1. bölüm · Asker ve Suçlular
1
ASKER AYAĞA KALK" diye bağıran albayla hızla ayağa kalktık.
"300 ŞINAVLA DEVAM" diye bağırdı albay. Hızla tekrar eğilip şınav pozisyonuna geçtik. Ve çekmeye başladık.
Ben Merih Öztürk. Yüzbaşıyım. Ve Gölge timinin komutanıyım.
"87"
Eh bir ailem yok. 2 yaşımdan sonra annem bizi terk etmiş babamla kalmıştım. Normal olarak babamda ben daha 9 yaşındayken bir kadınla evlenmişti. Tabii kadın bana dayanamamış ve beni babama karşı doldurmaya başlamıştı. Sevgili babamda bu dolduruşlara gelmiş ve 11 yaşımda beni evden atmıştı.
"99" hızla eğilip kalktık ve albayın 100 demesini bekledik.
Neyse ben hikayeme devam ediyim. Eh babam beni evden atınca-
"1"
Babam beni evden atınca be-
LAN.
1 mi?
Albay yine yaptı yapacağını. Anlaşılan iyice pestilimizi çıkaracaktı bugünkü eğitimde.
....
"Komutanım" diyen Salih'le ona doğru döndüm.
"Söyle Salih" dedim.
"Komutanım Selim albay sizi bekliyor" dedi.
Kesin yine bir göreve çıkıcaktık.
"Tamam Salih albay odasında mı?" diye sordum.
Evet dedi. Kafamı sallayıp gitmesi için bir işaret verdim.
Hızla albayın odasına doğru ilerledim. Koridordan geçerken yine her zaman yaptığım gibi şehitlik fotoğraflarının önünde durdum ve Asker selamı verip ilerledim.
Şehitlik fotoğrafı bu zamana kadar bu taburda şehit olmuş tüm askerlerimizin fotoğraflarını bastığımız yerdi. Buranın önünden her geçişimde durup selam veriyordum.
Nasılsa büyük bir saygıyı hakkediyrolardı. İnşallah bir gün benimde fotoğrafımı asarlardı buraya. Nasip, kısmet..
Albayın odasının önüne gelince kapıyı tıklattım.
"Gel" diye bağıran albayı duyunca hızla içeri girdim.
Ve tekbir verdim.
"Yüzbaşı Merih Öztürk Rize Emredin komutanım" diyip hazır olda beklemeye devam ettim.
Albay "rahat Merih gel otur" dedi ve eliyle çaprazındaki koltuğu gösterdi.
Hiç bekletmeden oturdum. Karşıma bakınca hayatımda ilk defa gördüğüm bir adamı gördüm. Kara kaşlı kara gözlü.
Kara kaşlı karaaa gözlüm şarkısı beynimde çalmaya başlayınca gülmemek için tırnağımı damarıma sert bir şekilde batırdım. Albayın konuşmaya başlamasıyla ona döndüm.
"Merih anlayacağın üzere yine bir görev emri geldi. Bu seferki görev ******** dağındaki Lucas Brazavil 'i sağ bir şekilde yakalayıp getirmek." dedi.
Sağ mı?
Tam ağzımı açıcakken "Evet Merih sağ bir şekilde sakın emre itaatsizlik etme yoksa bu sefer cidden hapı yutarsın" dedi.
Albay beni fazlasıyla iyi tanıyordu. Öldürme dediyse öldürmeyecektik.
Albayın konuşmasıyla tekrar ona döndüm.
"Yarın timinle 16.30 da hazır olun. Saldırıyı gece yapıcaz. ******** dağına gece 11 'de varmış olucaksınız. Lucas Brazavil ile ilgili bilgiler bu dosyada al ve incele." diyip bir dosya uzattı bana.
Dosyayı alıp kapağına hızla bir göz gezdirdim.
Ve tekrar albaya döndüm.
" Unutmadan bu karşındaki adam Binbaşı Yiğit Kara. Binbaşı tabura yeni atandı. "dedi.
Kafamı sallayıp elimi uzattım. Koltuklarımız arasında çok mesafe yoktu zaten.
Elimi tuttu ve sıktı.
"Binbaşı'ya karargahı gezdirmeni istiyorum senden yüzbaşı. Çıkabilirsiniz" dedi ve Yiğit binbaşı yla aynı anda ve hızla ayağa kalktık.
