Asilerin Tahtı kitap kapağı

1. bölüm / 6

Asilerin Tahtı

Kaçış planı

Vaveyla Yazarı: _ ♡

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Kaçış planı

Marsel

Zifiri karanlıkta yankılanan arkamdaki adım sesleri bana koşmam gerektiğini hatırlatırken gözlerimin kapanmasına engel olmaya çalıştım. Sızlayan kolum istemsiz bir şekilde gözlerimin dolmasına sebep olurken koşmaya devam ettim çünkü koşmak zorundaydım, şimdi pes etmek hayatımın sonu demekti. Sabah gezdiğim ve kendim için kaçış planı oluşturduğum yolu hatırlamaya çalıştım ancak zifiri karanlıkta bu çok zordu. Çevreme bakınarak bir şeyleri görmeye çalışırken elimdeki parşomenleri sıkı sıkı tuttum.

Parşomenleri kaybetmek hayatımın, çabalarimin ve en önemlisi ailemin sonu olurdu. Arkamdan seslenen adamları görmezden gelerek koşmaya devam ettim. Dört elementin yöneticisini öldürmek için kurduğumuz çetede hava elementinin en güçlü krallığı gece kralligina girmeye bir tek ben cesaret edebilmiştim. Dört elementin kralliklarindan sadece en güçlüleri yönetim toplantılarına katilabilirdi ve hava elementinin en güçlü kralligi gece krallığıdı.

Baş yöneticiye ulaşmak için önce gece krallığını devirmeliydim ve kendi krallığımın gündüz karallığının toplantılara katılmasını sağlamalıydım. Sonunda burada kalmam gereken süre dolmuş, bir kaçış planı oluşturmuştum. Veliaht pres olmama rağmen kimse beni tanımıyordu çünkü topluma kendimi hiç göstermedim. O şerefsiz yöneticiye ulaşmak için yıllardır saraya kapanmış, bir çete kurmuş ve eğitimler almıştım.

Nefes nefese koşarken karanlıkta parlayan gozleri görmemle bir an ne yapacağımı bilemedim. Gece karallığının varisi ile karşılaşmak planda yoktu! Arkamdaki adamlar bana doğru koşmaya devam ederken ve önümde gece karallığınım varisi dururken sakin olmak ve doğaçlama bir plan oluşturmak için derin nefesler almaya çalıştım ancak üzerimdeki dar cariye kıyafeti nefes almamı zorlaştırıyordu.

Varisin arkasında duran camı gördüğümde atlamaktan başka bir çağrem olmadığını hissettim. Kalan son gücümle koşarak önümdeki adamın yanından geçtim ve camdan atladım. Refleksle beni tutmaya çalıştığını sırtıma çarpan elinden anladım ancak onun beni yakalamasındansa yere düşüp beynimin patlamasını tercih ederim. Bu nedenle beni tutamadığında rahatladım, umarım yerde yumuşak bir şeyler vardır.

Neyse ki ilk defa şans benden yana oldu ve düştüğüm çalıların hışırtısı gecenin sessizliğine karıştı. Yani artık pek sessiz sayılmazdı çünkü saray görevlilerinin hepsi beni arıyordu. Bu insanlara gece karallığının varisi de dahildi. Düştüğümde sızlayan kolum kendini hatırlatarak acısını çogalttı.
Çimenlerde sürünürken kolumu hissetmemeye başladım. Umursamamaya çalışırken karşımda şövalye kılığındaki devrim'i gördüm. Sonunda rahat bir nefes aldım çünkü devrim yanımdayken kendimi güvende hissedebiliyordum.
Devrim toprak elementinin üyesi olmasına rağmen çocukluğumuzdan beri hep bir aradaydık. Devrim benim için cok değerliydi ve onunda benim için aynı şeyleri hissettiğini biliyordum. Devrim'in yanındayken kendimi güvende hissedebiliyordum. Krallığım'ın en büyük rakibi gece krallığının bölgesindeyken bile.

