2. bölüm / 6
Asilerin TahtıYüzleşme
Bölümler 6Şu an: Yüzleşme
- 1 Kaçış planı3.047 kelime
- 2 Yüzleşme2.766 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 Asiler2.134 kelime
- 4 Yıldızlar2.136 kelime
- 5 Evlilik?3.239 kelime
- 6 Hırsız3.089 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ember elinde tuttuğu yemek tepsisini taşırken her zaman olduğu gibi düz bir ifadeye sahipti. Dün Marsel ve Devrim ile yapmış olduğu planın ilk aşamasını gerçekleştirmiş, elinde tuttuğu yemeklere zehir katmıştı. Bir sağlıkçı olarak geçirdiği son gününde, hiç istemediği mesleğine ihanet etmişti.
İçinde en ufak bir pişmanlık yoktu, bunun yerine heyecan hissediyordu. Zorla sokulduğu bu kalıptan çıkmak için oluşturduğu umudun heyecanını taşıyordu içinde, elindeki tepsiyi sıkı sıkı tutarken.
Zindanların bulunduğu kata geldiğinde derin bir nefes aldı, Marsel ile Devrim'in bulunduğu demir kapıya ilerledi. Kapının önündeki muhafızlara yemeği uzattığında muhafız Ember'in beklenmedik hareketini anlamlandıramadığı belli olan sesiyle konuştu. "Yemeği bize mi getirdin?" Ember karşısındaki adamla değil konuşmak aynı havayı solumak bile istemiyordu.
Sarayda bulunduğu süre boyunca herkesten nefret etmişti. Hepsi temiz kıyafetlerinin altında alçak bir ruh taşıyor, kendilerini yüksek gördükleri korkak ruhlara üstünlük taslıyordu. Ember zorunda olduğu için düz sesiyle karşısındaki muhafıza cevap verdi "aşçı kadın bugün saraya ziyaretçi geldiği için çok meşgulmüş. Yemekleri ben getirdim o yüzden"
muhafızlardan biri yemeği alırken kısık bir sesle aşçı kadını aşağılamaya başladığında Ember gözlerini devirdi. Diğer muhafız demir kapıyı açtığı anda Ember içeri girdi ve her zamanki gibi kapının kapanmasını bekledi.
Oturdukları yerden başlarını kaldırarak ona beklentiyle bakan bedenlere planın ilk aşamasının başarıyla gerçekleştiğini belirtmek için başını salladı yavaşça Ember. Marsel ve Devrim rahat bir nefes alırken şimdi sıra Marsel'in zincirlerine gelmişti.
Ember, Marsel'e ilerlemeden önce Devrim'e baktı. Muhafızların duymaması için kısık sesle "önce senin yaralarına son bir pansuman yapalım. Mikrop kapması " Dedi. Devrim, Ember'in sözlerine alayla sırıtırken Marsel kafasını onaylar anlamda sallamakla yetindi. Ember, Devrim'i umursamadan onun önünde diz çöktü ve sargılarını değiştirmeye başladı.
Normalde sargıları yavaşça değiştirirken şimdi hızlıydı. Ember sargılarını değiştirirken Devrim alaycı ifadesini gizleyemedi. Daha dün Ember ile insanların ölmesine izin verme konusunda tartışırken şimdi kendi yaralarının mikrop kapmasını düşünmesi Devrim'e garip gelmişti.
Alaycı ifadesiyle "sen insanların sağlığını düşünüyor muydun ya? Kral izin verdi mi bana sargı yapmana?" Demekten kendini alı koyamadı.
Marsel ona Ember'a bulaşmaması için uyarıyla bakarken Devrim umursamadı ve bakışlarını Ember'a dikti. Ember işine devam ederken alayla sırıttı "Yaraların mikrop kaptığı için bizi yavaşlatmanı istemiyorum. Yoksa yaranı umursayan yok"
Marsel Devrim'in aldığı cevap karşısında bozulan alaycı ifadesine sırıtırken onların gereksiz tartışmasına gözlerini devirdi. Etraf sessizleştiğinde Ember, Devrim'in son sargısını sarmaya başladı. Marsel gözlerini kapatarak kafasını duvara yaslarken sadece tek bir şey bekliyordu, demir kapının ardındaki muhafızların bilinçsiz bedenlerinin yere düşme sesini.
