5. bölüm / 6
ASHES5.BÖLÜM
Bölümler 6Şu an: 5.BÖLÜM
- 1 1.BÖLÜm618 kelime
- 2 2.BÖLÜM540 kelime
- 3 3. BÖLÜM346 kelime
- 4 4.EMİR762 kelime
- 5 5.BÖLÜM1.196 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 6. Bölüm794 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Emir ile olan buluşmamızın garipliğini atlatamamıştım hâlâ.
Eve gelip üstümü değiştirdim. Yemek yedikten sonra Berfin ile film izledik. Dersimi çalıştım ama hâlâ aklım o gruptaydı. Ashes…
Ashes deyince gözümde artık bir sürü şey canlanıyor. Ama en çok da Oğuzhan canlanıyordu. Bu olayları ve Ashes’i daha yakından öğrenebilmem için okulda olmam lazımdı. Hem Emir ile hem de Oğuzhan ile yakın mesafede olurdum. O yüzden yarın okula gidiyorum.
Günler sonra sabahın köründe kalkmak çok zor gelmişti. Saat tam 06.00’da kalkmıştım. Bugün aylar sonra okula şık olarak gitme günüydü.
Ekim ayının başı olduğu için havalar artık yavaştan soğuyordu. İçime kısa kollu bir beyaz gömlek giydim. Giyme amacım sadece yakasının gözükmesiydi. Üstüne çok kalın olmayan bordo bir kazak giyip gömleğimin yakalarını üstüne bırakmıştım. Altıma kombini tamamlamak için siyah bir pantolon ve Adidas Samba’larımı giymiştim. Saçlarım ise berbat durumdaydı.
Anlaşılan bugün sleek bun günüydü. Saçlarımı sıkıca toplarken aynadaki yansımama baktım. Aylardır okula doğru düzgün gitmediğim için üzerimde garip bir heyecan vardı. Sanki bugün sadece derslere girmeyecek, aynı zamanda Ashes hakkında kafamdaki bütün soru işaretlerinin cevaplarını bulacaktım.
Telefonu çantama attıktan sonra aynada son bir kez kendime baktım.
Kapımda beliren Berfin’e baktım. “Nasıl olmuşum?”
Kapıya yaslanmış, beni izliyordu. “Sen hayırdır ya?” dedi gülümseyerek. “Hayırdır bu hazırlanmalar, süslenmeler? Hepsi o dün yanına gelen çocuk için, değil mi?”
Bir an içimdeki gülücüğü tutamadım. “Saçmalama Berfin!” dedim gözlerimi devirerek.
“Neydi adı… EMİR’di, heh hatırladım. EMMİRRCİĞİN seni beğenir her halinle, merak etme.”
Emir’i o kadar çok bastırarak söylemişti ki bir an Rus olduğuna bile inanabilirdim. O sarı saçlarda star parçası olurdu, hiç sırıtmazdı zaten.
“Alakası yok tatlım. Artık eski Ece’yi görüyorsun karşında. Alış derim buna.”
“Ne güzel o zaman. Hadi, saat geliyor, çıkalım.”
Berfin’le birlikte evden çıktığımızda havanın serinliği yüzüme çarptı. Birkaç ay önce olsa bu saatte yataktan çıkmak bile istemezdim. Şimdi ise garip bir şekilde içimde sabırsızlık vardı.
Üst üste iki gündür okula gidiyordum. Uzun bir aradan sonra. Berfin de bu durumu çok garipsemişti.
Ben arabayı çalıştırıp otoparktan çıkarken içindeki merakı tutamamıştı. “Sen şimdi bayağı bayağı okula ders dinlemeye geliyorsun, he.”
Hiç konuşmadan kafa sallayıp gülümsedim.
“Buna ne sebep oldu peki?” Hâlâ okula gelmemi sorguluyordu.
“Derslerim Berfin, derslerim. Dün dosya teslime gittiğimde bile hoca sorguladı. Sen neredesin diye sormaya başladı.”
“Yani gelmenin nedeni o çocuk değil mi?”
Aslında öyle gibiydi. Yaşadıklarımı Berfin’e anlatmayı çok isterdim ama Emir’in dediği gibi tehlikeli bir durumsa asla anlatamazdım.
