AMFİDE CİNAYET kitap kapağı

9. bölüm / 9

AMFİDE CİNAYET

BAĞLANTILAR

Vaveyla Yazarı: Belinsu Uslu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: BAĞLANTILAR

Havalar ısınmaya başlamıştı, bahar geldiğini belli etmek için ağaçlara çiçekler kondurmuş, geceleri kısaltmış, gündüzleri uzatmıştı. Bazılarının gündüzleri aydınlanmış ve enerjiyle doldurulmuş olsa da kalanların karanlıktaki macerası devam ediyordu. Gecelerin sessizliği bozulmamış hatta olduğundan da beter olmuştu. Savaşların, yıkılışların anılarını biriktiren hep gece olur, o anları unutturana da gündüz denilir. Kısmen doğru olsa da öyle anlar vardır ki insan gündüz olduğunu fark etmez. Uyanır, gününü geçirmesi gerektiği gibi yaşar ve uyur. Onun için gündüzün geceden farkı yoktur. Yıkımlar, ölümler, savaşlar, yangınlar, depremler ve daha nice felaket devam etmektedir onun hayatında. Gözlerini aydınlığa açmış olsa da içindeki karanlığı aydınlatamamıştır. O içindeki karanlığın bir parçası da geçmişten gelir, yaşanmışlıklardan doğar. Geçmişi geceye benzeyen gündüzün kıymetini bilir sadece, geçmişini aydınlığa çıkaramaz. Gündüzleri sever ama ruhu hep gecededir. Gündüzleri yaşar, geceleri geçmişi hatırlamakla meşgul olur. Gündüzle konuşur, geceyle hesaplaşır. Gündüzden korkar ama gece onun güvendiği limandır, onu yarı yolda bırakmaz. Gündüz; bir anda fırtına çıkartabilir, hava kapalı olup güneşi göstermeyebilir, kendini gece gibi gösterebilir ama gece hep gecedir, hep karanlıktır. Gece iyi sır tutar, gündüz sır tutamaz, fazla konuşkandır. Gündüz geçmişi ve anıları yaratır, gece ise geçmişi yaşatır. Birbirlerinden tamamen farklı olan iki olay birleşince yaşam başlar, o yaşamda gerçekler yatar. Gerçekler saklanmaya çalışır bazen ama iki yol da aynı yere çıkar, gün yüzü.
3 Mart 2025
Haftalar sonra ilk defa buluşmaya sözleşmişti bizimkiler. Bu sırada hepsi evde kalmış, okula gidememiş, vizeleri de ertelenmişti. Ölenlerin ve kaybolanların haberleri WhatsApp grubunda paylaşılıyordu, polisler ve savcılardan oluşan bir ekip olayı araştırıyordu ama pek umutlu haberlerle dönemiyorlardı, katilden en ufak bir iz bile bulamamışlardı. Zaman daralıyordu, ölenlerin sayısı ise artıyordu.