Ember sonunda yaptığı pansumanı bitirirken derin bir nefes aldı. Bir daha ihtiyacı olmayacağını düşündüğü pansuman malzemeleri ile dolu çantayı bir kenara atarken ayağa kalktı ve taşa ilerledi. Devrim, planın yorucu kısmına gelmeden önce son kez dinlenirken, Marsel iki elinde tuttuğu taşla ona ilerleyen Ember'ı fark ettiğinde içinde bir korku yoktu.
Aksine sonunda bileklerinin etrafındaki zincirlerden kurtulacağı için içinde bir heyecan vardı. Elleri özgürlüğe ulaştığında, Marsel azda olsa rahat bir nefes alabileceğini düşünüyordu
Ember'ın, duvardan bileğine uzanan zincire rahatça vurabilmesi için Marsel kolunu olabildiğince uzattı ve bileğine vurma ihtimalini düşürmeye çalıştı.
Devrim yıllardır tanıdığı arkadaşına zarar gelecek korkusu yaşarken Ember azda olsa zaman geçirdiği ve çoğu erkeğin aksine iyi biri olduğunu düşündüğü Marsel'e zarar verme korkusunu yaşıyordu. Ember tereddüt ederken Marsel'in oldukça sakin sesi duyuldu "Bu kadar gerilmeyin. Elimle duvar arasındaki mesafe düşündüğünüz kadar az değil. Ember ın elime vurması düşük bir olasılık"
Devrim gözlerini devirdi. Duvar ile Marsel'in bileği arasındaki uzaklığın az olmadığını biliyordu ama çokta değildi. Ember taşı birkaç santim yana vursa taş Marsel'in eline gelecekti.
Ember, Marsel'den aldığı cesaretle taşı havaya kaldırırken zincire olabildiğince sert vurmaya hazırlandı. Taşı tüm gücüyle yere indirdiğinde kırılan zincirin sesi odada yankılandı ve demir kapının önünde yemek yiyen muhafızlardan birinin birkaç saniye duraksamasına neden oldu.
Sağlıkçı içeri girdiğinde güvenlik açısından kapıyı aralık bırakan muhafız az olan aralıktan zincirin kırılma sesini oldukça net duymuştu.
Ember taşı yere indirdiğinde kapattığı gözlerini araladı. Önce Marsel'in yüzüne bakarak tepkisini kontrol etti, ardından zincire baktı. Tam olması gerektiği yerden vurduğu için yüzünde gururlu bir sırıtma oluşmasına engel olamazken, Marsel'in diğer bileğindeki zincire yaklaştı. Ember zincire vuracağı sırada muhafızlardan duydukları ayaklanma sesi üçününde bir an duraksamasına sebep oldu.
Devrim önce kapıya daha sonra Ember'a baktı ve muhafız kapıyı açmadan önce "kır" diyebildi. Ember, Devrim'in sesiyle kendine gelirken Marsel'in diğer elindeki zinciride kırdı. Muhafız zehirden dolayı başı dönerken zorlukla adımlamdı, göğsü daralırken bedenini hareket ettirmek çok zordu. Elinde taşla ona bakan Ember'ı gördüğünde nefesleri hırıltılıydı. Ember o sırada muhafızın neden bayılmamış olduğunu düşünüyordu.
Zehir miktarını az koymuş olabileceğine dair şüpheler zihninde oluşurken elindeki taşla muhafızın kafasına vurmaya hazırlanıyordu. O sırada muhafızın bilinçsiz bedeninin yere düşme sesi düşüncelerini böldü. Marsel önüne yığılan ve ağzından kanlar akan muhafızı hiç umursamadan sonunda özgürce ayağa kalktı ve Devrim'e ilerledi. Ember da Devrim'e ilerlemeden önce taşı yere bırakırken muhafızın ağzından akan kanı görmek midesini bulandırmıştı.
