16. bölüm · Asker ve Suçlular

16

Gecenin Kraliçesi

Bu muydu yani?

İntihar?

Yerde devrilmiş bir iskemle vardı.

Tavanda bir ip ve ipte asılı duran iskelet.
İçeri doğru ilerledim. Etrafa da bir göz attım. Her şey aynıydı sadece bu cesed hariç.

Cesede doğru yaklaştım. Kimdi bu?

Babam mı? Cici annem mi? Yoksa öylesine biri mi?

İçerisi aşırı kötü kokuyordu. Ve havasızdı.

Cesed uzun zamandır buradaydı anlaşılan. Sadece iskeleti kalmıştı. Kafa derisinde birkaç tutam saç vardı ve kemiklerinde bulunan tırnakları görebiliyordum.

Arkamdan gelen sesle hızla silahımı çıkarıp tetikte oraya döndüm.

Gördüğüm fare çetesine boğazımı temizleyip eski halime döndüm.

Fareler cesede doğru ilerliyordu.

Dışarı bir nefes verdim. Artık çıkmam lazımdı. Tam arkamı dönücekken bir hışırtı sesi daha geldi.

Tekrar arkamı döndüm. Ne hışırtısıydı o? Fare sesi değildi ondan emindim.

Aşağılara doğru baktım. Bir fare cesedin bacak kemiğinden tırmanıp elime geçti. Ağzında bir kağıtla çıkmasıyla kaşlarımı çattım.

Ne kağıdıydı o?

Atik bri hareketle silahı belime sokup farenin önünde eğildim. Elimi ona doğru uzattım ama kaçmaya başladı. İç çekip bir adım attım ve önünü kesip fareye dokunamadan direkt ağzında duran kağıt parçasını elime aldım.

Doğrulup kağıdı açtım.

En üstte gelişigüzel bir 2-3 cümlelik yazı yazılmışken altındaki aşırı derecede güzel ve düzenli uzun bir yazı vardı. Benim yazıma benziyordu alttaki yazı.

'Anan ben ölmeden önce bu kağıdı sana vermemi istedi ona verdiğim tek söz buydu. Senden nefret ediyorum Merih bunu unutma. İntihar etme sebebim borçlar yüzünden hepsi senin üstüne, ödersin artık ömrün boyunca'

Yutkundum. Annem mi yazmıştı şimdi bunu. Gerçek öz be öz annem.

Borçlar hiç umrumda değildi.

Bir nefes aldım ve annemin yazdığı yazıyı okumaya başladım.

'Merih'im! Yavrum! Nasıl başlarım bilmiyorum. Sen şuan karşımda halının üstünde sana yaptığım ayıcığınla oynayıp arada bana bakıp gülümserken bu mektubu yazmak çok zor. Hep böyle gülümse yavrum. Anlatacaklarım için kızma bana. Gocunma. Bu mektubu ne zaman bulur ve okursun bilmiyorum ama babana söz verdiricem. Merihim biz babanla zorla evlendirildik. Hep bir şiddet, hep bir geçimsizlik. Ben yapamıyorum. Dayanamıyorum. Benim bir sevdiğim var Merih. Babandan gizli bir sevgilim var. Onunla gitmek istiyorum. Ama seni bırakmakta istemiyorum.' cümle sonunda buruşmuş bir parça vardı. Gözyaşı mı düşmüştü?

'Özür dilerim Merihim. Yavrum. Ama gitmek zorundayım. Seni yanıma alamıyorum çünkü baban izin vermiyor. Onunda zaten bir sevgilisi var. Sana iyi bir anne olucağını umuyorum. Seni çok sevdiğimi unutma. Şuan karşımda 2 yaşındaki halin var. O kadar güzelsin ki bakmaya kıyamıyorum. Bana çok benziyorsun gözlerimiz ve saçlarımız aynı. Bu yazıları sonlandırmak istemiyorum ama şimdi sırtımda duran çanta bana gitmem gerektiğini hatırlatıyor. Eğer bu mektubu okursan ve bana kızgın değilsen altta yazacağım adrese gel. Orada olacağım. Sevdiğim adamla beraber seni bekliyor olacağım. Sonsuza kadar beklerim seni Merih. Seni çok seviyorum. Lütfen gel.' Mektup burada bitiyordu. Aşağıda da bir adres vardı.

