Asilerin Tahtı kitap kapağı

4. bölüm / 6

Asilerin Tahtı

Yıldızlar

Vaveyla Yazarı: _ ♡

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Yıldızlar

Ember gözlerini duyduğu sızlanma ile açtı. Karşısındaki koltukta uyuyan Devrim'e bakarken sıkıntılı bir iç çekti. Devrim'in yaraları onu uykusunda bile rahat bırakmıyor, üstelik hiçbir iyileşme belirtiside göstermiyordu.

Ember kendi kendine kızdı sessizce. Her şeyle Marsel ve Devrim ilgileniyordu çeteye yeni katılan Eiran'da hemen çeteyi genişletmek için bir plan bulmuştu. Ancak Ember ona verilen tek görevi bile yapamaması bir yana, ona oldukça yardım eden arkadaşına bile karşılık veremiyordu.

Ember'ın göğüs kafesi hissettiği yükle daralırken daha fazla dayanamayacağını hissetti. Ember bahçeye çıkma fikrini zihninde hızlıca değerlendirdi, sarayda oldukları zaten biliniyordu. Bu yüzden muhafızlar ona bir şey yapamazdı. Kral ve Prens ise dünden beri evde değildi ve kraliçe çoktan güzellik uykusuna yatmıştı.

Ember riskleri düşünürken Ophelia aklına bile gelmedi. Odadan hızla çıkarak sessizce bahçeye ilerledi. Kapıya ulaştığında soğuk rüzgar küçük deliklerden yüzüne vurmaya başlamıştı bile. Ember kapıyı açtı ve önündeki muhafızları umursamadan çiçeklerle kaplı yürüme yoluna ilerledi. Zaten muhafızlarda hali hazırda saraydan çıkan birisini tehlike olarak görmemişti. Kızın Prens'le beraber içeri girdiğini zaten biliyorlardı.

Ember birkaç adım attı ve gördüğü özenle şekillendirilmiş çalıların arkasına oturdu. Gözlerini kapatarak soğuk havayı içine çekerken ruhunun ferahlamasını, göğüs kafesindeki darlığın uçup gitmesini umuyordu.

O sırada hemen yanında tanıdık gelen nazik sesi duydu. "Bu güzel yıldızlara gözünü kapaman ne büyük kayıp" Ember kaşlarını çatarak sesin geldiği yöne baktı. Tahmin ettiği gibi karşısındaki Ophelia'idi. Ember'ın bakışını üzerinde hisseden kız, buz mavisi gözlerini siyah harelerle buluşturdu ve nazikçe gülümsedi.

Ophelia'nın ne zaman yanına geldiğini düşünen Ember, karanlıkta beyaz teni ve beyaz saçlarıyla parlayan kıza dalmışken Ophelia Ember 'ın farkına bile varmadığı gözyaşlarını nazikçe sildi. "Göz yaşların yüzünden yanakların çoktan al al olmuş. Soğuktan mı yoksa?"

Ember yavaş yavaş kendine gelirken yüzünü yere çevirerek temaslarını kesti ve yıpranmış ayakkabılarını izlemeye başladı. Ophelia'nın sözlerini yavaş yavaş algılamaya başlayan zihni tebessüm etmesine sebep oldu. "Soğuktan" ağladığı için olduğunu kabul etmek istemeyerek suçu ruhunu ferahlatmayı beceremeyen rüzgara attı.

Ophelia'da, Ember gibi yere çevirdi başını ancak bir dakika bile dayanamadan tekrar gökyüzüne baktı. Yıldızları izlemeyi çok seviyordu. Bazen, belki de çoğu zaman kendini yalnız hissettiğinde buraya gelirdi.

Önce hıçkıra hıçkıra ağlar daha sonra deli gibi sessizce kıkırdardı. Çok çaresiz hissederdi kendini. Koca dünyada tek o varmış gibi ezirlirdi ama tek değildi yıldızlar vardı onu dinleyen.

Ophelia yutkundu ve Ember'ın da kendini bir sebepten dolayı burda bulduğunu düşündü. Hemen sorarsa Ember anlatmak istemeyebilirdi ama önce kendinden bahsederse, yanındaki kızda derdini anlatırdı ona.