Devrim'in beni yarım saat önce saray mutfağına bakliyat getiren araca bindirmesi gerekiyordu ancak planda bazı sorunlar oluştuğu için bu döndüğümüzden daha zor olacaktı.

Devrim beni kucağına aldığında itiraz etmedim çünkü yürüyebilecek gücüm yoktu. Devrim sarayın etrafından dolaşarak araca ilerlerken duydugum seslerle devrim'i uyaracaktım ancak o ben daha bir şey söylemeden duvarın arkasına saklandı. Muhafızlar sakladığımız duvarın yanından geçip giderken bizi fark etmediler.

Devrim bizi duvarın arkasindan çıkardı ve dikkatli birkaç adımla bakliyat aracına ulaştı. Beni bakliyat aracının içine bıraktığında zorlukla kutuların arasındaki boşluğa saklandım. Ancak duyduğum ses alacağım rahat nefesin boğazıma tıkanmasını sağladı.

Veliht prens Nox'un her zamanki gibi soğuk sesi bir an beynimde yankılandı. "Aracın içini kontrol edin" aracın sahibi gitmesi gerektiğine dair hızlı hızlı bahaneler sıralarken Nox tepki vermedi. Bir kaçış planı düşünmeye çalıştım ancak aracın içindeki tek çıkış kapılardı ve orada Nox duruyordu.

Artık sonumun geldiğini düşünmeye başlamışken Devrim soğuk ama saygılı sesiyle "prensim ben aracı kontrol ettim. Kutuların içi dahil olmak üzere aracın içi boştu." Dedi ve planı kurtardı ancak Nox'un hemen ikna olmayacağını biliyordum.

Beni şaşırtmayarak Devrim'i sorgulamaya başladı ve aracı ne zaman kontrol ettiğini sordu. Şuan Nox'un, Devrim'i herhangi bir şövalye olduğunu düşünerek sorguldığını umuyordum.