Yanağımda hissettiğim sıcaklıkla elim oraya gitti. Siktir ağlıyor muydum?

Boğazımı temizleyip kağıdı hızla cebime attım ve dışarı çıktım.

Koşar adımlarla evden çıkıp kapının önünde durdum.

Annem ölmemiş olabilir miydi?

Beni bırakma sebebi bu muydu?

...

"TEKMİL VER ASKER"

Bir adım öne çıkıp bağırdım. "MERİH ÖZTÜRK RİZE EMRET KOMUTANIM"

Benim ardımdan Polat devam etti ve hepimiz Albay Selimin karşısında tekmilimizi verdik.

"RAHAT ASKER. BAKIYORUM DA ÇOK BOŞLAMIŞSINIZ. TABUR ETRAFINDA 50 TUR" diye bağırdı. "ASKER! SOLA, DÖN " demesiyle en önde benle beraber hepimiz sola döndük.

"BAŞLA" hafif tempoda koşmaya başladık.

5 turun ardından hızımı attırdım ve hızlı koşuya başladık.

Sırıttım. Harbi hamlanmıştım.

Bu koşunun tek eksiği şarkıydı.

"BİR KAR YAĞAR İNCE İNCE" diye gür sesle bağırmamla tim hiç bozuntuya vermeden devam etti.

"BİR KAR YAĞAR İNCE İNCE"

Onlar susunca ben devam ettim.

"KOMANDONUN HALİ NİCE" tekrarladılar beni.

"KOMANDONUN HALİ NİCE"

"HEY PARAŞÜTÇÜ KOMANDO"

"HEY PARAŞÜTÇÜ KOMANDO"

"VUR VUR DAĞCI KOMANDO"

"VUR VUR DAĞCI KOMANDO"

Bu şekilde bağıra bağıra hem bütün taburu uyandırmış hemde 50 turu tamamlamıştık.

Dün Charlesle İstanbula dönmüştük. Onu özel bri okula vermiştim. Güvenliği sağlanıyordu, genelde yüksek rütbeli kişiler çocuklarını o okula verirdi. Kapıda bir sürü de koruma vardı. Selim albaya Charlesi anlatmıştım ve okula da onun sayesinde verebilmiştim Charlesi.

Sabah direkt tabura gelmiş timle buluşmuştuk. Şimdi ise albay 2 haftanın hırsını çıkarıyordu.

Albayın karşısında sıraya dizildik.

"ASKER YERE YAT" diye bağırdı hızla yüz üstü yere yattık.

"ŞINAV POZİSYONU"

Şınav pozisyonuna geçtik.

"1"diye bağırınca eğilip kalktık.

"2" eğilip tekrar kalktık.

"3"
...

"69" eğilip tekrar kalktık. Önümde bri karartı görünce dişlerimi sıktım. Ne olucağını biliyordum. Kendimi hazırladım.

Albayın ayağını sırtımda hissettim. Bütün ağırlığını sırtıma vermişti.

"70" eğilip tekrar kalktım. Bozuntuya vermedim.

Diğer ayağını da sırtımda hissettim. Sırtıma çıkmıştı.

Şuan sırtımda 120 kilo vardı. Albay ve kasları..

Hafiften belim bükülmüştü. Tüm ağırlığı sırtımdaydı.

"71" diye bağırdı. Tim direk çekerken ben dirseklerimi zor büktüm ve tekrar kalktım. Yere düşen damlayla dişlerimi daha çok sıktım. Alnımdan terler akıyordu.

"Hayırdır asker zorlandın mı" diyen albaya "HAYIR KOMUTANIM" diye bağırdım.