Ophelia belkide derdini anlatmak üstündeki yükün altına bir kişi daha çekmek ferahlamak istiyordu biraz. Elinin altındaki topraktan güç almayı denedi önce, sonra derin bir nefesle soğuk rüzgardan. İkiside işe yaramadı. Ophelia yine yıldızlara sığınarak başladı konuşmaya. "Tekrardan merhaba yıldızlar. Ben yine yapayalnız hissediyorum kendimi. Eiran her gittiğinde olduğu gibi yalnız kaldım. Dorcas yüzüme bile bakmiyor."

Ember kızın neden bir anda bunları anlattığını bilmiyordu ama dolu gözleri ve titreyen sesiyle anlattıklarını bölmek hiç içinden gelmedi. "Belki şımarık olduğumu düşüneceksiniz ama Eiran yanımda olmadığında her şey üzerime geliyor sanki. O benim tek sığınağım. Bana değerli hissettiren tek kişi."

Ophelia gözyaşlarını sildi ve Ember'a döndü. Tekrar takındı nazik gülümsemesini "Ben kimseye anlatamıyorsam yıldızlara anlatırım. Buraya geldiğine göre farklı değiliz. Belki rüzgarın yapamadığını derdini anlatırsan yıldızlar yapar"

Ember bir süre karşısındaki kıza baktı. Başkasının yanında derdinden bahsetmek istemedi ama şimdi Ophelia'nın derdini duyduğu için kendini borçlu hissediyordu.

Anlatmak zorunda olduğunu hissederken Ember içinde birine derdini anlatmak için çırpınan tarafını takip etti. Yıldızlara anlatacak olmak garip hissettirdiği için utangaç ve kısık çıktı sesi "yıldızlar ben kendimi biraz beceriksiz hissediyorum. Çeteye katıldım ama hiçbir yararım yok. Bana umut olan arkadaşlarıma yük oluyormuş gibi hissediyorum. Tek bir görevim vardı ama onu bile başaramadım"

Ember'ın aklına Devrim'in yaraları ve geceleri duyduğu sızlanmaları gelirken Ember çok suçlu hissetti kendini "Devrim'in yaraları iyileşmek bilmiyor. Her şeyi düşünüyorum ama çok çaresizim. Her gün duyduğum sızlanmaları benim yüzümdenmiş gibi geliyor. Eğer bu kadar beceriksiz olmasaydım o en azından rahatça uyuyabilirdi."

Ember elleri ile yüzünü kapattı ve sessizce ağlamaya başladı. Bedeni fark etmeden yanındaki kıza yaslandığında Ophelia hızla kucakladı onu ve siyah saçlarını okşadı nazikçe.

Ember biraz olsun sakinleştiğinde Ophelia nazikçe konuştu "Eminim çetede yük falan değilsin. Ayrıca Devrim'i yaralayan sen olmadığın gibi iyileşme hızıda sana bağlı değil. Saraya geldiğinizden beri onu iyileştirmek için ne kadar çabaladığını gördüm. Ayrıca abimden duyduğum kadarıyla Devrim'in hijyenik bir yerde uyuduğu tek gece dün akşam." Ember yutkundu ve başını kaldırarak buz mavisi gözlere baktı.

Herhangi bir yalan belirtisi aradı ama tek gördüğü samimiyetti. Biraz daha rahatladı. Ophelia ile tekrar sarıldıklarında bu kez kendiside sıkıca kucakladı kızı. Gecenin sessizliğinden olsa gerek yüksek çıkan fısıltısıyla teşekkür etti kıza.

İki kız bir süre sarıldılar öylece. İkisi de geri çekilmek için bir hamle yapmıyordu. Belkide ihtiyaçları vardı sarılmaya, güvende hissetmeye. Ember sarılırken Ophelia'nın sözlerini düşündü. Yalanlamak, Ophelia'yı haksız çıkarmak için çok sebep aradı ama bulamadı.

En sonunda bir nebze olsun rahatladı. Yük değildi ama Devrim'i iyileştirmek için daha çok çabalaması gerektiğine karar verdi. Odaya çıktığında pansuman yapsa iyi olurdu.

Ember daha sonra Ophelia'nın sözleri üzerine düşündü. Eiran'ın onun için ne kadar değerli olduğunu fark etti. Daha sonra kızın başka kimsesi olmadığı için üzüldü.

Belki ben yanında olursam daha iyi hisseder diye düşünürken neyi unuttuğunu fark etti. Sessiz sarılma anlaşmalarını hızla bozdu. Ophelia bir an boşluğa düştüğünde onu kendine getiren Ember'ın sözleri oldu.