Ember ve Marsel Devrim'in kollarından tutarker, Devrim öncekinden daha kolay bir şekilde ayağa kalktı. Bedenin her yanı sızlarken canının yandığını belli etmemeye çalıştı. Düz tuttuğu ifadesiyle "çıkalım burdan" dedi ve ayakta durmaya alışmasını bekleyen arkadaşlarına bekledikleri onayı vermiş oldu.
Demir kapıdan çıkmadan önce Marsel arkadaşlarının önüne geçti ve demir kapının dışını kontrol etti. Bir tarafta yukarıya çıkan uzun merdivenler varken diğer tarafta sonu belli olmayan bir karanlık vardı. Marsel başını yere eğdiğinde elinde tepsiyle büyük ihtimalle otururken bilincini kaybetmiş muhafızı gördü.
Muhafızın ağzından akan ve üzerini kirleten kan sert bir nefes vermesine sebep oldu. Yanına gelen arkadaşlarına baygın bakışlarıyla bakarken Devrim bir sorun olduğunu anlamıştı.
Devrim ne olduğunu sorarken Marsel gergin sesiyle konuştu "üzeri kan olmuş. Bunu üzerime giyersem kandan şüphelenirler" Ember, Devrim'in kontrol etti ve ayakta yardımı olmadan durabileceğinden emin olduğunda Devrim'in kolunu bırakarak Marsel'in yanına adımladı.
Marsel ve Ember muhafızın yanına eğilmiş kan lekesini inceleyerek ne yapabileceklerini düşünürken Devrim dönen başıyla baş etmeye çalışıyordu. Midesi bulanıyor, başı zonkluyor ve kesikleri sızlıyordu. Devrim'in bedeni sayamayacağı kadar yaradan dolayı acırken içinden neden? Diye geçirmeden edemedi. Neden bu kadar yara vardı bedeninde? Marsel bir kesik aldığında hemen tedavi edilirken neden kendisi bedenindeki kesiklerle tekmelenmişti? Marsel'in yanına gelene kadar tedavi edilmemişti ve Marsel için çok korkmuştu.
Ben bu haldeyken Marsel ne haldedir diye düşünmüştü hep ama Marsel'i gördüğünde korktuğu olmamıştı. Arkadaşının yırtık kıyafetinden belli olan bir kesik vardı göğsünde sadece. Devrim, Ember demir kapıdan içeri girerek yerdeki muhafıza ilerlerken düşüncelerinden sıyrıldı.
Marsel'i tehdit etmek için o kadar işkenceye maruz bırakıldığını ve tedavi edilmediğini düşünerek kendi içinde konuyu kapattı. Ember ve Marsel, muhafızın kanlı üstünün tersi ve düzü arasında pek bir fark olmadığını fark etmiş ve ters çevirmeye karar vermişlerdi.
Marsel dışarıdaki muhafızın kıyafetlerini giymek için muhafızı soyarken, Ember'dan Devrim'in yerine muhafızı soymasını rica etmiş onu diğer muhafızınn yanına yollamıştı. Ember muhafızı iğrenerek, suratını buruşturarak ve muhafızın tenine değmemek için yavaşça soyduktan sonra kıyafetleri Devrim'in önüne bırakatığında Marsel giyinmeyi bitirmişti.
Marsel ve Ember yer değiştirdiğinde Marsel Devrim'in giyinmesine yardım etmeye başladı. Devrim bir anda aklına gelenle duraksadı "gürültüye neden kimse gelmedi?" Marsel Devrim'in sorusuyla bir an başını kaldırdı ve mavilerini Devrim'in mavileriyle buluşturdu.
Ardından Devrim'in kemerini takmaya devam etti ve "bulunduğumuz yer yerin oldukça aşağısında. Diğer katlarda ki muhafızlar niye gelmedi bilmiyorum ama saraydakiler ve saray görevlilerinin bizi duyamayacak kadar yukarıdalar." Diyerek Devrim'in sorusunu cevapladı. Devrim anlayışla başını sallarken kat kat olan kıyafeti, Marsel'in yardımıyla giymeyi bitirip yerdeki miğferi kafasına geçirdi. Marselde miğferi kafasına geçirirken kask sayesinde yüzleri görünmediği için şanslıydılar.