Canım çok acıyordu şuan. Göğsüm genişti ama belim inceydi. Böbreklerim birbirine batıyordu.

Albayın ayağını ensemde hissetmemle derin bir nefes aldım.

Bir ayağı belimde bir ayağı ise kafama baskı yapıyordu.

"72" diye bağırdı. Dirseklerimi yine zor büküp kalktım...

"500 AYAĞA KALK" diye bağıran albay sırtımdan indi.

Sırtımdan inmesiyle göğsüm yere çarptı.

Tim ayağa kalkmışken ben zorlanmıştım. Her yerim ağrımıştı. Normalde 500 şınav benim için bir hiçti ama albay ayaklarımdan tut kafam kadar her yerime basmış o yerlerde 100 şınavı çekene kadar durmuştu. Arada bir yerlerime vuruyordu da. Biliyordum Charlesi aldığım için hıncını çıkarıyordu.

Ayağa kalkıp sıranın başına geçtim yine.

Albay tam karşımda durdu.

"YORULDUN MU ASKER" diye kükreyen albaya "ASLA KOMUTANIM" diye bağırdım.

"MEKİK POZİSYONU 500 TANE ÇEK" diye bağırınca mekiği de çektik.

Albay her birimizi kontrol ediyor arada da tekme atıyordu.

"AYAĞA KALK" diye bağırdı. Hala mekik pozisyonundaydık. Hızla ayağa kaktım. Timime kısa bri göz attım. Hepsinin yüzü kızarmış ve aşırı terlemişlerdi. Ahmeti görünce kaşlarımı çok hafif çattım. Aşırı yorgun görünüyordu her an düşebilridi.

"ÇANTALARI TAK" diyince sağa dönüp içi ağrılıklarla dolu olan sırt çantalarına gittik. Çantalar aşırı çamurlu ve kumlu bir kısımdaydı. Burası taburun özel bahçe alanıydı.

İçinde 30 kilo olan çantaları sırtımıza taktık.

"SİLAHLARI AL VE YERE YAT ASKER" diye gürleyen albayla iç çektim. Hepimiz uzun namlulu silahları aldık ve yere yüz üstü yattık.

En önde yine bendim. Yattığım gibi çamur her yerime bulaşmıştı.

"SÜRÜN ASKER" diyen albayla hemen kolumu öne uzattım ve çektim kendimi.

Sırayla sürünmeye başladık çamurlu bölümde.

Birkaç ayak sesi duymam ve arkadan gelen inlemeler aynı anda oldu.

Anlaşılan diğer rütbeli askerler şuan diğerlerini zorlamaya başlamıştı.

Dişlerimi sıkıp kolumu tekrar uzattım ama aniden kafama basılan ayakla yüzüm çamura gömüldü.

Siktir!

Nefes alamıyordum. Gözüme ve ağzıma çamur girmişti. Burun deliklerim ise kapanmıştı.

"SÜRÜN ASKER" diyen albayla elimi zorla ileri uzattım ve kendimi çekmeye çalıştım ama çekemedim.

Kafamdaki baskı artarken "SÜRÜN ASKER" diye tekrar gelen sesle dişlerimi birbirine kenetledim ve tekrar denedim ama kafamı oynatamadım.

Çok dayanamazdım bu gidişle.

Ağzımdan üflemeye çalıştım ama sanırım bu sadece çamur yüzeyinde baloncuklara sebep oluyordu.

"NASIL AKSERSİN LAN SEN! BU BİLE ZORLUYOR MU SENİ YÜZBAŞI. SENDEN BİR BOK OLMAZ" diyen albayla sinir kat sayım yükseldi ve aynı sinirle ıkınıp ileri doğru atıldım.

Ben ileri doğru hızlı hızlı sürünürken timde peşimden geldi. Anlaşılan beni bırakan albayla onlarda timi bırakmıştı.

En sonunda çamur ksımı bitip kafam buğulu suya girince durdum.