“Hayır, benim de kendi işlerim var. Sonuçta ben de okuyorum ya hani.”
Birkaç saniye bana bakarak gülümsedi. “İyi, öyle olsun bakalım.”
Kampüse geldiğimizde her yer bıraktığım gibiydi. Değişen tek şey daha da kalabalık olmasıydı. Bir de ben değişmiştim tabii.
“Sabahın köründe ne seçmeli dersi ya? Bir de çok gereksiz bir ders. İletişim becerimizin düşük olduğunu düşünüp mü koydular acaba ya?”
Berfin yanımda sitem ederken hâlâ etrafa bakınıyordum. Biraz gerginleşmiştim. Dün Emir’lerin oturduğu basamaklara baktığımda yine orada bir grup oturuyordu.
“Ay Berfiiinn, ders işte. Ay acaba kim giriyor derse?”
“Kız, sen şaka maka hiç girmedin mi bu derse?”
“Yok, hiç girmedim. Sonradan açıklandı ya bu seçmeli dersler. Aksaklık mı ne olmuştu ya, ondan sonra gelmedim işte.”
Elini sırtıma koyup sıvazladı. “Murat Hoca giriyor derse. Seversin.”
“Ayy, canım hocam ya. Dün projeyi teslim ederken azıcık azarlamıştı. Bugün beni görmesi iyi olur.”
Okulumu gerçekten özlemiştim. Yerde oturanları görmek, elinde kahve ile dolaşanlar, hocaların peşinde dosyayla koşanlar… Gerçekten okulumu seviyordum. Sadece o zamanlar biraz yorulmuştum. Verdiğim ara beni daha iyi şekilde geri getirmişti. En azından ben buna inanıyordum.
“Bir de mühendis binasının içinde seçmeli ders sınıfı.” dedi Berfin.
Bu laf biraz canımı sıkmıştı. Aslında onları görmek istiyordum, biraz korkuyordum aynı zamanda. İçimi kaplayan huzursuzluk adım attıkça büyüyordu.
Dersliğe geldiğimizde gördüğüm manzaraya çok şaşırmıştım. Bu kadar küçük bir derslik olmasını beklemiyordum. Bizim okulumuza yakışmayan bir görüntüydü.
“Berfin, burada yer bulamayabiliriz.” dedim etrafa bakınarak. “Beni yalnız bırakma, yanıma otur.”
“Aha, bak şurada sıra var, oraya oturalım.” dedi eliyle arka taraftaki sırayı gösterirken.
Sıraya yaklaştıkça acı gerçeklerle karşılaştım. Acı gerçek iki kişiydi. En görmek istemediğim elemanlar. Tabii ki Emir ve Oğuzhan.
Ben daha konuşamadan Berfin de onları görmüş olacak ki gülmesini tutmaya çalışırken bana baktı. O sırada Emir’e bakıyordum.
İçimden bir ses bu dersin çok garip olacağını söylüyordu. Basamakları çıkarak sırımıza ilerlerken onlar da bizi fark etmişlerdi.
Emir her zamanki samimiyeti ve neşesiyle gülümseyerek baktı bize. “Vay vay vayy… Sizleri görmeyi beklemezdik, hoş geldiniz.”
Çok zaman geçmeden Murat Hoca geldi. İlk başta sınıfa biraz göz attı. Beni gördüğünde gülümseyip parmak salladı. Sonra ön sıraya baktı. Oraya da gülümsedikten sonra masaya oturdu.
“Gençler, aramızda yeni iki kişi var. Bu ders iletişim dersi olduğu için samimiyet olmasa bile birbirlerinizi tanımanızı istiyorum.”
Berfin kulağıma eğilip kıkırdadı. “Çok eğlenceli olacak. Lisenin ilk günü gibi düşün.”
Dediklerine pek anlam veremeyerek yüzümü buruşturdum.
“Ece!” diye bir ses yükseldi Murat Hoca’dan. “Ece Hanım, çok başarılı olmasına rağmen okuluna gelmeyip bizi yalnız bırakmayı tercih ediyor.”
Sınıftan birkaç kişi gülerken ben de kendimi tutamadım. Önümdeki sıradaki ayrılmaz ikilinin de güldüğünü görünce garipsemiştim. Oğuzhan’ın gülümsemesi biraz fazla dikkatimi çekmişti.
