27. bölüm · Arkadaşk
BÖLÜM 26: AYRILIĞA GIDEN YOL
O gün, işten çıkıp eve dönerken telefonda konu açıldı. Sude bana çalışmak istediğini söyledi.
Ben de ona, sakin bir şekilde şunu dedim:
— “Çalışmak istiyorsan çalış güzelim, ben karışmam. Ama paranı onlara verme.”
Sude’nin cevabı içimi burktu:
— “Aşkım, mecburum diyorum. Hepsini vermem herhalde…”
Ben yine ısrar ettim:
— “Tamam, peki aşkım… Ama verme onlara.”
Sude sesinde yorgunlukla tekrarladı:
— “Ama alacaklar yani… Vermesem işten bile çıkarırlar. Hem abim diyorlar, ‘çalış, destek ol’ diye. Vermesem hayırsız evlat derler, dillerinden düşmem artık ömür boyu.”
Bunu duyunca içimden öfke kabardı.
— “Aşkım, o kadar paraları var, sana bir şey bile almıyorlar. Senin onlara para vermen mi gerekiyor? Böyle şey olur mu? Onların yapmadığını sen yapmak zorunda değilsin.”
Ama Sude her zamanki gibi yine kendi bildiğini söyledi. Sanki beni hiç anlamıyordu. “Hı” diyerek geçiştiriyordu. Konu kapanmadı, ama ben uzatmadım:
— “Tamam aşkım, nasıl istersen…”
O da kırgın bir sesle sordu:
— “Ben mi istiyorum aşkım? Neden anlamamakta ısrar ediyorsun? Anlamadın mı hâlâ?”
Benim kızdığım noktayı tekrar anlattım:
— “Bak, benim derdim şu. Onlar sana hiçbir şey almıyor, destek olmuyor. Senin onlara para vermene ya da onların senden almasına kızıyorum. Ayar oluyorum böyle insanlara.”
Ama o yine beni anlamadı. Hı deyip geçti.
O gece dayanamadım, konuyu kapatıp “İyi geceler aşkım, ben yatıyorum” dedim.
Sabah olduğunda ilk işim ona “Günaydın” yazmaktı. Ama cevabı yine aynıydı: “Hı.”
Birkaç saat bekledim, tekrar yazdım. Yine aynı. “Hı.”
O an sinir oldum. Halbuki onun iyiliğini istemiştim. Ama suçlu ben olmuştum.
Sonra düşündüm, biraz geri çekileyim, belki hatasını anlar. Ama iş tersine döndü. Bana şöyle yazdı:
— “Sen hatanın farkında değil misin?”
Şaka gibiydi… Hangi hata? Ben sadece doğruyu söylemiştim.
Ve tartışmanın ortasında, bir anda o cümleyi kurdu:
— “Ayrılıyorum. Bitti.”
Donup kaldım. Kalbim sıkıştı, nefesim kesildi. Daha o an ne olduğunu bile anlayamadan beni her yerden engelledi.
O kadar basit miydi? Her şey, sadece “hı”larla başlayan bir tartışmanın ardından bitecek kadar mı zayıftı?
Defalarca aradım, defalarca… Çünkü konuşup halletmek istiyordum. Ama tek söylediği şuydu:
— “Beni rahatsız etme.”
Şaka gibi geliyordu. İnsanın iki dakikada, hiçbir şey olmamış gibi sizi hayatından silmesi…
Daha da ağırına giden, arkadaşlarının tavrıydı. Sanki ben büyük bir suç işlemişim gibi… Sanki ben onu aldatmışım da suçluymuşum gibi birdenbire bana düşman kesildiler.
Ve işte… Olayların başladığı an tam burasıydı.
Bundan sonrası… Bambaşka bir hikâyeye açılan kapıydı.
Bu bölüm, iletişimsizlik ve yanlış anlaşılmaların ilişkileri nasıl kırılgan hâle getirebileceğini gösteriyor. En yakın hissettiğimiz kişilerle bile, kelimeleri doğru şekilde paylaşamadığımızda ne kadar kırılgan olabileceğimizi hatırlatıyor. Bazen en küçük anlaşmazlıklar, yılların güvenini sarsabilir; ama önemli olan, hatalardan ders alabilmek ve iletişimi koparmadan çözüm aramaktır.