Kafamı hızla sağa sola sallayıp çamurlardan kurtuldum.

"ASKER AYAĞA KALK" diye bağıran albayla doğruldum.

Sinirliydim.

"YEMEK SAATİ" deyip bana bri bakış attı ve arkasını dönüp uzaklaştı.

"Komutanım iyi misiniz" diyen Polata cevap vermeden Ahmetin yanına gittim.

Omzunu tutup bana bakmasını sağladım.

Hepimiz çamurluyduk.

"Ahmet iyi misin" dedim. Bana bakıp kafa salladı. Derin bri nefes aldım.

"Hepiniz duş alın, toplaşıp yemekhaneye geçeriz ordan" dedim. Kafa salladılar.

Onlar ilerlerken bende peşlerine takıldım. Bu sefer en arkadan gidiyordum. Tam karargaha giricekken gözüm banklarda oturmuş binbaşıya takıldı. O da bana bakıyordu.

Göz göze gelince benden üst rütbe olduğu için kafa selamı verdim ve direkt içeri girdim.

Hiç çekemezdim şimdi.

...

"Valla ağzımıza sıçtı amk" diyen Kereme bakıp sırıttım.

"Yarında ben sıçarım ağzına özlemişim" dememle bana kınar bakışlar attı.

"Ayıp ediyon Merihim. Ayy pardon şapşik, komutanım dicektim." Kereme göz devirip ağzımdan çıkardığım zeytin çivitini ona fırlattım.

"Iyy pislik" deyip yana kaydı.

Gülüp çayımdan bri yudum aldım.

Gözlerim Ahmete kayınca kaşlarımı çattım.

"Ahmet" diye seslendim ama gözleri peynir kasesine kilitlenmişti.

Hemen yanında oturan Yağızda Ahmeti fark etmiş olucakki onu dürttü.

Ahmet irkilerek ona baktı.

Tekrar seslendim.

"Ahmet" dememle bana döndü "Efendim komutanım" diyince kaşlarım iyice çatıldı.

"Hayırdır koçum kim batırdı Karadenizde gemilerini" dememle iç çekti. Gözlerini tekrar kaseye çevirdi.

"Noldu lan söylesene Ahmoş" dedi Fatih.

Ahmet gözlerini bana çevirip "Direkt bir Karadeniz li batırdı komutanım" deyince kaşlarım eski haline döndü.

"Lan sen sevdalandın mı amk" diye atıldı Kerem.

Ahmet tekrar iç çekip kafa salladı.

"Hemde ne sevda abi" dedi içli içli.

"Kim bu kız" Konuşan Fatihe "Samsunlu abi Melek diye bir kız ama nasıl güzel nasıl güzel anlatamam. Adı gibi aynı melek. Böyle gülünce gamzeleri çıkıyor beyaz dişleriyle gülümsüyor, gözlerinin içi parlıyor. Saçları simsiyah gece gibi gözleri masmavi deniz gibi teni bembeyaz süt gibi" diye konuşan Ahmetle "Vay amk" dedim.

"Kardeşim geçmiş olsun sen abayı fena yakmışsın he" dedi Salih.

Kafamızı salladık.

Ahmet bir iç çekip çayını kafaya dikti.

"Kızın sende gönlü var mı peki? Konuştunuz mu?" bu seferde Polat konuşmuştu.

"Abi Valla Melek de çok seviyor beni. Konuştuk hemde ne konuştuk. Ama babası askere kız vermem dedi" diyince sabır çektim.

"Ne demek askere kız vermezmiş" diye atıldım.

Ahmet burukça gülümseyip bana baktı. "Tabii vermez abi. Niye versin? Yarın ölmeceğimizin garantisini verebilir miyim? Yarın operasyona çıkıp ne zaman döneceğimi söyleyebilir miyim? Her an pusuya düşebiliriz dimi? Asker maaşı zaten belli. Ayrıca annesi babası olmayan birine kim versin kızını" diyip gözleri dolunca Deniz kalkıp sarıldı ona. Asker olmak zordu. Çok Zordu. Yetim olmak zordu. Çok zordu.