"Ben sana önemli bir şey söyleyecektim aslında ama bugün odaya gelmeyince söylemeyi unuttum." Devam etmeden önce etrafta duyan olup olmadığını kontrol etti hızla. Biraz daha kıstı sesini "eğer sende istersen çeteye katılmanı istiyoruz"

Ember beklentiyle bakarken Ophelia'nın gözleri büyüdü. Bağırmak üzereyken hızla durdurdu kendini, etrafı kontrol ederek kısık sesle bağırdı "Ne!".

Eiran demek bu yüzden odaya gitmemi söyledi diye geçirdi içinden. Daha sonra odaya erkenden gitmediği için çok pişman oldu.

İşleri daha sonraya erteleyip odaya gitseydim keşke dedi içinden çok kez. Daha sonra Ember'ın beklentiyle ona baktığını fark etti. Ophelia onun bir cevap beklediğini fark ettiğinde hızla kafasını salladı.

"Çok isterim gerçekten çok isterim..." duraksadı bir an ne yararı olacaktı ki? Çetede ne yapacaktı? Abisi ona çeteden bahsetmişti tabii ama Ophelia'nın kral devirmekle ne işi olurdu? Başaramazdı en fazla yük olurdu çeteye.

"Ember ben yük olmak istemem size. Bir yararım dokunmazki benim."Ember derin bir nefes aldı. Ne diyeceğini bilemedi bir an. Açıkçası insanlari teselli etme konusunda pek iyi değildi.

Omuzlarını oynattı ve gülümsedi hafifçe "yararının olup olamayacağına daha sonra bakarız. Çeteye yeni girdin daha hemen kötü düşünme. Ayrıca Marsel seni çetede istediyse emin ol sende ışık görmüştür"

Yanlarına yaklaşan muhafızla iki kız konuyu hızla kapattı ve farklı bir şey hakkında konuşuyormuş gibi saçmaladılar bir süre. Muhafız yanlarına geldiğinde Ophelia eskisine nazaran sert çıkan sesiyle "bir sorun mu var?" Dedi.

"Hayır efendim. Abiniz ve babanız kömür krallığına ulaşmışlar. Prens Dorcas size iletmemi istedi" Muhafız saygılı sesiyle konuştuğunda Ophelia teşekkür etti ve nazik bir baş jestiyle uzaklaşması sağladı.

"Dorcas abim uyanık belliki, muhafızlar ona beraber olduğumuzu söyler muhtemelen. Beni odasına sorguya çağırmadan uyumaya gideyim." Ember, Ophelia'nın sözlerine başını salladı yavaşça. Ophelia ile beraber ayaklandı ve saraya girdi. İkinci kata ulaştıklarında Ophelia, Ember'a bir süre daha sarıldı.

Daha sonra Ophelia odasına, Ember çalışma odasına gitti. Devrim'i uyandırmamak için sessizce içeri girdi ve kapıyı kilitledi. Olurda bir anda birileri içeri girer, onlara zarar verir diye korkuyordu.

Pansuman malzemelerini almak için masaya gitti. Devrim zaten zar zor uyuyordu bu nedenle onu uyandırmak istemedi hiç. Pansuman malzemelerini hiç ses çıkarmadan almayı başardığında nefesini tuttuğununun farkında değildi.

Ancak arkasını döndüğünde fark ettiki tüm çabası boşaydı. Devrim çoktan gözlerini açmış sırıtarak ona bakıyordu. Ember'ın kaskatı kesilmiş bedeni rahatladı ve omuzları düştü. "Yeterince sessiz değil miydim?"

"Yok sen sessizdinde ben uyumayı beceremedim. Uyandıracaktın zaten pansuman için niye dikkat ettin o kadar?" Ember eskisine göre çok hızlı hareket etmiş, ona ayak uydurarak koltukta oturan Devrim'in yanına oturmuştu.

"Zar zor uyuyorsun. En azından bir dakika fazla uyu istedim" Ember onun yüzünden olmasa bile mahçup hissettiği için seside duygularına uymuştu. Elindeki beze bakarken Devrim'in üstünü çıkarmasını aynı zamanda bir şey söylemesini bekliyordu.

Devrim üzerini çıkartırken hissettiği acı arasında Ember'ın sözlerine gülümsedi. Oluşan sessizlikten sonra Ember çekingenliğini üzerinden attı ve görevini en iyi şekilde yapmak için pansumana başladı.