Dışarıda buluşmak imkansıza yaklaşmıştı, dinlenme ihtimallerine karşı da görüntülü konuşamıyorlardı. Onlar da her ihtimali düşünerek bir plan yapmışlardı önceki gün. Demir’in evi en güvenli buluşma yeriydi, hepsi oraya gelecekti. Eylül zaten orada kalıyordu; Yiğit, Gizem ve Eren’i evlerinden Demir’in göndereceği özel şoför alarak eve getirecekti. Bu sırada da hepsi telefonlarından görüntülü arama yapacaklardı, böylece birine bir şey olduğunda nerede olduğundan haberleri olacaktı. Hepsi için en güvenli yöntem buydu. Aynen de öyle oldu, beşi Demir’in evinde öğle saatlerinde buluştular. Yardımcı, atıştırmalıklar ve kahve hazırlamıştı onlar için. Hepsini salondaki masaya bıraktı ve salondan ayrıldı. Beşi de masaya oturmuş, kahvelerinden yudumluyorlardı, kimseden her zamanki gibi çıt çıkmadığından ölüm sessizliği oluşmuştu ve her zamanki gibi bu sessizliği Demir bozdu. “Yarın mahkememiz var, Emir hocayla dün konuştum, toplayabildiğimiz tüm delilleri topladık. O günler ne yaşadıysak aynen anlatacağız hakime, nasıl olsa kimse suçlu değil veya suçluyla iş birliği yapmıyor. Herkes bizden şüphelenecek büyük ihtimalle ama biz kimseden şüphelenmeceğiz. Emir hoca bir sonuç çıkmaz, daha çok erken dedi. Rahat olun tamam mı? İkilemde bırakacak bir şey söylemeyin sakın. Eren, abini sevmediğini biliyorum ama yarın o senin abin değil avukatın olacak. Ters bir şey yapma, hepimiz yanarız.” Eren pür dikkat dinlediği Demir’den gözlerini kaçırdı. Yarım bir ağızla “Tamam, zaten hiçbir zaman abim olmadı o herif.” dedi. Gizem Eren sözünü bitirir bitirmez konuşmaya dahil oldu. “Prova mı yapsak acaba? Yani ne diyeceğimizin provasını yapsak şimdi. Heyecandan yanlış anlaşılacak bir şey söylemeyelim.” Demir başını olur anlamında salladı ama Eylül aynı fikirde değildi. “Ne yaşadıysan, o gün ne yaptıysan anlatacaksın işte. Prova yapıp her şeyi tekrar canlandırmanın anlamı yok bence.” Yiğit de Eylül’e katılıyordu, yarın onlarca kişiden duyacakları şeyleri şimdi duymak istemiyordu. Eren birkaç saniye Demir’le göz göze geldi ve “İlk defa Eylül haklı bence. Duymak istemiyorum, yeterince vahşete maruz kaldık.” dedi. Eylül kahvesinden aldığı yudumu yuttu, gözlerini Eren’e çevirdi. “Benimle ilk defa aynı fikirde olduğun için bu haldesin zaten biraz geç kaldın. Ama tutumunu takdir ettim, aferin.” Eren sinirlenmesine rağmen ortalığı karıştırmamak için kendini tuttu. Demir sırf tartışma çıkmasın diye saçma bir konu açtı. “O değil de, altın ne kadar uçmuş ya.” Hepsi şaşkın gözlerle Demir’e baktı. En çok şaşıran Eren olmuştu. “İyi mi lan bu? Valla günler sonra normal bir konuşma açtı.” Demir gözlerini belerterek Eren’in omzuna vurdu ama konu grubun ekonomisti Yiğit’in hoşuna gitmişti. Konu konuyu açtı, altınla başlayıp çikolata markalarına kadar geldiler. En son kalkmadan önceki konuysa kahve olmuştu. Eren kahvenin dibini kafasına dikti, yüzünü ekşiterek Demir’e sitem etti. “Oğlum, o kadar paran var valla halin vaktin de yerinde nazar değmesin.” Tahtaya vurdu. “Ama yani düzgün bir kahve al Allah aşkına. Bu nedir ya Samet amcanın mazotunun tadı bile daha güzeldir.” Demir gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı, baştaki kasvetli havadan eser kalmamıştı. Yiğit lafa girdi. “Yalnız haklı çocuk, ben böyle rezil bir kahve içmedim daha önce. Demir çöz şu işi.” Eren gülmemek için çabalayan Demir’in omzuna dokundu. “Ya kardeşim, kahve kıtlığı varsa söyle bir dahaki buluşmaya getireyim. Hayır baya da kahve içiyor bu vatandaşımız, yazıktır ya bunu içiyorsan.” Demir burnunu çekti. “Eren teşekkürler ama ben bu kahveyle mutluyum. Bir dahakine kendi kahveni getir sana ondan yapayım.” Gülmeye başladı bu sırada Gizem Eylül’ün koluna dokundu. “Kız, sen kaç gündür burada yaşıyorsun hakikaten içebiliyor musun bu kahveyi?” Eylül bardağı eline aldı ve Gizem’e döndü. “Başta içemiyordum aslında da adam beni evine aldı, mecbur sevmesem içiyordum onunla beraber. Alışıyorsun ama sonra, saf kafein tadı geliyor.” Demir şaşırmış bir şekilde Eylül’e baktı. “Aşkım, söyleseydin daha yumuşak içimli bir kahve alırdım da onu yapardım sana. Şimdi mi söylenir bu?!”