Kaybettiğim kandan dolayı başım dönmeye başlamıştı. Gözlerimin kapanmaması için çok uğraşıyordum ancak artık sadece kolum değil bedenimde uyuşmayan başlamıştı. Göz kapaklarım titreyerek kapandığında kalan son direncimi de kaybetmiştim. Bilincimi de kaybetmeden önce Devrim'in "siz sarayın her yerini arayın emrini verdiğinizde kontrol ettim efendim" dediği kulaklarıma ilişti.
~~~~~
Kendime geldiğimde gözlerimi açmadan önce burnuma dolan küf kokusuyla yüzümü buruşturdum. Kulaklarıma su damlalarının sesi dolarken gözlerimi açtım. Karşımdaki duvarda bulunan mumun etrafı aydınlattığı kadar etrafımı inceledim.

Tavandan damlayan su damlalarının oluşturduğu göl dışında bir şey yoktu. Yanımda ki duvarda elleri zincirli bir şekilde oturan Devrim'i gördüğümde kafamı sırtımın dayandığı duvara vurdum. Lanet olsun ki yakalanmıştık. Kafamı duvara çarptığım için boş odada yankılanan sesle Devrim bana baktı, düşünceli ve endişeli görünüyordu.

Düz bir sesle konuştu "iyi misin?" Değildim. Yakalanmıştık! Nasıl iyi olabilirdim? Planın üzerinden tekrar tekrar geçmiş, her detayı düşünmüştük. Bir ihmal olma ihtimali yoktu.

İhanete uğramış olabileceğimiz ihtimali aklıma gelirken Devrim'in sorusuna cevap verdim. "Çalışıyorum" sesim düşünceli çıkmış olacak ki Devrim ne düşündüğümü sordu.

Kaşlarımı çattım ve ona baktım "sana bir şeyi ihmal ettiğimiz fikri mantıklı geliyor mu?" Omuzlarını silktiğini görünce konuşmaya devam ettim. "Hata yapma ihtimalimiz yok. Nesini bilmiyorsun? İhanete uğradığımızdan eminim!"

Aklıma gelenlerle hızlıca konuştum "ben parşomenleri alırken odanın dışında bekleyen çocuk çıktığımda yoktu. Daha sonra muhafızlar üzerime koşmaya başladı. Kolum da o zaman okla sıyrıldı zaten" Kolum aklıma gelince eskisi kadar acımadığını fark ettim. Koluma pansuman yapılmış ve sarılmıştı.

Devrim söylediklerimi düşündü ve kaşlarını çattı. "Bana Marsel saraydan başka bir şekilde kaçmış, bekleme demişlerdi. Bende saraydan çıkacakken çimen seslerini duyup buldum seni" Devrim'in söyledikleriyle sinirim ortaya çıkarken karşımdaki büyük kapı açıldı.

Gözlerim ilk Nox'un farklı renkte olan gözlerini bulurken, daha sonra üzerindeki kürk sayesinde çok daha büyük görünen bedeninin yanındaki muhafızları buldu. Bedenim gerilerek dikleşirken duvardan bileklerime bağlı olan zincirlerin sesi gergin odada yankılandı.

Nox birkaç büyük adımda önüme geldiğinde kafamı kaldırarak gözlerine baktım. Yukarıdan aşağıya onu süzdüğümde bacağında kürküyle gizlemeye çalıştığı hançeri gördüm. Elini saçıma atıp bir anda çektiğinde ağzımdan bir inilti kaçtı.

Nox'un yüzünde alaycı bir gülümseme oluştuğunda sinirden bedenim kasıldı. Yere eğildi ve gözünü gözlerimden çekmeden fısıltıyla konuştu. "Kimin köpeğisin?" Bu sefer alayla sırıtan bendim. "Basit bir cariyeyim. Neyden bahsettiğinizi bilmiyorum" basit bir cariye olmadığımı ikimizde biliyorduk.

Nox, derin ve bıkkın bir nefes alırken gözlerini yüzümden çekti. Başımızda dikilen muhafızlara döndü ve Devrim'i işaret etti. Muhafızlar Devrim'i bulunduğumuz yerden çıkarırken gözlerim korkuyla Devrim'in gözlerini buldu.

Ancak devrim soğuk kanlı bir şekilde bana baktı ve sorun yok dercesine başını salladı. Muhafızlar Devrim'i uzaklaştırdığında gözlerim tekrar sinirle Nox'u buldu.

Sırıtarak bana bakan ifadesini görünce bir an afalladım. Kaşlarımı çatarak ona baktım. Nox alayla konuştu. "Madem cariyesin o zaman cariyemin bedenini kontrol edeceğim." Sözleriyle yutkundum. Aklıma bedenime yapabileceği şeyler ard arda dolarken ilk defa ondan korktuğumu hissettim.

Elleri üzerimdeki cariye kıyafetini yırttığında nefeslerim hızlandı. "Dokunma sikik herif" sözlerim onu sinirlendirmiş olacak ki alaycı ifadesi yok oldu, onun yerine dişlerini sıktı ve bacağındaki hançeri çıkardı. Hançerin soğuk demiri göğsüme temas ettiğinde ben tepki veremeden Nox yaralı kolumdan tutarak beni duvara bastırdı.

Yaramın acısıyla gozlerimi kapattım, alt dudağımı ısırdığımda ağzıma dolan kan tadı midemi bulandırdı. Nox hançerin ucunu göğsümden karnıma sürüklerken korku bedenimi sardı ancak sakin kalmaya çalıştım.

Bunların başıma gelebileceğini biliyordum, hedefime kolayca ulaşamayacağımı biliyordum, yaralanacağımı biliyordum ve kendimi buna göre eğitmiştim ama günün sonunda insandım ve acının gözlerimi doldurmasına engel olamıyordum.