Marsel demir kapının dışındaki adamı içeri taşıyarak diğer muhafızın yanına bıraktı ve Devrim ile Ember'ın yanına giderek demir kapıyı kapattı. Muhafızların daha sonra onlara sorun çıkarma olasılığı Marsel'in aklına geldiğinde kapıyı kilitledi ve diğerleri ile merdivenleri çıkmaya başladı. Onlar yukarı çıkarken nöbet değiştirmek için diğer muhafızlar aşağı iniyordu.
Aşağı inen muhafızlardan biri henüz onlar nöbet yerine varmadan diğer muhafızların yukarı çıktığını görünce içinde yükselen sinirle en arkada olan Marsel'in kolunu tuttu ve üçlünün durmasına sebep oldu. "Size kurallar öğretilmedi mi? Biz gelene kadar nöbet yerinde durmalıydınız ahmaklar!" Adamın yüksek sesi yankılanırken seslerinden tanımamak adına konuşmayan Devrim ve Marsel sadece olanları izleyebiliyordu.
Ember ifadesiz suratıyla adama baktı ve hiçbir duygu barındırmayan sesiyle konuştu "Prens'in bu muhafızlarla işi varmış.Bana iletti bende dönerken onları aldım." Muhafız bir şey söylemek için ağzını açmışken onu durduran Ember'ın sesiydi "bir itirazın varsa Prens'e ileteyim" adam Ember'ın sözüyle yutkundu ve hiçbir şey söylemeden önüne dönerek merdivenleri inmeye devam etti.
Bu insanlar yalnızca kendini üstün gördüklerini aşağılayabiliyordu. Aşağıladıkları insanları korkak sanıyorlardı ama kendilerinden üstte gördükleri biri konuştuğunda o kişiye yaranmak ya da ölmemek için her şeyi feda eden kendileri asıl korkaklardı.
Marsel ve Devrim'i korkak görmüşlerdi ama onlar ne birine yaranmaya çalışıyor ne de ölmemek için yaşam amaçlarını feda ediyordu. Aşağıda gördükleri insanlar, ölmek pahasına amaçlarından vazgeçmeyecek kadar cesurdu ama onlar yazılı kanuna uyulmadığında haklarını savunamayacak kadar korkaklardı. Ember önde Devrim ve Marsel arkasında ilerlerken merdivenleri çıkmayı bitirmişlerdi.
Devrim, etrafı kontrol ederken Ember'ın arkasından yürümeye devam ediyor ve bazen Marsel'e dönerek onun iyi olup olmadığını kontrol eden arkadaşına iyi olduğuna dair başını sallıyordu.
Ember mutfağa girdiğinde bu sarayda sevdiği tek insan olan aşçı kadına gülümsedi ve mutfağın arkasından arka bahçeye çıktı. Burası bakliyat araçlarının geldiği bölgeydi. Planın son aşaması olan bakliyatları getiren at arabasına binerek saraydan çıkma kısmını burada gerçekleştireceklerdi.
At arabasının girişine geldiklerinde Ember önce Marsel ve Devrim'in at arabasına binmesini beklerken etrafı kontrol ediyordu. Kendisi de at arabasına binecekken arkadaşından buz gibi bir ses duymasıyla başından aşağı kaynar sular döküldü.
Nox buz gibi sesiyle ona seslenmişti. Ember yutkundu ve aklına gelen ilk şeyle küçükken oynadığı oyunların becerisine güvendi ve rol yapmaya başladı. Ember çığlık atarak at arabasından uzaklaşırken Marsel saklanmıştı ama Devrim'in sırtı görünüyordu. Devrim'e kutuların arkasını göstererek konuştu Ember "orda gördüm! Kutuların arasına girdi! Gitti bulgurlar!" O sırada elini alnına koyarak arkasına döndü ve Nox'u yeni fark etmiş gibi davranarak önünde eğilerek selam verdi.