Koltuklarımız arasındada çok mesafe olmayınca çarpıştık ve ikimizde sendeledik.
Ve düşmemek için aynı anda reflex le birbirimizin koluna tutunduk. Göz göze gelince hızla gözlerimi kaçırdım. Ve kapıya doğru yürüdüm.
Binbaşıyla albaya selam verip odadan çıktık.
Rezil olmuştum resmen.
"Yüzbaşı kaç yaşındasın?" diyen Binbaşıyla ona baktım. Niye bilmiyorum ama gıcık olmuştum. Benden alt rütbe olsa yada aynı rütbede olsak laf çakardım ama üst rütbeydi beğğğ.
"Neden soruyorsunuz binbaşı"
Sırıttı.
"Niye soramaz mıyım?" Bu sırıtmayı iyi biliyordum.
"Sorabilirsiniz tabii binbaşı" dedim.
Tek kaşını kaldırdı. Oha la ben bir türlü kaldıramıyordum. 7 yaşımda saatlerimi vermiş, yapamayınca da ağlamıştım.
"Binbaşı?" Az öncede demiştim. Yeni fark etmiş. Gıcıklık değil mi olm banane.
"Rütbeniz binbaşı değil mi binbaşı" dedim bende. Bu iyice tekerlemeye dönücekti. Müdür müdür müdür, gibi bir şeye benzemeye başlamıştı.
"Binbaşı diyeceksiniz Yüzbaşı'm'" dedi. Sondaki m yi bastırarak. Sanki sahipleniliyormuş gibi hissettim birden.
Tövbe estağfurullah.
"Burası yatakhane binbaşı işlevi dememe gerek yok sanırım" dedim.
Heee saplaaaaa!!
"Merak etmeyin yüzbaşım yataklar konusunda mükemmelimdir." diye lafı yapıştırınca göt gibi kaldım.
Ne ima ettiğini çok iyi anlamıştım. Hafif öksürdüm.
Ve karargahı gezdirmeye devam ettim.
.....
Timime görevi ve ayrıntıları anlatmıştım. Saat daha 3 e yeni geliyordu.
Selim albayın vermiş olduğu Lucas Brazavil'in dosyasını elime aldım ve dikkatle incelemeye başladım.
28 yaşında, İspanyol 'muş. (yanlış anlaşılmasın ispanyol sevdiğim için ispanyol dedim) Türkçe bilmiyormuş.
Bilgileri hızla okumaya devam ettim. Hepsini aklıma bir bir kazıdım.
En son sayfaya gelince de resmiyle karşılaştım.
Buğday tenli, ela gözlü, siyah saçlıydı.
Sadece kafası görünüyordu.
Yakışıklıydı vesselam. Bakalım bu yakışıklı yüzü nasıl dağıtacaktık.
Sırıttım ve ayağa kalktım. Hızla bir duş alıp giyinecektim.
Dosyayı kapattım, çekmeceme koydum. Ve timinin olduğu yatakhaneye gitmeye başladım.
Yatakhaneden gülme sesleri geliyordu.
Yatakhaneye varınca herkes hazır ola geçti. Gülmelerini zar zor durdurmaya çalışıyorlardı.
"Neye gülüyorsunuz la" dedim.
Sert bir komutan değildim. Aksine askerlik hayatımın dışında komik ve cana yakın bir insandım.
Mahalleli benim deli olduğumu bile düşünüyorlardı. Bazen bana kaçık diye hitap ediyorlardı gülerek.
Fatih "Komutanım; Salih, teyzesinin ördüğü şorttan kurtulamamışta ona gülüyorduk" dedi. Gülmemek için kendini zor tutuyordu.
Salih baktım. Ve gözlerim aşağıya şortuna gitti. Salihten büyük bir oflama duyuldu.
Ve kahkahayı patlattım.
Ayıcıkları olan ayıcıkların elinde de pembe kalpleri olan mükemmel ötesi bir şorttu.
Benim gülmemle diğer askerlerde kendilerini tutmayı bırakıp gülmeye başladı hep beraber gülüyorduk şimdi. Daha doğrusu anırıyorduk.
Bizi gören Salihte artık dayanamamış ve gülmeye başlamıştı.
Biz buyduk işte Gölge timi. Benim sayemde namı diğer deli timi bile olabilirdik.
Bu gülüşmeler çok uzun sürmedi tabii.