Tam o sırada Murat Hoca arka tarafa döndü. “Oğuzhan da geçen seneden kalan öğrencilerimizden. Bu dersi tekrar görüyor.”
Duyduğum anda istemsizce güldüm. Çok sesli değildi ama kendisi duymuştu. Başını yavaşça bana çevirdi.
“Ne gülüyorsun?”
“Bir şey yok.” dedim gülümsemeye devam ederken.
Kafasını salladı. “Belli oluyor.”
Dediklerine anlam verememiştim. “Ne belli oluyor?”
Konuşmamızı duyan Emir de arkasını dönüp bizi dinlemeye başladı.
Oğuzhan bakışlarımı bir kez olsun benden ayırmadan konuşmaya devam etti. “Benim sınıfta kalmama sevindiğin.”
“Sevinmedim. Sadece biraz şaşırdım.”
Kaşını kaldırıp sordu. “Niye?”
Ne o geri adım atıyordu ne de ben. “Senin gibi birinin sınıfta kalacağını düşünmezdim.”
Kaşını kaldırdı. “Sen benim hakkımda ne düşünüyorsun ki?”
“Çok başarılı, çok çalışkan, derslerine aşırı düşkün falan.” diyebildim.
Sonra Oğuzhan hafifçe güldü. “Tipime bakıp karakter analizi mi yapıyorsun?”
“Sen de beni iki dakikada çözmüş gibi konuşuyorsun. Ben de senin hakkında iki laf edince neden garibine gidiyor?”
“Ben seni gözlemledim, arada çok fark var.” Konuşma gittikçe gerilmeye başlamıştı.
“O farkı anlat da öğrenelim.” dedim ona biraz yaklaşıp. Ondan korkmadığımı belli etmeye çalışıyordum.
O da bana doğru biraz eğildi. “Sen fazla meraklısın.”
Söylediği şeyden çok, bunu söylerken yüzündeki rahatlık dikkatimi çekmişti. Sanki beni çoktan çözmüş, benim bundan haberim yokmuş gibi konuşuyordu. Sınıfta herkes Murat Hoca’nın anlattığı şeye dönmüşken bizim bulunduğumuz tarafta bambaşka bir konuşma dönüyordu.
“Sen de fazla gizemli takılıyorsun.” dedim, sesimi fazla yükseltmeden.
Oğuzhan’ın kaşının biri hafifçe kalktı. “Belki gizemli değilimdir.”
“Belki de sadece konuşacak bir şeyin yoktur.”
Bu kez yüzündeki ifade değişti. Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluşurken birkaç saniye bana baktı. Sonra arkasına yaslanıp, “Fena değilsin, laf yetiştirmekte.” dedi.
İstemeden güldüm. “Benden beklemiyordun galiba.”
“Hayır.”
Cevabının bu kadar net gelmesiyle kaşlarımı çattım. “E o zaman?”
Oğuzhan gözlerini üzerimden çekmeden birkaç saniye sustu. Sınıfın önünden Murat Hoca’nın sesi gelmeye devam ederken, o sanki hiçbirini duymuyordu.
“Bu kadarını beklemiyordum.”
“Hayal kırıklığına mı uğradın?”
“Tam tersi.”
Gülümsemem yeniden yüzüme yerleşti. Tam arkamı dönüp derse bakacaktım ki Oğuzhan’ın sesi tekrar geldi.
“Ben de öyle düşünmüştüm, Kutay.”
Kutay?
Gülümsemem yüzümden silindi. Kutay benim sadece soyadım değildi. Bana takılan lakaptı. Bunu bilen insan sayısı da öyle çok değildi.
Yavaşça ona döndüm. Oğuzhan yüzümdeki değişikliği fark etmişti. Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı. “Ne oldu?”
Hiçbir şey söylemedim. Sadece gözlerimi ondan ayırmadan bakmaya devam ettim.
Oğuzhan birkaç saniye daha sustu. Sonra sanki az önce hiçbir şey olmamış gibi önüne döndü.
Ben ise olduğum yerde kalmıştım.
Kutay’ı nereden bildiği düşüncesi kafamı doldurmuştu bile.
Bölüm etkileşimi
