7. bölüm / 9
AMFİDE CİNAYETAVUKAT VEYA ABİ
Bölümler 9Şu an: AVUKAT VEYA ABİ
- 1 4 ŞUBAT 2025 — BAŞLANGIÇ1.986 kelime
- 2 SORGU ODASI2.021 kelime
- 3 İKİNCİ CİNAYET1.852 kelime
- 4 KURULMASI GEREKEN BAĞ2.378 kelime
- 5 KAPANA KISILMAK979 kelime
- 6 NEFRET VE AŞK1.774 kelime
- 7 AVUKAT VEYA ABİ2.054 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 SİLAH VE ÇIĞLIK SESLERİ1.964 kelime
- 9 BAĞLANTILAR2.031 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Hava kapalı ve rüzgarlıydı. Sokak lambalarının bir kısmı yanıyordu ama kalan kısım ışığını kendine saklamış halde geceyi bekliyordu. Bugün Eren için ya bir yıkılış ya da bir barış günü olacaktı. Yıllardır konuşmadığı abisinden kendisinin avukatı olmasını isteyecekti. Demir ve Yiğit onunla beraber gelecek olsa bile konfor alanından çıkması onu rahatsız ediyordu. Koltukta uyuyakaldığı için boynu tutulmuş bir halde berbat bir güne uyanmıştı. Boynunu bir eliyle tutarak banyoya girdi. Belki ağrıyı azaltır diye ılık bir duş aldı. Dünden kalan kahveyi soğuk olmasına rağmen bir bardağa koyarak içmeye başladı. Birazdan giyinip evden çıkması gerekiyordu, evinin ilerisindeki bir kafede buluşup gideceklerdi. Üstüne havayla uyumlu şekilde siyah bir sweatshirt ve siyah eşofman altı giydi. Kıvırcık saçlarını elleriyle beceriksizce düzeltti ve sevmediği parfümlerden birini sıktı. Anahtarını ve cüzdanını masadan aldı ve siyah spor ayakkabılarını ayağına geçirdi. Siyah kabanını da alarak evden çıktı. Kafeye doğru ilerlerken kabanının cebinde duran airpodsunu çıkarttı ve kulağına götürdü. “Bored” şarkısı çalmaya başladı. Eylül gibi karmaşık listeleri yoktu, söz konusu müzik olunca şarkıları hep kategorilere ayırırdı. Kasvetli havada siyah kombin ve arka fonda mutsuz şarkılar eşliğinde yıkımına doğru yol alıyordu. Kafeye yaklaştıkça adımları yavaşlamaya başladı, vazgeçmek istiyordu ama artık her şey için çok geçti.
Yiğit, sabahın erken saatinde uyanmış, koşudan dönüyordu. Eren’in aksine onun için çok normal bir gündü. Tek korktuğu şey hocanın isteklerini reddedip savunmasız kalmalarıydı. Tek başına mücadele etmekten korkmuyordu ama yolculuğun sonu ölüme de çıkabilirdi. Duşa girdi, ailesi işe gitmişti, evde yalnızdı. Grupta kendine dikkate eden o ve Gizem’di. Sağlığına önem veriyordu ve dolayısıyla yediğine ve içtiğine de. Klasik yulaflı kahvaltısını hazırladı ve kahvesini de alarak mutfak masasında yemeye başladı. Bu esnada Demir’i aradı ama açmadı. Bazen gruptan kendini dışlanmış hissediyordu çünkü ne zaman bir kavga veya tartışma olsa kendisi konuyu dahi bilmeyen o kişiydi. Gizem’le bu konuda aynı düşünüyorlardı. Eren ve Eylül arasındaki nefretin nedenini bilmiyordu ama tahmin edemeyecek kadar da konuya uzaktı aynı zamanda. Kahvaltısını bitirdi ve giyinmeye başladı. Asker yeşili kazağı ve siyah kot pantolonunu üstüne geçirdi. Kırık beyaz kabanı ve beyaz spor ayakkabısıyla evden çıktı, buluşmaya sözleştikleri kafeye doğru ilerledi.