Ember başı yere eğik bir şekilde gözlerini yere sabitlemişken Devrim yüzünü olabildiğince saklayarak bir şey arıyormuş gibi davranıyor, Ember'ın oyununa ayak uyduruyordu.
Nox ifadesiz yüzüyle "ne bu yaygara? Ne oluyor?" Dediğinde Ember, Nox'un sesi normal bir yükseklikte olmasına rağmen fark etmeden Nox ona bağırmış gibi yerinde küçülmüştü. Başını yerden kaldırmadan "bakliyat getiren at arabasında fare gördüm ve yemeklere zarar gelecek korkusuyla telaşlandım. Kusura bakmayın efendim" dediğinde sesi biraz çekingendi.
Nox fareyi bularak öldürmelerini ve at arabasındaki bakliyatları temizlemelerini söylerek uzaklaştığında üçü de rahat bir nefes aldı. Ember son kez çevreyi kotrol etti ve at arabasına binerek Marsel ve Devrim'in yanına, kutuların arkasına saklandı. At arabası ilerlemeye başladığında planın devamını Devrim ve Ember bilmiyordu. Marsel kendisi ilgileneceğini söylemişti.
Devrim, Marsel'in bir planı olduğunu düşünerek ona güvenmiş ve bundan sonra ne yapacaklarını umursamayı bırakarak bedenindeki acılara odaklanmıştı. Canı öyle çok yanıyorduki keşke Marsel kaçsaydı da ben kalsaydım demişti içinden sayamayacağı kadar çok. Ember ikisinin aksine ne bundan sonra ne yapacaklarını düşünüyordu, ne de yakalanıp yakalanmayacağını. Aklındaki tek şey anneannesiydi.
Planı yaparken Marsel'e, Gece Krallğı'nın bölgesinden çıkana kadar onlarla geleceğini söylemişti ve bunu söylerken hiç pişman değildi ama şimdi aynı şekilde düşünmüyordu.
O krallıktan çıkmıştı ama anneannesi ne olacaktı? Ember gözlerinin dolmasına engel olmaya çalıştı. Anneannesi onsuz yapamazdı, çok severdi Ember'ı. Ember içinde sayamadığı kadar çok özür diledi anneannesinden. Söz verdi ona geri döneceğine dair. Bir robotmuş gibi yaşadığı hayatında bir amacı vardı artık.
İstediği mesleği olacak herkese gösterecekti bir kadının gücünü. İşte o zaman kimse kadın diye ezemeyecekti onu. Anneannesinin gurur kaynağı olacaktı.
Ember düşüncelerinde kaybolmuşken at arabası önce saray bölgesinden çıktı. Daha sonra at arabasının içini dışarıdaki halkın sesleri doldurdu. At arabası kargaşada Gece Krallığının bölgesinden çıkmak için ilerlerken arabanın içindeki üçlü sadece düşünüyor, hareket etmiyor veya konuşmuyordu.
Etraf sessizleştikten bir süre sonra Marsel durgun bekleyişi bozdu ve zamanı geldiğini düşünerek Ember ve Devrim'i dürttü. Marsel "büyük ihtimalle Bulut Krallığı ile Gece Krallığı arasındaki bölgedeyiz. Burada inelim" dedi günlerdir yaşadığı şeylerin yorgunluğunu belli eden sesiyle.
Devrim ve Ember onu onayladı ve fark ettirmeden at arabasından atladılar. Ember etrafına bakarken Marsel ve Devrim burdan sonrası için bir plan oluşturuyordu. Ember onlara katılmadı çünkü bulundukları yer hakkında bir fikri yoktu ve bilmediği bir konu hakkında yorum yapmak istemedi.
Gece karallığına geri döndüğü anda önce sorguya çekilir daha sonra büyük ihtimalle ölürdü. Bu nedenle geri dönmek şuan seçenek bile olamazdı. Ember burdan sonra ne yapacağını, nereye gideceğini ve nerede kalacağını bilmediği için Marsel ve Devrim'e döndü.