Olabildiğince nazik davranıyor, bazen Devrim'in buruşan suratını fark ederek nefesiyle acısını almaya çalışıyordu. Devrim'in kafasını dağıtacak bir şey düşünürken Marsel ve Eiran'ın Krallığa ulaştığından bahsetmediğini hatırladı.

"Marsel ve Eiran Krallığa ulaşmış. Muhafız Ophelia'ya söylerken duydum." Devrim rahat bir nefes aldı ancak kaşları çatıldı hemen. "İnsanların konuşmasını mı dinledin?"

Ember'ın, Devrim'in sırtına krem süren eli durakladı bir süre, daha sonra yanlış anlaşılmayı düzeltmek için hızla konuştu "yani biz bahçede otururken muhafız yanımıza gelip söyledi. Gizli gizli dinlemedim"

"Aferim. Ophelia demişken çeteden bahsettin mi?" Devrim'in başka bir soru yöneltmesiyle Ember bıkkın bir nefes verdi. Ancak haklı bir soru olduğunu düşünerek cevapladı sakince. Devrim anladığına dair bir şeyler mırıldanarak bir soru daha yöneltti.

"Ne ara yakın oldunuz bahçede buluşacak kadar?" Ember biten pansumanla malzemeleri toplayarak ayağa kalktı. Masaya malzemeleri koydu, ardından koltuğa uzandı. "Özellikle buluşmadık denk geldi sadece"