Demir Eylül’ün yatağında ona sarılmış bir şekilde uyandı, Eylül hala uyuyordu. Kolunu kurtardı ve Eylül’ün başını yavaşça omzundan yastığa doğru kaydırdı. Emir hocaya gitmek için bir saate çıkması gerekiyordu ama Eylül’ü bırakmak da istemiyordu. Yataktan kalktı, banyoya gidip elini yüzünü yıkadıktan sonra mutfağa gitti. Dolapta yiyecek bir şey olmadığından market uygulamasına girdi. Dolabı doldurup taşıracak kadar çok şey sipariş verdikten sonra tekrar Eylül’ün yanına gitti. Saçlarını okşadı, tam bu esnada Eylül de uyanmaya başlamıştı. Gözlerini yavaşça açtı ve Demir’e bakıp gülümsedi. “Sevdim ya böyle uyuyup uyanmayı. Napsak sıklaştırsak mı?” Demir güldü, bu laf çok hoşuna gitmişti ama belli etmemek için kafasını çevirdi. Eylül yataktan kalktı ve Demir’i yanağından öptü. Elini yüzünü yıkamak için banyoya gireceği sırada kapı çaldı. Eylül ilk başta irkildi, bunu fark eden Demir de yataktan kalktı ve “Korkma marketten birkaç şey sipariş etmiştim onlar geldi.” dedi. Sonra bir anda duraksadı ve “Sen her kapı çaldığın böyle irkiliyor musun?” diye sordu. Eylül banyo kapısından “şu sıralar hep sen geliyorsun o yüzden korkmuyorum kapı çalınca ama bugün sen gelemeyeceğine göre… Evet, korkuyorum eğer sen değilsen oldu mu? diye cevap verdi ve banyo kapısını kapattı. Demir’in içi rahat etmemişti ve Eylül’ün evinde güvende olmaması onu daha çok germeye başlamıştı. Siparişleri teslim aldıktan sonra mutfağa gidip yerleştirmeye başladı. Eylül mutfağa adımını atar atmaz gördükleri karşısında şok olmuştu. “Demir bu ne oğlum! İkimiz eve çıksak mutfağa bu kadar şey almayız.” Demir bir yandan sebzeleri yerleştiriyor diğer yandan da Eylül’e cevap veriyordu. “Biz eve çıksak mutfak daha da dolu olurdu çünkü alışverişleri ben yapardım. Ayrıca bir gün beraber eve çıkacağız. Kendimize ait evimiz de olacak.”
“Olur olur boşver şimdi. Ne kadar tuttu burası?”
“Sana ne kızım, napcan ayrıca?”
“Gerizekalı o kadar çok şey almışsın ki iki ay yeter bu bana. Senin cebinden çıkamaz bu lütfen söyler misin?”
“Hediyem olsun aşkım.”
“Kabul etmiyorum. Ya söylersin parayı gönderirim ya da bunları evine gönderirim.”
“Ya sevgilime hediye almışım çok mu ya.”
“Çok mu diyor bir de ya. Ayrıca hediye olarak mutfak mı satın alınır?”
“Alınır ya, sevgilimi ve sağlığını seviyorum çünkü. Bahanem de bu. Yalnız ben yarım saate çıkıcam biraz yardım edersen sevinirim.”
“Tamam kahvaltı ediceksin değil mi?”
“Zaman yok sen et diycem ama etmeyeceksin biliyorum.”
“Bari sandviç hazırlayayım sana kahveyle, onu ye de git.”
Demir aldıklarını yerleştirken Eylül de kahveyi demledi ve Demir’in aldıklarıyla ona sandviç hazırlamaya koyuldu, kendisi kahvaltı etmeyi sevmediğinden sadece kahve içecekti. İkili ortalığı topladıktan sonra masaya oturdular. Demir Eylül’e sandviçten alması için zorlasa da boşunaydı. Daha sonra kahvaltı edeceğim dese de Demir onun yapmayacağını biliyordu. Kahvaltı sonrası Eylül’le vedalaşıp evden istemeyerek de olsa çıktı ve kafeye doğru arabasını sürmeye başladı.
