28. bölüm · Arkadaşk

BÖLÜM 27: SUDESIZ GEÇEN İLK GÜNLER

Arif Kurt

Sude’nin o ağır cümlesi kulaklarımda yankılanıyordu:
— “Ayrılıyorum. Bitti.”
Bitti…
O an, hayatımın en ağır darbelerinden birini yemiştim.
Telefon ekranında adını görmeye çalıştım, defalarca aradım. Ama her denememde karşıma çıkan tek şey “Meşgul” ya da “Bu numara artık ulaşılamıyor” oldu. Sosyal medyada aradım, engel. Mesaj atmaya çalıştım, ulaşmadı. Sanki bir anda yok olmuştu. Daha dün hayatımın en önemli parçası olan insan, bir gecede ulaşılmaz olmuştu.
O gece sabaha kadar uyumadım. Gözlerim tavana kitlenmiş halde, elimde telefon… Belki açar, belki bir şey yazar diye bekledim. Ama hiçbir şey olmadı.
Sabah olduğunda hayat yine akıyordu. İnsanlar işe gidiyor, sokaklar kalabalıklaşıyordu. Ama bana göre dünya durmuştu. Benim için saatler geçmiyor, dakikalar ağırlaşıyordu.
Sudesiz ilk sabahımda, onsuz kahvaltı yapmak, onsuz güne başlamak… Boğazımdan lokma geçmedi. Sanki yemek bile bana haram olmuştu.
İlk günün en zor anı, telefona her baktığımda onun yazmadığını görmekti. Her titreşimde kalbim hızlandı, “belki o yazdı” diye koştum. Ama hep başkaları… Hep boş mesajlar. Onun adı yoktu.
İkinci gün geldiğinde, içimdeki boşluk daha da büyüdü. İlk gün şoktu, ikinci gün gerçekti. İşte o zaman anladım: O gerçekten gitmişti.
Geceleri uyuyamıyor, gün içinde hiçbir şeye odaklanamıyordum. Arkadaşlarım arıyor, ama kimseye derdimi anlatmak istemiyordum. Çünkü onlar zaten Sude’nin tarafındaydı. Ben anlatsam da inanmayacaklardı. “Kesin sen bir şey yaptın” diyeceklerdi. O yüzden sustum.
Telefonumda onunla olan eski mesajlara tekrar tekrar bakıyordum. Gözümden yaşlar akarken kendi kendime soruyordum:
— “Nasıl bu kadar çabuk bitti? Daha dün bana aşkım diyen insan, nasıl iki kelimeyle hayatımdan çıkıp gidebilir?”
Üçüncü gün olduğunda, artık sabrım tükenmeye başlamıştı. Hala ondan bir işaret bekliyordum. Belki özlemiştir, belki pişman olmuştur diye umut ediyordum. Ama olmadı.
Günler geçtikçe, onsuzluğa alışmaya değil, onsuzluğun acısını daha derin hissetmeye başladım. Sabahları uyandığımda ilk düşündüğüm yine o oluyordu. Akşam uyumadan önce gözümden son düşen yaş yine onun içindi.
Sudesiz geçen ilk günler, bana hayatımın en uzun günleri gibi geldi. Her dakika ağır, her saniye acıydı.
Ve ben, bir yandan “belki döner” diye umut ederken, bir yandan da içten içe biliyordum: O artık başka biriydi. Bana sırtını dönmüş, başka bir hayata yürüyordu.
Ama ben hâlâ olduğum yerdeydim… Kalbimin tam ortasında kocaman bir boşlukla.
Bu bölüm, kaybın ve ayrılığın kişide yarattığı boşluğu, çaresizliği ve umutsuzluğu anlatıyor. Sevdiğimiz birinin ani yokluğu, sadece fiziksel değil, ruhsal bir eksiklik de yaratır. Sudesizgeçirilen ilk günler, yalnızlığın, özlemin ve kalpte açılan boşluğun en yoğun şekilde hissedildiği anları temsil ediyor. Bazen zaman durur, dünya devam eder gibi görünür; ama kalbimizdeki acı, günlerin ağırlığıyla ölçülür.