Bir anda ben hariç diğer herkes sustu ve benim arkama bakmaya başladı.
Bende hala kesik kesik gülüyordum.
"Hayırdır yüzbaşım" diyen Yiğit Kara 'yla ona doğru döndüm.
Hayırın yolu bayırdır dememek için dudağımı ısırdım.
Bakışları hemen dudağıma kaymıştı.
"buyurun binbaşı" dedim.
Diğerlerine bakıp "dağılın" diye bağırdı. Peh eğlencenin içine sokmuştu resmen.
Tim hemen selam verdi ve geri çekildi. Onlara bakıp göz kırptım. Tim hemen odalarına dağıldı ve Binbaşıyla yalnız kaldık.
"Burada ne arıyorsunuz yüzbaşı"
Artık o da yüzbaşı demeye başlamıştı demek. Ve ayrıca yine tek kaşı kalkmıştı. Yapma be adam.
"Sizi niye ilgilendiriyor binbaşı" dedim kararlılıkla. Napim amk çok gıcık.
Bana doğru eğildi. Benden yaklaşık bir 5 cm fln uzundu.
"Canım bilmek istiyor yüzbaşı. Farkındaysan senden üst rütbeyim yani benimle düzgün konuşmanı öneririm. Şimdi sorumu cevaplamanı emrediyorum"
Dişlerimi sıktım. Sik kafalı!!
Ama haklıydı. Saygısızlık yapamazdım.
Gözlerimi kapadım derin bir nefes aldım ve açtım. Boğazımı temzileyip "Duş almaya geldim binbaşım" dedim sondaki m yi vurgulayarak
Sırıttı.
"Bundan sonra benim odamda alıcaksın duşunu yüzbaşı"
Ne!?
"Anlayamadım binbaşım" dedim.
"Bundan sonra benim odamda duş alıcaksın yüzbaşı daha tekrar etmeme gerek var mı?" diye sordu.
Tam itiraz edicekken "İtiraz istemiyorum yüzbaşı şimdi düş önüme eğer ağzını açarsan sana verebilecek mükemmel cezalarım var." dedi.
Dişlerimi öyle bir sıktım ki kırılabilirlerdi. Hızla siktiğimin Yiğit'in odasına doğru yürümeye başladım.
Şehitlerin fotoğraflarının önünden geçerken durup selam verdim. (arkadaşlar selam dediğim elini kaşının oraya koyup indiriyor yani selamünaleyküm fln değil jdjsl)
Binbaşının odasının önüne gelince onu bekledim.
Binbaşı yine eski düz ifadesini takınmıştı. Ve sert bakışlar atıyordu etrafa.
Kapıyı açtı ve içeri girdi. Eliyle içeriyi gösterdi. Hızla içeri girdim ve kapıyı kapatım.
Saate bir göz attım 3'ü 20 geçiyordu. 70 dakikam daha vardı.
"Buyur yüzbaşı git ve yıkan" dedi ve koltuğuna oturdu.
Odasında duş vardı aq.
"Neden sizin odanızda bundan sonra duş alacağım binbaşım" diye sordum en sonunda.
Bana baktı. "Bilmem canım öyle istiyor. İlgimi çektin" diyip önündeki dosyalara döndü.
Ona bir göz atıp duşa girdim. Yakışıklıydı. Ve bayada kaslıydı vesselam.
Ama ilgimi çektin derken ne demek istiyordu?
Etrafı kolaçan ettim hızla. Kamera fln var mı diye ne olur nolmaz yani Allah Allah.
Olmadığına emin olunca üstümü çıkarmaya başladım. Tam boxerımıda çıkarıcakken bir şey unuttuğumu farkettim.
Eee...
Şampuanımı unutmuştum. Yani yatakhanenin duşunda vardı. O yüzden kıyafet almıştım sadece. Ve ayrıca burada şampuan yoktu!!
Yutkundum ve kapıya doğru yaklaştım. Neden bilmiyorum ama utanmıştım amk. Normalde hiç önemsemem ama hem benim üst rütbem olunca hem de gıcık olduğum kişi olunca utanmam normaldi.
Hem şampuan önemliydi napim yani.
"Binbaşım" diye seslendim.
Birkaç saniye bekledim. Duymadığını düşündüm.
Ve tekrar "Binbaşım" diye daha yüksek sesle seslendim. Adım sesleri geldi. Ve kapı bir anda açıldı.