Eren kafeye ilk gelendi ardından Yiğit geldi. Selamlaştılar ve iki yabancıymış gibi Demir’i beklemeye başladılar. Yaklaşık on dakika sonra Demir’in arabası kafenin önüne doğru sağ çekti ve ikisi de arabaya bindiler. Gergin ve sessiz bir şekilde Emir hocanın evine gittiler. Siteye girip aracı park ettikten sonra eve doğru yürümeye başladılar. Demir birden ikisini de durdurarak “Eren, iyisin ve hazırsın değil mi? Bak lütfen yanlış bir şey söylemeyin ya da daha önemlisi kavga etmeyin. Aranız kötü ama bu ikinizin yani abi kardeşin meselesi, bugün avukatımız olarak görüşeceğiz. Rica ediyorum Eren.” Eren tamam anlamında başını salladıktan sonra zili çaldı. Hizmetçi kapıyı açtı ve onlara kim olduğunu ve randevu alıp almadıklarını sordu. Randevusuz geldiklerini öğrenince içeri alamayacağını söyledi. Kadın tam kapıyı kapatacakken Eren öne atıldı. “Ben kardeşi Eren, bunu söylerseniz boşluğunu bizimle değerlendirecektir. Zaten okula gitmiyor, avukatlık yapıyor diye biliyorum. İllaki boş vakti vardır.” Hizmetçi sekreterine bunu ilettikten sonra onları içeri aldı ve beklemelerini söyledi. Üçü de beklemeye başladılar, Eren’in stresten elleri titriyordu. Demir bunu fark etti ama ortamın sessizliğini bozamadığından onu uyaramadı. Emir hoca okula gitmediği zamanlarda evden çalışıyordu, pek fazla müvekkili yoktu bu nedenle sıkça boş vakti oluyordu şu sıralar. Evi iki katlı kocaman bir villaydı. Giriş kattaki bir odayı çalışma odasına bir başkasını da ofise çevirmişti. Girişten sağdaki ilk odada ise sekreteri oturuyordu. Okula gitmediği zamanlarda sekreteri evin giriş katında akşama kadar çalışıyordu. Giriş katında kocaman bir salon ve geniş bir mutfak vardı. Üst katta ise odalar yer alıyordu ve eşiyle beraber genellikle orada vakit geçiriyorlardı.
Üçü birlikte Emir hocanın ofisine geçip sandalyelere oturdular. Emir hoca sandalyesinde oturmuş onları bekliyordu. “Hoş geldiniz gençler. Sizleri beklemiyordum doğrusu. Evet bu sürpriz ziyaretinizin nedeni nedir?”
Demir sözü devraldı. “Son dönemdeki olayları biliyorsunuz. Birkaç güne mahkememiz var ve bir avukata ihtiyacımız var. Bu konuda avukatımız olarak sizi istiyoruz, başka güvenebileceğimiz biri yok. Bize yardım edebilir misiniz?” Emir hoca duydukları karşısında şaşırmıştı, ellerini masanın üzerinde birleştirerek ciddi bir ifade takındı. “Siz öğrencilerime yardım etmek isterim, edeceğim de. Sorguda söylediklerinizi ve sizin gözünüzden son birkaç haftayı dinlemem gerekiyor. Merak etmeyin elimden geleni yapacağım. Ama güvenmeniz gerekiyor bana, özellikle Eren. Sonuçta bana güvenip gelmişsiniz hepiniz. Bunca yıl sonra Eren de güvendiyse bana siz kesin güvenirsiniz.” Eren derin bir nefes aldı ve abisinin nispet yaparmış gibi söylediği cümlesine cevap verdi. “Ben sana pardon size avukat olarak güveniyorum ve bu nedenle geldim. Abim olan Emir’e güvenmediğim gerçeğini değiştirmiyor ama başarılı bir avukatsınız kabul ediyorum. Yalvarmıyoruz size ama şu an yardım edebilecek tek kişi sizsiniz. Buraya geçmişi bırakıp geldim, şimdi sen de öyle yap.” Emir duydukları karşısında tatmin olmamış gibiydi, Eren’in kendisin karşısına geçip ona sırtını dayadığı gerçeğini kabullenmesini istiyordu. Zorlamaya başladı. “Tamam abim. Yardım edicem ama özellikle senin buraya kadar gelip bana yaslanman hoşuma gitti, bunu söyleyecektim. Bu hayatta kimseye yalvarmaman gerektiğini de sana ben öğrettim zaten. Aferin, sonunda adam olmuşsun biraz bile olsa.” Eren sinirlenmeye başladı, Demir’e söz vermişti, olay çıkartmayacaktı ama dayanamadı. “Ben adam olduysam senin arkandan gelmeyip kendi yolumu çizdiğim içindir. Sen bana ne yapmamam gerektiğini gösterdin. Sana yaslandığım veya götümü kurtar diye geldiğim yok. Masum olduğumu ve diğerlerinin de masum olduklarını biliyorsun, adaleti sağlansın da gerçek manyak ortaya çıksın istiyorum. Bunun için geldim sana. Beni zorlama istediğini alamayacaksın, yenilmiycem sana karşı. Ezip geçemeyeceksin beni, istediğin kadar zorla ama bugün bu adama söz verdim ben olay çıkartmayacağım diye. Ben sözümü tutarım. Avukat müvekkil ilişkisi var şu andan itibaren aramızda. Ben senin kardeşin değilim sen de benim abim değilsin.”