Ellerini arkasında birleştirdi ve derin bir nefes aldı. Kahverengi uzun saçlarını kulağının arkasına kıstırdı ve asla yapmak istemeyeceği bir şeyi yaptı "Bana burdan sonrası için ne yapabileceğimi söyleyebilir misin?" Marsel, ağzından çıkanları istemeyerek söylediği belli olan Ember'a yüzünde oluşmasına engel olamadığı tebessümle baktı.
Devrim ile plan yaparken Devrim'in zar zor ayakta olduğunu ve yaralarının sürekli kontrol edilmesi gerektiğini fark etmişti ve oluşturacağı çete için insanlara ihtiyacı vardı. Devrim bir ağacın dibine oturarak miğferini çıkarırken Marsel düşüncelerinden sıyrıldı ve kararından emin bir şekilde Ember'a "sağlıkçı olarak çeteye katıl. Hem yatacak yerin ve yemeğin olur, hemde Devrim'in iyileşmesi daha kısa sürer" dedi.
Ember, Marsel'in cümlelerini kendi içinde değerlendirdiğide fikir hiç fena gelmemişti ama Ember fark ettiği şeyle duraksadı ve kaşlarını çatarak Marsel'e baktı. Ember "Sağlıkçı olmaya devam etmek istiyor gibi mi duruyorum?" Dediğinde Marsel yanlış anlaşıldığını fark ederek hemen lafa atladı. "Hayır! Yanlış anladın. Sağlık konusunda yardımcı olursun demek istemiştim. Bir amacın olduğunun farkındayım. Söz veriyorum amacını gerçekleştirmen için her şeyi yapacağım"
Ember, Marsel'in sonlara doğru yumuşayan ve içtenliği belli eden sesine karşı yutkundu. Ember daha önce onu bu konuda destekleyen kimseyle tanışmamıştı. Herkes kadınsın sağlıkçı olduğuna şükret derken Marsel'in onu desteklemesi kalbinde bir sıcaklık hissi olurturmuştu.
Ancak Ember hiçbir erkeğe güvenmemesi gerektiği düşüncesini kendine hatırlatırken boğazını temizledi ve düştüğü düşünce çukurundan çıktı. Basit bir "olur" cümlesinden sonra Marsel ona gülümsedi ve Devrim ile akıllarında olan plandan bahsetmeye başladı.
Marsel ve Ember, Devrim'in biraz uzağında konuşurken Devrim kafasını arkasındaki ağaca yasladı ve gözlerini kapattı. Bedenindeki acıları unutmak için derin nefesler alırken bu hiçbir işe yaramıyor yalnızca canını daha fazla yakıyordu. O sırada Devrim duyduğu hışırtı sesiyle kafasını hızla kaldırarak gözlerini açmıştı.
Bu hareketi, çok hızlı davrandığı için canını yakmıştı ama Devrim buna odaklanmadı. Sesin geldiği yöne baktığında hiçbir şey göremedi ve kafasını Marsel'e çevirdiğinde onunda sesi duymuş olduğunu ve Ember'ı biraz arkasına sakladığını fark etti. İkiside, onlara yaklaştıkça yükselen sesin geldiği yere odaklanmışken Ember, Marsel'in biraz arkasında sesin geldiği yere odaklanmaktansa her yere bakıyordu.
O sırada ses giderek yaklaştı. Gözleri ve saçları kömür kadar kara, teni ay kadar beyaz bir adam çıktı. Ember kaşlarını çatmış adama bakıyor, içinden adamın sinsi ifadesini düşünüyordu. Anneannesi hep insanın yüreği yüzüne yansır derdi. Ember adamın sinsi kalbinin yüzüne yansıdığını düşündü. Adamı kesinlikle hiç sevmemişti.
Marsel gördüğü kişiyle sırıtırken Devrim yaslandığı ağaçtan kalktı. Marsel önlerinde duran adama daha sonra arkasındaki çete üyelerine baktı. Hepsi şimdilik sapa sağlamdı. Devrim duygusuz ifadesi ve sesiyle konuştu "Niye geldin?" Adam alayla sırıttı ve konuşmasına aynı alayla başladı "ne demek niye geldin Devrim? Alınıyorum ama. Biz sadece aynı çetede bulunmuyoruz aynı zamanda yakın dostuz değil mi?