“Demir’cim söylemeyeyim diyorum da söyleyeceğim artık. Gencolar bu kahve ekstra kafeinli olanlardan. Eve başka kahve girmiyor zaten. O yüzden-“ Yiğit Eylül’ün lafını böldü. “Haa, o yüzden zehir gibi tadı. Valla fareye versen bunu zehir sanıp teslim olur. Ya abi bırak kafeinliymiş teinliymiş işlerini, çarpar lan bu ayrıca çok içersen. Kız kaç bardak içiyor bu?”
“En az beş bardak, dün yedi içti ama mesela. İlginç bir şekilde çarpmıyor, nasıl bir kalbi varsa artık.”
“Oha lan. Oğlum niye bu kadar içiyon ya, bir de fazla kafeinli olandan içiyordun. Alkol al onun yerine.”
“Yiğit merak etme arada alıyor.”
“Ya Eylül, Yiğit tamam bir susun. İyiyim ben. Kahveyi çok seviyorum, alkol de arada işte iyi gidiyor.”
Eren Demir’de bir sıkıntı olduğunu anlamıştı. “Tadını bile almıyorsun değil mi kahvenin?”
“Eren ne saçmalıyorsun ya, alıyorum tabi ki. Biraz ağır normale göre ama Eylül’ün dediği gibi işte alışıyorsun.”
“Demir, kafeinle gündüzleri kafanı meşgul etmeye çalışıyorsun, alkolle de geceleri susturamadığın düşüncelerini susturmaya. Onun için değil mi?”
Demir yutkundu, şaşkın gözlerle Eren’e baktı ve kısık bir sesle “Nereden biliyorsun bunu?” diye sordu. Eren kaçamak bir cevap verdi ona. “Biliyorum işte.” Demir ısrar etti, Eylül ve Yiğit de meraktan nereden bildiğini sordular. Eren tam cevap verecekken Gizem araya girdi. “Damla’dan biliyor.” Hepsinin gözleri kıza döndü. “Damla da böyle yapıyordu. Gündüzleri kendini hep bir şeylerle meşgul etmeye çalışıyordu; resim yapıyordu, kahve içiyordu bolca, ders çalışıyordu falan ama bunları istediği için yapmıyordu. Hatta nefret ederdi ders çalışmaktan, resim yapmaktan falan. Eren bunu sen bile bilmiyor olabilirsin ama o kahve sevmezdi. Kafein almak için zorla içiyordu, çok içince çarpıntı yapıyordu ona ama yine de içiyordu. Akşamları da yalnız kaldığında az miktarda alkol alıyordu, sigara da içtiği oluyordu arada.” Eren’in gözleri dolmuştu. Damla ile ilgili bazı şeyleri bilmediğini fark etti. “Damla’yı çocukluğumdan beri tanıyorum ama bunları neden benden gizledi? Kahve sevmemesi, sigara içmesini falan yani. Ben yargılamazdım onu.” Gizem iç çekti. “Seninle ilgisi yok aslında. Onun da geçmişinde yaşadığı çok şey vardı belli ki. Arada yapıyordu zaten Demir gibi ama inan neden başta senden gizledi bilmiyorum. Ben senden önce öğrendim, benden kimseye söylemememi istedi ama sanırım artık anlaşmayı bozabilirim. Bir tek sen ve ben biliyorduk Damla’nın yaşadıklarıyla böyle baş etmeye çalıştığını. Sen hatta onu durdurmaya çalışmışsın kalbine zarar gelmesin diye ama Damla bir süre sonra senden gizli de olsa yaptı bunları. Eren, o hiçbir zaman alkolü ve sigarayı sevmedi sırf beynini susturmak için yapıyordu. Kendini suçlama.” Eren anladım anlamında başını salladı ve sandalyeye geri oturdu. Başını kaldırdı. “Onu canımdan çok seviyordum ama