“Her zaman öyleydi zaten Eren, ben hiçbir zaman senin abin olmadım zaten. Beni kabul etmedin. Şimdi dediğin gibi olsun. Avukatınız olarak size birkaç soru soracağım.”
Bir saate yakın görüşmeden sonra bütün soru işaretleri cevaplanmıştı. Emir hoca kızlarla da konuşmak istediğini söyledi ve yarına onlara bir randevu ayarladı. Tam çıkmak için ayağa kalktığında Emir hoca Yiğit’e seslendi. “Yiğit, olaylardan ve karmaşadan uzak durmak nasıl bir his? Eren’i tanımıyorsun, aramızda ne var bilmiyorsun. Güzel olmalı ya. Ama seni dışlamıyorlar mı? Sanki biri harcansa gruptan ilk seni harcarlar gibime geliyor.” Yiğit bir anda şoka uğramıştı, ne diyeceğini bilemedi ama altta kalmamak için de bir cevap verdi. “Öyle bir şey yok. Kimse kimseyi harcamaz bizde. Eren de sizinle olan meselesini anlatmak isterse dinlerim onu her zaman. Avukatımız olmanız kişisel ilişkilerimize burnunuzu sokacağınız anlamına gelmiyor.” Emir hoca sırtını geriye yasladı, rahat bir tavırla “Yok ben seni sevdim de uyarayım dedim. Dikkat et bence. Görüşürüz o zaman gençler. Ha kızları da yarın bekliyorum. Özellikle Eylül’ü.” dedi. Demir sakince bekliyordu ama bir anda yüzü ciddileşti. “Pardon neden Eylül?” Emir hoca umursamaz bir tavırla cevap verdi. “Görmek istiyorum onu, bir şeyler bilme ihtimali olduğuna inandım. Bu nedenle de konuşmak istiyorum, diyecekleri önemli olabilir.” Demir tam ağzını açıp bir şey diyecekken Eren ona fırsat vermedi. “Rahat bırak lan kızı. Artık bir dur ve kızı rahat bırak. Bunca olaydan sonra da bir daha onun adını ağzına alma.” Eren bir hışımla odadan çıktı. Ardından anlamsız gözlerle bakan Yiğit ve Demir de odayı ve evi terketti. Eren onları dışarda arabaya yaslanmış bir şekilde bekliyordu. Demir kapıdan çıktı ve Eren’in koluna yapıştı. “En son dediğinin ne anlama geldiğini anlatacaksın. Kaçarın yok yoksa-“ Eren kolunu kurtardı ve cümlesini bitirmesine fırsat bile vermeden “Ne anladıysan o işte. Ben söylemem ama sevgiline söyle o anlatır. Bence anlatmaz ama sevgilisi olarak bir şansını dene.” dedi. Demir sinirlenerek ellerini saçlarına götürdü. Söz konusu Eylül olunca onda akar sular duruyordu. Yiğit Demir’i sakinleştirmek için yanına geldi. Bu sırada Eren hızlı adımlarla oradan uzaklaşmaya başladı. Demir arkasından bağırdı. “Anlatıcaksın Eren, yoksa senin ne kadar pisliğin varsa bulur ortaya saçarım. Üzülürsün kardeşim!” Eren duymamış gibi davranıp yürümeye devam etti ve gözden kayboldu. Yiğit ne olduğunu anlamayarak “Ben anlamadım ne olduğunu ve Eylül ne alaka şimdi?” diye sordu. Demir derin bir nefes alarak “Bilmiyorum