Ember, Devrim'in bir soru sormasına daha fırsat vermeden gözlerini kapattı. "Çok yorgunum uyuyacağım. Gündüz konuşuruz bunları" Ember arkasını dönerek uyumadan önce son kez mırıldandı. "Mümkünse üstünü giymeden uyu. Kumaş yaralarına iyi gelmiyor" Devrim gülümsedi ve yavaşça uzandı, sadece sessiz bir iyi gecelerden sonra oda sessizliğe gömüldü
~~~~~~~~~~~~~
Kıyıya ulaşan tekneyle önce birkaç muhafız, ardından Kral ve onunla birlikte Devrim ile Marsel inmişti tekneden. Kömür Krallığı'ndan muhafızlar onlara eşlik ederken gecenin karanlığında sakince yürüdüler bir süre, saraya ulaştıklarında muhafızlar Kral ve Prens'e kalacakları odaları gösterdi.

Marsel, Eiran ile beraber Eiran'ın kalacağı odaya ilerlerken Bulut Kralı'nın bulunduğu durumdan memnun kalmadığı nefes alışından bile belliydi. Çenesini dik tutarak memnuniyetsiz bir şekilde odasına ilerledi.

Gecenin ilerleyen saatlerinde Eiran, Marsel'le konuşmak için odasından çıktı. Kapısında duran üç muhafız arasından Marsel'i zar zor seçti ve yalnız onun gelmesini emrederek terasa ilerledi. Kimsenin olmadığından emin olduklarında miğferi çıkardı Marsel. İlk konuşan Eiran oldu.

"Bu gece Prenses'le görüşmem daha iyi olurdu. Toplantıdan sonra vaktim olmayabilir." Marsel sıkıntılı bir nefes aldı. "Toplantıdan önce bir boşluk bulmaktan başka çaremiz yok sanırım. Tahmin ettiğimizden geç ulaştık saraya"

Eiran gülümsedi ve sırtını terasın demirliklerine yasladı. Gökyüzünü izlemeden önce demirliklere dirseklerinide koyarak destek aldı hafifçe. "Babam toplantı yapılamadığı için çok memnuniyetsizdi. Bir an Kral'ın odasını basacak sandım" Marsel'de Eiran gibi demirliklere yaslandı ve kıkırdadı.

O sırada duyulan ayak sesleriyle Marsel miğferini taktı hemen. Demirliklere yaslanmayı bıraktıklarında Eiran terasın kapısına yaklaşarak kimin geldiğine baktı. Gördüğü Sasha ile bir an Marsel'e baktı ancak kafasını geri çevirdiğinde onu görmeyi beklemediği belli olan Kömür Prenses'ine gülümsedi.

"İyi akşamlar, burada karşılaşmak ne büyük tesadüf." Sasha toparlandı ve Eiran'ın cümlesine gülümseyerek yanına ilerledi. "Yani burada değilde bu saatte karşılaşmak daha büyük bir tesadüf oldu"

Eiran söylediği saçmalığa kafasını sallayarak güldü ve Sasha'yla, az önce Marsel'le olduğu gibi demirliklere yaslandı. "Tanımadığın bir yerde uyumak zor. Siz-" Sasha özür dileyerek böldü Eiran'ın cümlesini "senin içinde sorun olmazsa 'sen' de lütfen. Soruna gelirsek...uyku tutmadı"

Marsel ikilinin konuşmasını dinlerken Sasha'yı ölçüyordu. Çetenin gizli kalması için güvenmedikleri kimseye bu konudan bahsetmemeliydiler. Eiran çeteden bahsetmeden önce Marsel'in işaretini bekliyordu.

"Senin gelmeni beklemiyordum. Genelde baban toplantılara abin Dorcas'ı getirir." Sasha konuşurken yıldızlara bakmayı bırakarak Eiran'a döndü. Eiran'da kendisinin gelmesini beklemiyordu. Toplantılara katılsa bile abisi Dorcas'la katılırdı. Dorcas olmadan katıldığı ilk toplantıydı bu Eiran için.

"Abim kadar olmasada bende toplantılara katılıyorum. Büyük ihtimalle bu toplantı iki Prensin'de katılması gerekecek kadar önemli değil." Sasha anladığını belirterek zemindeki desenleri inceledi. Babetini desenlere sürttü.

Sasha, uykusunun geldiğini belli eden sesiyle konuştu. "Sence neden toplantı yapmaya karar verdiler?" Eiran başını yana eğdi ve biraz düşündü. Ortaklık için olabilirdi. Zaten başka ne için olacaktı?

Eiran'ın cevabı tam olarak düşüncelerini yansıtmıştı."ortaklık içindir." Sasha'nın yüzünde hüzünlü bir tebessüm oluştu. Aynı zamanda yorgundu, Eiran bu yorgunluk uykusu geldiği için mi yoksa başka bir sebepten mi anlayamadı.

"Umarım tahmin ettiğim sebepten değildir Eiran. Umarım senin dediğin gibidir." Eiran'ın konuşmasına izin vermeden gülümseyerek terastan çıktı Sasha.

Eiran kaşlarını çatarak Marsel'e döndü. "Tahmin ettiği sebep ne olabilir?" Marsel nefes almasını zorlaştıran başlığı sonunda çıkarabildiği için rahatlarken, derin bir nefes aldı. Eliyle sarı buklelerini dağıtırken Eiran'a cevap verdi. "Emin değilim. Bunu sabah öğreniriz, bizde dinlenelim artık."

Eiran esneyerek Marsel'i onayladığında odaya ilerlediler. Eiran odanın dışına bir muhafız yerleştirdi ve odanın içindede korunmaya ihtiyacı olduğuna benzer bahanelerle Marsel'i de odaya soktu.

Marsel, muhafız kıyafetlerinden kurtulurken Eiran'da üzerindeki Prens kıyafetlerinden rahatsızdı. Onun için dolaba konan rahat kıyafetlerden bir takımını Marsel'e uzattı.

"Sağol" Marsel hızla giyinerek kendini yatağa attığında, Eiran onun bu haline gülümsedi ve rahat gömleği karnına kadar düğmeleyerek Marsel'in yanına uzandı.

"Yarın toplantıda ne konuşulacak çok merak ediyorum. Babamın benden gizlediği bir planı var" Marsel, Eiran'a baktı. Daha sonra onun gibi elini başının arkasına koyarak sırt üstü uzandı. "Babanın bir planı olduğu kesin zaten. Bizi çok kötü etkileyecek bir şey olduğunu sanmam."

Marsel, Eiran'ın sıkıntılı yüzüne kısa bir göz attı ve mavilerini tekrar tavana sabitledi. "Çok fazla düşünme ve dinlen. Devrim ve ben uzun süredir krallıkları araştırıyoruz. Büyük bir planı kesinlikle fark ederdik"

Eiran göğsünü onu rahatlatmasını umduğu havayla doldurdu. Ancak işe yaramadığında karnında duran eliyle yüzünü sıvazladı. Marsel Eiran'ın omzuna vurdu birkaç kez hafifçe. "Sadece dinlen Eiran. Uykusuz kalman bize katkı sağlamayacak"

Eiran'ın sıkıntısını azaltmayan ancak uyuması gerektiğini fark etmesini sağlayan sözleri ardından Marsel, Eiran'a sırtını dönerek gözlerini kapattı. Eiran'da gözlerini kapattığında ikiside uykunun onları kucaklamasını bekliyordu artık.