"Ahmet-" diye konuşucakken yanımıza gelen er bana dönüp selam verdi.

"Komutanım binbaşı sizi çağırıyor. Odasında" deyince kafamı salladım.

Ayağa kalkıp Ahmetin yanına gittim ve elimi omzuna koyup "Eğer ikinizinde gönlü varsa sana yemin olsun o kızı babasından ben isticem" deyip kafasını öptüm.

"Sıkma canını kardeşim" deyip ayrıldım yanlarından.

Bu binbaşıda tam zamanını bulmuştu he.

Odasına çıkıp kapıyı çaldım.

"Gel" sesiyle içeri girdim ve asker selamı verdim.

"Yüzbaşı Merih Öztürk Emret Binbaşım" dedim.

Odada 3 kişiydik. Binbaşının önündeki koltuklarda birde Metehan vardı.

Tek eksik sendin yani.

Kim bilir ne saçmalıcaklardı. Yine aşk konusu açılırsa valla cinnet geçirecektim artık.

"Geç şu dosyaları diz" deyince kaşlarımı çatıp masanın üstünde duran 3 kuleye baktım.

"Anlamadım komutanım" dememle kaşları havalandı. "Dosyalar Merih. Diz onları yıllara göre" deyince "Binbaşım bu benim görevim değil" dedim.

"Biliyorum" demesiyle ona 'Eee' bakışları attım.

"Ama ben senin yapmanı emrediyorum" deyince bir nefes çektim içime ve masaya doğru ilerledim.

Yemin ediyorum bir gün dalacaktım bu adama o olucaktı. Albayın eğitiminden sonra birde 2 saate bitecek dosyalarla uğraşcaktım.

...

"Bitti Binbaşım" dememle en başından beri beni izleyen Metehan dudak büktü.

1 saate anca bitirmiştim.

Binbaşı uğraştığı dosyalardan kafasını kaldırıp bana baktı.

"Alfabeye göre dizdin mi" deyince "ne" dedim.

"Alfabeye göre dizdin mi diyorum Merih. Kulaklarında sıkıntı varsa bunu bildir" dedi sert sesle.

Sinirle bir nefes aldım.

Ne alfabesi Allah aşkına?

"Binbaşım siz yıllara göre dizin dediniz Alfabeye göre değil" dedim.

Kafasını dosyaya geri indirip "O zaman şimdi Alfabeye göre sırala" deyince dişlerimi gıcırdattım.

"Binbaşım 1 saattir burdayım zaten. Timimi eğitmem gerekiyor. Malum zaman kıymetli" dedim son kalan sabrımla.

Metehanın kıkırdaması odaya dolunca elimi arkaya koyup yumruğumu sıktım.

Benimle resmen oynuyorlardı.

Bilerek yapıyordu bu it.

"Evet Merih zaman kıymetli ve ben senin zamanını zaten albayın eğittiği time değil dosyalara harcamanı emrediyorum. Şimdi bunları Alfabeye göre diz hemen" dedi dosyadan kafasını kaldırmayıp.

"Hay senin ebeni" diye mırıldanıp arkamı döndüm.

Dosyaları bilerek sertçe yere attım ve tüm kütüphane kısmını boşaltım.

A harfli dosyaları dizmeye başladım...

N harfli dosyaları da dizip esnedim.

N den sonra hangi harf vardı amk?

ABCÇDEFGĞHIİJKLMNO

He O.

O harfli dosyaları yığının içinden bulup onlarıda dizdim.

Hepsi bitince iki adım geri gidip dizdiğim dosyalara baktım ve arkamı döndüm.

"Bitti Binbaşım" dedim.

Kollarım ağrımıştı.

Kafasını kaldırıp dosyaları inceledi ve kafasını iki yana salladı.