Hançer göğsümden karnıma doğru inen bir kesik oluşturduğunda bedenim sızladı ama tepkisiz kalmaya çalışarak gözlerimi Nox'un gözlerine diktim. Nox gözlerini gözlerimden ayırmadan fısıldadı "kime çalıştığını söylersen canını bağışlayacağım." Cevap vermedim.

İhanete uğramış olabilirdik ama hala kurduğumuz ekipte güvendiğim insanlar vardı. Onlara zarar gelmesine izin veremezdim, bize ihanet edenlerle zaten kendim ilgilenecektim. Kimliğimi saklamak ve sevdiklerimi korumak için susmak zorundaydım.

Nox cevap vermeyeceğimi anladığında ayağa kalktı, bıkkın bir nefes verirken suratıma bir yumruk geçirdi. Başım yana düşerken dişlerimi sıktım ve başımı kaldırarak yüzüne baktım. Acı çektiğimi nasıl saklayacağımı öğrenmiştim ve zihnim tam olarak yerine gelmişti. Bedenimi kontrol edebilecek seviyedeydim.

Nox bana doğru eğildiginde sabit ifademi koruyarak ona bakmaya devam ettim. Sinirli sesi kulaklarıma doldu "sana şans verdim ama ölmeye meraklısın asilerin suikastçısı ." Beni tanımadığını düşünmüştüm ama lakabımı bildiğine göre araştırmasını yapmıştı.

"Adı dilden dile dolaşan herifin bu kadar aptal olmasını beklemiyordum. Onu altıma almam için kıvranan ve sana ihanet eden liderini ölme pahasına koruman beklenmedik" kıkırdadı ve bana baktı. "Beni yenmeyi düşünmenden aptal olduğunu anlamalıydım. Cehennemde görüşürüz suikastçı" alayla sırıtarak arkasını döndü ve demir kapıyı çarparak çıktı.

Yalnız kaldığımda başımı arkamdaki duvara vurdum ve acıyla inledim. Göğsümden karnıma uzanan kesik bedenimi kanla kaplarken acım dayanılmazdı.Kolumdaki yara ve bedenimdeki kesikler sızlarken gözlerim doldu. Nefes almak giderek zorlaşırken demir kapı açıldı ve bir kadın içeri girdi. Sağlıkçıya benzeyen kadına bakarken göz yaşlarımı silmek istedim ama kolumu kaldıracak gücü bulamadım.

Kadın önümde diz çökerek yanında getirdiği çantasından bir pamuk ve tenturdiyot çıkararak göğsümdeki kesiğe pansuman yapmaya başladığında gözlerimi yere odakladım ve tepki vermeden kadının işini bitirmesini bekledim.

Nox'un beni burada ölüme terk etmek yerine neden bir sağlıkçı gönderdiğini düşünecektim ancak bundan daha önemli bir şey vardı. Nox çetedeki lakabımı biliyordu.

Aslında çetedeki lakabımı herkes biliyordu çünkü beklenmedik bir şekilde bir çete kurulduğu herkese yayılmıştı. Sadece benim değil diğer çete üyelerinin birkaçının da lakabı halk tarafından biliniyordu ancak yüzümüzü kimse bilmezdi. Nox artık Devrim ve benim yüzümü biliyordu.

Nerden öğrendiğini bilmiyordum ama bu hiç iyi olmamıştı. Neyseki veliaht pres olduğumu bilmiyor diye düşündüm. Eğer bilseydi, hiç beklemez beni bahane olarak kullanır ve aileme saldırırdı.

Sağlıkçı kadının yanımdan ayrıldığını ancak demir kapının yüksek sesi yankılandığında fark edebildim. Gözlerimi etrafımda gezdirirken yutkundum. Artık kendime gelmeli ve bir kaçış planı oluşturmalıydım, ayrıca Devrim hala yanımda değildi.

Nox benim yanımdan ayrıldıktan sonra onun yanına gitmiş olabilirdi. Bu düşünceyle içimde bir endişe yükselmesine engel olamadım, Nox şuan Devrim'e işkence ediyor olabilirdi.

Nefeslerim hızlanırken ellerimle yüzümü kapattım ve canımın yanmasını umursamadan yüzümü sertçe ovuşturdum. Devrim'in nerede olduğunu bilmeden bir kaçış planı oluşturamazdım, planım ikimizinde kaçmasını sağlamalıydı. Hiçbir zaman birini yarı yolda bırakmazdım.

Özellikle Devrim'i. Devrim'in yakınımda bir yerde olabileceğini düşündüğüm için etrafı dinlemeye çalıştım. Nox şuan devrim ile konuşuyorsa, yakınımda olduklarında seslerini duyabilirdim ama etrafta hiç ses yoktu.

Nefeslerim hızlanırken sinirlerim iyice bozulmuştu. Devrim'in yerini bilmiyordum, nerede olduğumu bilmiyordum; saatin kaç olduğunu, gece mi yoksa gündüz mü olduğunu hiçbir şeyi bilmiyordum. Göğsümdeki yaranın acısını umursamadan bacaklarımı kendime çektim ve alnımı dizlerime yasladım. Yeni bir plan düşünmek için gözlerimi kapattım ve düşünmeye başladım.
~~~~~
Demir kapı sert bir şekilde kapandığında titredim, kafamı dizlerimden kaldırdığım zaman düşünürken uyuyakaldığımı fark ettim. Nox'a bakarken ağrıyan sırtımı dikleştirdim ve bacaklarımı ileriye doğru uzattım. Nox sırıttı ancak sinirli olduğunu boynundaki damarlardan anlayabiliyordum.

