1. bölüm · Arkadaşk
Bölüm 1 Bir mesajla başlayan hikaye
Herkese merhaba, ben Arif.
Aslında bu kitabı onunla birlikte yazacaktık. Söz vermiştik birbirimize. Sayfaları birlikte yazacaktık, kelimelerimiz birbirine karışacaktı. Ama olmadı… Her şeyin bir yalan olduğunu öğrendim. Meğer ne çok inanmışım. Meğer ne salakmışım. Oysa her şeyi yapabilecek gücüm vardı… ama işte, bazı gerçekler gecikmeli gelir.
Şimdi sizi her şeyin başlangıcına götüreceğim.
Zaman: Askerdeyim.
Yer: Koğuşun sessiz köşesi.
Gece, herkes uyumaya hazırlanıyor ama ben elimde telefon, sosyal medyada gezinip duruyorum. Uykum yok. Düşüncelerim dağınık. Tam o sırada bir profil dikkatimi çekiyor.
Sude.
Kimseye istek atmam genelde. Ama ona attım. Nedenini hâlâ bilmiyorum. Belki de kader bir tık'ta gizliydi.
Saatler sonra, Sude isteğimi kabul etti.
Şaşırdım.
Bir de üstüne o da bana istek atmış.
Hiç beklemiyordum.
Derken o akşam paylaştığı bir hikâyeye denk geldim:
“Kafamı dolaba çarptım :/”
İçimden bir kahkaha koptu. Gülerek mesaj attım:
— Dolaba bir şey oldu mu? 😄
O da cevabı yapıştırdı:
— Amel defteri kapandı 😂
Ben de:
— Tüh ya… çok iyi bir dolaptı oysa 😄
Güldü. O kadar içten, o kadar sıcaktı ki...
Yazışmalar devam etti.
— O kadar iyisin ki, sağ ol gerçekten, dedi.
— Demi ya… melek gibi insanım valla, dedim şakayla. 😇
Günler geçti.
Ben hâlâ askerim.
O Eskişehir’e gitmiş, tatilde. Hikâye paylaşmış.
Ben de dayanamadım, yazdım:
— Ohh, hayat sana güzel!
Sude cevapladı:
— Bana mı güzel? Buna gülünür işte 😂
Ben:
— Evet kızım, ben burada askerim, ağzıma sıçıyorlar. Sen orada rahatsın! 😅
Sude bir an ciddileşti:
— Kırk yılın başında dışarı çıktım, o da düğün vardı diye. Yoksa çıkamıyorum evden. Aile baskısı yüzünden…
Ben:
— Ben de çıkamıyorum, askerim. Ankaradayım şu an.
O da:
— Ben de Ankaralıyım biliyorsundur belki. Neresindesin?
— Çankaya, Kara Harp Okulu’nda yapıyorum görevimi, dedim.
— Ben de Mamak’tayım, dedi.
— İyiymiş ama bir daha Ankara’ya gelmek istemiyorum 😄
— Niye be, Ankara iyidir aslında, dedi.
— Neresi iyi? Cumhurbaşkanı gelecek diye her yeri temizlettiriyorlar 😅
— Olur öyle, deyip güldü.
Saat gece 9-10 olmuştu. Hâlâ yazışıyorduk.
— Gülme kızım, yoruldum valla… Allahtan bitmesine 36 gün kaldı. Gün sayıyorum.
O da iç geçirdi:
— Ay gülüyorum ama… ne kadar zor olduğunun farkındayım. Allah kolaylık versin, reis. Vatan sana emanet.
Ben gülümsedim.
— Vatanı ben kurtarıcam. 😂
— Heyt be, aslanım! 💪diyerek güldü.
Ama sonra…
Sude bir daha yazmadı.
Bekledim.
Günler geçti.
Hiçbir şey gelmedi.
İçimden “sıkıldı herhalde” dedim.
Kendi kendime konuşmaya başladım.
“Çok yazdım… belki baydı onu”
“Benim yerimde kim olsa sıkılırdı zaten…”
“Ne sandın Arif, hikâye yazmak kolay mı?”
Ama o ilk yazışmalar…
İnsanın aklına mıhlanıyor.
İçine dokunuyor bazı mesajlar.
O "gülmeler", o "iyisin ya sen" deyişleri...
İnsanın içini ısıtıyor.
Ben hâlâ o geceyi unutamıyorum.
Aslında her şeyin orada başladığını bilmiyordum.
Şimdi geriye dönüp baktığımda, keşke orada kalsaydı diyorum.
Keşke sadece bir mesajda başlasaydı… ve orada bitsedi.
Ama hikâyemiz daha yeni başlıyor.
Ben hâlâ buradayım.
Ve size anlatacak çok şeyim var…
Şimdi bu kitabı yalnız yazıyorum.
Ama her cümlede onun izi var.
Her satırda o akşamlar, o mesajlar, o içtenlik…
Ve bu daha sadece başlangıç.
Sizi şimdi... biraz daha içeri alacağım.
Asıl hikâye şimdi başlıyor…
