliyorum.
Bilinmeyen Numara: Ne yaptığını da.
Bilinmeyen Numara: Onun yanında yürürken kendini şanslı hissediyorsun, değil mi?
Bilinmeyen Numara: Oysa dışarıdan bakınca ne kadar uyumsuz olduğunuz çok belli.
Bilinmeyen Numara: Bunu bir tek sen göremiyorsun.
Bölüm Sonu