Nox, kollarını göğsünde bağlayarak geri çekildiğinde arkasındaki kapı açıldı ve muhafızlar Devrim'i içeri attılar. Devrim'e baktığımda göğsümde bir sancı hissettim. Heryeri kan içindeydi ve belliki onun yaraları tedavi edilmemişti. Nox'un ben her yaralandığımda bir sağlıkçı gönderirken Devrim'e neden aynısını yapmadığını anlamadım.

Devrim'den gözlerimi ayırmamı sağlayan şey Nox'un üzerime eğilerek çenemden tutup yüzümü kendisine çevirmesiydi. Gözlerim onun gözlerini bulduğunda buz gibi sesiyle konuştu. "Kararı sen vereceksin suikastçı" Nox cümlesine devam ederken Devrim'in ard arda öksürüklerini duyduğumda kafamı hızla ona çevirdim.

Kafamı o kadar hızlı çevirmiştim ki boynum acımıştı. Devrim yere kan tükürürken kalkmaya çalıştığında muhafızlar onu tekme atarak düşürmüştü. Yüzüm sinirle kasılırken sinirle kaşlarımı çatarak Nox'a çevirdim başımı.

Beklemeden konuşmaya başladı "Çetenizin nerede saklandığını söyle ya da arkadaşını ölürken izle." Alayla sırıttı "tercih senin" tekrar Devrim'e baktım. Onun ölmesine tabiki izin veremezdim.

Sinirle Nox'a döndüm. "Yerlerini bilmiyorum" Sözlerimle Nox muhafızlara işaret verdi, Devrim'in karnına bir tekme attıklarında nefesim sıkıştı. Nox a dönerek bağırdım. "Aptal mısın? Nerden bilebilirim! Biz yakalandıktan sonra yerlerini değiştirmişlerdir!" Nox'un çenesi sinirle kasılırken muhafızlar Devrim'e bir tekme daha attı.

"Sözlerine dikkat et ve genelde çetenizin nerelerde saklandığını söyle" bıkkınlıkla soludum. Devrim'in söz konusu olduğu yerde diğer seçeneğin bir önemi yoktu. Bütün yerleri tek tek sayacaktım, çete zaten bize ihanet etmişti diye düşünerek vicdanımı susturmaya çalışırken çetedeki sevdiğim insanlara zarar gelmemesini sağlayacağıma kendi içimde yemin ettim.

Derin bir nefes alarak yaralı göğsümü şişirirken hissettiğim sızıyı umursamadım. Bakışlarım yere odaklanırken çetemizin saklandığı her yeri saymaya başladım.