koruyamadım onu, yapamadım. Onun öldüğü gün kendime bir söz vermiştim ben. Ona bunu yapanı bulacağım diye. Bulamadım, bir sene olacak nerdeyse ama bulamadım. Tek istediğim onun katilini bulmak, belki aradığımız katil onunda… Off, bilmiyorum. Yaşasaydı o da bize katılırdı, yardım ederdi ve beni ayakta tutardı ama yok işte ve ben kendime verdiğim sözü bile yerine getiremedim.” Demir bir kolunu Eren’in omzuna attı. “Eren, vazgeçme ve umudunu yitirme öncelikle. Onu da bulacağız, sana söz veriyorum ben. Şu işten bir sağ çıkalım, ilk yapacağım şey senin kendine verdiğin sözü yerine getirmen için sana yardım etmek olacak. Ne pahasına olursa olsun. Keşke Damla da aramızda olsaydı, keşke o da bize dahil olsaydı ama…” Demir de cümlenin sonunu getiremedi. Herkes tekrar susmuşken Eylül ayağa kalktı, bardağını kenara itti ve gözlerini kısıp Demir’e kitlendi. “Damla hiçbir zaman aramızda olamayacaktı belki de.” Hepsi çölden Antartika’ya düşmüş gibi buz kesildi, ortamın neşeli havası yerini öfkeye bıraktı. Eren sandalyeyi devirerek ayağa kalktı ve Eylül’e sinirle bağırmaya başladı. “Ne diyorsun lan sen?! Ona benim yanımdayken hiçbir şey olamazdı. Ondan nefret ediyor olman buradakilerin fikrini değiştirebileceğin anlamına gelmiyor ha ama siz onu aranıza almasaydınız da biz ikimiz birbirimize yeterdik, ben de gelmezdim yanınıza. Damla hakkında düzgün konuş!” Demir de ayağa kalktı. “Sen de sevgilimle konuşurken sesini alçaltarak konuş!” Eylül’e döndü. “Aşkım ne diyorsun sen? Damla’yla alıp veremediğin mi vardı da senin?” Eylül’den cevap gelmeyince tekrar Eren’e döndü. “Bak, Damla bizim de arkadaşımızdı. İkinizi de aramıza alırdık böyle bir kaosta tabi ki. Şimdi ortalığı alevlendirmeyin ikiniz de.” Eren Demir’den birkaç adım uzaklaştı ve gözlerini Eylül’e çevirdi. “Tamam, alevlendirmeyelim ortalığı ama söyleyeceksin ne demek istediğini. Açık konuş Eylül Hanım!”
“Gayet açıktı dediğim. Damla geçen sene ölmeseydi de şu anda aramızda olmazdı. İlk ölenlerden bir o olurdu.” Eren tam ağzını açacaktı ki Demir araya girdi. “Eylül! Ne alaka ya, nerden böyle bir şey diyebiliyorsun?”
Eylül gözlerini herkesin üstünde gezdirdi, en son Eren’le göz göze geldi. “Biraz mantıklı konuşalım, şimdi hepiniz beni iyi dinleyin. İlk ölen kişi yani Alp Eren’in en yakın arkadaşıydı. İkinci ölen Serkan da Eren’in yakın arkadaşıydı. Futbol takımı hani Eren’in kurduğu takım bir anda ortadan kayboldu ve sonra hepsi bir otobüsün içinde ölü bulundu. Sonraki birkaç cinayet de Eren’in görüştüğü insanlardı. Nedense Eren’in hiç görüşmediği insanlar sağ ama onu tanıyan ve seven herkes şu anda öldü. Biri hariç tabi, Emir hoca. Tesadüf mü lan bunlar ha?! Değil bence. Damla’yla birbirinizi canınızdan çok seviyordunuz. O yüzden Damla yaşasaydı ilk ölen o olurdu büyük ihtimalle. Anladın mı şimdi neden bahsettiğimi Eren Bey?!”