ama Eylül’e sorsam anlatmaz ve Eren’le de kesin kavga eder. Bir şekilde çıkar ortaya gerçekler. Daha ne kadar saklayacağını düşünüyor acaba gerizekalı? Var bir karın ağrısı Eren’in ama işte anlamadım. Hadi arabaya binelim de gidelim. Eylül evde yalnız.” Yiğit tamam anlamında başını sallayarak arabaya bindi ve Demir onu evine bırakıp Eylül’ün yanına gitti. Kapıyı birkaç kere çaldı ama açan olmadı. Anahtarı yoktu ve kapı iki dakikadır açılmıyordu. Telaşlanmaya başladı, Eylül’ü aradı. Telefonuna ulaşılamıyordu ve evden ses de gelmiyordu. Stresi başına vurmaya ve telaştan mantıklı düşünememeye başladı. Kapıyı kırmak için kilidine tekme atmaya başladı. Arada kaçırıyordu ama sertçe ardı ardına tekmeler atıyordu. En sonunda kilit kırıldı ve kapı açıldı. İçeri adım attığından hızlıca etrafa bakmaya başladı. Evde her şey yerli yerindeydi, masada bir tane boş kahve bardağı vardı. Yatak topluydu ve ortada şüphelenecek bir durum yoktu. Banyonun kapısının kapalı olduğunu fark etti, kilitli değildi. Kapıyı hızlıca açtı ve gördüğü manzaradan sonra başına kaynar sular döküldü, boğazı düğümlendi. Eylül yerde hareketsiz bir şekilde yatıyordu. Başını yere vurmuş olmalıydı ki başı kanıyordu. Demir korkuyla yere eğildi ve Eylül’ü kucakladı. Yüzüne vurarak uyandırmaya çalıştı, bir yandan da bağırarak adını söylüyordu. Eylül hiç hareket etmeden Demir’in kollarında yatıyordu. Demir’in gözlerinden yaşlar gelmeye başladı, üstüne kapandı ve başını yüzüne dayadı. “Eylül, Eylül’üm. Nolur uyan, lütfen yalvarırım. Hadi kalk güzelim, lütfen. Özür dilerim, çok özür dilerim seni yalnız bıraktığım için. Tamam hadi uyan birtanem, bırakma beni. Eylül!” Bacaklarını kavradı, gözünden akan yaşlar Eylül’ün tişörtünü ıslatıyordu. Eylül’ü kucakladı ve ayağa kalktı. Eylül kucağında baygın halde yatarken Demir onu arabaya götürdü ve arka koltuğa yatırdı. Ağlayarak arabayı hastaneye doğru sürmeye başladı. “Eylül, aşkım dayan. Nolur dayan, benim için dayan. Hayallerimiz vardı ya bizim, ben dün gece gerçekleştireceğiz diye söz verdim sana. Uyan gerçekleştirelim onları. Her şeyi yaparım, her şeye katlanırım sen yaşa diye. Bu kadar erken pes etme Eylül, yolumuz uzun bizim. Eylül kalk, kalmasan da ses ver nolur! Kalkmıyorsun tamam belki çok yorgunsundur. Korkutma ama beni bir uyanıp iyiyim desen olmaz mı? Eylül, Eylül bırakma lan bizi, sakın!”
Eylül sessiz ve hareketsiz bir şekilde arka koltuklarda yatıyordu. Demir’e tepki vermemişti, onu duymamıştı. Demir’in onunla kurduğu hayalleri bilmiyordu belki de o hayaller yarım kalacaktı.
Bölüm etkileşimi