Nox beni dikkatle dinlerken gözlerim ara ara Devrim'in kanlar içindeki bedenini buldu. Saymayı bitirdiğimde gözlerim Nox'un gözlerine tutundu, beyaz olan yaralı gözünü bir bandajla kapattığını yeni fark ediyordum. Nox'un kömür karası gözünün yanında oldukça dikkat çeken beyaz gözünün hikayesini kimse bilmiyordu. Bilenlerde konuşmaya cesaret edemezdi zaten.

Nox gözüne olan bakışımı fark etmiş olacakki derin bir şekilde yutkundu, gözüne dikkat edildiğinde geriliyordu sanırım. "Bu kadar mı?" Sorusuna hafifçe onaylar anlamda başımı sallarken Nox dikleşti ve bana arkasını dönerek kapıya ilerledi. Muhafızlarda onun peşinden giderken kendime hakim olamadan ona seslendim. "Nox!" Nox sesimi duyduğunda olduğu yerde dururken bedeni hala kapıya dönüktü. Hızla konuştum "bildiğim her yeri söyledim. Anlaşmaya uy ve devrim için sağlıkçı gönder" sözlerim bittiğinde Nox tepki vermedi.

Bulunduğumuz yerden çıktığında demir kapı kapanmadan hemen önce beni tedavi eden sağlıkçı kadın içeriye girerek önce bana daha sonra Devrim'e baktı.

Devrim'e baktığında gözleri genişlerken telaşla Devrim'in yanına çöktü. Devrim o kadar kötü haldeydiki kadın ona bakarken ne yapacağını bilemeyerek birkaç saniye duraksadı. Elimden bir şey gelmediği için kadın Devrim'i tedavi ederken sadece izledim.

Burada daha fazla kalamazdık. Kafamdan binlerce düşünce geçerken düşüncelerime yetişemedim, beynim patlamak üzereymiş gibi hissediyordum.