Binbaşıyla birkaç saniye bakıştım.
O gözleriyle vücudumu tararken bense sessiz kaldım. En sonunda "Binbaşım" diye tekrar seslendim. Bir anda irkildi ve gözlerime baktı. Şimdide gözleri yüzümü turluyordu.
Noluyordu olm bu adama?
"Söyle Merih" dedi.
Bir an şaşırdım. Sanki adımı unutmuştum la. Neyse.
"Binbaşım şampuan yokta şampuanınız varsa verebilir misiniz burda da yoktu. Şampuan önemli sonuçta" dedim. Hızla en kenardaki dolaba doğru gitti ve üst kapağı açıp elini oraya soktu.
Elinde şampuanla bana doğru geldi ve şampuanı bana fırlattı. Tabii mükemmel ötesi reflexlerimle şampuanı tuttum.
"Hızlı ol Merih. Göreve geç kalmak istemezsin." dedi ve kapıyı kapatıp çıktı odadan.
Ne yaşamıştık öyle aq.
Şuan çok pis gülesim vardı. Ama sesim ona gider diye gülmemi durdurdum zar zor.
Sanki hayatında ilk defa başka bir vücut görüyordu.
Ee tabi benim mükemmel ötesi kaslarımı görünce kıskanmıştır.
.....
Duşumu almış. Binbaşının odasından çıkmıştım ve şimdi aşağıda timimle hazır bir şekilde albayın bize nasihatlerini dinliyorduk.
Her zaman ki gibi dikkatli olundan sağ sağlim geline kadar herşeyi sayıp en sonunda da,
"Lucas Brazavil'i buraya kendinizle beraber sağ bir şekilde getirin haydi aslanlarım" dedi ve eliyle helikopteri gösterdi. Albaya selamımızı verip hızla helikoptere binmeye başladık.
Yerlerimize geçtik.
Helikopter havalandı ve neredeyse 6 saatlik bir yolculuğa başladık.
....
"KORKU NEDİR BİLMEYİZ
BİZ DAĞLARIN ERLERİ
YUVA YAPTIK GÖKLERE
BAŞ DÖNDÜREN YERLERE
ENGEL TANIMAZ AŞARIZ
YÜCE ENGİN DAĞLARI
EL VERİR UZANIRIZ MOR SİYAH BULUTLARA
BEN TÜRK KOMONDOSUYUM
DÜŞMANI ÇELİK PENÇEMLE EZERİM
HER YERDE BEN VARIM
HAVADA, KARADA, DENİZDE
HER ZAMAN VE HER YERDE"
Saat 10. 30 du.
Hepimiz aynı anda bağırarak ezbere bildiğimiz 'önce vatan' şarkısını söylüyorduk.
Şimdi onlar sustu ve ben bağırdım.
"HAZIR"
Ben sustum onlar bağırdı.
"DAİMA HAZIR"
Aynı şekilde davam ettik.
"HAZIR"
"DAİMA HAZIR"
yine sustular.
"KİM"
Ben sustum.
"MEHMETÇİK"
Onlar sustu.
"KİM"
"KOMANDO"
sustular yine
"ALLAH"
"MEHMETÇİK"
"ALLAH"
"TÜRK ASKERİ"
Pilotun sesiyle mükemmel şarkımıza ara verdik.
Hepimizin yüzü gülüyordu.
"Geldik komutanım" dedi.
Timime elimle işaret verdim hepsi dikkatle bana baktı.
"Bu görevde birinizin bile burnu kanarsa eğer hepinize geri dönünce mükemmel anlar yaşatırım ANLAŞILDI MI?"
Kimseye zarar gelmicek o Lucas itini alıp geri dönücektik. Mükemmel anlar kelimesini duyunca hepsi yutkundu. Şahsen geçen sene pestillerini çıkartacak bir eğitim cezası vermiştim. Gerçi bende onlarla beraber cezayı çektim ama neyse.
" Anlaşıldı komutanım" dediler.
"DUYAMADIM"
"ANLAŞILDI KOMUTANIM"
Helikopter alçaldı.
Paraşütlerimizi taktık. Ve teker teker aşağıya atladık. Havada atladık çünkü eğer helikopter aşağıya inerse hemen fark edilirdi.
Eğer işler yolunda giderse 4 gün içerisinde geri dönebilirdik.
Eh uzun bir görev olucaktı.
...