"Beğenmedim renklerine göre sırala" deyince "Binbaşım fazla oluyor" dedim.

Tek kaşını kaldırıp bana baktı.

"Ne fazla oluyor Yüzbaşı" dedi.

Gözlerim omzunda duran armalara gitti. Gözlerimi kapatıp arkamı döndüm.

Dosyaları tekrar yere fırlattım. Çıkan gürültüye Metehanın gülüşleri de eşlik etmişti. Yok ben bunları sikicektim o olucaktı.

Gözüm duvardaki saate gitti.

Charlesi okuldan akşama anca alıcaktım anlaşılan. Tabii bir okul bu kadar uzun sürmezdi ama dediğim gibi üst rütbeli kişilerin çocuklarını verdiği bir okuldu ve genel olarak altıda eğitimleri ve toplantıları biterdi. Çocuklarda o okulda oyunlarla, derslerle, yemeklerle vakit geçirtirlerdi. 7-24 açık bri okuldu. Gecenin bir körüde gidebilirdik ama elimden geldiğince erken gitmeye çalışıcaktım.

Tabii sevgili Binbaşı Yiğit Kara ve Metehan beni salarsa.

Bilerek gürültü ve ses çıkarta çıkarta renklerine göre dosyaları dizdim.

"Bitti" deyip ensemi ova ova arkamı döndüm.

Boynum ağrımıştı.

Binbaşı dosyalardan kafasını tekrar kaldırdı ve dizdiğim dosyalara baktı.

Kafasını iki yana salladı. "Çok renkli sen bunları en iyisi yıllarına göre sırala" deyince ağzım aralandı.

"Binbaşı zaten ilk onu yaptım ya" dedim kelimelere basa basa.

"Tekrar yap o zaman" deyip kafasını yine önündeki dosyalara indirince sinirle kitaplığa tekme attım. Şeytan diyor al odayı başına yık.

Tekmemle beraber dosyalar yeri boylamıştı.

"Hayırdır asker" dedi arkamdaki ses. Ona dönmeden "Daha hızlı düşsün diye Binbaşı" deyip eğildim ve yerdeki dosyaları dizmeye devam ettim.

Bitmişti.

Tam olarak 4 saat geçmişti binbaşının odasına gireli. Bu süreç boyunca Binbaşı önündeki kağıtlarla uğraşmışken Metehan telefonundan fotoğraflarımı çekmiş, hüplete hüplete çikolata yiyip çay içmişti. Gözlerini benden ayırmaması da cabasıydı. Bende bri şey diyemiyordum çünkü binbaşının özellikle koruması altında olan sevgilisiydi.

"Bitirdim binbaşı. Çıkabilir miyim artık" dememle zaten bende olan gözleriyle gözlerimi buluşturdum.

"Pek beğenmedim ama yeterli. Şimdi yanıma gel" dedi.

Yarrama bak amk. Beğenmemiş.

Metehan ayağa kalkmış binbaşının yanında duruyordu.

Masanın karşısına geçtim.

"Asker yanıma gel dedim"

Sabır çekip yanına gittim ve tam önünde dikildim.

Ayağa kalkmasıyla kaşlarımı çattım. Kim bilir ne bok etcekti?

Benden birkaç cm uzundu. Gözlerine baktım.

Aniden üstüme eğilip dudağımdan öpünce "LAN" diye bağırıp geri kaçtım. Benim geri kaçmamla bu sefer Metehan önüme dikeldi ve parmak ucuna çıkıp o da dudağımdan öpünce ittirdim onu.

Kaşlarımı iyice çatıp "Yiğit bu kadarı fazla oluyor" dedim sinirle.

Yiğit Metehana öpücük attı ve gözleri yine beni buldu.

Sırıtıp "Çıkabilirsin asker" deyip yerine oturdu.

Metehanda hemen kucağına oturunca bütün bedenimi sıkıp odadan çıktım.

"Ebenizi sikiyim sizin"

...

Bismillah

~2310 kelime ~