Kafamı duvara yaslayarak gözlerimi kapattım. Derin nefesler alarak sakinleşmeye çalıştım ve kafamdaki düşünceleri sıralamaya başladım. Şuan en önemli şey buradan çıkmaktı. Buradan çıktıktan sonra her şeyle teker teker ilgilenecektim.
~~~~~~~~~~~~~~~
Burada tutulmaya başladığımız günün üzerinden tahminimce üç gün geçmişti. Devrim şimdi biraz daha iyi durumdayken sağlıkçı kadın her gün kontrole geliyordu.

Çete üyelerinin saklanabileceği yerleri söylediğim zamandan beri Nox bir daha yanımıza gelmemişti ama geleceğini biliyordum.

Büyük ihtimalle çete üyelerini bulamayacak ve sinirle bizim yanımıza gelecekti. O gelmeden önce bizi burdan çıkarmanın bir yolunu bulmalıydım çünkü Devrim daha fazla işkenceye dayanamazdı.

Ben kafamı yan bir şekilde duvara yaslanmış Devrim'e bakarken onunda benimle aynı şeyleri düşündüğünü biliyordum. Kafasını yaslandığı duvardan zorlukla kaldırarak bana baktı "ne yapamayı düşünüyorsun?" Ne yapacağımı bende bilmiyordum.

Kafamda bir plan vardı ancak bir noktada takılıyordum. Kafamı önüme eğerken omuzlarımı silkerek sorunsuz olmasada planımı Devrim'e söylemeye karar verdim.

"Sağlıkçı kadın tahminimce her gün seni kontrole geliyor. Eğer o çıkarken kapının kapanmasını engellersek gizlice çıkabiliriz diye düşündüm ama benim ellerim zincirli ve kapının kapanmasını nasıl engelleriz bilmiyorum" Devrim kafasını anladığını belli etmek için aşağı yukarı hafifçe salladı ve konuştu. "Benim ellerim bağlı değil. Belki bir şeyler yapabilirim" Bu benimde aklıma gelmişti ama Devrim'in ellerinin zincirli olmaması o kadar düşünmeme rağmen hiçbir işimize yaramıyordu.

Devrim başını yana eğdi ve bir şeyler mırıldandı ama duyamadım. "Ekip arkadaşıyız biz. Ne planladığını söyle" Devrim gözlerini devirdi ve bana baktı "sinirlenme hemen. Sadece şurdaki taşı kaldırabilir miyim diye düşünüyordum" Taş mı? Kafamı Devrim'in baktığı yere çevirdiğimde gerçekten orada bir taş olduğunu fark ettim.

Karanlıkta kaldığı için mi bilmiyorum ama daha önce bu taşın burada olduğunu hiç fark etmemiştim. Devrim'in düşündüğü konuyu bende düşünmeye başladım.

Taş oldukça ağır görünüyordu. Devrim normal gücüyle taşı kaldırabilirdi ama şuan bedeni normale göre daha güçsüz bir haldeydi. Taşı kaldırabilir mi emin olamadım ama denemekten zara gelmeyeceğini düşünüyordum.

"Dene istersen" Devrim bir şey söylemeden ayaklandı. Canının acıdığını buruşturduğu yüzünden anlayabiliyordum ama onu durdurmadım. Kaçmamızın tek yolu şuan bu gibi görünüyordu

Devrim taşa ulaştı ve derin bir nefes alarak bir süre bekledi. Gücünü toplamaya çalıştığını bildiğim için onu aceleye getirmeden sakince izlemeye devam ettim.

Devrim en sonunda taşı kaldırdığında zafer gülümsemesiyle bana baktı. Bende ona gülümserken devrim taşı kapının kenarına koydu ve eski yerine oturdu. O bana kendiyle gurur duyduğunu belli eden ukala bakışlarını gönderirken gözlerimi devirdim ve konuştum. "Tebrikler ama bu sorunumuzu çözmedi. Hala benim zincirlerimi nasıl halledeceğimizi bilmiyoruz. Ayrıca o taş fazla büyük kadın fark etmese bile kapının önündeki muhafızlar o taşın büyüklüğünden dolayı kapının aralık olduğunu fark eder"

Söylediklerimle Devrim'in yüzü düştü. İfadesi ciddi bir hal alırken ona bakmayı bıraktım kafamı duvara yaslayarak oturduğum yerde biraz aşağı kaydım. Günlerdir düşünüyordum ve gerçekten ağlamak üzereydim. Hep bir planım olurdu ama şimdi kendimi bir aptal gibi hissediyordum.

Bunun yanında açlık gibi bir sorunumuz vardı. Açlıktan midem kazınıyordu. Sağlıkçı kadın Devrim'in iyileşmesi için ona biraz yemek getiriyordu. Devrim'e yapmamasını söylesemde yemeğini benimle paylaşmakta ısrar ettiği için iki gündür onun tek öğünlük yemeğinin yarısını yiyordum.

İlk gün yememeye oldukça kararlıydım ama açlıktan ölmek üzere olduğum için sadece bir gün dayanabilmiş ikinci gün Devrim'in yemeğinin yarısını yemeye başlamıştım.

Aklıma gelen fikirle bir anda yerimde doğruldum. Nasıl daha önce düşünememiştim? Bulunduğumuz bu ortam ve Devrim'in işkence edilmiş halini görmem psikolojimi gerçekten kötü etkilemiş olmalıydı çünkü beynim geçen zamandan sonra bile uyuşuktu.

Devrim bir anda doğruluğumu fark etmiş olmalıydı ki dalgın bir şekilde yere bakan mavilerini bana çevirdi. "Ne oldu?" Heyecanla ona dönüp konuşmaya başlayacaktım ki duraksadım. Sesimiz dışarı gidiyor olabilirdi ve muhafızlar planımızı duymamalıydı.

Normalden biraz kısık bir sesle konuştum "sağlıkçı kadını kendi tarafımıza çekelim. İkimiz birleşirsek onu ikna edebiliriz" Devrim söylediklerimi değerlendiriyormuş gibi gözlerini kıstı ve başını omzuna eğdi. Daha sonra gözlerini mavilerimle buluşturdu. "Deneyebiliriz bence" onun söylediğine gülümsedim.

Sağlıkçıyı kendi tarafımıza çekmek her yönden bizim için karlıydı. Tahminimce yarın tekrar gelecekti ve bende onunla konuşma fırsatı bulacaktım. Günün devamı nasıl bir konuşma yapacağımızı düşünerek geçti.
~~~~~~~~~~~
Ertesi gün kadın her zamanki kibarlığıyla muhafızlarım açtığı kapıdan içeri girdi ve bize yaklaşmadan önce kapının kapanmasını bekledi. Hastalarıyla baş başa kaldığında Devrim'in durumu daha ağır olduğu için önce ona ilerledi.