Adamın söyledikleriyle Marsel çenesini sıkarken Devrim hala oldukça sakindi. "Biz dost olmayı sen bize ihanet ettiğinde bıraktık" dedi Devrim, Marsel'in bile bir duygu bulamadığı sesiyle.
Adam gözlerini devirdi ve konuşmaya devam etti "Bu kadar alındınız mı gerçekten? Sizi yakalatmadan diğer üyeleri saraydan çıkarama-" adamın sözünü bölen Marsel oldu. "Yalan söylüyorsun Victor! Planımızda her üye saraydan sağlam ayrılıyordu" Marsel'in sözleriyle Ember'ın isminin Victor olduğunu öğrendiği adamın çenesi kasılmıştı.
Victor başını sağa sola yatırarak boynunu kıtlattı ve Marsel'e baktı. "Yeni bir plan yaptım ve siz planda başarısız oldunuz" Marsel sinirle konuşmaya başladı. Arkasındaki Ember kolunu tutmasa Victor'a bir yumruk atacaktı "bilmediğimiz bir planda nasıl başarılı olalım?" O sırada Victor, Marsel'in sözlerini dinlemeyi bıraktı.
Gözleri Marsel'in arkasındaki Ember'a takılmıştı. Alaycı ifadesine konuşması eşlik etti "saraydan bir cariye mi getirdiniz? Ama haklısınız gidecek yeriniz yok. Ormanda ihtiyacınız olur" Ember adamın sözlerini duyduğunda şimdiye kadar sakin olan bedeninde bir sinir parladı.
Marsel ve Devrim tepki veremeden Ember adama ilerledi ve suratına bir yumruk attı. Victor'un başı Ember'ın yumruğuyla yana dönerken dişi yanağını kestiği için akan kanı, başını eğdi ve Ember'ın ayaklarının ucuna tükürdü.
Çete üyeleri karşılarındaki eski dostlarına saldırmak için Victor'dan hamle beklerken Ember, Victor'un yüzüne vurduğunda içlerinden "şimdi" demişlerdi. Şimdi saldırma zamanı. Ancak öyle olmadı, Victor çete üyelerine saldırmak için işaret vermek yerine kafasını arkaya attı ve keyifli bir şekilde güldü. Sesi ormanda yankılanırken gittikçe daha yüksek sesle gülüyordu.
Çete üyeleri Victor'un alışmış oldukları davranışlarından birini bitirmesini beklerken saldırmak için sabırsızlanıyorlardı. Bu nedenle birkaçı Victor'un gülüşüne gözlerini devirmiş ve oflamıştı. Marsel ve Devrim, Victor'un hamlesini beklerken gülmesine şaşırmamışlardı. Ancak Ember hepsinden farklı olarak oldukça şaşkındı. Karşısındaki adam ağzındaki kanı yere tükürmüş ve keyifle gülmeye başlamıştı. Ember kaşlarını çattı ve Victor'un acıdan keyif aldığını düşündü. Yoksa nasıl bu kadar keyifle gülebilirdi?
Victor en sonunda gülmeyi bıraktı ve ember'ın midesini bulandıran kanlı dişlerini gösteren gülümsemesiyle Ember'a baktı. Hiç değişmeyen alaycı sesine eklenen sinirle konuştu "seni küçük sürtü-" Victor cümlesini bitiremeden bacaklarının arasında Ember'ın sert tekmesini hissetti. Acıyla buruşan yüzü Ember'ın sırıtmasını sağlarken Victor yere büküldü ve acıyla mırıldandığı cümle çete üyelerinin harekete geçmesine sebep oldu "Bu sizi son görüşüm olacak!"
Ancak çete üyeleri Ember'a doğru adım atacakken onları bir şey durdurdu. Kimin attığını bilmedikleri bir ok.
Önlerinden geçen ok Ember ve Victor'un arasında kalan, biraz uzaktaki yün ağaca saplanmış, herkesin başının geldiği yöne çevrilmesini sağlamıştı.