Herkes Eylül’ü dinliyordu, söyledikleri mantıklıydı ama inanmak isteyen yoktu. Demir normal bir ses tonuyla “Yani sen bu seri cinayetlerde Eren’in bir parmağı mı var diyorsun?” diye sordu. Eren hızla başını Demir’e çevirdi, gözleri dolmaya başlamıştı. “Lan ben bir şey yapmadım. Cani miyim ben sevdiklerime zarar vereyim? Ya hiç mi güvenmediniz bana!” Yiğit Eren’in bu haline üzülmüştü, yanına yaklaştı. “Ben güveniyorum sana. Sen yapmış olamazsın, kimseye zarar verecek birine benzemiyorsun zaten. Ama Eylül’ün dedikleri de kafa karıştırıcı şimdi.” Demir’e baktı. “Demir, Eylül’ün kurduğu bağlantılar doğru ama Eren suçlu değil.” Demir de ikisine yaklaştı, kafası inanılmaz karışmıştı, midesi de kahveden dolayı bulanıyordu. “Eren’i suçlayan yok, Eylül de Eren katil demiyor. Ama gerçekten neden ilk ölenler Eren’in sevdikleri de sonrakiler Eren’le alakasız kişiler? Olay Eren’le ilgili olsaydı sadece sevdikleri ölürdü, şu an tüm fakülte yok oluyor.” Eylül araya girdi. “Olayda Eren’in parmağı yok zaten ama Eren’le uzaktan da olsa bir ilgisi var. Belki de katil bunu planlamaya seneler önce başlamıştı.” Demir kaşlarını çattı. “Nasıl yani? Seneler önce bunu kurguladıysa neden şimdi hayata geçirdi?” Eylül onların yanına yaklaştı, Gizem de yakınlarına geldi. “Neden şimdi sorusunun cevabını bilmiyorum ama Damla geçen sene öldü, belki de ilk cinayet Alp değil Damla’ydı.” Herkesin kanı donmuştu. Gizem bıçak açmayan ağzını açtı ve öldürücü darbeyi indirdi Eren’e. “Ya ben bunun Eren’le ilgisi olduğunu düşünüyorum aslında. Olaylar birbirini tamamlıyor, tüm cinayetlerin bir ortak nedeni olması gerek, belki de Eren haklıdır. Damla’nın katiliyle şimdiki katil aynı kişidir veya kişilerdir. Bir de Eren dedi ya Damla yaşasaydı ben onu korurdum, ona benim yanımda bir şey olmazdı diye. Eminim kendini bile siper ederdin Eren ama şu bir gerçek ki Damla Eren’in yanında öldü. Öldüğü an yanında olan tek kişi Eren’di. Koruyamadın demiyorum sana Eren ama senin yanında öldürdüler kızı. Ardan aylar geçti ve senin sevdiklerin teker teker öldürülmeye başladı. Sen yine onların ölü bedenlerini gördün, Damla kadar canını acıtmadı belki, atlatabildin biraz olsun ama kaybedecek bir şeyin olmadığı noktaya yaklaşıyorsun. Yanındakileri korurum zannediyorsun ama darbeyi yapanı bilmeden kimseyi koruyamazsın. O gün birinin kızın peşinde olduğunu bilseydin Damla ölmesin diye her şeyi yapardın, silahın önüne atlardın, canını verirdin belki de ama tahmin edemedin böyle bir şey olacağını, kimse edemezdi zaten ama o gün Damla öldü. Biz de aynı durumdayız, ölümün nerden bize yaklaştığını bilmiyoruz o yüzden de savunmasızız.”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

2okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18