Kadın, Devrim'in şarkılarını değiştirirken etraf sessizdi. Ben izlemekle yetinirken Devrim önce benden bir hamle bekliyordu. Kadın benim yanıma gelerek önümde diz çöktüğünde göğsümdeki yaranın bandajını değiştirmeye başladı. Kısık sesle konuştum. "Devrim sence bir işkenceye daha dayanabilir mi?" Kadın sorumla bir an afalladı ve şaşkın bakışlarını bana dikti ancak hemen toparlayarak bakışlarını benden çekti ve işine devam etti. O sırada soruma kısık sesle "sanmıyorum" diyerek yanıt verdi.

Gözlerimi Devrim'e çevirdim kendi kendime konuşuyormuş gibi kısık sesle "prens'in gelmesi uzun sürmez. Sanırım ölmeye mahkumuz" dedim.

Bunları derken göz ucuyla kadına bakıyordum. Bir sağlıkçı olarak kimsenin ölmesine izin vermeyeceğini biliyordum. Bir süre duraksadı ancak yutkundu ve göğsümdeki yaraya pansuman yapmaya devam etti.

İçinde bir çelişki yaşadığını biliyordum ve bunu engellemem gerekiyordu. Devrim baygın bakışlarıyla sağlıkçı kadına baktı "bize yardım edemez misin?" Söyledikleriyle başımı ona çevirdim.

Benimle aynı anda başını ona çeviren sağlıkçı yaşadığı şaşkınlık yüzünden sadece ağzından bir "ne?" Nidası çıkarabilmışti. Kadına döndüm "bize yardım edebilecek tek kişi sensin. Sağlıkçı olarak bir insanın ölmesine göz yumamazsın değil mi?" Kadın benim sözlerimle bana döndü ve bir nefes vererek konuştu.

"Sarayda zindan görevlisi olarak çalışıyorum ben. Zindana atılanları sadece kral'ın istediği süre boyunca yaşatıyorum. Yani sandığından daha fazla insanın ölmesine izin verdim." Devrim kaşlarını çattı ve sinirle konuştu "nasıl sağlıkçısın sen? İnsanların ölmesine izin vermen değil yaşatman gerekiyor." Sağlıkçı kadın sinirle Devrim'e karşılık verdi.

Aralarında oluşan gerginliği sadece izleyebiliyordum çünkü ikiside ben ağzımı açamadan birbirlerine cevap veriyor, giderek seslerini yükseltiyorlardi. "Yeter" diyerek dikkatleri üzerime çektim ve bıkkınlıkla konuştum "tartışmayı bırakın. Muhafızlar bizi duyarsa üçümüzde ölürüz" ikiside sessizleştiğinde sağlıkçı kadına baktım ve derin bir nefes alarak konuştum "bak, eğer biz kaçtıktan sonra öldürüleceğini düşünüyorsan düşünme. Bizimle beraber gel. Hem sende üstündeki yükten kurtulmuş olursun" kadın gözlerini yere sabitledi ve bir süre düşündü.

En sonunda önce bana daha sonra devrime baktı ve başını onaylar anlamda salladı. "Peki, sizinle geleceğim. Aklınızda bir plan var mı?" Ben gülümserken Devrim gözlerini devirdi. Onun gözlerini devirmesine karşılık bende gözlerimi devirirken sağlıkçı kadınla birlikte bir plan oluşturmaya başladık